Futbol, Türkiye’de yalnızca bir spor değildir. Futbol; umut, kimlik, aidiyet ve milyonlarca insanın ortak duygusudur. Sokakta top oynayan bir çocuğun hayali, tribünde takımına gönül veren bir taraftarın kalbi ve bir ülkenin ortak heyecanıdır. Ancak ne yazık ki Türkiye’de futbol, uzun yıllardır sistemsel sorunların gölgesinde ilerlemeye çalışmaktadır. Sorun yalnızca sahada değil; altyapıda, yönetimde, eğitimde, ekonomide ve zihniyettedir.
Bugün Türkiye’de futbolun en büyük sorunu altyapı yetersizliğidir. Avrupa’da büyük kulüpler, başarılarını altyapıya yaptıkları yatırımlarla inşa eder. Bir oyuncu, 8–10 yaşından itibaren hem futbol eğitimi hem de karakter eğitimi alır. Türkiye’de ise altyapı çoğu kulüpte formalite olarak görülmektedir. Yetenekli çocuklar keşfedilememekte, keşfedilenler ise doğru eğitim sisteminden geçememektedir. Oysa futbolcu yetiştirmek, transfer yapmakla değil, üretmekle mümkündür. Çözüm açıktır: Her kulüp, gelirinin belirli bir yüzdesini altyapıya ayırmak zorunda olmalı ve altyapılar bağımsız şekilde denetlenmelidir.
Bir diğer önemli sorun ise yerli teknik ekiplerin ve futbolcuların eğitim eksikliğidir. Modern futbol artık yalnızca fiziksel değil; zihinsel, taktiksel ve bilimsel bir oyundur. Avrupa’da antrenörler sürekli eğitim alırken, Türkiye’de birçok teknik adam kendini geliştirmeden yıllarca görev yapabilmektedir. Futbol bilgisi güncellenmeden başarı mümkün değildir. Bu nedenle teknik direktörlük ve antrenörlük lisansları belirli aralıklarla yenilenmeli, zorunlu eğitim ve gelişim programları uygulanmalıdır.
Kulüp yöneticilerinde liyakat eksikliği de Türk futbolunun en büyük yaralarından biridir. Futbol kulüpleri artık amatör bir anlayışla değil, kurumsal bir yapı ile yönetilmelidir. Ancak birçok kulüpte yöneticilik, bilgi ve vizyona göre değil; güç, çevre ve prestije göre belirlenmektedir. Sonuç ise yanlış transferler, yanlış kararlar ve büyük borçlardır. Bir kulübü yönetmek, bir şirket yönetmek kadar ciddi bir sorumluluktur. Çözüm olarak kulüp yöneticileri için finans, spor yönetimi ve etik eğitimleri zorunlu hale getirilmelidir.
Finansal disiplinsizlik ise Türk futbolunu ekonomik olarak çöküşün eşiğine getirmiştir. Kulüpler, sahip olmadıkları paraları harcamakta, borçla başarı satın almaya çalışmaktadır. Bu model sürdürülebilir değildir. Avrupa’da uygulanan finansal fair-play kuralları Türkiye’de de katı şekilde uygulanmalıdır. Gelirinden fazla harcayan kulüplere ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Çünkü borçla gelen başarı, geleceği yok eder.
Türkiye’de futbolun kronik sorunlarından biri de yabancı oyuncu bağımlılığıdır. Yabancı oyuncular elbette futbolun bir parçasıdır, ancak Türkiye’de bu durum bir bağımlılık haline gelmiştir. Kısa vadeli başarı uğruna yerli oyunculara fırsat verilmemekte, bu da milli takımın ve ülke futbolunun geleceğini zayıflatmaktadır. Oysa güçlü futbol ülkeleri, önce kendi oyuncularını yetiştirir.
Federasyon ve hakem sorunları ise futbolun adalet duygusunu zedelemektedir. Futbolda en önemli unsur güvendir. Taraftar, maçın adil yönetildiğine inanmazsa, futbolun anlamı kaybolur. Hakem sistemi tamamen bağımsız, şeffaf ve profesyonel bir yapıya kavuşturulmalıdır. Hakemler tam zamanlı profesyonel olmalı ve performanslarına göre objektif şekilde değerlendirilmelidir.
Taraftar kaynaklı küfür ve şiddet sorunu da Türk futbolunun imajına zarar vermektedir. Futbol, nefretin değil, tutkunun oyunu olmalıdır. Tribünler korkunun değil, coşkunun yeri olmalıdır. Eğitim, yaptırım ve kültürel dönüşüm birlikte uygulanmalıdır. Çünkü sporun olduğu yerde şiddet değil, saygı olmalıdır.
Bir diğer kritik sorun ise siyasetin futbola müdahalesidir. Spor, bağımsız olmalıdır. Futbol; güç gösterisinin değil, yetenek ve emeğin sahasıdır. Siyasetin etkisi arttıkça, adalet ve güven azalır. Bu nedenle federasyon ve kulüp yapıları tamamen bağımsız hale getirilmelidir.
Ancak tüm bu sorunlara rağmen umut vardır. Türkiye, genç nüfusu ve futbol sevgisi ile büyük bir potansiyele sahiptir. Doğru sistem, doğru eğitim ve doğru yönetim ile Türkiye, yeniden güçlü bir futbol ülkesi olabilir.
Çünkü futbol, sadece kazanmak değildir. Futbol, bir sistem işidir.
Sistem varsa başarı vardır.
Adalet varsa güven vardır.
Gelecek ise, bugünden inşa edilir.
Türkiye’de futbolun kurtuluşu; transferde değil, eğitimde…
Popülizmde değil, liyakatte…
Borçta değil, üretimdedir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Futbol sahada oynanır, ama geleceği masada yazılır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder