Bir zamanlar yoksulluk işsizlikle anılırdı.
Bugün ise yoksulluk, çalışanların gerçeği oldu.
Sabah erkenden işe giden, gün boyu emek veren,
akşam yorgun dönen milyonlarca insan var.
Ama ay sonunda hesap yine ekside.
Maaş yatıyor, aynı gün kira gidiyor.
Faturalar sıraya diziliyor.
Market poşeti küçülüyor.
Hayaller erteleniyor.
Artık mesele “iş bulmak” değil,
“çalışarak geçinebilmek.”
Çalışan fakir kavramı, modern çağın en büyük çelişkisi.
Emek var ama refah yok.
Mesai var ama birikim yok.
Çaba var ama güvenli gelecek yok.
Eskiden “Oku, çalış, kazanırsın” denirdi.
Bugün gençler üniversite mezunu ama
ailesinin yanında yaşamaya devam ediyor.
Beyaz yakalı ofiste, mavi yakalı sahada;
farklı kıyafetler, aynı geçim derdi.
Peki nasıl geldik buraya?
Gelir artarken alım gücünün düşmesi,
ücretlerin enflasyon karşısında erimesi,
konut fiyatlarının maaşları geçmesi,
borçlanmanın normalleşmesi…
Bir toplumda insanlar geçinebilmek için sürekli krediye başvuruyorsa,
orada sistem alarm veriyor demektir.
Çalışan insanın temel ihtiyacı nedir?
Barınma.
Beslenme.
Güvenli gelecek.
Eğer bir kişi tam zamanlı çalışmasına rağmen bunlara erişemiyorsa,
sorun bireysel değil yapısaldır.
Bugün birçok insan ikinci iş yapıyor.
Hafta sonu çalışıyor.
Ek gelir kovalamaya çalışıyor.
Ama yine de rahatlayamıyor.
Bu sadece ekonomik bir mesele değil;
aynı zamanda psikolojik bir kırılma.
Çünkü insan çalışıp karşılığını alamadığında
motivasyonunu kaybeder.
Adalet duygusu zedelenir.
Topluma olan bağlılığı zayıflar.
En tehlikelisi de şu:
Yoksulluk sıradanlaşıyor.
“Şükret” kültürü ile “geçinemiyorum” gerçeği arasına sıkışan insanlar,
artık ses çıkarmaktan yoruluyor.
Ama gerçek değişmiyor:
Çalışan kesim giderek daralan bir yaşam alanına sıkışıyor.
Bu düzen sürdürülebilir mi?
Çalışanların ezildiği bir ekonomik model uzun vadede ayakta kalabilir mi?
Orta sınıf erirse, toplum dengede kalabilir mi?
Bir ülkenin gücü sadece üretim rakamlarında değil,
o üretimi yapan insanların yaşam kalitesinde ölçülür.
Eğer çalışan insanlar fakirse,
orada büyüme kâğıt üzerinde kalır.
Bu yazı bir isyan değil.
Bir tespit.
Çalışmak hâlâ erdemdir.
Ama çalışanın korunmadığı bir yerde,
emeğin değeri sadece sözde kalır.
Belki de artık şu soruyu sormalıyız:
Ekonomi büyürken insanlar neden küçülüyor?
Artık yoksulluk tembellikten değil, çalışmaktan geliyor.






