Türkiye’de gençlerin evlilikten giderek uzaklaşması artık bireysel bir tercih meselesi olmaktan çıkmış, doğrudan ekonomik ve toplumsal bir soruna dönüşmüştür. Bugün evlilik, iki insanın gönül birliği kurmasından ziyade, ciddi bir finansal planlama gerektiren “lüks” bir yatırım haline gelmiştir. Ev kiraları, faturalar, temel yaşam giderleri ve iş güvencesizliği, gençlerin evlilik hayallerini daha başlamadan ertelemelerine neden olmaktadır.
Günümüz şartlarında evlenmeyi düşünen bir genç, öncelikle barınma sorunuyla yüzleşmektedir. Büyük şehirlerde kiralar asgari ücretin büyük bir kısmını hatta tamamını aşmış durumdadır. Bunun üzerine elektrik, su, doğalgaz ve internet gibi temel faturalar eklendiğinde, sadece “hayatta kalmanın” maliyeti dahi gençler için ağır bir yüke dönüşmektedir. Henüz evlenmeden bu giderlerle baş etmeye çalışan gençlerin, aile kurma sorumluluğunu üstlenmesi giderek imkânsızlaşmaktadır.
Ev kurmanın maliyeti de bir diğer önemli engeldir. Beyaz eşyalar, mutfak gereçleri, elektronik ürünler, mobilyalar ve yatak odası gibi temel ihtiyaçlar, artık taksitlerle dahi ulaşılması zor kalemler haline gelmiştir. Eskiden ailelerin destekleriyle daha kolay atlatılan bu süreç, bugün ailelerin de ekonomik olarak zorlanması nedeniyle gençlerin omuzlarına tamamen yüklenmektedir.
Tüm bunlara ek olarak düğün masrafları, evliliği adeta bir gösteri yarışına çevirmiştir. Salon kiraları, takılar, organizasyonlar ve geleneksel beklentiler, gençleri borçla evlenmeye zorlamaktadır. Oysa evlilik bir mutluluk başlangıcı olması gerekirken, günümüzde çoğu genç için borçla başlayan stresli bir sürece dönüşmektedir.
Ekonomik baskıların yanı sıra işsizlik ve iş yerlerindeki huzursuzluklar da evliliği erteleyen önemli faktörler arasındadır. Gençler, geçici işler, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşullarıyla geleceğe dair sağlam planlar yapamamaktadır. “Yarın ne olacağım belli değilken nasıl evleneyim?” sorusu, gençlerin en sık dile getirdiği cümlelerden biri haline gelmiştir.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre gençlerin yaklaşık %91’inin evlenmemiş olması, durumun bireysel değil, yapısal bir sorun olduğunu açıkça göstermektedir. Bu tablo, gençlerin evliliğe karşı olduğu anlamına gelmez; aksine şartların evliliği mümkün kılmadığını ortaya koyar.
Bir diğer önemli neden ise eğitim hayatı ve kariyer hedefleridir. Gençler, uzun süren eğitim süreçleri, mesleki belirsizlikler ve kendilerini ispat etme zorunluluğu nedeniyle evlilik yaşını ileri bir tarihe ertelemektedir. Günümüz dünyasında bireyler, önce ayakta durmak, sonra sorumluluk almak istemektedir. Bu yaklaşım, aslında bilinçli ve sağlıklı bir tutumdur.
İnsanlar artık önce kişisel gelişimlerini tamamlamak, hayatta istediklerini elde etmek ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanmak istemektedir. Çünkü mutsuz, borçlu ve güvencesiz bir evlilik; iki insanı da yıpratmakta, toplumsal sorunları daha da derinleştirmektedir.
Sonuç olarak, gençlerin evlenmemesi bir “isteksizlik” değil, bir “mecburiyet”tir. Ekonomik şartlar düzelmeden, istihdam güvencesi sağlanmadan ve temel yaşam maliyetleri makul seviyelere çekilmeden evlilik oranlarının artması beklenmemelidir. Gençlerin hayallerini suçlamak yerine, onları bu noktaya getiren koşulları sorgulamak gerekir. Çünkü bir toplumun geleceği, gençlerinin umutla kurabildiği hayatlar kadar güçlüdür.






