14 Şubat 2026 Cumartesi

HAYATA HER ZAMAN GÜLÜMSEYİN

 

Hayat bisiklete binmek gibidir; pedalı çevirdiğiniz sürece düşmezsiniz. Denge, harekette gizlidir. Durduğunuz an sendelemeye başlarsınız. Hayat da böyledir. İnsan durduğunda, vazgeçtiğinde, beklemeye çekildiğinde zorlaşır. Oysa küçük de olsa bir adım atmak, bir çaba göstermek, insanı ayakta tutar. Hayat bizden kusursuzluk değil, devam etmeyi ister.

Birçok insan hayatın kendisine haksız davrandığını düşünür. Oysa çoğu zaman sorun yolun kendisi değil, direksiyonun başında kimin olduğu sorusudur. Hayatınız istediğiniz gibi gitmiyorsa unutmayın; direksiyonda siz varsınız. Başımıza gelen her şey bizim suçumuz değildir elbette, ancak yön değiştirme gücü çoğu zaman elimizdedir. Aynı yolda ısrarla ilerleyip farklı bir son beklemek, insanın kendine yaptığı en büyük haksızlıktır.

Hayat bir hikâye gibidir. Bu hikâyenin değeri sayfalarının çokluğunda değil, satırlarının anlamındadır. Uzun yaşamak değil, dolu yaşamak kıymetlidir. Nice insan vardır; yıllar boyu yaşar ama bir iz bırakmaz. Nice insan vardır; kısa bir ömre koskoca bir anlam sığdırır. Hayat, hatırlanacak anlar biriktirme sanatıdır. Sevdiğin bir yüz, tuttuğun bir el, vicdanınla verdiğin bir karar… İşte hikâyeyi güzel yapan bunlardır.

Dünya bir okuldur. Ve bu okulda kimse mezun olmaz. Yaş kaç olursa olsun, insan her gün yeni bir dersle karşılaşır. Bazen sabrı öğreniriz, bazen kaybetmeyi. Kimi zaman susmanın, kimi zaman konuşmanın değerini anlarız. En zor dersler genellikle en kalıcı olanlardır. Acı öğretir, kayıp olgunlaştırır, zaman ise her şeyi yerine oturtur.

Bu okulda not sistemi yoktur ama bedeller vardır. Yanlışın bedeli, doğrunun ödülüdür çoğu zaman. İnsan hayat boyu öğrenir ama asıl mesele öğrenilenle ne yapıldığıdır. Aynı hatayı defalarca yapanla, ders çıkaran arasında derin bir fark vardır. Hayat, ezber kabul etmez; idrak ister.

Dünya bir sahnedir. Hepimiz bu sahnede bize verilen rolleri oynarız. Kimi anne olur, kimi baba; kimi işçi, kimi yönetici; kimi susar, kimi konuşur. Önemli olan rolün büyüklüğü değil, nasıl oynandığıdır. Küçük bir rolü onurla oynayan, büyük bir rolü samimiyetsiz oynayandan çok daha iz bırakır. Maskeler düşer, roller biter ama geriye karakter kalır.

Hayat, ne tamamen bizim kontrolümüzde ne de bütünüyle kaderin insafındadır. Bir tarafında irade, diğer tarafında kabulleniş vardır. İkisini dengeleyebilen insan huzura yaklaşır. Değiştiremeyeceğini kabullenmek bilgeliktir; değiştirebileceğini ertelemek ise korkaklık.

Sonuçta hayat, düşmemek için pedal çevirmeyi, yolunu bulmak için direksiyonu tutmayı, anlamlı bir hikâye yazmayı, ders almayı ve sahnede insan gibi kalmayı gerektirir. Uzun değil, doğru yaşamak… İşte bütün mesele budur.

12 Şubat 2026 Perşembe

YOKSULLUK TESADÜF DEĞİLDİR

 

Bir ülkede milyonlarca insan aynı anda yoksullaşıyorsa,
bu asla tesadüf değildir.


Bu durum ne bireysel hatalarla ne de “şanssızlıkla” açıklanabilir.
Yoksulluk, çoğu zaman yanlış ekonomik tercihlerle, kötü yönetimle ve adaletsiz sistemlerle büyür.
Bugün Türkiye’de insanlar çalıştıkları hâlde geçinemiyor. Emekliler ayın ortasını getiremiyor.
Gençler hayal kurmaktan vazgeçmiş durumda. Asgari ücret, artık
“asgari yaşamı” bile karşılamıyor.

Bu tablo bize şunu açıkça söylüyor: Sorun bireyde değil, sistemde.

İnsanlar Neden Yoksullaşıyor?

Yoksulluğun temel nedeni, yüksek enflasyondur. Enflasyon, görünmeyen
ama en acımasız vergidir. Maaşlar cebimize girer, fakat daha harcamadan erir. Market raflarındaki fiyatlar değişirken, maaşlar yerinde sayar.
Sonuçta çalışan da, emekli de, esnaf da fakirleşir.

Bir diğer neden gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Türkiye’de üretilen
toplam gelirin büyük kısmı küçük bir azınlığın elinde toplanırken, geniş
halk kesimleri bu pastadan yeterince pay alamaz. Zengin daha zengin olurken, orta sınıf yok olur; toplum yavaş yavaş ikiye bölünür: Ayakta kalmaya çalışanlar ve hiçbir şey hissetmeyenler.

Eğitim sisteminin zayıflaması da yoksulluğu besleyen önemli bir etkendir. Eğitim düştükçe nitelikli iş gücü azalır, düşük ücretli işler artar. İnsanlar bilgiyle değil, borçla yaşamaya başlar.

Peki Kimler İnsanları Fakirleştiriyor?

Bu soruya tek bir isim vermek kolaycı olur. Ancak gerçek şu ki; ekonomik kararları alanlar, bu sonuçlardan doğrudan sorumludur. Yanlış para politikaları, öngörüsüz bütçe yönetimi, plansız harcamalar ve liyakatsiz kadrolar, toplumun refahını doğrudan etkiler.
Kimsenin amacı açıkça “insanları fakirleştirelim” değildir. Ancak kısa vadeli siyasi kazançlar uğruna yapılan tercihler, uzun vadede toplumun tamamını yoksullaştırır. Bedeli her zaman halk öder.
Küresel krizler, savaşlar, enerji fiyatları elbette etkili olabilir. Ama güçlü ekonomiler bu tür krizleri yönetebilir. Zayıf yönetimler ise bu krizleri bahane eder.

TÜİK Gerçeği Yansıtıyor mu?

TÜİK’in verileri resmîdir ve uluslararası yöntemlere dayanır. Ancak halkın mutfağıyla birebir örtüşmediği yönünde ciddi eleştiriler vardır. Çünkü TÜİK yoksulluğu çoğunlukla gelire göre ölçer; oysa halk harcamaya göre yaşar.

Sendikaların açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırları ile TÜİK verileri arasındaki uçurum, toplumdaki güvensizliğin temel nedenlerinden biridir. İnsanlar “istatistiklere göre yoksul değil” denildiğinde, boş tencerelerine bakarak buna inanmakta zorlanıyor.
Gerçek hayatta yoksulluk, grafiklerle değil; ödenemeyen faturalarla, eksilen sofralarla, ertelenen sağlık harcamalarıyla ölçülür.

Gerçek Açlık ve Yoksulluk Nedir?

Bugün dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için gereken tutar, birçok çalışanın maaşını aşmış durumdadır. Kira, ulaşım, eğitim ve sağlık giderleri eklendiğinde yoksulluk sınırı, ortalama maaşların çok
üzerine çıkar.
Bu tablo bize şunu gösteriyor:
Türkiye’de milyonlarca insan fiilen yoksuldur, ancak istatistiklerde öyle görünmemektedir.

Türkiye Ekonomisi Nasıl Düzelir?

Ekonomiyi düzeltmenin sihirli bir formülü yoktur, ama doğruları bellidir:
Enflasyon kalıcı biçimde düşürülmeden refah sağlanamaz.
Ücretler, gerçek hayat pahalılığına göre belirlenmelidir.
Üretim ve istihdam desteklenmeli, rant ekonomisinden vazgeçilmelidir.
Eğitim, adalet ve liyakat güçlendirilmelidir.
Sosyal devlet anlayışı, bir lütuf değil, hak olarak uygulanmalıdır.

Son Söz

Yoksulluk kader değildir.
Bir ülkenin insanı çalışıyorsa, üretiyorsa ve hâlâ geçinemiyorsa; ortada büyük bir adaletsizlik vardır.
Ekonomi rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi, insanların hayatıdır.
Ve unutulmamalıdır ki; bir ülkenin gerçek zenginliği, kasasındaki para değil, halkının onurlu yaşamıdır.

11 Şubat 2026 Çarşamba

HAYATIN ANLAMI NEDİR ?

 

Hayatın anlamı, insanlığın var olduğu günden bu yana sorulagelen en kadim sorulardan biridir. Dinler, felsefeler, bilim ve sanat bu soruya farklı cevaplar üretmiş; ancak kesin, değişmez ve herkes için aynı olan bir yanıt ortaya konulamamıştır. Belki de bunun nedeni, hayatın anlamının tek bir cümleye sığmayacak kadar geniş, çok katmanlı ve kişisel olmasıdır.

Bir bakış açısına göre hayatın yegâne amacı daha fazla hayattır. Yaşamak, varlığını sürdürmek, çoğalmak ve devam etmektir. Doğa bunu kusursuzca yapar: Tohum filizlenir, ağaç meyve verir, canlılar türlerini sürdürür. İnsan da bu zincirin bir parçasıdır. Ancak insanı diğer canlılardan ayıran temel fark, sadece yaşamakla yetinmemesi; yaşadığı hayatın anlamını sorgulamasıdır.

Felsefi açıdan bakıldığında, yaşamın amacı ve herkesin yaşam boyunca peşinden koştuğu en yüksek iyi mutluluktur. Aristoteles’in “eudaimonia” dediği şey tam olarak budur: İnsanın potansiyelini gerçekleştirdiği, erdemli ve dengeli bir yaşam. Ancak mutluluk, anlık hazlardan ibaret değildir. Para, güç, statü ya da başarı tek başına mutluluk getirmez. İnsan bunlara ulaştığında bile, içinde açıklayamadığı bir boşluk hissedebilir. Çünkü mutluluk, dışarıdan alınan bir ödül değil; içeride kurulan bir dengedir.

Modern dünyada insanlar çoğu zaman mutluluğu yanlış yerde arar. Daha çok çalışırsam mutlu olurum, daha çok kazanırsam huzura kavuşurum, daha çok şey satın alırsam eksiklerim tamamlanır sanırız. Oysa bu döngü çoğu zaman insanı tatmin etmek yerine yorar. Çünkü insanın ruhu, yalnızca maddi kazanımlarla beslenmez. Anlam arayışı, insanın en derin ihtiyacıdır.

Bu noktada şu gerçeğe ulaşırız: Hayat, insanların kendi yaşamlarına amaç bulma çabasından başka bir şey değildir. Amaçsız bir yaşam, yönsüz bir gemiye benzer. Rüzgâr nereye savurursa oraya gider. Amaç ise pusuladır; insanın acıya katlanmasını, zorluklara dayanmasını ve umudunu kaybetmemesini sağlar. Viktor Frankl’ın dediği gibi: “Yaşamak için bir nedeni olan insan, hemen her nasıl’a katlanabilir.”

Her insanın hayat amacı farklıdır. Kimi için sevmek ve sevilmek, kimi için üretmek, kimi için iz bırakmak, kimi için ise sadece huzurlu bir yaşam sürmektir. Hayatın anlamı başkalarından kopyalanamaz; dayatılamaz. Kişi, kendi deneyimleri, acıları, sevinçleri ve değerleriyle bu anlamı inşa eder. Bu yüzden hayatın anlamı hazır bir reçete değil, yaşanarak yazılan bir metindir.

Bazen hayat anlamsız gelir. Kaybedilenler, hayal kırıklıkları, adaletsizlikler ve yorgunluk insanı bu soruya tekrar tekrar sürükler. Ancak belki de hayatın anlamı, her şeye rağmen ayağa kalkabilmektir. Kırıldığında onarabilmek, düştüğünde yeniden yürüyebilmek, karanlıkta bile bir ışık arayabilmektir. Anlam, kusursuz bir hayatta değil; eksiklere rağmen sürdürülen yaşamda gizlidir.

Sonuç olarak hayatın anlamı tek bir tanıma sığmaz. Kimi zaman sevmekte, kimi zaman üretmekte, kimi zaman direnmekte, kimi zaman da sadece nefes alıp yaşamaya devam etmekte saklıdır. Hayat, insana hazır bir anlam sunmaz; ama insan, hayatına anlam katma gücüne sahiptir. Belki de en büyük felsefe şudur: Yaşamak başlı başına bir anlamdır ve bu anlam, insan var oldukça yeniden yazılmaya devam edecektir.

HAKKIMDA (TÜRKÇE) TR

 

Ben, hayatı masa başından değil; sahadan, yoldan ve insandan öğrenmiş bir gezgin-yazarım.

Yaklaşık 25 yıl kurumsal yapılarda ve holdinglerde çalıştım. Sistemin nasıl işlediğini, kararların nasıl alındığını, emeğin nasıl değer gördüğünü ya da görmediğini içeriden deneyimledim. Emeklilikle birlikte kenara çekilmedim; 15 yıl boyunca girişimci olarak yoluma devam ettim. Risk aldım, kazandım, kaybettim ama hep ürettim.

Benim için emeklilik, hayattan vazgeçmek değil; birikimi paylaşma zamanıdır.

Hayatım boyunca 21 ülkede, 60 şehirde bulundum. Japonya’dan Afrika’ya, Batı Avrupa’dan Balkanlara kadar farklı coğrafyalarda insanların nasıl yaşadığını, neye tutunduğunu ve neyle ayakta kaldığını gözlemledim. Türkiye’de ise 50 ilde, 300’den fazla ilçe ve köyü gezdim. Kahvelerde oturdum, pazarlarda dolaştım, tarlada konuştum, şehirde dinledim. Bu yüzden yazdıklarım haritadan değil, hayatın içinden gelir.

Bir dönem Nijer’de havaalanı inşaatında yönetici olarak çalıştım. 1991–1992 yılları arasında Belarus’ta, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı zorlu döneme tanıklık ettim. Bugün hâlâ o coğrafyalardan dostlarla iletişimim sürüyor. Bu deneyimler bana şunu öğretti: Coğrafya değişse de insanın derdi, onuru ve beklentisi çok benzer.

Özel hayatımda 33 yıllık evli, iki evlat babasıyım. Ailece yurt içi ve yurt dışı seyahatler yaptık, dünyayı birlikte gördük. Büyük oğlum yüksek mühendis, küçük oğlum turizm işletmeci. İkisi de yurt dışında çalışıyor ve her biri 20’ye yakın ülke gezdi. Eşim kimyager ve emekli. Birbirine bağlı, dayanışmayı bilen bir aileyiz. Yazılarımda hissedilen denge, sabır ve vicdanın kaynağı biraz da burasıdır.

Bu blogda;

Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal gerçeklerini,
emekliliği, çalışmayı ve girişimciliği,
adaleti, umudu ve umutsuzluğu,
dünyayı görmüş birinin karşılaştırmalı gözlemleriyle
samimi, sade ve süslü laflara kaçmadan anlatıyorum.

Amacım kimseyi incitmek değil; gerçeği görünür kılmak.
Çünkü bazen sorunlar konuşulmadığı için değil, doğru yerden konuşulmadığı için çözülmez.
Bu sayfaya yolunuz düştüyse bilin ki burada yazılanlar bir iddia değil, yaşanmışlığın kalemle ifadesidir.

10 Şubat 2026 Salı

关于我 (Chinese – Simplified) 🇨🇳

 


我是一名旅行写作者,所学到的人生并非来自书桌前,而是来自现场、道路以及人与人之间。

我曾在企业结构和控股公司中工作近25年,亲身经历了系统如何运作、决策如何产生,以及劳动如何被重视——或被忽视。

退休后,我并未退居一隅。此后15年,我以企业家的身份继续前行。我承担风险,经历成功与失败,但始终坚持创造。对我而言,退休并不是放弃生活,而是分享积累经验的时刻。

在我的一生中,我到过21个国家、60座城市。从日本到非洲,从西欧到巴尔干,我观察不同地区的人们如何生活、依靠什么,以及是什么让他们得以坚持。

在土耳其,我走访了50个省份以及300多个区县和村庄。我坐在咖啡馆里,穿行于集市之间,在田地中交谈,在城市中倾听。因此,我的文字并非来自地图,而是源于真实的生活。

我曾在尼日尔担任机场建设项目的管理人员。1991年至1992年间,我亲历了白俄罗斯在苏联解体时期的艰难岁月。

至今,我仍与那些地区的朋友保持联系。这些经历让我明白:尽管地理环境不同,但人类的困境、尊严与期望却极为相似。

在个人生活中,我已婚33年,是两个孩子的父亲。我们一家人在国内外广泛旅行,一起认识世界。大儿子是高级工程师,小儿子从事旅游管理工作。两人目前都在国外生活和工作,各自走访了近20个国家。我的妻子是一名化学家,现已退休。

我们是一个彼此紧密相连、懂得互相扶持的家庭。我写作中所体现的平衡、耐心与良知,部分源自这里。

在这个博客中,我以真诚、朴素、不加修饰的方式,探讨:

土耳其的经济与社会现实,

退休、工作与创业,

正义、希望与绝望,

一个走过世界之人的比较性观察。

我的目的不是伤害任何人,而是让现实被看见。

因为有时问题得不到解决,并非因为无人谈论,而是因为没有从正确的角度去谈论。

如果你来到这个页面,请相信:这里的文字并非主张,而是生活经历通过笔触的表达。

SOBRE MÍ (Spanish) 🇪🇸

 


Soy un escritor-viajero que aprendió la vida no desde un escritorio, sino en el campo, en el camino y a través de las personas.

Trabajé cerca de 25 años en estructuras corporativas y holdings. Viví desde dentro cómo funcionan los sistemas, cómo se toman las decisiones y cómo el trabajo es valorado —o no—.

Tras la jubilación, no me retiré. Durante otros 15 años continué mi camino como emprendedor. Asumí riesgos, gané, perdí, pero siempre produje. Para mí, jubilarse no significa renunciar a la vida, sino compartir la experiencia acumulada.

A lo largo de mi vida he estado en 21 países y 60 ciudades. Desde Japón hasta África, desde Europa Occidental hasta los Balcanes, observé cómo vive la gente, a qué se aferra y qué la mantiene en pie.

En Turquía recorrí 50 provincias y más de 300 distritos y pueblos. Me senté en cafés, caminé por mercados, hablé en los campos y escuché en las ciudades. Por eso, mis escritos no provienen de mapas, sino de la vida misma.

Durante un periodo trabajé como directivo en la construcción de un aeropuerto en Níger. Entre 1991 y 1992 fui testigo de los años difíciles en Bielorrusia durante la disolución de la Unión Soviética.

Sigo en contacto con amigos de esas regiones. Estas experiencias me enseñaron algo esencial: aunque la geografía cambie, las preocupaciones, la dignidad y las expectativas humanas son muy similares.

En mi vida personal, estoy casado desde hace 33 años y soy padre de dos hijos. Como familia, viajamos extensamente dentro y fuera del país, conociendo el mundo juntos. Mi hijo mayor es ingeniero senior, el menor trabaja en gestión turística. Ambos viven y trabajan en el extranjero y han visitado cerca de 20 países cada uno. Mi esposa es química y está jubilada.

Somos una familia unida que valora la solidaridad. El equilibrio, la paciencia y la conciencia que se perciben en mis escritos tienen su origen, en parte, aquí.

En este blog escribo sobre:

las realidades económicas y sociales de Turquía,

la jubilación, el trabajo y el emprendimiento,

la justicia, la esperanza y la desesperanza,

observaciones comparativas de alguien que ha visto el mundo,

de manera sincera, sencilla y sin adornos innecesarios.

Mi objetivo no es ofender a nadie, sino hacer visible la realidad.

Porque a veces los problemas no se resuelven no porque no se hablen, sino porque se
hablan desde el lugar equivocado.

Si has llegado a esta página, debes saber que lo escrito aquí no es una afirmación, sino
la expresión escrita de una experiencia vivida.

À PROPOS DE MOI (French) 🇫🇷



Je suis un écrivain-voyageur qui a appris la vie non pas derrière un bureau, mais sur le terrain, sur les routes et auprès des gens.
J’ai travaillé près de 25 ans au sein de structures corporatives et de holdings. J’ai observé de l’intérieur comment les systèmes fonctionnent, comment les décisions sont prises et comment le travail est valorisé — ou non.

Après la retraite, je ne me suis pas retiré. Pendant encore 15 ans, j’ai poursuivi mon chemin en tant qu’entrepreneur. J’ai pris des risques, gagné, perdu, mais toujours produit. Pour moi, la retraite n’est pas un renoncement à la vie, mais le moment de partager l’expérience acquise.
Au cours de ma vie, j’ai visité 21 pays et 60 villes. Du Japon à l’Afrique, de l’Europe occidentale aux Balkans, j’ai observé comment les gens vivent, à quoi ils s’attachent et ce qui leur permet de tenir debout.

En Turquie, j’ai parcouru 50 provinces et plus de 300 districts et villages. Je me suis assis dans des cafés, j’ai arpenté des marchés, discuté dans les champs et écouté dans les villes. C’est pourquoi mes écrits ne viennent pas des cartes, mais de la vie elle-même.

J’ai travaillé pendant un temps comme responsable sur un chantier de construction d’aéroport au Niger. Entre 1991 et 1992, j’ai été témoin des années difficiles en Biélorussie lors de l’effondrement de l’Union soviétique.
Je reste aujourd’hui en contact avec des amis de ces régions. Ces expériences m’ont appris une chose : si la géographie change, les préoccupations humaines, la dignité et les attentes restent très similaires.
Dans ma vie privée, je suis marié depuis 33 ans et père de deux enfants. En famille, nous avons beaucoup voyagé en Turquie et à l’étranger, découvrant le monde ensemble. Mon fils aîné est ingénieur confirmé, le plus jeune est spécialiste en gestion du tourisme. Tous deux travaillent à l’étranger et ont chacun visité près de 20 pays. Mon épouse est chimiste et retraitée.

Nous sommes une famille soudée qui valorise la solidarité. L’équilibre, la patience et la conscience que l’on ressent dans mes écrits trouvent en
partie leur origine ici.

Sur ce blog, j’aborde :
les réalités économiques et sociales de la Turquie,
la retraite, le travail et l’entrepreneuriat,
la justice, l’espoir et le désespoir,
des observations comparatives d’un homme qui a vu le monde,
avec sincérité, simplicité et sans artifices.
Mon objectif n’est pas de blesser, mais de rendre la réalité visible.
Car parfois, les problèmes ne restent pas sans solution parce qu’on n’en parle pas, mais parce qu’on n’en parle pas du bon endroit.

Si vous êtes arrivé sur cette page, sachez que ce qui est écrit ici n’est pas une prétention, mais l’expression écrite d’une expérience vécue.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

HAYATA HER ZAMAN GÜLÜMSEYİN

  Hayat bisiklete binmek gibidir; pedalı çevirdiğiniz sürece düşmezsiniz. Denge, harekette gizlidir. Durduğunuz an sendelemeye başlarsınız. ...