TÜRKİYE'DE GENÇLER İŞ BULAMIYORLAR
YA YURT DIŞINA GİDİYORLAR, YA DA İŞ ARAMAKTAN VAZGEÇİYORLAR
Türkiye’de bugün genç olmanın anlamı şudur:
Beklemek.
Diplomadan sonra beklemek.
Başvurudan sonra beklemek.
“Mülakat olumlu” denildikten sonra beklemek.
Ve çoğu zaman hiçbir cevap gelmez.
Okumak Yetmiyor, Torpil Soruluyor
Gençler yıllarını veriyor.
Üniversite okuyor, kurslara gidiyor, dil öğreniyor.
Ama karşılaştıkları soru şu oluyor:
“Tanıdığın var mı?”
Bilgi değil, bağlantı.
Emek değil, çevre.
Bu sistemde çalışan genç değil,
sabreden genç kazanıyor gibi gösteriliyor.
Ama gerçekte kazanan çoğu zaman kimse olmuyor.
İki Yol Kalıyor
İş bulamayan gençlerin önünde genelde iki seçenek var:
1 - Yurt Dışına Gitmek
Gidenler ülkesini sevmediği için değil,gelecek göremediği için gidiyor.
Başka bir dil öğreniyor, başka bir kültüre uyum sağlıyor,
ama en azından emeğinin karşılığını alabileceği bir düzen arıyor.
Bu bir kaçış değil, mecburiyet.
2 - Evde Oturmak
Gitmeyenler ise evde kalıyor, ama bu “rahatlık” değil.
İşsiz genç;
Kendini değersiz hissediyor
Ailesine yük olduğunu düşünüyor
Hayal kurmaktan vazgeçiyor
Toplumda “tembel” damgası yiyor.
Oysa çoğu sadece imkânsızlıkla boğuşuyor.
En Tehlikeli Kayıp: Umut
İşsizlik sadece cüzdanı değil, ruhu da yorar.
Bir süre sonra gençler şunu demeye başlıyor:
“Zaten olmuyor.” İşte asıl tehlike burada.
Bir ülke, gençlerine “olmaz”ı öğretmeye başladığında geleceğini kaybeder.
Gençler sorun değil, Gençler problem değil.
Problem, gençleri görmezden gelen düzendir.
Bir ülkede;
Gençler çalışmak istiyor ama iş yoksa
Okuyanlar karşılık bulamıyorsa
Gidenler artıyor, kalanlar umutsuzlaşıyorsa, orada mesele birey değil, sistemdir.
Gençler İşsiz Değil, Bilinçli Olarak Dışlanıyor
Türkiye’de gençlerin yaşadığı şey “işsizlik” değil.
Bu kelime artık durumu anlatmıyor.
Bu, bilinçli bir dışlanmadır.
Çünkü ortada bir gerçek var:
Gençler çalışmak istiyor, ama sistem onları istemiyor.
Bu Bir Tesadüf Değil
Her yıl yüz binlerce genç mezun oluyor.
Herkes aynı soruyu soruyor:
“Bu gençler nereye gidecek?”
Cevap belli ama yüksek sesle söylenmiyor:
Ya yurt dışına, Ya eve, Ya da sessizliğe...
Bu bir plansızlık değil.
Bu, gençliği sistemin dışına itme politikasıdır.
Sadakat, Yeteneğin Önüne Geçti
Bugün iş bulmanın şartları açık:
Tanıdık
Bağlantı
Uyum
Sessizlik.
Soru şu değil: “Ne biliyorsun?”
Soru şu: “Kime yakınsın?”
Eleştiren genç istenmiyor.
Sorgulayan genç istenmiyor.
Hak arayan genç istenmiyor.
İstenen genç:
Suskun, minnettar ve mecbur hisseden genç.
Beyin Göçü Değil, Beyin Kaçışı
Bu ülkeden giden gençler “fırsat” kovalamıyor.
Nefes almaya gidiyorlar.
Kendi ülkelerinde:
Değer görmediler
Gelecek göremediler
Adil bir yarış bulamadılar
Giden gençlerin arkasından “hain” diyenler var.
Asıl soru şu olmalı:
Bu gençleri kim gönderdi?
Evde Oturan Gençler Tembel Değil
Evde kalan gençler suçlanıyor:
“İş beğenmiyorlar”
“Rahatlarına düşkünler”
“Çalışmak istemiyorlar”
Bu büyük bir yalan.
Gerçek şu: Gençler iş değil, aşağılanmak istemiyor.
Asgari ücretle: Günde 12 saat Güvencesiz
Yarının garantisi olmadan çalışmayı reddetmek tembellik değil, insanlık refleksidir.
En Büyük Tehdit: Sessiz Gençlik
Tarihte en tehlikeli gençlik, öfkelisi değil, umutsuzudur.
Umutsuz genç:
Oy vermez, katılmaz, üretmez, inanmaz, sisteme düşman olmaz, sadece yok olur. Bu, bir ülkenin yaşayabileceği en büyük kayıptır.
Bir ülke gençlerine:
İş veremiyorsa
Adalet sunamıyorsa
Gelecek vaat edemiyorsa
O ülke gençlerinden sadakat bekleyemez.
Gençler gitmiyor, gönderiliyor.
Ve bir gün bu ülke, sessizce kaybolan bu gençleri çok ama çok arayacak.
Gençler lüks istemiyor.
Kolay para istemiyor.
Hazır hayat istemiyor.
Sadece şunu istiyorlar:
Çalışırsam karşılığını alayım.
Bunu sağlayamayan bir ülke, gençlerini kaybeder.
Gençlerini kaybeden bir ülke ise zamanla her şeyini kaybeder.
