Türkiye’de son yıllarda artan hayat pahalılığı, en temel ihtiyaçlardan biri olan giyim ve ayakkabıyı dahi lüks hâline getirmiş durumda. Tekstil, giyim ve ayakkabı fiyatları adeta uçmuşken, sektör temsilcileri 2026 yılı için en az %30’luk yeni zamların kapıda olduğunu açıkça dile getiriyor. Artan maliyetler, döviz kuru baskısı, enerji fiyatları ve işçilik giderleri hem üreticiyi hem de tüketiciyi ciddi bir çıkmaza sürüklüyor.
Özellikle son üç yılda yaşanan fiyat artışları, vatandaşın alım gücünü neredeyse sıfırladı. Bir zamanlar mevsimlik ihtiyaç olarak görülen ayakkabı ve kıyafet alışverişi, bugün birçok aile için ertelenen ya da tamamen vazgeçilen bir harcama kalemine dönüştü. Asgari ücretle geçinen ya da sabit gelirli vatandaşlar için artık yeni bir mont, ayakkabı ya da çocuklara alınacak okul kıyafetleri ciddi bir bütçe yükü anlamına geliyor.
Sektördeki kriz yalnızca tüketiciyle sınırlı değil. Giyim ve ayakkabı sektörü çöküşün eşiğinde. Sürekli gelen zamlar satışları düşürürken, mağazalar kepenk kapatma noktasına geliyor. Küçük esnaf ayakta kalmakta zorlanıyor, birçok tekstil atölyesi ya kapasite düşürüyor ya da tamamen üretimi durduruyor. İç piyasadaki daralma, ihracat tarafında da rekabet gücünü zayıflatıyor.
Fiyatların bu denli yükselmesi, toplumda alışkanlıkları da kökten değiştirmiş durumda. Yeni ürün almak yerine, vatandaşlar eski eşyalarını tamir ettirerek bütçelerini korumaya çalışıyor. Terziler artık neredeyse sadece tadilat yapıyor; paça kısaltma, daraltma ve sökük dikme günlük işlerin başında geliyor. Aynı şekilde lostracılar, yeni ayakkabı alamayanların uğrak noktası hâline geldi. Eskiden neredeyse unutulmaya yüz tutmuş tamir kültürü, zorunluluktan yeniden hayat buluyor.
Bu tablo, aslında yaşanan ekonomik sıkışmanın en net göstergelerinden biri. İnsanlar artık “beğendiğini almak” yerine, “idare edecek olanı kullanmayı” tercih ediyor. Kalite ikinci plana atılırken, dayanıklılık ve tamir edilebilirlik ön plana çıkıyor. Özellikle çocuklu aileler için bu durum çok daha yıpratıcı bir hâl alıyor; çocukların hızla büyümesiyle sürekli yenilenmesi gereken kıyafetler, aile bütçesinde büyük bir yük oluşturuyor.
Üreticilerin 2026 için öngördüğü yeni zamlar gerçekleşirse, giyim ve ayakkabı sektöründeki daralmanın daha da derinleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Alım gücü artmadığı sürece, fiyat artışlarının satışlara olumlu yansıması beklenmiyor. Aksine, kayıt dışı ürünler, ikinci el piyasası ve tamir sektörü daha da büyüyecek gibi duruyor.
Sonuç olarak, Türkiye’de giyim ve ayakkabı artık yalnızca bir tüketim meselesi değil; ekonomik krizin sokaktaki en somut yansımalarından biri hâline gelmiş durumda. Vatandaş yeni ürün almaktan vazgeçerken, sektör de her geçen gün biraz daha küçülüyor. Bu tablo değişmediği sürece, “alışveriş” yerini “idare etmeye” bırakmaya devam edecek.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder