Türkiye’de otomobil sahibi olmak artık bir ihtiyaç değil, adeta cezalandırılan bir tercih haline geldi. Çünkü bugün bir otomobil aldığınızda, kendinize bir araç almış olmuyorsunuz; ikinci otomobili devlete hediye ediyorsunuz. Vergi sistemi o noktaya geldi.
Otomobilin en görünmeyen ama en can yakan yükü ise yedek parça ve bakım maliyetleridir. En basit parça değişimi bile artık ciddi bir harcama kalemine dönüşmüş durumda. Fren balatası, disk, amortisör, akü, lastik… Hepsi dövizle yarışıyor. Küçük bir arıza, birkaç aylık maaşı silip süpürebiliyor. Sanayiye girmek, vatandaş için neredeyse korku filmine dönüştü. “Ne çıkacak?” endişesi, otomobil sahibinin en büyük stres kaynağı haline geldi.
Periyodik bakım ise ayrı bir yük. Yağ değişimi, filtreler, işçilik derken sıradan bir bakım faturası bile binlerce lirayı buluyor. Üstelik araç kullanılmasa bile bu masraflar ertelenemiyor. Aracını garaja çekip “az kullanayım” diyen vatandaş, yine de bakım ve sigorta masraflarından kaçamıyor. Otomobil, hareket etmediği zaman bile para yakan bir nesneye dönüşmüş durumda. Bu tablo, otomobilin artık bir ulaşım aracı değil, sürekli beslenmesi gereken pahalı bir yük olduğunu açıkça gösteriyor.
Bir otomobilin çıplak fiyatı ile anahtar teslim fiyatı arasındaki fark, artık makas değil uçurum. ÖTV, KDV derken vatandaşın ödediği vergi, aracın kendisinden daha pahalı hale geliyor. Orta sınıf için “ulaşılabilir” olarak görülen otomobiller, bugün hayal kategorisine girmiş durumda. Sıfır araç zaten erişilemez, ikinci el ise sanki altın alır gibi.
Ancak yük burada bitmiyor. Otomobili aldıktan sonra asıl çile başlıyor. Benzin, mazot, LPG… Hangisini seçerseniz seçin fark etmiyor, yakıt fiyatları her ay yeni bir rekor kırıyor. Aracını işe gitmek için kullanan vatandaş, daha kontağı çevirmeden kaybetmeye başlıyor. Yakıt almak, artık hesap kitap işi değil, psikolojik bir eşik haline geldi.
Yetmedi… MTV ödemeleri, TÜVTÜRK muayene ücretleri, zorunlu sigorta, kasko, bakım masrafları derken otomobil, her yıl düzenli olarak cebinizi boşaltan bir makineye dönüşüyor. Muayeneye girerken “acaba ne çıkacak” korkusu, bakımda “hangi parçaya ne kadar ödeyeceğim” stresi, sürücünün günlük rutini oldu.
Bir de otoyol ve köprü ücretleri var. Yol kısaldıkça fatura uzuyor. Vergisiyle yapılmış yolları, yeniden ücret ödeyerek kullanmak zorunda kalan vatandaş için seyahat artık lüks. Kendi aracınızla şehirler arası yolculuk yapmak, neredeyse uçak biletiyle yarışır hale geldi.
Sonuç çok net: Otomobil artık özgürlük değil, yük. Orta sınıf ya arabasını satıyor ya da garaja çekip kullanmamaya çalışıyor. Gençler otomobil hayalini tamamen rafa kaldırmış durumda. Bu tablo sürdürülebilir değil.
Otomobil, çağdaş yaşamın temel araçlarından biridir. Vergi politikaları, vatandaşın mobilitesini değil, çaresizliğini artırıyorsa burada ciddi bir sorun vardır. Bir ülkede insanlar arabaya değil, arabaya binmenin maliyetine bakıyorsa, o ülkede artık ulaşım değil, ekonomik sıkışmışlık konuşuluyordur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder