Türkiye’nin en gözde tatil beldelerinden biri olan Çeşme, yıllardır doğal güzellikleri, denizi, rüzgârı ve özgün mimarisiyle turizmin parlayan yıldızı olarak anılıyordu. Ancak son yıllarda yaşanan kontrolsüz yapılaşma ve özellikle rezidans projelerinin hızla artması, bu güzel sahil kasabasının kimliğini ciddi biçimde tehdit etmeye başladı. Bugün gelinen noktada Çeşme’de satılık otel sayısının 130’a ulaşması, turizmde yaşanan dönüşümün ve yanlış planlamanın en çarpıcı göstergelerinden biri haline geldi.
Bir zamanlar küçük butik otelleri, aile işletmeleri ve sıcak atmosferiyle yerli ve yabancı turistleri kendine çeken Çeşme, artık giderek artan rezidans projelerinin gölgesinde kalıyor. Turizm işletmelerinin yerini hızla lüks konut projeleri alıyor. Bu durum kısa vadede bazı yatırımcılar için cazip görünse de uzun vadede bölgenin turizm ekonomisini zayıflatabilecek ciddi bir risk taşıyor.
Turizm ile konut yatırımının temel farkı burada ortaya çıkıyor. Oteller ve turizm tesisleri, yılın büyük bölümünde hizmet verir, istihdam yaratır, bölge ekonomisine sürekli katkı sağlar. Oysa rezidans projeleri çoğu zaman yılın birkaç haftası kullanılan yazlık konutlardan ibaret kalıyor. Büyük bölümünde ışıkların kapalı olduğu, sokakların boş kaldığı bir sahil kasabasının turizm canlılığını sürdürmesi mümkün değildir.
Bugün Çeşme sokaklarında dolaşan herkes bu değişimi kolaylıkla fark edebilir. Yeni yapılan binaların önemli bir kısmı turizm amaçlı değil, yatırım amaçlı konut projelerinden oluşuyor. Betonlaşma artarken, turizmin ruhunu oluşturan küçük işletmeler giderek azalıyor. Bunun doğal sonucu olarak da birçok otel sahibi işletmesini satışa çıkarmak zorunda kalıyor.
Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği Başkan Yardımcısı Bülent Tercan’ın verdiği bilgiye göre Çeşme ve Alaçatı’da en az 130 otel şu anda satılık durumda. Bu tablo, turizm sektörünün bölgede ciddi bir dönüşüm ve baskı altında olduğunu açıkça gösteriyor.
Satılık otel sayısının 130’a ulaşması aslında bir alarmdır. Bu yalnızca turizm sektörünün değil, aynı zamanda yanlış şehir planlamasının da sonucudur. Eğer bir bölgede turizm tesisleri kapanıyor ve yerlerini konut projeleri alıyorsa, o bölgenin turizm geleceği ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Çeşme’nin en büyük gücü doğasıdır. Alaçatı’nın rüzgârı, Ilıca’nın plajları, saklı koyları ve özgün mimarisi bu bölgeyi benzersiz kılar. Ancak plansız yapılaşma devam ederse bu doğal ve kültürel değerlerin geri dönüşü olmayan bir şekilde zarar görmesi kaçınılmaz olacaktır.
Dünyanın birçok turizm bölgesinde benzer sorunlar yaşandı ve bazı ülkeler bu hatadan ders çıkardı. Turizm bölgelerinde konut projelerine sınırlama getirildi, butik oteller ve turizm yatırımları teşvik edildi. Çünkü sürdürülebilir turizm ancak doğru planlama ile mümkündür.
Çeşme için de hâlâ geç değil. Yerel yönetimler ve merkezi idare, turizm bölgelerinin kimliğini koruyacak yeni planlamalar yapabilir. Turizm tesislerinin korunması, yeni otel yatırımlarının teşvik edilmesi ve kontrolsüz rezidans projelerinin sınırlandırılması bu süreçte kritik önem taşıyor.
Çeşme yalnızca bir yazlık konut bölgesi değildir. Çeşme Türkiye’nin turizm vitrinlerinden biridir. Eğer bu vitrin betonlaşma ve plansız yatırımların gölgesinde kalırsa, kaybedilen sadece birkaç otel değil, bir turizm markası olacaktır.
Bu nedenle bugün sorulması gereken soru şudur: Çeşme turizm kenti olarak mı kalacak, yoksa rezidans kentine mi dönüşecek?
Bu sorunun cevabı yalnızca yatırımcıların değil, aynı zamanda şehir planlamacıların, yöneticilerin ve toplumun ortak kararına bağlıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder