Türkiye Cumhuriyeti, tarih sahnesine yalnızca yeni bir devlet olarak değil; çağdaş, akılcı ve halk egemenliğine dayanan bir yönetim anlayışıyla çıkmıştır. Bu anlayışın temelinde laiklik, hukuk devleti ve demokrasi yer alır. Bu üç ilke, Cumhuriyet’in kurucusu ve önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük mirasıdır. Atatürk, yalnızca bir asker ya da devlet adamı değil; aynı zamanda toplumu çağdaş uygarlık seviyesine taşımayı hedefleyen büyük bir düşünce insanıdır.
Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel direklerinden biridir. Atatürk’e göre laiklik, sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değil; aynı zamanda bireyin vicdan özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır. Din, kişinin inancı olarak kutsaldır ve devlet yönetiminin aracı haline getirilemez. Laik bir düzen, hem inananı hem inanmayanı eşit kabul eder. Atatürk’ün bu ilkeyi hayata geçirmesinin temel nedeni, geçmişte dinin siyasete alet edilmesinin topluma verdiği zararları çok iyi görmüş olmasıdır. Laiklik sayesinde Türkiye, aklın ve bilimin rehberliğinde ilerleyebilecek bir zemine kavuşmuştur.
Hukuk devleti anlayışı da Cumhuriyet’in vazgeçilmez bir unsurudur. Atatürk, “Yurttaş için en büyük güvence adalettir” anlayışıyla hareket etmiş, keyfi yönetimlerin yerine kurallara dayalı bir sistem inşa etmiştir. Hukukun üstünlüğü, hiç kimsenin – makamı, gücü ya da unvanı ne olursa olsun – yasaların üzerinde olmamasını gerektirir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan hukuk reformları, bireyi kul olmaktan çıkarıp yurttaş haline getirmiştir. Kadın-erkek eşitliği, medeni haklar ve çağdaş hukuk sistemi, bu dönüşümün en somut göstergeleridir.
Demokrasi ise millet iradesinin yönetime yansımasıdır. Atatürk, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu vurgulayarak, yönetimin meşruiyetini halkın iradesine dayandırmıştır. Cumhuriyet, halkın kendi kaderini belirleme hakkının adıdır. Atatürk, çok zor koşullarda bile bu ilkeyi savunmuş; baskıcı ve tek kişinin karar verdiği bir yönetim anlayışını reddetmiştir. Demokrasi, sadece sandıkla sınırlı olmayan; ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve katılımcı bir toplum düzenini kapsayan geniş bir kavramdır.
Bugün Türkiye’de laikliğin, hukukun ve demokrasinin korunması, sadece geçmişe duyulan bir saygı değil; geleceğe karşı bir sorumluluktur. Bu değerlerin zayıflaması, toplumsal kutuplaşmayı artırır, adalete olan güveni sarsar ve bireyin özgürlüğünü tehdit eder. Atatürk’ün “En büyük eserim Cumhuriyet’tir” sözü, bu yüzden yalnızca bir cümle değil; bir uyarı ve çağrıdır. Cumhuriyet, korunmadığı takdirde kendiliğinden varlığını sürdüremez.
Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yol; akıl, bilim ve çağdaşlıktır. Laik bir devlet düzeni, güçlü bir hukuk sistemi ve gerçek bir demokrasi, Türkiye’nin bir arada yaşamasının teminatıdır. Bu değerleri savunmak, herhangi bir siyasi görüşün değil; Cumhuriyet bilincine sahip her yurttaşın ortak görevidir. Çünkü Atatürk’ün mirası, yalnızca geçmişin değil; aydınlık bir geleceğin anahtarıdır.
"Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ancak;
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
"Ey yükselen yeni nesil!
İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.”
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
"Cumhuriyet, özgürlük ve adalet demektir.”
“Cumhuriyet, aydınlık günlerimizdir.”
"Halkın iradesi, Cumhuriyettir.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder