Sabah erken saatlerde çalan alarm sesiyle başlayan bir gün…
Uykusunu tam alamamış, zihni yorgun, bedeni bitkin bir insan. Aceleyle hazırlanır, kahvaltı çoğu zaman ya atlanır ya da sadece bir çay ile geçiştirilir. Çünkü zaman yoktur. Çünkü hayat beklemez. Çünkü sistem, insanın nefes almasına bile izin vermeyecek şekilde kurulmuştur.
Milyonlarca insan her sabah aynı döngünün içine uyanıyor. Çalışmak için yaşıyorlar, ama aslında yaşamıyorlar.
İnsanlar çalışıyor. Sabah işe gidiyor, akşam dönüyor. Günler haftalara, haftalar aylara, aylar yıllara dönüşüyor. Ama değişen hiçbir şey olmuyor. Aynı yorgunluk, aynı stres, aynı geçim mücadelesi…
Çalışıyorlar ama rahat bir nefes alamıyorlar.
Çalışıyorlar ama hayal kuramıyorlar.
Çalışıyorlar ama yaşamın tadını çıkaramıyorlar.
Çünkü kazandıkları para sadece hayatta kalmaya yetiyor, yaşamaya değil.
Bir insan düşünün… Ay boyunca çalışıyor, emek veriyor, fedakârlık yapıyor. Ama maaşı geldiği gün faturalar, kira, borçlar ve temel ihtiyaçlar tarafından zaten paylaşılmış oluyor. O para hiçbir zaman o insana ait olmuyor. Sadece gelip geçiyor. Sadece bir aracılık yapıyor.
Bu durum zamanla insanın ruhunu yıpratıyor.
Eskiden insanlar çalışarak bir gelecek kurabileceklerine inanırlardı. Bir ev, bir araba, bir aile, huzurlu bir yaşam… Bunlar ulaşılabilir hedeflerdi. Şimdi ise birçok insan için bunlar sadece bir hayal haline geldi. Gençler artık hayal kurmaktan bile korkuyor. Çünkü hayal kurmak, hayal kırıklığını da beraberinde getiriyor.
Bir insanın en büyük motivasyonu umuttur. Ama umut yavaş yavaş tükeniyor. Çünkü insanlar ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar, hayatlarının değişmediğini görüyorlar.
Bu durum sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal bir sorundur.
Sürekli stres altında yaşamak, sürekli gelecek kaygısı taşımak, sürekli yetişme telaşı içinde olmak… Bunlar insanın ruh sağlığını bozar. İnsan zamanla mutsuzlaşır, sabırsızlaşır, tahammülsüzleşir.
Hayat bir yarışa dönüşür. Ama bu yarışın bir bitiş çizgisi yoktur.
İnsanlar artık yaşamıyor, sadece hayatta kalıyor.
Bir kafede oturup huzur içinde çay içmek bile lüks haline gelmiştir. Bir hafta sonu dinlenmek, kendine zaman ayırmak, doğada yürümek… Bunlar bile birçok insan için ulaşılması zor şeylerdir.
Oysa insan sadece çalışmak için yaratılmadı.
İnsan hissetmek için yaratıldı.
Sevmek için yaratıldı.
Gülmek için yaratıldı.
Yaşamak için yaratıldı.
Ama modern dünya insanı bir makineye dönüştürdü.
Sabah çalış, akşam dinlenmeye bile fırsat bulamadan uyu, ertesi gün tekrar çalış…
Bu döngü yıllarca devam ediyor.
Ve bir gün insan geriye dönüp baktığında şunu fark ediyor:
Hayat geçmiş. Gençlik geçmiş. Zaman geçmiş. Ama yaşanmışlık yok.
Sadece yorgunluk var.
Sadece mücadele var.
Sadece fedakârlık var.
İnsan en çok da buna üzülüyor.
Çünkü hayat bir daha geri gelmeyecek.
Bu düzenin en acı tarafı ise şudur: Çalışan insanlar fakirleşirken, çalışmadan kazanan insanlar zenginleşmeye devam ediyor. Bu durum insanın adalet duygusunu zedeliyor. Çünkü insan emeğinin karşılığını almak ister. Bu en doğal hakkıdır. Bir insanın en büyük ihtiyacı sadece para değildir.
Değer görmek, huzur hissetmek, geleceğe güvenle bakabilmek de en az para kadar önemlidir.
Ama bugün milyonlarca insan bu duygulardan yoksun bir şekilde yaşıyor.
Yine de insanın içinde küçük bir umut vardır.
Çünkü insan, umudunu tamamen kaybederse, yaşamayı da bırakır.
Belki bir gün, insanların sadece hayatta kalmak için değil, gerçekten yaşamak için çalıştığı bir dünya mümkün olur.
Belki bir gün insanlar sabah uyandığında işe gitmek zorunda oldukları için değil, yaşadıkları hayatı sevdikleri için güne başlarlar.
Belki bir gün insan, sadece nefes alan değil, gerçekten yaşayan bir varlık olur.
Çünkü insan sadece çalışan bir varlık değildir.
İnsan, yaşayan bir varlıktır.
Ve insan, yaşamayı hak eder.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder