Dostluk, insanlığın kurduğu en derin, en eski ve en kıymetli bağlardan biridir. Kan bağıyla değil, gönül bağıyla kurulur. Zor zamanda belli olur, sessizlikte konuşur, kalabalıkta saklanır. Dost vurulunca değil, unutulunca kahrından ölürmüş derler; çünkü dostluk, ihanetle değil, ilgisizlikle tükenir. Bir kurşun yarası zamanla iyileşebilir ama unutulmuşluk, insanın içini sessizce çürütür.
Dost, sadece güldüğümüz anların ortağı değildir. Asıl dost, ağladığımızda yanımızda durandır. Sözcüklerin kifayetsiz kaldığı yerde omzunu uzatan, yargılamadan dinleyen, sustuğumuzda bile bizi anlayandır. Dostluk, karşılık beklemeden var olabilme sanatıdır. Menfaatin, çıkarın, hesabın olmadığı nadir ilişkilerden biridir. Bu yüzden de en çok yaralanan, en çok eksilen bağdır.
Biz dostlarımızı kır çiçekleri gibi avucumuzda değil, kurşun yarası gibi yüreğimizde saklarız. Çünkü dostluk narindir; fazla sıkarsan incinir, fazla gevşek bırakırsan kaybolur. Emek ister, sabır ister, vefa ister. Her gün sulanması gerekmez belki ama unutulmaması gerekir. Bir mesaj, bir hatır sorma, bir “aklımdasın” cümlesi bile bazen bir dostluğu hayatta tutmaya yeter.
Modern dünyada dostluklar da hızlandı, yüzeyselleşti. Kalabalıklar arttı ama gerçek dostlar azaldı. Herkes birbirini “tanıyor” ama çok azı gerçekten “biliyor”. Sosyal medya arkadaşlıkları, gerçek dostluğun yerini tutmuyor. Çünkü dostluk, bir fotoğrafın altına bırakılan emojilerle değil, hayatın yükünü birlikte taşımakla anlam kazanır. Gerçek dost, sen düştüğünde neden düştüğünü sorgulamaz; elini uzatır ve kaldırır.
Dostluk aynı zamanda aynadır. Dost, seni pohpohlayan değil, gerektiğinde yüzüne gerçeği söyleyendir. Yanlış yaptığında alkışlamaz, doğru yoldan saptığında uyarır. Ama bunu kırmadan, incitmeden yapar. Çünkü dostlukta amaç kazanmak değil, birlikte doğru kalabilmektir. Her doğru her yerde söylenmez ama dostun söylemediği doğru, zamanla ağır bir yüke dönüşür.
Vefa, dostluğun omurgasıdır. Vefanın olmadığı yerde dostluk ayakta duramaz. Yıllar geçse de, yollar ayrılsa da, dostluk bir selamla kaldığı yerden devam edebilmelidir. Gerçek dostluk zamanla eskimez; tam tersine olgunlaşır. Araya mesafeler girer ama gönüller arasına duvarlar örülmez.
Unutmak, dostluğun en sessiz ama en acı sonudur. Ne bir kavga vardır ne de büyük bir kırgınlık… Sadece yavaş yavaş silinmek vardır. İşte bu yüzden dost vurulunca değil, unutulunca ölür. Çünkü unutulmak, “artık lazım değilsin” demenin en soğuk halidir.
Dostluk bir lüks değil, bir ihtiyaçtır. İnsanı insan yapan, ayakta tutan, hayata bağlayan en güçlü duygulardan biridir. Herkesin hayatında sayısı az ama yeri büyük dostlar olmalıdır. Çünkü dostluk, zor günlerin sigortası, iyi günlerin en samimi tanığıdır.
Ve belki de en önemlisi şudur: Dostluk bulunmaz, inşa edilir. Emekle, sabırla, anlayışla… Kaybedildiğinde geri gelmeyen nadir değerlerden biridir. Bu yüzden dostlarımızı avucumuzda değil, yüreğimizde saklamalıyız. Korumalı, kollamalı, unutmamalıyız. Çünkü dünya ne kadar kalabalık olursa olsun, gerçek bir dostun yerini hiçbir şey dolduramaz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder