İnsanlık tarih boyunca sayısız zorluktan geçti. Savaşlar, kıtlıklar, felaketler ve büyük acılar yaşandı. Ama belki de insanlığın bugün karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, dışarıdan gelen bir yıkım değil, içeriden gelen sessiz bir tükeniştir. Çünkü artık insanlar bir anda değil, yavaş yavaş, fark edilmeden tükeniyor.
Eskiden insanlar daha az şeye sahipti ama daha çok şeye değer verirdi. Bir dostun varlığı, bir ailenin sıcaklığı, bir selamın samimiyeti bile insanı güçlü kılardı. Bugün ise her şey var gibi görünüyor ama aslında eksik olan en önemli şey insanın kendisidir. İnsan artık kendine yabancılaşıyor. Kalabalıkların içinde yalnız, gürültünün içinde sessiz ve hayatın içinde kaybolmuş durumda yaşıyor.
Modern hayat, insanı sürekli koşmaya zorluyor. Daha çok kazanmak, daha iyi görünmek, daha güçlü olmak, daha başarılı olmak… Bu bitmeyen yarış, insanın ruhunu yoruyor. İnsan artık yaşamak için çalışmıyor, çalışmak için yaşıyor. Sabah yorgun uyanan, gün boyu tükenen ve akşam hayallerinden biraz daha uzaklaşmış şekilde uyuyan milyonlarca insan var. Fiziksel olarak yaşayan ama ruhen yorulmuş bir insanlık gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Teknoloji insanlara kolaylık sağladı ama aynı zamanda insanları birbirinden uzaklaştırdı. Aynı evin içinde yaşayan insanlar bile birbirine bakmak yerine ekranlara bakıyor. Sohbetler kısaldı, duygular yüzeyselleşti ve ilişkiler zayıfladı. İnsanlar artık birbirini anlamaya değil, birbirini geçmeye çalışıyor. Empati azaldı, sabır azaldı, anlayış azaldı. İnsan kalbi güçlenmek yerine sertleşmeye başladı.
Ekonomik zorluklar da insanın tükenişini hızlandıran en önemli sebeplerden biri haline geldi. Hayat pahalılaştı, geçim zorlaştı ve gelecek belirsizleşti. İnsanlar artık hayal kurmaktan çok hayatta kalmaya odaklanıyor. Bir zamanlar umutla kurulan gelecek planları, bugün yerini kaygıya ve belirsizliğe bıraktı. İnsan sadece cebini değil, ruhunu da korumaya çalışıyor.
En acı olan ise bu tükenişin sessiz olmasıdır. İnsanlar artık eskisi gibi dertlerini anlatmıyor. Gülümsüyorlar ama mutlu değiller. Konuşuyorlar ama anlaşılmıyorlar. Yaşıyorlar ama içlerinde bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorlar. Çünkü insan sadece bedeniyle değil, umutlarıyla yaşar. Umut bittiğinde, insanın içindeki yaşam da yavaş yavaş sönmeye başlar.
Oysa insanlığı ayakta tutan şey teknoloji, para veya güç değildir. İnsanlığı ayakta tutan şey vicdandır, merhamettir, sevgidir ve birbirine duyulan güvendir. İnsan insanın ilacı olabilir. Bir söz, bir destek, bir anlayış bile tükenmek üzere olan bir insanı yeniden hayata bağlayabilir.
Sessizce tükenen insanlığı kurtaracak olan yine insanın kendisidir. Daha fazla anlayarak, daha fazla hissederek ve daha fazla insan olarak… Çünkü insanlık bir anda yok olmaz. İnsanlık, insanlar birbirine yabancılaştığında, birbirini anlamayı bıraktığında ve kalpler sessizleştiğinde yok olur.
Belki de çözüm çok uzakta değildir. Belki çözüm, tekrar birbirimize bakmakta, tekrar hissetmekte ve tekrar insan olmakta saklıdır. Çünkü insanlık tamamen tükenmedi. Sadece yoruldu. Ve bazen insanlığı kurtarmak için büyük adımlar değil, küçük ama gerçek duygular yeterlidir.
İnsanlık sessizce tükeniyor olabilir. Ama aynı sessizlikte yeniden doğma gücünü de içinde taşıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder