31 Ocak 2026 Cumartesi

TÜRKİYE'DE EKONOMİ: HAYATTA KALMA MÜCADELESİ

Türkiye’de ekonomi artık rakamların soğuk diliyle değil, vatandaşın günlük hayatındaki hayatta kalma mücadelesiyle ölçülüyor. Açlık sınırının 32 bin TL, yoksulluk sınırının ise 100 bin TL seviyesine dayandığı bir ülkede, milyonlarca insanın bu sınırların çok altında gelirle yaşamaya çalışması ekonomik bir sorun olmanın ötesinde, sosyal bir kırılma anlamına geliyor.

Bugün döviz kurları bile tek başına tablonun ağırlığını anlatıyor. Dolar 43,50 TL, Euro 51,60 TL seviyelerinde. Cumhuriyet altını 48 bin TL, çeyrek altın 22 bin 500 TL olmuş durumda. Bu rakamlar sadece yatırımcının değil, doğrudan hayat pahalılığının göstergesi. Çünkü Türkiye’de ithalata dayalı üretim modeli nedeniyle dövizdeki her artış, raf fiyatlarına gecikmeden yansıyor.

Enerji ve akaryakıt fiyatları ise adeta zincirin kopma noktası. Benzin 56,50 TL, mazot 58,80 TL, otogaz 30,85 TL seviyesinde. Bu fiyatlar sadece araç sahiplerini değil; gıdadan ulaşıma, sanayiden lojistiğe kadar tüm alanları etkiliyor. Akaryakıt pahalıysa, ülkede ucuz hiçbir şey kalmıyor.

Barınma artık temel bir hak olmaktan çıkıp, lüks haline gelmiş durumda. Ortalama ev kirası 25 bin TL. Asgari ücretle çalışan bir vatandaş maaşının neredeyse tamamını sadece kiraya vermek zorunda kalıyor. Ev satın almak ise ayrı bir hayal. Ortalama konut fiyatları 5 milyon TL seviyesine dayanmış durumda. Mevcut kredi faizleriyle bu rakamlar, orta sınıf için ulaşılamaz hale gelmiş durumda.

Gıda fiyatları ise en sert darbeyi vuruyor. 1 kilogram dana eti 1.000 TL, kıyma 850 TL. Sağlıklı ve dengeli beslenme, artık dar gelirli için bir tercih değil, imkânsızlık. Aileler proteini sofradan çıkarıyor, çocuklar yetersiz beslenmeyle büyüyor. Bu tablo sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ediyor.

Otomobil piyasası da benzer bir çıkmazda. Ortalama araç fiyatları 2 milyon TL seviyesine yaklaşmış durumda. Üstelik araç almakla bitmiyor; MTV, sigorta, bakım, muayene, otoyol ve yakıt giderleriyle otomobil sahibi olmak sürekli bir masraf kalemine dönüşmüş durumda.

Tüm bunlara ek olarak vatandaşın sırtındaki sabit giderler her ay artıyor: elektrik, su, doğal gaz, telefon, ev interneti, aidatlar, eğitim ve ulaşım harcamaları. Gelir sabit, giderler ise durmaksızın yükseliyor. Bu denklem sürdürülebilir değil.

Türkiye’de esas sorun artık “pahalılık” değil; gelirlerin hayatın çok gerisinde kalması. Orta sınıf hızla eriyor, toplum iki uç arasında sıkışıyor. Bir yanda harcayabilen küçük bir kesim, diğer yanda ay sonunu getiremeyen geniş kitleler.

Ekonomi yalnızca rakamlarla değil, insanların yaşam kalitesiyle ölçülür. Bugün Türkiye’de milyonlarca insan için mesele refah değil, hayatta kalabilmek. Bu gerçek görülmeden atılacak her adım, sorunu çözmek yerine daha da derinleştirecektir.

Bugün Türkiye’de emekli maaşı ortalama 20.000 TL, asgari ücret ise 28.000 TL seviyesindedir. Bu gelirlerle açlık sınırının 32.000 TL, yoksulluk sınırının 100.000 TL olduğu bir ülkede insanca yaşamak mümkün değildir. Emekliler, yıllarca çalışıp prim ödemelerine rağmen temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken; asgari ücretli çalışanlar daha maaşı alır almaz kiraya ve faturalara teslim olmaktadır. Gelir ile hayatın gerçek maliyeti arasındaki bu derin uçurum, milyonlarca insanı borçlanmaya, tasarruf edememeye ve sürekli bir geçim kaygısına mahkûm etmektedir.

Hiç yorum yok:

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

TOPLUMSAL AHLAK

Toplumsal ahlak, bir toplumda bireylerin birbirleriyle ve kamusal alanla kurdukları ilişkileri düzenleyen ortak değerler, normlar ve davranı...