22 Ocak 2018 Pazartesi

İZMİR ÖDEMİŞ BOZDAĞ

İzmir Ödemiş'in mahallesi Bozdağ , İzmir Salihli Bozdağ istikametinden 110 km yaklaşık 1 saat 30 dakikadır.İzmir Ödemiş Bozdağ istikametinden 140 km yaklaşık 1 saat 45 dakikadır.
Bozdağ, coğrafik konumu açısından çok fazla ormanlık alana sahip olması, doğal güzellikleri, Belde içerisindeki piknik ve mesire yerleri ile yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgi odağı olmaktadır.Hem yaz ve hem de kış sezonlarında turizme açık olan Bozdağ Kayak Merkezi 1998 yılında hizmete açılmıştır. 
Tesis tatil günlerinde 15 binin üzerinde ziyaretçiye hizmet verebilmektedir. Tesiste 3 adet kayak alanı bulunmakta olup, profesyonel ve amatör kayakçılara hitap etmektedir. 
Tesis içerisinde 60 yataklı otel, restoran, kafeterya, izleme balkonları bulunmaktadır.Bozdağ Yamaç Paraşütü için de uygun coğrafi koşullara da sahiptir. Yamaç paraşütü tutkunları özellikle bahar ve yaz aylarında beldeye yoğun ilgi göstermektedirler. 
Bozdağ , 2157 mt yüksekliğinde , 1150 mt rakımda kurulmuş 
bir yayladır.Adını Batı Anadolunun en yüksek dağlarından biri olan Bozdağlardan alır.Egenin Alpleri olarak adlarılan Bozdağlar , Küçük Menderes ile Gediz Ovaları arasında doğu-batı yönünde 170 km boyunca uzanır.
Meşe , çam ormanları içinde kurulan Bozdağ , yemyeşil doğası tertemiz havası ve su kaynakları ile yeryüzü cennetidir.Bu orman içindeki Mermeroluk mevkii ve kaynak suyu çeşmesi önemli bir rekreasyon alanıdır.Yayla yıl boyunca , dağcıların ve doğa severlerin uğrak noktasıdır.Her yıl geleneksel olarak Şubat ayında İzmir Dağcılık ve Doğa Sporları İhtisas Kulübü tarafından Dağcılık Şenlikleri düzenlenir. 
Bozdağ’daki kayak merkezinde hem amatör hem de profesyonel kayakçılara yönelik üç adet kayak pisti ve teleferik bulunmaktadır. Yaylanın kuzey ucunda, kara yolu üzerinde Bozdağ Mahallesi’ne 4 km mesafede bulunan Kırkoluk mevki, zengin kaynak suları ile günübirlik ziyaretçileri ağırlayan bir mesire yeridir. Çevresindeki ovalara göre yaz ve kış sıcaklık değerleri düşüktür.Bozdağ Yaylası’nın güneye uzantısı Elmabağı Yaylası olarak da bilinmektedir. Halk arasında Tekke olarak anılan Elmabağı ve daha güneydeki Ovacık Mahalleleri diğer yerleşim birimleridir. Kış aylarında Bozdağ Yaylası’ndaki yerleşimlerden Birgi’ye göç gerçekleşmektedir.Bu nedenle yaylanın kış ve yaz nüfusu farklıdır.
Kent, ilk çağlarda Lidyalılar tarafından kurulmuş ve “Tmolos” olarak adlandırılmıştır. Coğrafi konumundan dolayı o dönemde karakol olarak kullanıldığı düşünülen Bozdağ, Lidyalılardan sonra Birgi ile Pers egemenliği altına girmiştir. Bozdağ, Çınarlı Park, Mermeroluk, Şelale Park, Kırk Çeşme gibi mesire ve piknik yerleriyle en büyük ilgiyi yaz mevsiminde görür. Fatih Sultan Mehmet’in, şehzadeliği döneminde Bozdağ’a gelerek, adını asırlık çınar ağaçlarından alan Çınarlı Park’ta, Hoca Molla Gürani’den ders aldığı bilinir. Ayrıca mahallede eski bir medresenin kalıntıları da bulunur.

21 Ocak 2018 Pazar

KARS'TA GEZİLECEK YERLER

1. ÇILDIR GÖLÜ
Kars'a 70 km mesafede, Çıldır Gölü, Ardahan ve Kars il sınırları içerisindedir. Göl, 123 km² alanı ile Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük tatlı su ve en büyük ikinci göldür. 
Deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikte bulunan gölün en derin noktası 42 metredir.Kendinizi bir belgeselde yaşıyormuş gibi hissedeceğiniz, coğrafyanın, yaşam tarzlarının tanıdığınızdan çok farklı olduğu Çıldır Gölü’nde, bir eskimo gibi buzu kırarak balık tutabilirsiniz. 
Kışın 1965 metredeki Çıldır Gölü 80 cm’e kadar donarak hipnotik beyaz bir çöle dönüyor. Buz üzerinde yürürken bana mısın demiyor, sapa sağlam. Nisan’da güneşe pes edip eriyecek. Kış genelde -5 ile -25 arasında seyrediyor. Hem manzaraları, hem macerası, hem de lezzeti bu deneyimi unutulmaz bir anı yapıyor. 
İnsan kendini beyaza bürünmüş cennette zannediyor, burası benim ülkem mi diye sormadan edemiyor.Donmuş Çıldır Gölünde at kızakları ile gezmek, buz üzerinde jetski yapmak, balık avlamak, telefonla reervasyon yaptırarak Atalay’ın Yeri’nde sarı balık yemek olmazsa olmaz.
Buzun üstünde yürümek ilk başta biraz korkutuyor. Aslında buzda değil buzun üzerindeki ince kar örtüsü üzerinde yürüyorsunuz ama sonuçta altında su olduğunu bilmek sizi biraz tedirgin ediyor. Kızak sürenler ve köylüler, korkmamanızı bugüne kadar hiç suya düşen olmadığını söylüyor. Bir süre sonra alışıyorsunuz zaten. Yaklaşık 45cm buz vardı biz gittiğimizde, zaten gölde gezerken zaman zaman buz kütleleri görüyor ve kalınlığına bakarak kendinizi güvende hissediyorsunuz.
2. SARIKAMIŞ KAYAK MERKEZİ
Dağda gitmekteki amacınız kaliteli bir kayma deneyimi ise, Sarıkamış’a bayılacaksınız.Sarıkamış’ın kar kalitesi kayanları, özellikle snowboard yapanları mest ediyor.
Sarıkamış Kayak Merkezi Türkiye’de 1. derecede öncelikli 5 merkezden biri olan ve favori pistlerden Cibiltepe (Bayraktepe) Sarıçam ormanlarının arasında, mükemmel bir manzaraya sahip, toplamda 22.400 m’lik 3 etaplı pistlerden oluşmaktadır.En uzun pist 3500 metre olup 9 pist bulunmaktadır.
Buranın karını özel yapan şey sadece Alpler’de ve Sarıkamış’ta olan kristal, toz kar. Sarıkamışta kar yapışmıyor. Gerçekten pistin ortasından kayarken dahi arkanızdan beyaz bir tül gibi kar sizi takip ediyor. Buzlanma da olmuyor. Tabi bu sadece pistler için geçerli.
Oteller Bölgesi Telesiyej Dört kişilik sabit klemensli 50 sandalye 692 metre hat uzunluğu.
1.Etap Telesiyej : Dört kişilik ayrılabilen klemensli 77 sandalye 1450 metre hat uzunluğu.
2.Etap Telesiyej : Dört kişilik ayrılabilen klemensli 54 sandalye 1850 metre hat uzunluğu.
  • 3.Etap Telesiyej : Dört kişilik ayrılabilen klemensli 77 sandalye 1650 metre hat uzunluğu
    • Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Kars-Sarıkamış ilçe merkezinin güneydoğusunda yer almaktadır. Sarıkamış’ta 2634 mt yüksekliğindeki Çamurlu Dağ’dadır. Çamlar arasındaki Sarıkamış kayak merkezi; kar kalitesi açısından önem kazanmıştır.Sarıkamış’ta kayak için en uygun zaman Aralık-Mart arasıdır.Kar kalınlığı, normal kış koşullarında 1.5 metre dolayındadır.
3. ANİ HARABELERİ

Ani, Kars şehrinin güneydoğusunda, il merkezine 42 km uzaklıkta, Arpaçay boyunda bulunan ören yeri. 961-1045 yılları arasında Pakraduni Hanedanlığı'ndan Ermeni hükümdarlarının başkenti olmuştur.Ani ören yerinde Bronz ve Demir çağ yerleşimler ve Urartulu olması olası yapılar, kazılarla gün ışığına çıkmıştır.
Ani, tüccar kervanları için önemli bir köprü olmuştur ve şehir Bizans, İran, Suriye ve Orta Asya arası ticaret yollarını denetlemiştir. Tüccarlar ve esnaf, Ermenistan’ın daha eski şehirlerinden, Ermenistan’ın kırsal bölgelerinden nüfus akımı ile beraber Ani’ye toplanmıştır. 992’de Ermeni patrikliği, merkezini Ani’ye taşımıştır; 11. yüzyılın başında şehrin 12 piskoposu, 40 keşişi ve 500 rahibi olmuştur. 
Ani, 1579’da Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılır. 17. yüzyılın ortalarına kadar surların içinde küçük bir kasaba vardır, ve burayı 17. yüzyılın başında ziyaret eden bir Avrupalı gezgin, Ani ve hemen civarında 200 kilisenin varlığından bahseder. Ani’nin son gerilemesi, istedikleri gibi soyup öldüren Kürt aşiretlerinin istilası nedeniyle kırsal yörelerin halkının kaçmasıyla meydana gelmiştir. Hıristiyan olsun Müslüman olsun, yerleşik hayatın sürdürülmesi artık imkansızlaşmıştır. Kızkale’deki kilise en azından 1735’e kadar keşişlerce kullanımdaymış; demek ki, şehrin nihai ve kati terki belki de 18. yüzyılın ortalarını bulmuştur. 19. yüzyılın başında, Ani’de insan izi kalmamıştır.
Ani’yi 19. yüzyılda etkileyen en büyük olay, 1878 yılında gerçekleşmiştir. Rusya’nın Osmanlı’yı bir önceki yılki savaşta mağlup kılmasıyla, Kars bölgesi, Rus İmparatorluğu’na devredilmiştir. Rus yönetimi altında, Kürtler etkisizleştirilmiştir (ya da eşkıya yaşam tarzlarını sürdürebilmek için Osmanlı topraklarına göç etmiştir), yeni yollar yapılmış, kasabalar gelişmiş, ve bölge uygar yaşantıyı barındıracak kadar güvenli olmuştur. Neredeyse bomboş olan bu topraklara akın eden Ermeniler, Ani harabelerine ve onun korunmasına önem veren yerli halkı yeniden yaratmıştır.

kars achitecture turkey
kars-baltık-mimarı-rus-bina

DOĞU EKSPRESİ İLE KARS TURU


DOĞU EKSPRESİ YOLCULUĞU İÇİN ÖNEMLİ BİLGİLER

GÜZERGAH VE SAAT

– Ankara – Kırıkkale – Kayseri – Sivas -Erzincan – Erzurum – Kars
– Her gün Ankara’dan 17:58’da Kars’tan 08:10’de kalkıyor.
– Yolculuk 25 saat sürüyor.

VAGONLAR 
4 çeşit vagon var.
– Pulman
(Normal koltuklu vagondaki her sırada 2 çiftli, 1 tekli koltuk var,)
– Örtülü Kuşetli (Oda halinde 4 kişilik, koltuklar ranza şeklinde yatak oluyor, temiz nevresim veriliyor ve yatağınızı kendiniz yapıyorsunuz)
– Yataklı (oda halinde iki kişilik, içinde buzdolabı, masa ve lavabo var)
– Yemekli (Trenin restaurantı, menüde çorba, ızgaralar, mezeler, atıştırmalıklar, alkolsüz içecekler mevcut.)

Sıcaklık
Tren son derede sıcak,
Her oda panelden kendi ısısını belirliyor. 

Elektrik

Odada 1 adet priz var.
(Yataklı vagonda 2 priz var. Pulman’da yani koltukluda priz var.)

Yataklı vagon

Yataklı ile kuşetlinin büyüklükleri aynı ama yataklı 2 kişinin konforu için tasarlanmış. Aynı ebattaki alanda 4 yerine 2 koltuk, masa, sıcak suyu olan bir lavabo ve küçük bir buzdolabı var.  Tabi ki daha ferah ve konforlu. Valizlerle daha rahat.Kompartman ve Nevresimler
Dediğimiz gibi Doğu Ekspresi’nde emektar trenler çalışıyor. Haliyle yıpranmış görünüyor. Biz temizliğine güven olmaz diye yanımızda uyku tulumu da getirmiştik. Nitekim, kondüktörün kuşetli ve yataklı vagonlara dağıttığı nevresimler bizi pozitif yönde şaşırttı. Yıkanmış, ütülenmiş ve ardından paketlenmiş nevresimleri naylonundan çıkartana kadar ikna olmamıştık. Paketi açar açmaz odaya mis gibi deterjan kokusu doldu.Tuvaletler
Tuvaletler de temizdi. Yolun sonunda doğru hunharca kullananlar olabiliyor ama insanlara tuvalet adabı öğretmek TCDD’nin görevi değil. Tuvalet kağıdı var ama sonlara doğru kalmayabiliyor.Ancak pulman tuvaletlerinin trafiği çok daha fazla olduğu için, o tarafta biraz temizlik ve trafik sıkıntısı olablir. Kuşetli yada yataklınınkileri kullanmayı tercih edebilirsiniz.Restaurant
Ray Restaurant’ın işlettiği yemek vagonunun mutfağını da görebilme şansımız oldu. O da temizdi. Restaurantta görevli Ulaş ve arkadaşları fedakarca ve saatlerce en iyi şekilde hizmet veriyorlar.
Aç ya da tok, yemekler iyi ya da kötü, yanınızda yemek var ya da yok fark etmez. Gecelemeli bir tren yolculuğu kafeteryasında yemek yemeden bitmemeli.
– Menü
Menüde ızgaralar ve zeytinyağlılar var. Yemek kompartmanının tamamına mutfak kokusu hakim. İçki servisi yok ama bir şekilde içenler de içiyor.

– Fiyatlar:
Esnaf lokantası tarifesinden biraz pahalı gibi düşünebilirsiniz.
Kredi kartı alıyorlar ama internet çoğu yerde çekmediği için almıyorlar gibi düşünebilirsiniz.
– Duraklamalar:
Küçük istasyonlarda maximum 2-3 dakika bekliyor.Koşup dışardan birşeyler almak riskli olabilir. Büyük şehirlerde daha uzun bekliyor.
– Telefon / İnternet:
WiFi yok. Telefon yolun %90’nı boyunca çekiyor ama 3G bir var, bir yok.
KEYFİNİZ İÇİN 
  Gün batınca manzaralar kaçıyor. O yüzden en iyisi günlerin uzun olduğu, ama karların daha kalkmadığı aylarda bu yolculuğa çıkmak. Mart-Nisan gibi. Ayrıca, doğuda güneş batıda olduğundan 1 saat daha erken kararıyor. Olduğunuz yerdeki gün batımına aldanmayın. Bir yönü trenle, öbürünü uçakla yapmak isteyenler sıkça hangi yönü trenle gitmek daha doğru diye soruyor. Ankara – Kars treninde en güzel manzaralar sabah 6.30 gibi başlıyor. Yani buraları gün ışığında görme şansınız oluyor. Kars – Ankara trenindeyse buralardan hava karardıktan sonra geçiyorsunuz. Yani karanlıkta kalıyor. Ama yazın günlerin uzun olduğu Haziran ayında Kars- Ankara treninde de bu manzaraları yakalama şansınız var.
– Müziğinizi, oyununuzu, yemeğinizi, içkinizi alıp gelin. Tuvalet kağıdı da iyi bir fikir.
– En güzel manzaralar sabah erkenden başlıyor. Ama yol boyunca bol bol kar/donmuş akarsu manzarası var, bol bol fotoğraf çekin.
– Dediğimiz gibi kılıflar temiz olsa da titiz insanları yastıklar rahatsız edebilir.
– Kompartımanın tamamını tutmak isteyebilirsiniz.
– Çöpünüz için mutlaka poşet getirin. Kompartımandaki minik çöpe sığmak imkansız.
– Mümkünse dolunayda yola çıkın çünkü kışın hava 6 gibi karardığından ertesi sabaha kadar manzaralar kaçıyor. Dolunay da gece de manzara izlemek mümkün.








TATİL HERKESİN HAYALİ


Hayatın en güzel melodileri, tatilin sessiz anlarında çalar.


Uzunca çalışma maratonundan sonra tatil her insanın hakkıdır. Kendimizi tatil ile ödüllediririz. 


Her deniz bir martı, her rüya bir uyku, her nota bir şarkı, her mezar bir ölü, her ağaç bir kök bulur da ben başka bir sen bulamam.


Yorucu bir yılın acısını tatilden çıkartmaya kararlıyız.


Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için yola çıkın!


”Yazın keyfi bir başka olmaktadır.”

Biraz cesur olun ; Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için yola çıkılmalı. 

Kafanı cama yaslayıp, kulaklığı taktıktan sonra o yolun nereye gittiğinin bir önemi kalmıyor.

Umudun bir rengi olsaydı mavi olurdu; deniz gibi, gökyüzü gibi sonsuz.


Deniz, kum, tatil, eğlence hepsi olur yaz mevsiminde, yeni denizlere yelken açılır yeni umutlar eşiğinde.

”Deniz, güneş ve sen. Bu ne güzel bir üçlü.”


”Güneş ve deniz ile birlikte dans etmek istiyoruz.”

Doğanın güzelliği, güneşin sıcaklığı, suyun serinliği hep yanında olsun.

Seyahat etmek hayal gücümüzü gerçeklerle dengeler ve bazı şeylerin nasıl olduğunu düşünmek yerine onları görmemizi sağlar.

14 Ocak 2018 Pazar

HAYATI SADELEŞTİRİN


Evinizde, ofisinizde kullanmadığınız ne kadar eşyanız var hiç düşündünüz mü? İstatistiklere göre sonra kullanırım diye saklanan eşyaların %80’i hiçbir zaman kullanılmıyor. Bu birikim de karışıklıklara ve verimsizliğe neden oluyor. Bunu fark etmiş Japonlar sadeleşmeyi hayatlarının her alanında kullanıyorlar. Peki biz nasıl sadeleşebiliriz? İşte minimalist bir yaşama kavuşmak için atılması gereken üç adım...
Minimalist yaşam: 3 adımda hayatı sadeleştirme önerileri
“Japon hayat görüşü, gereksiz olanların elenmesi ve uzaklaştırılması ile daha da büyüyen basit bir estetik algısını kucaklamaktadır.” Mimar Tadao Ando
Hayatı sadeleştirin.
Bu mottoya daha önce çok defa denk gelmiş, fark etmiş, benimsemiş, benimsemeye karar vermiş olabilirsiniz. Sadelik ve minimalizmi özümsemiş hayat stilleri ile dünya çapında ün salmış Japon Kültürü’nü yazılı ve sosyal platformlar aracılığıyla büyük bir ilgi ile takip ediyor; yazılarımda da değinmeye çalışıyorum.
Peki ama neden sadeleşmeliyiz?
Japonlar, özellikle son günlerde medyadan da takip etmiş olabileceğiniz gibi çok çalışkan ve hatta bu hususta fark etmeden ölümü bile göze alacak kadar işkolik insanlar. Bir ada ülkesi olmaları, nüfuslarının yoğunluğu dolayısıyla özellikle kalabalık olan metropol kentlerdeki yaşam alanları, ülkemizdeki standart apartman dairelerinin metrekarelerine oranla bir hayli küçük. Dolayısıyla “Atma, onlar sonra lazım olur.”, “Bunun anısı var.”, “Şu indirimdeydi, 4 tane aldım.” gibi düşünceler ile söylenmiş cümlelerin, minimal yaşamı benimsememiş olanların hayatında pek de bir karşılığı yok.
Yapılan araştırmalara göre; tabii ki alım potansiyelleri, bulundukları toplum ve dayatmaları dolayısıyla Türkiye’nin bir hayli üzerinde olan ABD’li bir birey, ömrünün ortalama bir (1) senesini kaybettiklerini aramakla geçirmekteymiş. Aynı şekilde istatistiklere göre daha sonra kullanmak üzere sakladığımız eşyaların %80 gibi bir oranını hiçbir zaman kullanmamaktaymışız. Dolayısıyla karışıklık, çokluk, ihtiyaç harici eşyalarla çevrili şekilde olmadan, daha verimli ve zaman kontrolünü elimize alabilmemizi sağlayacak aşağıdaki 3 basit adımla minimalist bir hayata geçiş sürecini başlatabilirsiniz. Bu şekilde, fazlalıklar içinde boğulmadan, daha özenle ve üzerinde düşünülerek seçilmiş eşyalar ile hem fazla tüketimden kaçınacak, doğaya ve geri dönüşüme katkı sağlayacak; hem de eşyalara ayıracağınız vakti kendi kişisel gelişim ve tecrübelerinizi arttırmak için kullanabileceksiniz.
1. öneri: Size, özel bir sevinç ve gereksinim vermeyen kıyafet, ayakkabı, çanta ve aksesuarlarınızı ayırarak başka ihtiyaç içindekilere bağışlayın. Kalan eşyaları düzenli bir şekilde katlayarak toplayın.
2. öneri: Dairenizin özellikle büyük karışıklık içinde olabilen giriş avlusunu sadece günlük kullanımdaki ihtiyaçlar için yeniden düzenleyin. Anahtar, mont, cüzdan, telefon ve ayakkabılar gibi eşyalar harici gereksiz olan her türlü eşyayı ayıklayın.
3. öneri: Dolap ve raflardaki yoğunluğu ve yığılmaları düzenleyip, geri dönüşebilecek, bağışlanabilecek veya satılabilecek ürünleri ayırın. Bunları ayırma işlemini; banyo, yatak odası, mutfak, oturma odası, çalışma odası gibi evin değişik odalarında farklı günler içinde yapabilirsiniz.

12 Ocak 2018 Cuma

YOĞUN ÇALIŞMA


Yoğun çalışmak başarılı olmak için tek başına yeterli değil… Çünkü yoğun olmak etkili olduğunuz, etkili olmak da tüm gün durmadan çalıştığınız anlamına gelmez. İşte iş yerinde sürekli “yoğunum” diyenlerle gerçekten etkili çalışanlar arasındaki
13 fark…
İş yerinde sürekli “yoğun olanlar” ve “etkili çalışanlar” arasındaki 13 fark
Çoğumuz için, çok yoğun bir iş günü çok etkili ve üretici bir gün anlamına geliyor, ama aslında bu, genel bir yanılgı durumu. Yoğun olmak etkili olduğunuz, etkili olmak da tüm gün durmadan çalıştığınız anlamına gelmez.
İşte iş yerinde sürekli “yoğunum” diyenlerle gerçekten etkili çalışanlar arasındaki 13 fark…
1.Yoğun çalışan: Ciddi bir misyonu varmış gibi davranır
Etkili çalışan: Tüm hayatı için bir misyonu vardır
2.Yoğun çalışan: Sayısız önceliği vardır
Etkili çalışan: Birkaç önceliği vardır
3.Yoğun çalışan: Çok hızlı  “evet” cevabı verir
Etkili çalışan: “Evet” demeden önce iki kere düşünür
4.Yoğun çalışan: Eyleme odaklanır
Etkili çalışan: Eylemin anlaşılırlığına odaklanır
5.Yoğun çalışan: Tüm kapıları açık bırakır
Etkili çalışan: Tüm kapıları kapatır
6.Yoğun çalışan: Sürekli ne kadar yoğun olduğuyla ilgili konuşur
Etkili çalışan: Konuşulanları sonuçlandırmaya izin verir
7.Yoğun çalışan: Sürekli yeterli zamanı olmadığından bahseder
Etkili çalışan: Zamanını gerçekten önemli olan şeye harcar
8.Yoğun çalışan: Aynı anda pek çok görev edinir
Etkili çalışan: Bir önemli hedefe odaklanır
9.Yoğun çalışan: Aldığı her mesaja anında yanıt verir
Etkili çalışan: İyi bir cevap için zamanı uzun kullanır
10.Yoğun çalışan: Etrafındaki herkesin yoğun olmasını ister
Etkili çalışan: Etrafındaki herkesin etkili olmasını ister
11.Yoğun çalışan: İtiraz edenleri memnun etmeye çalışır
Etkili çalışan: Müşterileri memnun etmeye çalışır
12.Yoğun çalışan: Yaklaşan değişim hakkında konuşur
Etkili çalışan: Sıklıkla değişim yaratır
13.Yoğun çalışan: Tavsiye ister
Etkili çalışan: Aksiyon alır ve işi bitirir.

CAN SIKINTISI


Ara sıra sizin de canınız sıkılıyor mu? Peki sizce can sıkıntısı kötü bir şey midir? Belki de sıkılmak o kadar da olumsuz bir durum değildir. Sıkıntı kişinin konfor alanından çıkmasını sağlayabilir. Yeni şeyler keşfetmesine neden olabilir. Belki de can sıkıntısına karşı bakış açımızı değiştirme vaktimiz gelmiştir. Neden mi?
Canınız mı Sıkılıyor? Bırakın Sıkılsın…
“İnsanın akIı çoğaIdıkça can sıkıntısı artar.” Dostoyevski 
Sıkılıyoruz değil mi? Bazen mi? Her zaman mı? Yoksa o kadar çok çalışıyoruz ki sıkılmaya vakit mi bulamıyoruz? ‘’Sıkılmak’’ kelimesi insana negatif duygular hissettiren bir kelime mi? Pozitife çevrilebilir mi? Peki sıkılmanın keyfi çıkar mı? Keyfini çıkaranlar Polyannacı mı?
Araştırmalara göre can sıkıntısı insanın; yapacak bir eylem bulamadığında, bulunduğu koşullardan memnun olmama durumunda, ilgisizlik ve dikkatsizlik hallerinde olabilir veya istenilen durumdan alıkonma, istenmeyen duruma zorlanma, sebepsiz uğraşacak eylem bulamama hallerinde de insanı gelir bulur. Başka bir bakış açısına göre de sürekli yeni deneyimler ve heyecanlar arayan insanlar heyecan vermeyen ortamlarda sıkılırlar. Konfor alanından çıkmak istemeyen insanlar kendilerini güvensiz hissettikleri ortamda sıkılırlar.
Yaşamın ve teknolojinin hızı sayesinde her şeye hemen ulaşma isteği, sabırsızlık bize can sıkıntısı duygusunu yaşamaya imkan vermez. Bu duyguyu hissetmemek için hemen yapacak bir şeyler ararız. Hemen telefona, tablete sarılırız. Zamanımızı boşa geçirmemek için her anımızı doldururuz çünkü boş kalmak, hiçbir şey yapmama durumu bizi sıkıntıya sokar, o negatif ve zarar veren duyguya kapılmak istemeyiz…
Ünlü filozof ve matematikçi Bertrand Russell Nobel konuşmasında ‘insan sıkılma kapasitesiyle diğer canlılardan ayrılır. Deneyimlerimiz can sıkıntısını bertaraf etmenin çok güçlü bir arzu olduğunu gösteriyor. ‘’ der ve sıkılmaya anlam yükler.
Can sıkıntısının zıttı heyecan arayışı olarak da kabul edilir bazen. Russell can sıkıntısının kötü bir şey olmadığını ancak onu telafi etmeye çalıştıkça daha fazla heyecan isteğinin ortaya çıktığını ve sonunda yine can sıkıntısı ile sonuçlanacağını savunur, bu durumda mutlu bir hayat sürmek için belirli düzeyde can sıkıntısının varlığını çocuklara kabul ettirmemiz gerektiğini de belirtir.
Üzerinde düşünmemiz gereken şey, çocukların sıradanlığa ve tekdüzeliğe katlanma becerisini geliştirmektir. Her an onları heyecanlı ve meşgul etmeye çalışmak aslında onların hayata karşı olan dirençlerini düşürerek sürekli bir arayışta olmalarına sebep vermektedir. Ebeveynler bu konuda çocukları pasif eğlencelerle meşgul etmeye ve ‘’canım sıkılıyor.’’ diyen çocuğa anında çözüm üretmeye çalışmamalıdır.
Bu konuyu biraz daha açalım. Bazı zamanlarda sıradanlık gereklidir. ‘’İlgi dağıtıcı ve düzensiz yaşamı olan bir çocuğun beyninde yapıcı amaçlar yer edemez. Çünkü bu durumda aklı uzak başarılardan çok yakın hazlara yatkındır.’’ demiştir Russell ‘Mutluluk Yolu’’ adlı eserinde. Heyecan ve haz arayışının sonu olmadığını düşünerek can sıkıntısını verimli hale getirmenin üzerine düşünmek gereklidir.
Verimli can sıkıntısı olarak adlandırılan bu durum aslında merak duygusunu ortaya çıkaran, kişiyi araştırmaya, düşünmeye harekete geçmeye sevk eden durumdur. Yaratıcılık ortaya çıkar. Olaylardan daha derin anlamlar çıkarmaya olanak sağlar. Tıpkı ebeveynine oyuncak çadır alması için ısrar eden ve alınmadığında durumu kabul edip canı sıkılırken evdeki çarşaflardan çadır yapmaya çalışan bir çocuk gibi. Çocuk sıkıntı halinde önce biraz huysuzlanır ama durumu kabul ettiği zaman var olan probleme çözüm bulması gerektiğini düşünür ve sıkıntıdan kendini düşünmeye adar, farkında olmadan farkına varır.
Hiçbir şey yapmama hali ve can sıkıntısının diğer yüzü aylaklık. Can sıkıntısının verdiği etki gibi negatif bir hisse kaptırır kişiyi. Mesela çok aşina olduğumuz bir deyim. ‘İşi gücü yok, aylak aylak dolaşıyor’.
Kimse kendine bu sözlerin söylenmesini istemez. Ancak aylaklık yaratıcılığın ilacı olarak bilinir. Aylaklık esnasında yaratıcılık için gerekli olan tüm imkanlar yerli yerindedir. Dingin bir zihin ve beden. Hiç de yabana atılacak bir durum değildir. Russell ‘aylaklık olmasaydı insanlar barbarlıktan kurtulamazdı’ der ‘’Aylaklığa Övgü’’ adlı kitabında.
Nörobilimci Andrew Smart ‘’Oto Pilot’’ adlı kitabında da beynin yaratıcı düşünce ve üst düzey problem çözme devrelerinin hiçbir şey yapmama hali yani aylaklık durumunda nasıl aktif olduğunun üzerinde oldukça fazla durmuştur.
Tasarımcı Stefan Sagmeister ise ‘Yaratıcılığın insanlığı terk etme sebebi çok çalışmak ve işi alışkanlık haline getirmektir’ demiştir. Bu sözü evlerinde atölyeleri olan ve mesai usulü çalışmayan insanlar ile destekleyebiliriz. Yaratıcılığın karaborsa olduğu bu dönemde yaratıcılık fakirliğine en çok mesai saatleri, belirli kalıplara sokulmuş okullar, aşırı meşguliyetler sebep olmaktadır. Fakat aylak konuma geçildiğinde insan düşünmeye zaman bulur ve yaratıcı fikirlerini açığa çıkarır. Üzerine düşünür. Koşuşturmadan uzak, zamanı istediği gibi yönetebilen bir insanın yaratıcı düşünceyle yolları çok kez kesişir.
Tabii bilgi, emek, çalışma olmadan yaratıcı düşünce de olmaz ancak tüm bunların bir araya gelebilmesi için Einstein gibi bir bisiklet turundayken, Arşimet gibi hamamdayken ya da Richard Feynman gibi okulda tabak döndüren çocukları izliyorken, Newton gibi bahçede çayımızı yudumlarken aylaklık yapmak bizi farklı yerlere götürecektir.
Canımız sıkılıyor diye şikayet etmek yerine can sıkıntısının insan hayatına kapılar açabileceğini düşünerek bunun tadını çıkaralım… Hiç ummadığımız anda ummadığımız bir zamanda hiç keşfedilmemiş bir şeyi belki de biz keşfederiz.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

DOSTLUK, İKİ YÜREĞİN TEK BİR RİTİMDE ATMASIDIR

Dostluk, insanlığın kurduğu en derin, en eski ve en kıymetli bağlardan biridir. Kan bağıyla değil, gönül bağıyla kurulur. Zor zamanda belli ...