10 Ocak 2017 Salı

ZEKA ÖNEMLİ KARDEŞİM


ZEKA SEVİYESİ, MUTLULUK DÜZEYİNİ DE BELİRLİYOR
Paranın mutluluk getirip getirmediği tartışması süre dursun bilim adamları mutluluk ve zeka arasındaki bağlantıyı çözdü. Araştırmaya göre zeka düzeyi ve mutluluk seviyesi arasında bağlantı var. Nasıl mı?
Zeka seviyesi düşük kişilerin mutsuz olma olasılığının, zeka seviyesi yüksek olanlara oranla daha fazla olduğu belirlendi.
"Psychological Medicine" dergisinde yayımlanan araştırmada, İngiliz bilim adamları, düşük IQ seviyesinin genellikle düşük gelir, çeşitli sağlık sorunları, günlük yaşamda başkalarının yardımına ihtiyaç duyma ile ilişkilendirildiğini ve tüm bu unsurların da mutsuzluğa katkıda bulunduğunu açıkladı.
6 bin 870 kişinin katıldığı çalışmada araştırmacılar, katılımcılara kendilerini mutlu hissedip hissetmediklerini sordu.
"Kendisini çok mutlu hissettiğini" söyleyen katılımcıların yüzde 43’ünün, IQ seviyesi 120-129 olan grupta yer aldığı belirlendi.
"Kendisini çok mutsuz" hissedenlerin büyük bir kısmının ise IQ seviyesi 70-79 olan grupta olduğu ortaya çıktı.
Araştırmayı yöneten Angela Hassiotis, elde edilen sonuçların normal zeka seviyesinin altındaki kişilerin kendilerini mutsuz hissetme olasılığının daha yüksek olduğuna işaret ettiğini söyledi.
Hassiotis, yoksul ailelerin çocuklarına yönelik uzun süreli stratejilerin, çocukların hem zeka seviyesine hem de mutluluklarına olumlu etki yapabileceğine dikkati çekti.
Araştırmada, zeka seviyesi düşük kişilere daha fazla destek verilmesi gerektiği belirtildi.
Normal zeka katsayısı, 90-110 olarak kabul ediliyor.

OKU MUTLU OL...

 

Mutlu olmanın bilimsel açıdan kanıtlanmış 12 yolu

Dünyanın dört bir yanında yapılan bilimsel araştırmalar; mutluluğun formülünü bulmaya çalışıyor. Son yıllarda mutluluk, yaşama sevinci ve pozitif olma konularına sıkça eğilen bilim adamları, ortaya hayatı güzelleştirecek öneriler çıkardı. İşte o öneriler...

Yardımsever Olun
Psychological Bulletin'de yayınlanan araştırmaya göre; kendiniz için değil de, başka insanlar için para harcamak, size kendinizi daha iyi hissettirecek. En mutlu insanların, en büyük vericiler olduğunu ortaya koyan araştırmaya göre; bağış yaparak ve başkalarına para vererek mutluluğu yakalayabilirsiniz.

Bol Bol Şükredin
Pennsylvania Üniversitesi'nden Profesör Martin Seligman; her gece onları mutlu eden üç iyi şeyi akıllarından geçiren insanların, diğerlerinden daha mutlu olduğunu kanıtladı. Sizi mutlu eden şeylerin önemli olması da gerekmez; eşinizin, sevdiğiniz tatlıyı almayı hatırlaması bile şükretmeniz için yeterli.

Yeni Bir Şey Deneyin
Çalışmalar; maceraya katılan, yeni deneyimler yaşayan ve rutinlerini değiştiren insanların daha mutlu olduğunu ortaya çıkardı. Yeni şeyler denemek, beyin dalgalarını da uyarıyor.

Hedefler Belirleyin
Psikolog Jonathan Freedman, kendilerine kısa veya uzun vadeli hedefler koyanların, koymayanlara göre daha mutlu olduğunu iddia ediyor. Wisconsin Üniversitesi'nden Richard Davidson, "Bir amaç doğrultusunda çalışmak, olumlu duyguları devreye sokar" diyor.

Tarafsız Olun
'Ultimate Happiness Prescription' adlı kitabın yazarı Dr. Deepak Chopra; mutlu olmak ve aydınlanmak için tarafsız olmak gerektiğini söylüyor. Chopra, "Eğer kendi bakış açınızı savunmayı bırakırsanız, enerjinizin yüzde 99'unu tasarruf edersiniz ve çok daha mutlu olursunuz" diyor. 
İnançlı Olun
Yapılan yeni çalışmalara göre; inançlı insanlar, olmayanlara göre hayatlarından çok daha memnun ve daha mutlu. Doç. Bruce Headey'in, Melbourne Üniversitesi'nde yaptığı 25 yılık araştırmanın sonucunda; inançlı insanların, kariyer endişesinden kaçındıkları ve duygusal açıdan daha istikrarlı oldukları ortaya çıktı.

En Az 6 Saat Uyuyun
İngiltere'de yapılan bir çalışma; günde en az 6 saat 15 dakika kesintisiz uyumanın, insanları mutlu ettiğini gözler önüne serdi.

10 İyi Arkadaş Edinin
Nottingham Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma; en az 10 iyi arkadaşa sahip olduğunu söyleyen yetişkinlerin, beş veya daha az yakın arkadaşa sahip olanlardan daha mutlu olduğunu ortaya koydu. Çalışmaya göre; daha mutlu hissetmek için, arkadaş çevremizi genişletmemiz gerekiyor. 
Sık Sık Gülümseyin
Gülümsemek ve mutluymuş gibi davranmak, gerçekten üzgün olduğunuzda kendinizi daha iyi hissetmenize neden oluyor. Birçok araştırmaya göre; sadece gülümseme hareketi bile, insanların kendilerini daha mutlu hissetmelerine sebep oluyor.

Romantizm Önemli
İlişkilerin, mutluluk üzerinde büyük bir etkisi var. Biliminsanlarının Cornell Üniversitesi'nin yaptığı araştırmaya göre; ilişkisi olan insanlar; olmayanlara göre daha mutlu. 
İşe Yakın Oturun
İngiltere'de yapılan son araştımalarda ise; iş yerine 20 dakika mesafede oturan kişilerin, daha mutlu olduğu iddia ediliyor. Her gün kat edilen yolun uzunluğu; sağlığı ve formda kalmayı doğrudan etkiliyor. 
Genç Görünmek İçin Bu 8 Gıdayı Sınırlayın!
Gençliğinizi korumanız için sadece gece kremleri ve anti-aging ürünler kullanmanız yeterli değil. Günlük hayatınızda sıkça tükettiğiniz sekiz gıdayı azaltırsanız; hem zahmetsizce, hem de ekonomik yoldan daha genç bir görünüme kavuşabilirsiniz. İşte o besinler:
Tuz: Tuz, göz çevresi gibi ince deriyle kaplı alanlarda, cildi zayıflatarak kırışıklıklara neden olabilir.
Şeker: Aşırı şeker tüketimi, derinin yaşlanma sürecini hızlandırır. Bir hafta şeker yemezseniz, cildiniz parlayacaktır.
Kahve: Cildinizi kurutan kahve, göz çevresindeki kırışıklıkları da artırır. Kahve yerine, yeşil çay içebilirsiniz.
Alkol: Vücuttaki suyun atılmasına neden olan alkol, göz altı torbalarına neden olabilir.
Kırmızı Et: Kırışıklıkların erken oluşmasına yol açabilir. Kırmızı et tüketimini, haftada bir veya iki kezle sınırlandırmak gerekir.
Basit Karbonhidratlar: Ekmek veya makarna gibi gıdalar, ciltteki kolajeni parçalayarak cildin esnekliğini yitirmesine neden olur.
Baharatlı Gıdalar: Kan damarlarını kurutan bu gıdalar, menopoz sonrası dönemde cildin hızla kırışmasına yol açabilir.
Soda: Soda; diş minesini savunmasız hale getirir. Ayrıca şişkinliğe ve cildin matlaşmasına neden olur. 
Daha Fazla Mavi

Sussex Üniversitesi araştırmacıları; mavi rengin stresi yok ettiğini, mutluluğu artırdığını ve özgüveni geliştirdiğini tespit etti. Çalışmaya göre; çevrelerinde mavi rengi görenler, kendilerini daha mutlu hissediyor. İngiliz Daily Mail gazetesinde yayınlanan bir araştırmaya göre de; mavi sevgisi, atalarımıza kadar uzanıyor. Özellikle akşam saatlerinde mavi renkle iç içe olmak kişiyi çok daha mutlu ediyor.

GERÇEK DOSTLAR


Arkadaşlar her gün içindir

Artık dijital bir çağda yaşıyoruz. Yıllardır görüşmediğiniz eski bir arkadaşınız ile internette karşılaşmanız an meselesi... Peki gerçek arkadaşlıkların insan psikolojisine ne gibi faydaları var? İşte sağlıklı ve kaliteli dostlukların önemine dair beş bilimsel neden... 

Facebook’ta bir ekleme talebiniz var. Bilin bakalım kimden? İlkokul arkadaşınız… Yurtta bir sene birlikte kaldığınız kişi… Fotoğraf atölyesinde tanıştığınız ve senelerce irtibatta kalıp sonra görüşmediğiniz insan… Yetişkinlik, biraz da eski dostları kaybetmekle ve yeni dostlar edinmekle alakalı olsa da dijital bir çağda yaşadığımız için geçmişten saklanmamız giderek zorlaştı. Bu da istediğimiz gibi iletişim kurmamızı engelleyebiliyor.
Mesajlar, konuşmaların yerini alırken sosyal medya sayesinde yolları aşıp insanlarla buluşmamıza pek gerek kalmıyor. Büyük toplaşmalar neredeyse olay oluyor ve de özellikle büyük şehirlerde, birkaç hafta önceden ayarlamalar yapılıyor. Geçmişte kalmış ve yüzeyselliğe bürünmüş dostluklar bir yanda.
Diğer yanda ise yeni edindiğimiz ancak yine yüzeysel ilişkilendiğimiz kankalarımız… Kişisel ve profesyonel yaşamımızın kalitesi için arkadaşlık ve dostluklarımızın derinlikli, keyifli ve gerçek olması çok önemli. Yetişkin olduk diye yalnız kovboyu oynamanın anlamı olmayabilir. Hislerimiz, düşüncelerimiz ve davranışlarımız dostlarımızdan beslenerek güzelleşiyor. Bunu unutmamamız için bilim insanları da çalışıyor.
İşte sağlıklı arkadaşlıkların ve kaliteli dostlukların önemine dair 5 bilimsel sebep:
1. Bu, bir özgüven meselesi
Eğer iradenizi kontrol etmekte zorlanıyorsanız, disipline girmenize yardımcı olabilecek düzenli beyinlerle çevrelenmenizi öneriyoruz. Geçtiğimiz yıl Psychological Sciencedergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre özgüvensiz ve dağınık olduğumuz dönemlerde motivasyonumuzu ateşleyecek insanlarla iletişim kurmamız faydalı oluyor. Başarıya giden yol, başarılı insanlarla dolu.
2. Arkadaşsızlık fakirleştirir
Journal of Consumer Research dergisinde 2013’te yayınlanan bir çalışmanın sonuçlarına göre yalnız insanların yanlış finansal kararlar alması daha olası. Reddedilmiş ve ötelenmiş hisseden insanlar, örneğin sevgilisinden ayrılanlar, ailesiyle küs olanlar ya da iflas edenler, harcama alışkanlıklarını kontrol edemeyebiliyorlar. Rahatsız hislerden kurtulmak için normalden daha vurdumduymaz görünme ihtiyacı doğabiliyor. Bu ihtiyaç da kişinin geleceğini riske atan müsrif, mantıksız kararlar almasına yol açabiliyor. 
3. Sosyal medya sinir bozabilir 
Sosyal medya söz konusu ise “daha fazla takipçi, daha fazla ‘like’” her zaman yeğdir. Edinburgh Üniversitesi İşletme Bölümü’nde hazırlanan bir rapora göre daha fazla Facebook arkadaşı olan insanlar, daha stresli. Sosyal medya bağlantıları karmaşıklaştıkça “üzülme ihtimali olan” insan sayısı da artmış oluyor. Bunu yazarsam darılırlar mı? Şu şarkıyı paylaşsam benimle dalga geçerler mi? Ve endişelerin daha niceleri… Kendimize dair çevrimiçi bir kişilik yaratıp bu personanın gölgesinde kalabiliyoruz. Bir de rezillik kısmı var elbette.
Lise arkadaşlarımızla rakıya gidiyoruz ve ertesi gün iş yerinde herkes sarhoşken pek içli şarkı söylediğimizi öğreniyor.
İnsanları hayatımıza bu şekilde eklemeden önce iki kere düşünmekte fayda var. 
4. Dostu olanın ömrü uzar 
Avustralya Flinder’s Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırma, uzun dostlukları olan insanların daha uzun yaşadığını ortaya koyuyor. 10 senelik bir süreçte 1500 kişiyle yapılan çalışmalarda daha geniş çevresi olanların %22 daha uzun yaşadığı ortaya çıkmış. Dostuyla dertleşebilen ve paylaşabilen insanların depresyon ihtimali azalıyor. Bağışıklık sistemleri güçleniyor. Bazen dostlarımız bizi zor durumlar da bıraksa da, yorsa da, onlara keyifle ve uzun uzun yaşamak için de ihtiyacımız var. 
5. Jokerimi kullanabilir miyim?
2014’te Journal of Consumer Research dergisinde yayınlanan bir çalışma, en iyi dostların suç ortakları da olduğunu ortaya koyuyor. Rejim yaparken en yakın kız arkadaşınızla kaçamak yapmadınız mı hiç? Hayatı gereğinden fazla ciddiye almadığınız anlarda yanınızda kimler vardı? Ya da cesaretinizin kırıldığı zamanlarda kimi aradınız? 
Önce dostluk… 
İlişkiye başlamak, yeni bir şehre taşınmak, aile kurmak, anne baba olmak ve kariyerimiz dostlarımızın önem sıralamalarının değişmesine yol açabiliyor. Arkadaşlarınızın hayatınızdaki etkilerini doğru değerlendirip kaliteli ve uzun bir hayatı dolu dolu yaşayabilirsiniz.

SAĞ BEYİN , SOL BEYİN


Beynin yapısı hakkında neler biliyorsunuz? 
Hayatınızın ana kumanda masasında neler oluyor? Düşünme sisteminin şifrelerini çözmek ister misiniz? "Ama" ve "fakat" diyen sol beyin ile anlık hareket eden sağ beyin arasındaki farklar nelerdir? İşte beynin gizemli dünyasından bir kesit....
SAĞ VE SOL BEYNİN ŞİFRELERİ
Yapılan araştırmalar her geçen gün beyin ile ilgili yeni bilgiler veriyor. Kişinin duygularını tanıması ve beynini doğru yönlendirmesi de giderek önem kazanıyor.
Sol beyin ’EĞER’ ve ’FAKAT’ der
Bugün artık biliyoruz ki, sol beyin, kelime ve sayılarla ilgilenen, sağ beyne nazaran geçmişin üzerinde daha çok duran beyin alanıdır. Bu alanın özellikleri, soğuk, keskin, köşeli, mesafeli ve sert olması, katı kurallarının bulunmasıdır. Sol beyin ’eğer’ ve ’fakat’ sözlerini çok kullanır. Bu iki kelime hemen karar vermemeyi ifade eder. Beynin sol tarafı, bir şeyi anlamaya çalışırken aynı zamanda ertelemeye de yatkındır. Ayrıca benmerkezci olma eğilimindedir. Kendisini mutlu edecek şeyleri önemser. Bu sebeple de kendisi önceliklidir. Erkeklerin sol beyinleri baskın çalıştığı için benmerkezci yanları baskındır. Beynin sol kısmı, iradeyi mantıksal olarak kullanır.
Sağ beyin duygusaldır!
Sol beyin, yeni fikirlere açık değildir. Koruyucu, tutucu ve savunucudur. Oysa sağ beyin farklılıklara gebedir. Deneme yanılmayla karar verir. Duygusal alanlarla ilgili olduğu için istekleri hemen olsun ister. Stratejik düşünmek yerine, taktik bulur. Arzularını ertelemekten hoşlanmaz. Hızlı karar verip harekete geçmek eğilimindedir, acelecidir.
Sol beyin eril, sağ dişildir
Sol beyin, yeni fikirlere açık değildir. Koruyucu, tutucu ve savunucudur. Sağ beyin farklılıklara gebedir. Deneme yanılmayla karar verir. Sol beyin sayı ve rakamlarla ilgilenirken sağ beynin ilgi alanı daha çok görsel konulardan ve zevklerden oluşur. Estetik kaygılar sağ beyinde etkilidir.
Sağ beyin sevgiye göre karar verir!
Sağ beyni baskın çalışan kişiler iradelerine duygularını katarlar. Bir insanla iş yaparken ya da onun hakkında karar verirken kâr-zarar analizi yapmaktan çok, onu sevip sevmediklerini ölçü alırlar. İnsanları analiz ederken "o beni çok sever" ya da "ben onu çok severim" diyerek referanslarının duygu olduğunu belli ederler.
Sağ beyin niyete sol beyin sürece bakar
Sol beyinde niyet önemli değildir. Sürece ve sonuca bakar. Sağ beyin ise niyete göre hareket eder. Sol beyin hayal kurmaz ama sağ beyin hayalcidir. Yine sağ beyin sezgilere çok değer verir. Beyin görüntüleme çalışmalarında sol beynin görsel unsurlara hızlı tepki verdiği ortaya çıkmıştır. Oysa sağ beyin duygusal sayılabilecek uyarılara daha çabuk cevap vermektedir.
Sağ beyin sempatik, ön beyin empatiktir
Sol beynin önceliği kendisindeyken, sağ beynin önceliği başkalarındadır. Oysa ön beyin, önceliğin kendisinde mi yoksa başkalarında mı olacağını, hangi şartta nasıl tercihler yapacağını iyi belirler. Ön beyin empatik düşünür. Mesela, sol beyniyle düşünen bir kimse karşısındakine yol tarif ederken, yönleri kendisine göre tarif eder. "Sola gideceksin" dediğinde bu sol taraf kendi soludur. Oysa empati yapabilen insan karşı tarafın yönünü dikkate alır.
Sol gerçekleri, sağ beyin duyguları analiz eder
Sağ beyin pembe düşler görür. Gerçeklerden uzak hayaller kurmak onun işidir. Sol beyin ise, hayali ve sezgileri önemsemez, kullanmaz. Sağ beyin dişil özellikler barındırdığı için, sezgisel düşünmeye yatkındır ve sezgilerinde çoğunlukla haklı çıkar. Ön beyin ise sezgileri süzgeçten geçirerek kullanır. Her hissettiğini doğru kabul eden sağ beyne mukabil, ön beyin sezgilerinin doğru olup olmadığını anlamaya çalışır. Sol beyin gerçekleri, sağ beyin duyguları, ön beyin ise doğruları analiz eder ve öncelik verir.
Sol beyinde erkeksi özellikler baskın!
Sağ beyin duygusal kararlar verdiği için, bu kararları inanarak vermek ister. Sol beyin, inanamasa da karar vermekten yanadır. Sol beyin tekil ve erildir. Yani erkeksi özellikleri baskındır. Sağ beyin ise çoğulcudur ve dişil özellikleri vardır. Sol beyin anlamaya çalışırken, sağ beyin hissetmek için uğraşır. Sol beyin karşılaştığı olaylarda çıkarı doğrultusunda tepkiler verirken, sağ beyin sempatik bir bakışıyla yaklaşır. Yani kendini hemen olaya kaptırır. Sağ beyni baskın çalışan kimse, birisi ağladığı zaman onunla beraber ağlar. Kendisinden çok başkalarını mutlu etmeye uğraşır. Kadınlarda bu özelliğe sık rastlanır, kadınların şefkat duyguları yoğundur ve iyi annelik yaparlar.

EĞİTİM , EĞİTİM , EĞİTİM


GERÇEK EĞİTİM BÖYLE OLUR

Finlandiya, dünya üzerinde en saygın eğitim sistemine sahip olan ülke konumunda. Nordik ülkesi uluslararası araştırmalara göre de neredeyse her çalışma içerisinde her zaman ilk onda olmayı başarıyor. Buna rağmen, ülkedeki yetkililer ve uzmanların 'biz zaten en iyisiyiz' diyerek rehavete kapılmaya hiç niyeti yok. Birkaç yıl önce Finlandiya'da eğitim sisteminde gerçek bir devrim yapılmasına karar verildi ve geçen yıl itibariyle de bu devrim hayata geçti.
Peki eğitim sistemindeki bu devrim neyi kapsıyor? Belki kulağa garip gelebilir ama Finlandiyalı yetkililer eğitim müfredatlarındaki tüm dersleri kaldırdılar.
Yeni sistemle amaçlanan, çocuklara 'daha fazla oyun, daha az ders' sunmak. Bu büyük değişiklikle beraber de dersliklerde fizik, matematik, edebiyat, tarih ya da coğrafya gibi 'konu dersi' olmayacak.

Eğitim Bakanı Marjo Kyllonen, Helsinki'de geçen yıl yaptığı basın toplantısında detayları kamuoyu ile paylaşmıştı. Kyllonen'in eğitim sistemindeki bu değişikliğin sebebini açıklayan kısa ve net beyanı şu şekildeydi: "Bizler hala 19. Yüzyıl'ın ihtiyaçlarına yönelik eski moda bir eğitim sistemiyle hareket ediyoruz. Oysaki 1900'lü yıllardan bu yana çok şey değişti ve bizler de artık 21. Yüzyıl'ın ihtiyaçlarına göre bir eğitim sistemi planladık."

Yeni sisteme göre, Finlandiya'da konu bazında gerçekleştirilen dersler yerine, öğrencilere olaylar ve etkinliklerle disiplinlerarası formatta bir eğitim veriliyor. Örnek vermek gerekirse, İkinci Dünya Savaşı'nın anlatıldığı bir derste, konuya dair tarihsel, coğrafi ve matematiksel veriler birarada anlatılıyor.
Ayrıca dikkat çeken bir başka başlık ise "Kafede Çalışmak" adlı ders. Bu dersle beraber de öğrenciler İngilizce, ekonomi ve iletişim konularında tüm bilgi birikimlerini kullanabiliyor.

Son düzenlemeyle beraber öğrencilere her 45 dakikada bir 15 dakikalık ara sunuluyor. Okulda geçirilen süre de daha da kısaltılarak ortalama 5 saat olarak ayarlandı. Amerikalı öğrenciler günün ortalama 6 saatini ev ödevleriyle harcıyorlar. Finlandiyalı öğrencilerde ise bu süre ortalama 3 saat civarında.
Öğrenciler son sınıfa geldiklerinde 16 yaşının başında olacaklar. 7 yaşından önce ise okula başlamak yok.

Öğrencilerin kendi derslerini olaylar üzerinden kendilerinin seçmesi fikrinin, öğrencilerin derslere duyacağı hevesden, bilgi birikim ve gelecekteki duruşlarına kadar pek çok noktada fayda sağlayacağı düşünülüyor. Bu şekilde hiçbir öğrenci, herhangi bir dersi -örneğin, fizik, kimya ya da edebiyat gibi- 'ben şimdi bunu ne için öğreniyorum' düşüncesiyle bitirmek zorunda bırakılmayacak.

Yeni sistemle beraber gelenekselleşmiş öğrenci-öğretmen ilişkisi de değişti. Öğrenciler artık kocaman sıraların arkasında, endişeyle 'öğretmen bana soru sorsun da cevaplayayım' diye oturmayacak. Bunun yerine küçük gruplar halinde öğretmenlerle beraber problemleri tartışarak çözmeye çalışacak.
Finlandiya eğitim sistemindeki değişiklikler öğretmenleri de etkileyerek kolektif bir çalışmaya teşvik edecek. Okullardaki bu reform, farklı ders öğretmenleri arasında da ortaklaşa bir çalışmayı mecbur hale getirecek.


ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...