4 Ocak 2018 Perşembe

MUTLULUK


Mutlu Olmanın 4 Yolu (Sinirbilimcilere Göre)
Herkes bir şekilde mutlu olmanın formülünü arıyor olabilir. Bu durumda en güvenilir kaynak tabi ki, beynin işleyişi konusunda zombiye bağlayan sinirbilimciler olabilir. UCLA sinirbilim araştırmacısı Alex Korb, hayatta mutluluğu yaratmanın yolları üzerine çıkarımlarda bulunmuş.
1. En önemli soru ne zaman düşük hissettiğinizdir.
Bazen sizin de beyniniz gerçekten mutlu olmak istemiyor mu? Kendinizi güçlü ya da utanç dolu mu hissediyorsunuz? Ama neden? İster inanın, ister inanmayın ama, suçluluk ve utanç beyninizin ödül mekanizmasını aktive ediyor.
Farklı duygular olmalarına rağmen, gurur, utanç ve suçluluk benzer sinir bölgesini uyarıyor; dorsomedial prefrontal cortex, amygdala, insula ve nucleus accumbens. İlginç bir şekilde, gurur da bu bölgeyi tetikleyen en güçlü duygu, tabi suçluluk ve utancın aktive ettiği nucleus accımbens bölgesi hariç. Bu, neden kendimizde suçluluk ve utanç hissetmenin cazip olduğunu açıklıyor; çünkü beynimizdeki ödül merkezini aktive ediyor. (The Upward Spiral)
Ayrıca bir yandan da çok mu edişelisiniz. Peki ama neden? Kısa dönemli olarak endişelenmek beyninizin iyi hissetmesini sağlayabilir, en azından problemlerinize yönelik bir şeyler yaparken.
Kaygı, medial prefrontal cortex’in aktivitesini arttırırken, amygala’nın aktivitesini azaltryor; böylelikle limbik sisteminizi sakinleştiriyor. Bu biraz doğru görünmese de, bir yandan da kaygılı hissediyorsanız, bunun hakkında bir şeyler yapmak hiçbirşey yapmamaktan iyidir. (The Upward Spiral)
Ama suçluluk, utanç ve endişe çok kötü bir uzun dönem çözümüdür. Peki sinirbilimciler bu konuda ne yapmamızı öneriyorlar. Kendinize şu soruyu sorun:
Ne için şükran duyuyorum?
Şükran inanılmaz birşeydir. Gerçekten de beyninizi biyolojik seviyede dönüştürür. Wellbutrin gibi antidepresanların beyninizde ne yaptığınızı biliyor musunuz? Dopamin seviyenizi arttırıyorlar ve şükran da aynı şeyi yapıyor diyebiliriz.
Şükranın faydaları dopamin sisteminde başlıyor, çünkü şükran duyduğunuzda beyin kökünüz dopamin salgılamaya başlıyor. Buna ek olarak, başkalarına karşı şükran duyduğunuzda sosyal dopamin devreleri artmaya başlıyor ve bu da sizin insanlarla sosyal iletişiminizi daha keyifli kılıyor.(The Upward Spiral) 
Peki Prozac’ın ne yaptığını biliyor musunuz? Serotonin seviyelerinizi arttırıyor ve aslında şükran da aynı şeyi yapıyor.
Şükranın en güçlü özelliğinden biri de serotonin seviyelerini arttırması. Şükran duyduğunuz şeyler hakkında düşünmek, sizi hayatınızın pozitif tarafına doğru odaklanmaya sürüklüyor. Bu basit hareketle anterior cingulate cortex’iniz de serotonin salgılamaya başlıyor. (The Upward Spiral)
Bazen hayatınız gerçekten çok fena bir çamura saplanmış ve kesinlikle şükran duyacak bir şey bulamıyor olabilirsiniz. Önemli değil, çünkü sadece bunu aramak bile çalışıyor:
“Şükran duyduğunuz şeyi bulmak aslında o kadar da önemli değil. Şükran duyacağınız şeyleri düşünmek ya da hatırlamak bile duygusal zekayı güçlendiriyor. Bir çalışmaya göre şükran arayışı ventromedial ve lateral prefrontal cortex’teki nöron yoğunluğunu etkiliyor. Bu yoğunluk değişimi duygusal zekanın artmasına neden oluyor ve bu bölgedeki nöronlar daha aktif çalışmaya başlıyor. Yüksek duygusal zekayla, şükran duymak çok daha kolaylaşıyor.”
Şükran yalnızca beyninizi mutlu etmekle kalmıyor, aynı zamanda ilişkilerinizde daha pozitif bir etki de yaratıyor. Bu yüzden önemsediğiniz kişilere şükran duygunuzu ifade etmekten kaçınmayın.
2. Negatif Duyguları Etiketlemek
Çok kötü hissediyorsunuz ve buna bir isim veriyorsunuz. Üzgün, kaygılı, kızgın?
İşte bu kadar basit. Aptalca geliyor değil mi?
“fMRI’da yapılan Duyguları Kelimelere Dökmek adında bir çalışmda, insanlar başkalarının duygusal yüz ifadelerini izlediler. Her katılımcının amygdalası ortalama olarak aktive oldu. Fakat onlara bu duyguların isimleri sorulduğunda ventrolateral cortex’leri aktive oldu ve bu da amygdala’daki aktiviteyi azalttı. Başka bir deyişle, duyguları bilinçli bir şekilde tanımlamak etkilerini azaltıyor.”
Duyguları bastırmak ise kesinlikle çalışan bir yöntem değil ve sonradan karşınıza bir düşman olarak çıkabilir.
“Duygularını bastıran insanlar çoğunlıkla daha büyük sorunlarla karşılaşıyor. Dışarıdan bakıldığında iyi gözükseler de, limbik sistemleri tetiklenmeye devam eder. Hatta bazı durumlarda, normalden daha fazla uyarılabilir. Columbia Üniversitesi’nden Kevin Ochsner, fMRI’da yaptığı çalışmalarda bu sonuçların tekrarlandığını ortaya çıkardı. Çalışmayan birşeyi yapmaya çalışmak, bazen sizi daha kötü duruma sokabilir.”
Your Brain at Work: Strategies for Overcoming Distraction, Regaining Focus, and Working Smarter All Day Long
Kadim yöntemlerden biri belki bu durumu değiştirebilir. Meditasyon yüzyıllar boyunca kullanılan bir yöntem oldu. Etkiletlemek, mindfulness için temel bir araç. Ayrıca, tanımlamak beyni o kadar güçlü etkiliyor ki, başka insanlar için de çalışıyor. Duyguları tanımlamak, FBI rehine müzkarelerinde de kullanılan bir yöntem.
3. Karar Verin
Karar verin ve beyniniz biraz dilensin. Çalışmalar gösteriyor ki, karar vermek problemleri çözmese bile endişe ve kaygıyı azaltıyor.
“Karar vermek, hedef belirlemek ya da niyetlenmek olsun, hepsi de benzer sinir devresini çalıştırıyor ve prefrontal cortex’i pozitif olarak etkiliyor, endişe ve kaygıyı azaltıyor. Karar vermek ayrıca sizi negatif rutinlere ve etkilere sürükleyen striatum etkisini de azaltıyor. Son olarak, karar vermek dünya algınızın değişmesini sağlıyor ve limbik sisteminizi sakinleştirerek problemlerinize çözüm bulmanızı kolaylaştırıyor.” (The Upward Spiral)
Ama karar vermek elbette ki kolay olmayabilir. Ne tür kararlar almalısınız? Sinirbilimin yine bir yanıtı var…
“Yeterince iyi” karar vermeniz yeterli. %100 en iyi kararı vermek için ter dökmenize gerek yok. Tüm kusursuzluk peşinde olanlar bu durumda strese girebilir. Ama beyin dersini bu konuda da çalışıyor. Kusursuz olmaya çalışmak beyninizi duygulara boğabilir ve sizi kontrolden çıkarabilir.
“Yeterince iyi yerine, en iyisini yapmaya çalışmak karar verme aşamsında ventromedial prefrontal aktivitesine çok fazla duygu yükleyebilir. Buna karşılık olarak, yeterince iyi olan birşeye karar vermek dorsolateral prefrontal cortex bölgesini aktive eer ki, bu da daha kontrollü olmanıza yardımcı olur. “
Bu yüzden en iyi kararı vermeye çalışmak yerine, “yeterince iyi” bir karar verip beyninizin kontrolünü kaybetmemek daha doğru bir yol gibi. Çünkü kotrollü hissetmek stresi azaltrır ve karar vermek zevki arttırır, çünkü ödül mekanizmanızı uyararak dopamin salgılamanıza neden olur.
Kanıt mı lazım? Hadi kokaine bakalım.
İki tane fareye kokain enjekte edilir. Farelerden biri levyeyi çeker. Diğeri ise hiçbirşey yapmaz. Farkı ne? Çünkü birinci farenin daha çok dopamin salgılayabiliyor. Bu kadar basit.
Peki buradaki ders nedir? Bir daha kokain satın alırken şunu dikkat edin, yok yok konumuz bu değildi.  Konu şu ki, bir hedef için karar verdiğinizde ve ona ulaştığınızda birşeyler şansa gerçekleşiyorsa kendinizi daha iyi hissediyorsunuz. Bu da aslında gym’de neden insanların bu kadar vakit geçirdiğini az çok açıklıyor. Gidiyorsunuz, çünkü gitmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz. İyi ama çok da gönüllü bir karara benzemiyor. Beyninizdeki zevk artmıyor. Sadece stres hissediyorsunuz. Bu da iyi bir egzersiz alışkanlığı değil. Yani aslında kendiniz için iyi birşey yapmaya çalışırken, suçluluk duyduğunuz için stres seviyeniz yükseliyor. Bu yüzden daha kararlı olun.
Sinircilimci Alex Korm, durumu şöyle özetlemiş:
“Sevdiğimiz şeyleri sadece seçmeyiz; ayrıca seçtiğimiz şeyleri de severiz.”
Şimdi, şükran duruyorsunuz, negatif duygularınızı tanımlıyorsunuz ve daha fazla karar alıyorsunuz. Harika! Ama yine de bu mutluluk tarifinde kendinizi bi çıt yalnız hissediyorsunuz.  Hadi buraya biraz insan getirelim.
4. İnsanlara Dokunun
Kabul edelim, sevgiye ve kabul görmeye dair kaçınılmaz  bir ihtiyacımız var. Yapmadığımız zaman, acı çekiyoruz. Garip ya da hayal kırıklığı yaratan birşey demiyorum. Gerçekten acı çekiyoruz. Sinirbilimciler bu konuda da tabi ki bir çalışma yapmışlar. Hatta bunun için top çarpıştırmaca video oyununu kullanmışlar. Diğer oyuncular topu sana attığında, sen de onlara atıyorsun. Açıkçası, başka oyuncu yok, hepsini bilgisayar yapıyor. Ama, deneklere oyuncuların gerçek insan olduğu söyleniyor. Peki bu durumda, “diğer oyuncular” düzgün oynamaz ve topu paylaşmazsa ne olur? Deneklerin beyninde, fiziksel acı bölgeleri tetikleniyor. Reddedilme sadece kalp kırıklığı gibi acıtmıyor, açıkçası daha çok ayağınız kırılmış gibi hissediyorsunuz.
Açıkçası fMRI’da yapılan deneye göre, sosyal dışlama beynin fiziksel acı bölgesini tetikliyor. Eğer bir şekilde paylaşma, topu atma eylemleri durur da, oyuncular bir kişiyi dışlar ve kendi aralarında oynamaya başlarsa, fiziksel acıya benzer bir his yaşanıyor. Küçücük bir sosyal dışlanma duygusu bile beynin fiziksel acı bölgesi olan anterior cingulate ve insula’yı uyarıyor.
İlişkiler beyniniz ve mutluluğu için çok önemli. Bunu bir sonraki seviyeye taşıyalım mı? İnsanlar dokunun.
Oksitosin salgılamanın yolu dokunmaktan geçiyor. Açıkçası, insanlara her zaman dokunmak uygun olmuyor ama el sıkışma ya da sırt sıvazlama gibi küçük dokunuşlar da yeterli. Yakın hissettiğiniz insanlara daha sık dokunmaya çalışın. Çünkü dokunmak inanılmaz güçlü. Sizi daha ikna edici kılar, takım performansınızı arttırır, flört yeteneğinizi güçlendirir ve hatta matematik yeteneklerinizi bile etkiler. Dokunma bunun yanısıra acıyı azaltır, hatta çalışmalar gösteriyor ki evli çiftlerin ilişkileri güçlüyse, dokunmanın gücü de doğru orantılı olarak artıyor.
Bugün birilerine sarılın. Ama küçük hızlı sarılmalardan bahsetmiyoruz. Onlara sinirbilimcilerin uzun sarılmaları önerdiğini söyleyebilirsiniz. Sarılmak, özellikle de uzun sarılmak oksitosin hormonunu açığa çıkarırken, amygdala’nın aktivitesini azaltıyor.  Araştırmalar gösteriyor ki, günde 5 sarılma 4 hafta içinde size inanılmaz bir mutluluk verebilir.
Toparlayacak Olursak
+ Şükran duyduğunuz şeyi sorun. Cevap yok mu? Önemli değil. SAdece aramak bile yeterli.
+ Negatif duygularınızı belirleyin. Onlara isim verin ki, beyniniz sizi daha fazla rahatsız etmesin.
+ Karar verin. Dünyanın en doğru kararını değil, yeterince iyi kararlar da uygun.
+ Sarılın, sarılın ve sarılın. Yazmayın, sms atmayın, aramayın, gidip dokunun.
Çünkü, herşey birbirine bağlıdır. Şükran, uykuyu düzenler. Uyku düzeni acıyı azaltır. Acının azalması modunuzu yükseltir. Modunuzun yükselmesi, endişenizi azaltır ve birşeylere odaklanıp plan yapmanıza imkan sağlar. Odaklanma ve plan yapma karar vermenizi kolaylaştırır. Karar vermek ensişeyi azaltır, keyfi yükseltir. Keyif, size daha fazla şükran duygusu verir ve böylece herşey tekrar başa dönüp birbirini tetikler. Keyifli olmak, sizi aynı zamanda daha sosyal yapar ve bu da mutluluk olarak size geri döner.

YAŞAMINIZDA NELERİ DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ


Yaşam döngüsü içinde değişim kaçınılmaz! Ancak kimi değişimler uzun zamana yayılırken bazıları 6 aylık zaman dilimi içinde gerçekleşebilir. İşte gelişmeye ve değişmeye her daim açık olanlar için 6 aydan kısa sürede öğrenilebilecek 8 şey…
 6 Aydan Kısa Bir Sürede Öğrenebileceğiniz 8 Basit Şey
 Herkesin hayatında boşluktan yakındığı bir süre vardır. İşsiz kaldıktan ve üniversiteden mezun olduktan sonrası gibi hayatımızda boşluk yaşadığımız birçok an vardır. Bu anları kaliteli bir şekilde değerlendirerek,bizi diğer insanlardan ayıran birkaç özellik elde edebiliriz.
Yeniliklere açık olmak, bizleri daha ilerilere taşır. İhtiyacım olmaz, bunu da bilmeme gerek yok gibi cümleler ile hiçbir şeyi atlamayın. Çünkü gün gelir ve o atladığınız şeyler en çok ihtiyacınız olan şeyler haline gelebilir. Siz boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz bilmiyorum; ama size kısa sürede öğrenebileceğiniz basit şeyler tavsiye edebilirim.
İşte, 6 aydan kısa bir sürede öğrenebileceğiniz 8 basit şey:

1.Hızlı Okuma ve Okuduğunu Anlama

Hızlı okumak ve okuduğumuzu anlamak aslında çok önemlidir. İnsanların birçoğu bunun ne kadar işe yarar olduğunu görmekte biraz zorlanıyor. “2+2=4” aslında bu kadar basit. Ne kadar hızlı okursanız o kadar çok anlarsanız, daha fazla şey okumaya vaktiniz kalır. Ne kadar çok okursanız da o kadar bilgi sahibi olursunuz.
Bill Gates bir özel güce sahip olabilse, bunun hızlı okuma yeteneği olduğunu söylemiştir. Bill ve onun gibi birçok başarılı insan; bilginin, başarının anahtarı olduğunu bilmektedir. Son zamanlarda insanların hızlı okumanın değerini anlamasıyla beraber, birçok kurs açılmıştır. Aynı zamanda internet üzerinden bedavaya, nasıl olduğunu öğrenebileceğiniz birçok site mevcuttur.

2.Topluluk Önünde Konuşmak

Araştırmalara göre insanların çoğu ölümden çok topluluk önünde konuşmaktan korkuyorlar. Yüzlerce, binlerce insanın önünde konuşmak cidden çok zordur. Karşınızda oturan her insanın dikkatini çekmeye çalışmak ve sıkılmamalarını sağlamak ise ayrı bir olay. Çünkü sizi dinleyen insanların her birini aynı anda memnun etmek, neredeyse imkansızdır.
Dünyanın en zenginleri listesinde başı çeken isimlerden bir tane olan Warren Buffett, üniversiteden mezun olan insanlara toplum önünde konuşma alıştırmalarına başlamalarını tavsiye ediyor. Hemen hemen her sektörde, insan ilişkilerinde başarılı olmanız gerekiyor. Nasıl konuşmanız gerektiğini, dikkatleri nasıl üstüne çekmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Çünkü hazırlıksız yakalandığınızda insanlar gözünüzün yaşına bakmaz.

3.İspanyolca/İngilizce Öğrenmek

Dünyanın en çok konuşulan dillerinden iki tanesidir. Eğer İngilizce biliyorsanız, bir sonraki düşünmeniz gereken dil İspanyolca olmalı arkadaşlar. Konumuz 6 aydan kısa süre dediği için Çinceyi dahil etmedim.Ancak daha fazla vakti olan arkadaşlar için de kesinlikle öneririm. İngilizce hakkında hepimizin az çok fikri var. O yüzden biraz İspanyolcadan bahsedeceğim. İspanyolca öğrenerek 500 milyondan fazla kişiye ulaşabilirsiniz. İspanyolcayı seçmenin tek nedeni yalnızca bu değil. Aynı zamanda dünyanın en kolay öğrenilebilen dillerinden birisidir.

4.Muhasebe

İş dünyasına girmek istiyorsanız, muhasebe hakkında kesinlikle bilginiz olmalıdır. Uzman olmanıza gerek yok ama temel şeyleri bilmek zorundasınız. Muhasebeyi ayrıca finansal hedeflerinize ulaşma ve finansal açıdan kontrolü elinize almak için kullanabilirsiniz. Eğer okulda dersini almadıysanız, kitaplardan veya belli başlı internet sitelerinden rahatlıkla öğrenebilirsiniz.

5.Microsoft Office Programları

Çoğu insan, Microsoft Office programlarını kullanmayı bildiğini iddia eder. Ancak yalnızca temel kavramlardan haberdarlardır.
Office programlarını öğrenmek, hayatta çok işinize yaracaktır. Çünkü birçok iş sektöründe Office programlarını kullanıp, kullanamadığınızı sorarlar. İş yerlerinde kullanılmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi; her şeyi inanılmaz derece de kolaylaştırmasıdır. Hepsini öğrenmeye vaktiniz yoksa en azından Excel’i tam olarak kullanmayı bilmelisiniz.

6.Blog Yazarlığı

Boş zamanınız ve paylaşacak çok şeyiniz mi var? Tek yapmanız gereken bir blog açmak ve aklınızdan geçen her ne olursa olsun paylaşmak. Sonuçta bu sizin siteniz, sizin blogunuz ne isterseniz yazar ve paylaşırsınız. Günümüzde 2 milyondan fazla blog yazısı yayınlandığını düşünürseniz, bloglara olan ilgi giderek artıyor demektir. Kim bilir, belki çok ilginç yazılar paylaşacak ve marka haline geleceksiniz. Şu an isteyen herkes bir blog açabilir. Tek ihtiyacınız olan; WordPress gibi tamamen bedava olan içerik yönetimi programı. Şahsen, blog yazarlığını öğrenmenin en iyi yolunun yazmaya başlamak olduğunu düşünüyorum. Sitenizi büyütmek için ise değişik yollar uygulayabilirsiniz; ancak harika içerikler paylaşarak büyümeniz çok daha iyi olacaktır.

7.Vücudunuzu Şekle Sokmak

Evet, 6 aydan kısa bir süre içinde vücudunuzu istediğiniz şekle rahatlıkla sokabilirsiniz. Dwayne Johnson gibi bir vücuda sahip olacağınızın sözünü veremem; ama en azından toparlanacağınızdan eminim. Önemli olan spor salonuna düzenli bir şekilde gitmek ve düzenli beslenmektir. Temelini bir kere kavrandığınızda olay daha kolay bir hale gelecektir. Vücudunuz şekle girmeye başladıkça, öz güveniniz de artacaktır. Hattayürüyüşünüz bile değişebilir.
Vücudunuzu istediğiniz şekle sokmaya istediğiniz an başlayabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan; biraz hırs. Evde veya spor salonunda yapabilirsiniz. Spor salonunda yapacak olursanız, size yardımcı olacak bir koç bulmak oldukça kolaydır. Evde yapacak olan arkadaşlar ise internetten rahat bir şekilde videolu anlatımları izleyerek istedikleri vücudu elde etmeye çalışabilirler.

8.Fotoğraf ve Video Düzenlemek

Teknoloji ve sosyal medya kullanımının hat safhalara ulaştığı günümüzde, fotoğraf ile videolardan kaçış yoktur. Yaptığınız işte bile karşınıza çıkabilir. Yani en kötü, sosyal medya da bir fotoğraf veya video paylaşacağınız zaman ihtiyaç duyabilirsiniz.
Peki, nereden öğrenebilirsiniz? İnternette bu konuyla alakalı binlerce site ve video bulabilirsiniz. Temel İngilizceye sahip olanlarınız ise CreativeLIVE ve Skillshare gibi öğretici sitelerden de yararlanabilirsiniz.
Boş vakitlerinizde kendinizi geliştirmeye ne kadar özen gösterirseniz, diğer insanlardan o derece öne geçersiniz. Yalnızca 6 aydan kısa bir sürede bile bunları yapabilecekken, neden hala boş durasınız ki? Kendiniz için bir şeyler yapmaya başlamalısınız. Günümüzde herkes, kendini olabildiğince geliştirmeye çalışıyor. Siz de artık başlamalısınız.

BAŞARISIZLIK


Saygın bilim insanlarının başarısız olduğu, geri çevrildiği ya da hayal kırıklıkları yaşadığı çoğu zaman kimsenin aklına gelmez. Oysa bilimsel kariyerlerinin başlarında defalarca başarısız olmuş pek çok bilim insanı var. Onlardan biri "başarısızlık özgeçmişini" yayınlayarak fark yarattı...

“Başarısızlık özgeçmişi” farklılık yaratabilir mi?


Oxford, Harvard, MIT ve Princeton: Alman psikolog Johannes Haushofer kariyerini bu saygın üniversitelerde yaptı. Bu bilim insanının başarısız olduğu, geri çevrildiği ya da hayal kırıklıkları yaşadığı hiç kimsenin aklına gelmez. Fakat Haushofer bir süre önce Twitter’de özgeçmişini paylaşınca gerçekte hepsini yaşadığını gördük.
Psikoloğun özgeçmişinde kendisini geri çeviren üniversitelerin, başarısız olan projelerin ve kazanamadığı bursların listesi var. Yüzlerce kez paylaşılan “Başarısızlık özgeçmişi” meslektaşları arasında tartışma yarattı. Sonuçta bilimde başarısızlıklar hala bir tabu gibi. Bunun yerine her yerde mükemmel özgeçmişler, uzun yayın listeleri ve çığır açan buluşlarla ilgili çok sayıda raporlar okuyoruz. Oysa başarısızlık her yerde bilimin bir parçasıdır. Yaratıcı bir çalışmada başka türlüsü beklenemez de. Örneğin bir ressam da her fırça darbesinden harika bir sanat eseri yaratamaz, başlanmış sanat eserlerinin birçoğu atılır ve yeniden başlanır.
“Başarısızlık özgeçmişi” yayınlama fikri aslında yeni değil. Avusturyalı Matematikçi ve nörobiyolog Melanie Stefan da 2000 yılında Nature dergisinde, başarısızlıkların listelenmesi gerektiğini ve bu şekilde olayların doğru bir perspektife yerleştirilmesini önermişti. Bilimsel dergiler için makaleler ve araştırma önerileri, istatistiksel açıdan bakıldığında sanılandan çok daha fazla geri çevrilmekte.
Örneğin Nature ve Science gibi uluslararası dergiler her hafta gönderilen iki yüz kadar çalışmanın sadece %7-8’ini kabul ediyor. Bu durum bilim sosyolojisi açısından sorunludur diyor uzmanlar.
Daha yeni ve özgün araştırmaları teşvik etmek daha fazla riski göze almak demek. Hep göreceli olarak basit bir şekilde iyi sonuçlar elde edilebilecek şeylerle uğraşırsak, hiçbir zaman yenilikçi sıçramalar yapamayız ve daha fazla risk almak aynı zamanda daha fazla başarısızlık demek diyor fizikçi Johann Kastner.
Başarısızlıklardan bir şeyler öğrenildiği takdirde başarısızlık da olumludur aslında. Fakat günümüzde bilimsel olarak çok az yararlanılmakta. İyi sonuçlanmayan deneyler ve hatalı araştırma tezleri bunun yerine halının altına süpürülüyor. Başarısızlıkların açıklanmasını isteyen bilim insanlarının ve negatif araştırma sonuçlarını yayımlayan bir derginin (Journal of Unsolved Questions-JunQ) varlığı belki bir şeyleri değiştirebilir. Ama birçok bilim insanı, çözülmemiş araştırmalar üzerinde çalışacak kadar büyük zahmetlere girmek istemiyor, sonuçta toplanacak pek meyve olmuyor.
Her ne kadar olumsuz sonuç almak bilimsel çalışmalarının bir parçası olsa da ve bazıları başarısızlık kültürünü kabul ettirmeye çalışsa da tersliklerle başa çıkmak kolay değildir. İnsan alçak gönüllülük göstererek, neyi yanlış yaptığını sormalı kendine. Ve özgüvenini koruyarak, terslikler yüzünden vazgeçmemeli. Bunun en güzel örneğine yakın bir zamanda tanık olduk. Nobel ödüllü Aziz Sancar çok çalışkan bir öğrenciydi ama laboratuvarda yaptığı deneylerden isteği sonuçları alamıyordu. Kendisini sorgulamaya başlamıştı. Hatta birlikte çalıştığı meslektaşları yetenekli olmadığını söylemiş ve doktorluk yapmasını önermişlerdi. Fakat o yılmadı hep daha fazla çalışarak başarısızlıkların ardından büyük başarıyı yakalamanın mümkün olduğunu dünyaya gösterdi.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...