25 Ocak 2025 Cumartesi

İNSANLIK PAYLAŞMAKTIR



Önce İnsan Olmak

Hepimiz zaman zaman “ben kimim?”, “yaşamın anlamı ve amacı nedir?”, “ben ne için yaşıyorum?” gibi soruları sormuşuzdur.
“Ben kimim?” sorusuna farkındalığında olarak cevap verebilen sağlıklı insandır.
Birçoğumuz bize yaşamın ve başkalarının verdiği rolleri oynamaktayız. İyi ana baba olma, iyi eş olma, iyi öğrenci olma, iyi meslek sahibi olma, ahlaklı olma, dindar olma gibi. Bu rollerin birçoğu da hep başkalarını mutlu etmeye yöneliktir.İnsanlık özümüz geri plana itildiğinde de, sevgi, insanlık, ilke ve değerler, adalet duygusu ve hakkaniyet, gerçek vicdan kaybolmakta, oynadığımız roller yaşantımıza hakim olmaktadır. Kendine biçilen rolleri oynayan insan kendi var olma gerçeğinden uzaklaşmakta, gerçek kendiliğini yaşayamamakta, rolü ile özü arasında sıkışıp kalmaktadır.
Sağlıklı insan kimdir?
1-Sağlıklı insan duygularını, yeteneklerini, değerlerini, arzularını, limitlerini, farkındalıklarını bilir. Aristo’nun kendini bil, haddini bil mantığı budur.
2-Psikolojik yönden sağlıklı insan kendini olduğu gibi kabul eder, kendi değerini bilir, kendiyle barışıktır.
3-Sağlıklı insan kendine güvenir, diğer insanlara da güvenmeyi bilir. Özgüven eksikliğine dayalı kuşkuculuk, güvensizlik, duygularını yenmiştir.
4-Sağlıklı insan sosyaldir.
5-Sağlıklı insanın yaşamındaki odak noktası sevgi ve saygıdır.
6-Sağlıklı insan bedensel, ruhsal ve manevi yaşam arasındaki dengeyi kurmuş, çatışmalardan arınmıştır.
7-Sağlıklı insan duygularını bastırmaz. Heyecan, korku, hüzün, sevinç gibi duyguları gerektiği gibi yaşar.
8-Sağlıklı insan sen, ben değil biz olabilmeyi özümsemiştir.
9-Sağlıklı insan komplekslerinden arınmıştır.
10-Sağlıklı insan kötü alışkanlıkların tutsağı olmaz, herhangi bir bağımlılık, tutkunluk geliştirmez.
11-Sağlıklı insan bitmişlik, tükenmişlik duygularına girmez. Kızgınlık, gerginlik, küskünlükte ısrar etmez.
12-Sağlıklı insan ben merkezli değil, ilke merkezlidir. Para, ün, mevki için her yol mübahtır yerine dürüstlük, iyilik, bilinçli çalışma, sabır, hakkaniyet, koşulsuz sevgi, onura saygı felsefesine sahiptir.
13-Sağlıklı insan tutarlı ve kişisel bütünlük içindedir. Gerçeğe saygılı olup, ilke ve değerleriyle uyumlu bir yaşamı vardır. Yani özü sözü birdir.
14-Sağlıklı insan kaderci değildir, yaşamının sorumluluğunu alabilen insandır.
15- Sağlıklı insan sorun çözebilen insandır, kendisi sorunun kaynağı değildir.
16- Sağlıklı insan karamsar değil, umut ve iyimserlik doludur.
17- Sağlıklı insan çözüm için uygarca tartışmasını bilir.
Tüm bu kriterlere sahip olmak için sağlıklı bir ailede yetişmek ana faktördür. Peki, sağlıklı ailenin özellikleri nelerdir?
1-Sağlıklı ailede, aile içi iletişim ve etkileşime önem verilir.
2-Sağlıklı aile koşulsuz sevgi esastır. Kişi davranışının ötesinde insan olarak sevilir.
3-Sağlıklı ailede herkes herkese güvenir. Bu güven kaynağını özgüvenden alır. Ne yazık ki “babana bile güvenmeyeceksin” sözü atasözümüz haline gelmiştir.
4-Sağlıklı ailede, çocuğun yeteneğine, kapasitesine, doğal eğilimlerine, fikir ve duygularına saygı duyulur.
5-Sağlıklı ailede bireyleri bir kalıba sokmaya zorlama yoktur.
6-Sağlıklı ailede katı kurallara yerine esneklik esastır. Bunu yapacaksın, bunu yapmak zorundasın yerine böyle yapsan daha iyi olur anlayışı hakimdir.
7-Sağlıklı ailede bireyler birbirini empatiyle dinler.
8-Sağlıklı ailede herkesin psiko-sosyal ve mekânsal olarak yeri vardır.
9-Sağlıklı ailede kuşaklararası çatışmalar doğal karşılanır.
10-Sağlıklı ailede birey bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğüne sahiptir.
11- Psikolojik yönden sağlıklı aile bireyleri yaşamaktan sevinç duyarlar ve yaşamın her anından zevk almayı bilirler.

SEVGİ KALPLERİN IŞIĞIDIR


SEVGİYLE BAKMAK HERKESE …


Birini yeterince seviyorsan, her şeyi affedebilirsin...Hatta göz her şeyi görmez olur. Gözün sevmek konusunda çok büyük taraf tuttuğunu herkes bilir. Sevdiğimiz birinin hiçbir eksiğini, hatasını görmeyiz. Ama sevmediğimiz, nefret ettiğimiz birinin her bir hareketini göz yakın takibe alır ve hiç aman vermez. En küçük bir hatayı bile abartır, büyütür ve olay haline getirip önümüze koyar.

Aslında göz , kulak, burun gibi duyu organları beynimizdeki merkeze bağlı oldukları için bir aracı olmaktan öteye gitmezler. Bütün iş beyinde bitiyor. Bu nedenle gözün getirdiği görüntüyü gören de görmeyen de beyindir. Ya da kulağın duyup duymaması…Kafamız başka yerde ise, karşımızda konuşanı hiç duymayız bile.Kulak sesleri almakta ama akıl başka yerde olduğundan dolayı merkeze gelmemektedir sesler.Bir kitabı okuduğumuzda da, göz yazıyı okur ama kafa dalgın olunca okunan yazıların hiç biri beyine gelmez ve algılama söz konusu olamaz.

Kafanın başka yerde olması en çok sevme durumlarında olur. Kafa sevgilide olunca ne gözün, ne kulağın ne de diğer duyu organlarının yapacağı bir şey vardır. “Aşkın gözü kördür” derler ya, doğrudur, üstelik eksiktir de. Aşkın kulağı da sağırdır. Seven insan hep burnunun doğrultusuna giderek kimseyi görmez, duymaz, dinlemez.

Aslına bakılırsa , abartıya kaçmamak koşuluyla bu her şeyi görmeme, duymama durumu fena bir şey değil. İnsanların yaptığı işlerde hata aramak yerine iyi yanlarını görmek güzel bir şey. Aşık olma halinden söz etmiyorum. O tam bir hastalık… Ama insanlara sevgi ile bakarak, çok ince detayları görmek yerine, onların yaptığı güzellikleri görmek en iyisi. Zaten insanları sevince, göz ister istemez güzelliklerden yana tavır alarak, bize sadece insanların güzel yönlerini gösteriyor. Toplumsal yaşamanın ve mutlu olmanın gereğidir de bu.

İnsan sevince mutlu oluyor ve diğerlerini de mutlu ediyor. Yaydığı pozitif enerji herkese olumlu etki ettiği gibi, dönüp kendini de mutlu ediyor.

Bir de tam tersi insanlar vardır. Her gördüğünde kusur arayan… Her an bir hata yapmanızı bekleyen… Sürekli tetikte olan insanlar vardır…Bütün besin kaynakları dostlarının yapacağı hatalardır. Mutluluktan uçarlar neredeyse, birinin küçük bir eksiğini, hatasını gördüklerinde. Böyle insanların yaydığı negatif enerjiden öyle sanırım ki şeytan bile olumsuz etkilenip, morali bozuluyordur. Şeytan, kendisinden bile beter olan bu insanlar yüzünden aşağılık duygusuna kapılıyordur belki de…

İnsanları sevmekle başlıyor her şey. Sevince detaylarla uğraşmaz ve bir bütün olarak o insanların yaptıklarına bakarız. Ve de hatalarını mümkün olduğu dikkate almadan, yaptıkları güzel işlerle değerlendiririz onları. İnsanları seviyorsak zaten bütün duyu organlarımız dünden hazırdır hataları ört bas etmeye.. En başta da göz... Sevince gözümüz güzellikten başka bir şey görmez olur. Aman öyle olsun. Hiç sakıncası yok bence..
  • Sevginin gücü, her fırtınayı aşar ve her karanlığı aydınlatır.”
  • “Gerçek sevgi, mesafeleri ve zorlukları aşar; kalpten kalbe köprüler kurar.”
  • “Sevginin gücü, en zayıf anlarımızda bile bizi ayağa kaldırır ve yolumuza ışık tutar.”
  • “Sevgi, her şeyin üstesinden gelebilecek kadar güçlü bir bağdır.”
  • “Sevgi, ne kadar derin olursa o kadar güçlenir ve büyür.”
  • “Gerçek sevgi, zamanın ve mekanın ötesinde var olan en güçlü duygudur.”
  • “Sevginin gücü, kalplerimizi birleştirir ve bizi bütün kılar.”
  • “Sevgi, tüm acıları dindiren ve tüm yaraları iyileştiren en güçlü ilaçtır.”
  • “Sevgi, iki ruhun birleşmesiyle ortaya çıkan muazzam bir enerjidir.”
  • “Gerçek sevgi, tüm engellere rağmen ayakta kalabilen en güçlü bağdır.”

İYİLİK, HİÇBİR ZAMAN BOŞA GİTMEYEN BİR YATIRIMDIR

 

Bir kere şu ortaya çıktı: Para, mutluluk getirmiyor kardeşim!


Modern dünya, sadece ''daha zenginlerin'', ''daha az zenginlerden'' biraz daha mesut olduğunu, bu saadetin de ''üstünlük'' hissinden kaynaklandığını ve uzun sürmediğini keşfetti! Psikologlar ''mutluluk'' konusuna takmış durumdalar. Temel ihtiyaçları karşılandığı sürece, daha fazla para ekstra bir mutluluk getirmiyor. Peki kim, niye mutlu oluyor? Time dergisinin son sayısı, birçok bilim adamının bu konuda yaptığı araştırmalardan çıkan ilginç sonuçları konu alıyor. Mutluluk, bizim sandığımız etkenlerden çoğuyla hiç bağlantılı değil! Para? Hiç alakası yok! Eğitim? Hiç etkisi yok! Zekâ? Aynı şekilde! Gençlik? Bilakis! Yaşlıların hayattan gençlere göre daha çok zevk aldıkları ve depresyona daha az meyilli oldukları kanıtlanmış! Evlilik? Araştırmalara göre, evli insanlar bekârlara göre biraz daha mutlu olsa da, bunun sebebi zaten mutlu olmaya meyilli insanların evlilikleri daha kolay yürütmesiyle ilgili olabilir! Güneşli havalar? Hayır! Amerika''nın bol yağmurlu bölgelerinde yaşayanların Kaliforniyalılara göre daha depresif olmadığı kanıtlanmış!

ARKADAŞLAR EN İYİ İLAÇ

O zaman insanları mutlu eden ne? Bulgulara göre dini inanç insanların mutluluğunu artıran önemli bir etkenmiş. İnanan insanlar zorluklara karşı daha kolay göğüs geriyor ve daha iyimser oluyorlarmış. Arkadaşlar, mutsuzluğa karşı müthiş bir ilaçmış! Ahbapları, dostları, aileleri ve çevreleriyle daha yakın ve sık ilişki kuran insanlar karamsarlıktan uzak kalmak için en etkili formülü bulmuşlar. Bu arada, mutlu olmak için bir grup psikoloğun kullandığı ''gün inşa etme'' metodundan bahsetmek lazım. Denekler bir gün önce dakika dakika ne yaptıklarını hatırlayıp, bu aktivitenin onların açısından mutluluk düzeyini birden yediye kadar işaretliyorlar. Bu test 900 Teksaslı kadında uygulanıyor. Sonuçlar ilginç... Bu hanımlar için en çok mutluluk veren ilk beş aktivite, seks, arkadaşlarla sosyalleşme, evde yatıp gevşeme, dua etme ve yemek yeme! Bunları spor yapma ve televizyon seyretme takip ediyor! Tuhaf ama ''çocuklarla ilgilenmek'' listenin en altlarında, ev işinin bir sıra üstünde yer alıyor! 

Çoğu insanın hayatında mutluluğunun kaynağı olarak gördüğü çocukların, günlük hayatın mutsuzluk sebeplerinden biri olması ilginç! Demek ki, mutlu ettiğini sandığınız her şey mutlu etmiyor! Ancak, günlük hayatta insanı sinirlendiren, geren, mutsuz eden ufak tefek olaylar, hayatın genelinde mutluluk kaynağı olabilirmiş! Sürekli şikayet ettiğiniz stresli işiniz, hayatınızın en önemli rengi olabilir örneğin. Psikologların bu konuyla ilgili edindiği farklı bir bulgu da: "Sonların gücü"! Sözgelimi, sizi çok mutlu eden bir ilişki, son bir haftasında berbat kavgalar ve gözyaşı dolu bir ayrılıkla sonlanıyorsa, bütün hayatınız boyunca o ilişkiyi kötü hatırlıyorsunuz! Bu konu, kolonoskopi yaptıran bir grup insan üzerinde test edilmiş. Biliyorsunuz kolonoskopi, bağırsaklarla ilgili rahatsız edici, biraz acılı bir muayene metodu. Bir grup hastaya standard kolonoskopi yapılmış. Diğer grupta ise kolonoskopi aleti, muayeneden sonra 60 saniye hareketsiz bırakılmış. Hastalara acı veren bölüm aletin hareketleri olduğu için, uygulama 60 saniye daha uzun sürdüğü halde, muayenenin sonu 60 saniyelik acısız bir zaman dilimiyle bittiği için, ikinci gruptaki hastalar, uygulamayı, ilk gruba göre daha az rahatsız edici bulmuşlar! Peki, herkes mutlu olabilir mi? 1996''da yapılan bir araştırmaya göre, bir insanın hayatından memnun olması, yüzde 50 oranında genetik yapısına bağlı! Genler neşeli, rahat bir kişilik yapısını, stresle başa çıkma kapasitesini, depresyon ve endişeye meyili yönlendiriyor! Eğer bir insan genetik olarak mutluluğa meyilliyse, başına berbat şeyler de gelse, hatta kaza sonucu bir uzvunu bile kaybetse, zaman içinde, eski mutluluk seviyesine ya da ona yakın bir noktaya dönebiliyor!

ÇALIŞ, ŞÜKRET SENİN DE OLSUN

Bütün psikologların üzerinde fikir birliğine vardıkları üç mutluluk formülü var: Şükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha çok konsantre olmak! Şükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek, hatta bunu düzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece insanın keyfini yerine getirmekle kalmıyor. Kalifornia Üniversitesi''nin araştırmasına göre fiziksel sağlığı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor, acı ve yorgunluğu azaltıyor! İyilik yapmak, sözgelimi düzenli olarak bir huzurevini ziyaret etmek, bir komşuya yardım etmek, babaanneye mektup yazmak, mutluluk derecesini ani ve dramatik biçimde artırıyor! Ne para, ne aşk, ne güneş, ne gençlik. Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri. Marangoz olsanız da, doktor olsanız da böyle. O kadar araştırma, kolonoskopide ekstra 60 saniyeye katlanan denekler (!), yazışmalar, toplantılar, istatistikler... Psikologlar yine bize ana okulunda öğretilenlerle kutsal kitaplarda yazılanları bulmuşlar:

Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, şükret !

  • Yaptığın iyiliği hatırlama, gördüğünü unutma. 
  • İyilik, hiçbir zaman boşa gitmeyen bir yatırımdır. 
  • Başa kakılan bir iyilik daima hakaret yerini tutar. 
  • Sıcak bir gülümseme evrensel iyilik dilidir. 
  • Aşağılık insanlara iyilik etmek, denize su taşımaya benzer. 
  • İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız, ondan hiç söz etmeyin. 
  • Nerede bir insan varsa, iyilik için bir fırsat vardır. 
  • Bir rolü oynamanın en iyi yolu, karakterin kendisi olmaktır. 
  • İyi bir şeyler yapmak için, önce iyilere inanmak gerekir. 
  • Bir insana yapılan iyiliğin hatırlatılması, onu suçlamakla ayni şeydir.
  • Suçluyu bulmak istiyorsanız, önce işlenen suçun kime yaradığını araştırın.

DOYUMSUZLUK DEPRESYONA NEDEN OLUYOR


Hep daha fazlasını istemek...


Bulunduğumuz noktadan daha ileriye gidebilmemiz, bunu önce hayal etmemize,
daha sonra da bu hayali hedefleyerek çaba gösterip, emek vermemize bağlıdır.

Daha fazlasını istemek bir yandan bizim gelişimimizin temelini oluştururken,
diğer yandan bizim yaşamımızı baltalayabilir. İki tip insanın hayatında daha fazlasını istemesi onun yararına değil zararına olacaktır. Elindekilerin kıymetini bilmek veya yetinmek yerine, neye sahip olamadığını soruşturarak yaşayanlar: Huzursuz, kaygılı tiplerdir genelde. Daha çok yakın çevreleriyle ilgilenirler. Konu ne olursa olsun, yakın çevreleriyle gizli bir rekabetleri vardır. Bu yüzden de hiçbir zaman tam huzur bulamazlar. 

Evlerini komşularının eviyle kıyaslar, kendi evlerinin nasıl daha iyi döşenmiş veya daha iyi manzaralı veya daha büyük olduğuyla uğraşırlar. Arabalarını, iş arkadaşlarının arabasıyla kıyaslarlar. Diyorum ya konu önemli değildir, işlerini, eşlerini, hatta kilolarını mukayese ederler. Kendi sahip olduklarını daha iyi veya daha kıymetli algıladıkları sürece problemleri yoktur. Ama huzur bulamazlar, bu noktadan itibaren mutlaka kendilerini kıyaslayacak başka bir çevre bulur ve gene orada yetememelerinin getirdiği sıkıntıyı kendilerine yaşatırlar. Arabasıyla keyifle dolaşacağına, daha hızlısına veya daha üst modeline sahip olamamanın sıkıntısını dillendirir. Evinde camının kenarında sevdikleriyle kahve içeceğine, manzarasının ne tarafa baktığına kafa yorar. Eşinin kendisine sunduklarına şükran hissedeceğine, başka kadınların veya erkeklerin peşinde kendisini harcar.Neyi elde ederse etsin nafiledir. Hiçbir zaman doyumu kalıcı olamaz.

Neye sahip olursa olsun yetinmeyip, her şeye sahip olabilmek adına hırs yapanlar:

Dışarıdan ilk bakıldığında bu gruptaki insanları, hedefleri olan ve kendilerine çizdikleri yolda kararlılıkla ilerleyen insanlar olarak değerlendirebilirsiniz. Gayet karizmatik ve başarılı görünebilirler. Onları, gerçekten başarılı, ilerlemeye açık ve aynı zamanda mutlu olan kişilerden ayıran fark içlerinde bir yerlerde gizli kalmış ve çözülememiş bir öfke duygusunun varlığıdır. İçlerinde taşıdıkları yoğun öfke, doyumlarının katilidir. Öfkeleri, köklerini geçmişlerinden alır. Kimilerinde ki öfke, geçmişte çektikleri acının, itilmişliğin yükü ile gelir, kimilerinde ise beklediği ve arzuladığı sevgiyi görememenin sıkıntısı ile.. Sahip olma eyleminin, içindeki boşluğu dolduracağını (yani aslında yaşadığı öfkeyi dindireceğini) zannederek, müthiş bir hırsa kapılırlar. Sahip olmaya çaba verdikleri ama sahip olduktan sonra eskisi kadar değerli görmedikleri hedeflerin peşinde yaşamlarını geçirirler. Sahip olunmaya çalışılan şey; para, güç, kadın, şöhret, güzellik, aşk, iktidar olabilir. Hangisinin peşinden gidiyorsa; hep daha fazlasını isteyerek, sahip olabilmenin kendisine mutluluk getireceği yanılgısının içinde geçen bir yaşam sahibi olurlar. Sonuçta ne kendileri mutluluk ve doyum yaşayabilmişlerdir, ne de sevenlerine mutlu olma iznini tanımışlardır Yaşam, her iki gruptaki bu kişilere çok önemli bir ders verir. Bu dersi alıp sindirene kadar yaşamlarında bir şeyi değiştirebilmeleri zordur ve o ders ancak yaşamın bir sonu olduğunu ve her zaman varolamayacağımızı anlamaktan geçecektir. Pek çokları için bunu anlamanın belki de tek yolu ölümle yüzleşmek olacaktır. Ne gariptir ki, bunu anlayabilen ve değerlendirebilen insanların önünde ki zaman çok kısıtlıdır.

İşte bu yüzdendir ki; sizler şimdiden hemen bugünden; sahip olma arzunuzun, öfke ve hırslarınızın, doyumsuzluklarınızın üzerinde düşüneceğiniz ve çalışacağınız birkaç saati kendinize ayırınız.

Emin olun ileride hiç pişman olmayacaksınız.

Size içten bir şekilde güzel olduğunuzu söyleyen ,
Suratına kapadığınızda sizi geri arayan ,
Sizin uykuya dalmanızı seyretmek için uyumayan ,
Sizi alnınızdan öpen ,
Size en zor anlarınızda bulutların üstüne çıkarmak isteyen ,
Arkadaşlarının önünde elinizi tutan...

  • “Doyumsuzluk, aç gözlülük ve hırs, mutsuzluğun ana kaynaklarıdır.” – Dalai Lama
  • “Doyumsuz insanlar, mutluluğu hep daha fazlasında ararlar ama hiçbir zaman tam olarak bulamazlar.” – Anthony J. D’Angelo
  • “Doyumsuzluk insanı açgözlülüğe iter, açgözlülükse huzursuzluğa.” – Benjamin Franklin
  • “Doyumsuzluk insanı daha fazlasını aramaya iter, fakat mutluluğu da o kadar uzaklaştırır.” – Peter Hedges
  • “Doyumsuzluk, tatmin edilmez arzuların sınır tanımamasıdır.” – Confucius
  • “Doyumsuz insanlar, huzurun değil, tatmin edilemeyen arzularının peşinde koşarlar.” – Unknown
  • “Doyumsuzluk, sahip olunanlar değil, sahip olunmayanların özlemini çekmektir.” – Aristotle
  • “Doyumsuzluk, insanı sahip olduğu her şeyi kaybetmeye iter.” – John Steinbeck
  • “Doyumsuz insanlar, arzularının peşinde koşarken, sahip olduklarına şükretmeyi unuturlar.” – Unknown

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...