26 Ocak 2026 Pazartesi

TÜRKİYE'DE SAĞLIK : RANDEVUDAN ŞİFAYA UZAYAN ZOR YOL


Türkiye’de sağlık hizmetleri uzun yıllar “ulaşılabilirlik” üzerinden övüldü. Ancak bugün gelinen noktada, sistemin görünen yüzü ile yaşanan gerçeklik arasındaki fark giderek açılıyor. Sağlık artık sadece tedavi meselesi değil; zamana, paraya ve bulunduğunuz yere bağlı bir ayrıcalık hâline geliyor.

En temel sorunların başında randevu sistemi geliyor. Aylar sonrasına verilen muayene tarihleri, birçok hastayı ya beklemeye ya da çaresizce özel hastanelerin yolunu tutmaya zorluyor. Özellikle cildiye, ortopedi, kardiyoloji ve göz gibi branşlarda randevu bulmak ciddi bir sorun hâline gelmiş durumda. Hastalık beklemezken, sistem hastayı beklemeye mecbur bırakıyor.

Randevu alınsa bile süreç kolay bitmiyor. Tetkikler, kontroller ve ileri işlemler için yeni randevular gerekiyor. Ameliyatlar aylarca ertelenebiliyor. Bu durum bazı hastalar için sadece yaşam kalitesini değil, hayatın kendisini riske atıyor. Ertelenen tedaviler, ilerleyen hastalıklar ve artan sağlık harcamaları kaçınılmaz oluyor.

İlaç fiyatları ve tedavi maliyetleri ise ayrı bir yük. Bazı ilaçlara erişimde yaşanan sıkıntılar, muadil arayışları ve katkı payları özellikle emekliler ve kronik hastalar için ciddi bir sorun yaratıyor. Sağlık hizmeti “ücretsiz” görünse de, cebinden çıkan para her geçen gün artıyor. Bugün birçok hasta, ilacını almakla başka bir temel ihtiyacı arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.

Kırsal bölgelerde yaşayanlar için tablo daha da ağır. Sağlık ocaklarının kapatılması, doktor ve uzman eksikliği, uzak mesafelere gitme zorunluluğu sağlık hizmetine erişimi zorlaştırıyor. Ambulans gelene kadar geçen süre,
bazı bölgelerde hayati risk oluşturuyor. Sağlık, coğrafyaya göre değişmemesi gereken bir haktır; ancak pratikte durum böyle değildir.

Hastane kapasitesi ve sağlık personeli eksikliği de sistemin en kırılgan noktalarından biridir. Yoğun hasta yükü altında çalışan doktorlar ve sağlık çalışanları tükenmişlik yaşamaktadır. Bir hekimin birkaç dakikada hasta bakmak zorunda kalması, ne hasta memnuniyeti ne de doğru teşhis açısından sağlıklı bir ortam yaratmaktadır.

Sağlık sistemi yalnızca binalardan ve cihazlardan ibaret değildir. Planlama, insan gücü, erişim ve sürdürülebilirlik bir bütün olarak ele alınmadıkça sorunlar büyümeye devam eder. Bugün yaşanan sıkıntılar, gelecekte daha ağır sonuçlar doğurabilir.

Sağlıkta gerçek başarı, randevu bulabilmekte değil; zamanında, eşit ve nitelikli hizmete ulaşabilmektedir. Aksi halde sistem var olur, ama şifa eksik kalır.

TÜRKİYE'DE TARIM : TOPRAĞIN ÇIĞLIĞI

 


Türkiye, tarih boyunca tarım ülkesi olarak anıldı. Verimli toprakları, farklı iklim kuşakları ve üretim çeşitliliğiyle kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden biriydi. Bugün ise tablo içler acısıdır. Tarım sektörü, yüksek maliyetler, plansızlık ve ihmaller nedeniyle çöküşün eşiğine gelmiştir.

Çiftçinin en büyük sorunu maliyetlerdir. Gübre, mazot, ilaç, tohum ve elektrik fiyatları her yıl katlanarak artmaktadır. Ürün daha tarladayken zarar yazmaya başlamaktadır. Üretici ne kadar çok çalışırsa çalışsın, kazancı masrafların gerisinde kalmaktadır. Bu nedenle birçok çiftçi ya borçlanmakta ya da toprağını ekmekten vazgeçmektedir.

Sorunun bir diğer boyutu eğitim eksikliğidir. Tarım hâlâ büyük ölçüde geleneksel yöntemlerle yapılmaktadır. Bilinçli sulama, doğru gübreleme, modern üretim teknikleri yeterince yaygın değildir. Verimsizlik, hem üretimi düşürmekte hem de maliyetleri artırmaktadır.

Eğitim almayan, desteklenmeyen çiftçi, rekabet edemez hâle gelmektedir.
Verimsizlik beraberinde kalite sorununu da getirmektedir. Aynı ürünü
daha az alanda, daha yüksek kaliteyle üreten ülkelerle yarışmak mümkün olmamaktadır. Ürünlerin raf ömrü kısa, standartları düşük kalmaktadır.
Bu durum hem iç piyasada fiyat dalgalanmalarına hem de ihracatta
kayıplara yol açmaktadır.

Tohum meselesi ise tarımın kalbidir. Sağlıksız, verimi düşük ve ithalata bağımlı tohumlar, çiftçiyi her sezon yeniden dışa bağımlı kılmaktadır. Yerli ve sağlıklı tohum politikaları yeterince geliştirilememiştir. Tohumunu kontrol edemeyen bir ülke, tarımını da kontrol edemez.

Bir diğer kritik sorun su kaynaklarıdır. Yanlış sulama teknikleri, plansız kullanım ve iklim değişikliği, suyu her geçen gün daha kıt hale getirmektedir. Tarımda su verimliliği sağlanamazsa, yakın gelecekte birçok ürünün üretimi ciddi risk altına girecektir. Su olmadan tarım olmaz;
bu gerçek artık ertelenemez.

Çiftçilerin örgütsüzlüğü de büyük bir handikaptır. Kooperatifleşme zayıf, üretici birlikleri etkisizdir. Çiftçi tek başına pazara çıkmak zorunda kalmakta, tüccar karşısında güçsüzleşmektedir. Örgütlü olmayan üretici, fiyat belirleyemez; sadece kabul eder.

Tüm bunların üzerine eklenen hayat pahalılığı, tarımı gençler için tamamen cazibesiz kılmaktadır. Genç nüfus köylerden kopmakta, tarım yaşlanan bir kesimin omuzlarında kalmaktadır. Toprak var ama ekip biçen yoksa, sorun sadece ekonomik değil, gelecek sorunudur.

Türkiye’nin tarımı kaderine terk edilemez. Tarım, stratejik bir alandır. Üretim planlaması, eğitim, su yönetimi, tohum politikası ve örgütlenme birlikte ele alınmadıkça bu tablo değişmez. Toprağın sesi duyulmazsa,
yarın sofralar daha da boşalacaktır.


ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...