5 Ocak 2017 Perşembe

MÜTEVAZI OLMAK


Harvard’lı psikolog açıkladı: Harika bir ilk izlenim uyandırmanın 10 yolu
Amy Cuddy, insanların sizinle ilk tanıştığı anda sadece tek bir sorunun cevabını aradıklarını ve bu cevabın iş ilişkilerinizin temelini oluşturduğunu söylüyor. 
Soru basit: “Ona güvenebilir miyim?”
Bu soruya olumlu cevap alabilmeniz için yapmanız gereken 10 şeyi sizlerle paylaşıyoruz.
1. Konuşmaktan çok dinleyin. 
Soru sorun. Göz teması kurun. Gülümseyin. Somurtun. Kafa sallayın. Cevap verin, bu cevap ne çok sözlü olmasın ama sözsüz de olmasın. Bir insanın önemli olduğunu göstermek için tek yapmanız gereken bu.
Konuştuğunuzda ise sizden istenmediği taktirde tavsiye vermeyin. Dinlemek, tavsiye vermekten daha çok ilgilendiğinizi gösterir çünkü tavsiye verdiğinizde, bir çok durumda kendiniz hakkında konuşmuş olursunuz.
Eğer buna inanmıyorsanız şöyle düşünün: “Senin yerinde olsaydım” cümlesi kimin hakkında?
Sadece söyleyecek önemli birşeyiniz varsa konuşun ve her zaman “önemli” kavramını kendiniz için değil karşı taraf içim tanımlayın.
2. İlgiyi başkalarını üzerine çekin. 
Hiç kimse yeteri kadar övgü almaz. Hiç kimse. Yani işe insanlara iyi bir iş çıkarttıklarını söylemekle başlayın.
Bir dakika, yoksa neyi iyi yaptıklarını bilmiyor musunuz? Çok ayıp! Zira bilmek sizin işiniz. Şimdiden bu konuyu araştırmak sizin işiniz. İnsanlar sizin övgülerinize müteşekkir olmakla kalmayacak aynı zamanda neler yaptıklarına dikkat edecek kadar onları önemsemenizi takdir edeceklerdir.
Ve tabi ki kendilerini daha başarılı ve daha önemli hissedeceklerdir. Dahası onları böyle hissettirdiğiniz için sizi seveceklerdir.
3. Asla seçici dinleme yapmayın. 
Bazı insanlar kendi altında hissettikleri insanların söylediklerini dinleme yeteneğine sahip değildirler.
Tabi ki onlarla konuşabilirsiniz fakat tek başına düşen ağaç ormanda gürültü yapmaz, çünkü dinleyen kimse yoktur.
İyi bir ilk izlenim bırakanlar herkesi dikkatlice dinlerler ve sosyal statü farketmeksizin hepimizin onlarla ortak paydada buluştuğumuzu hissettirirler.
Çünkü ortak bir noktamız var: hepimiz insanız.
4. Eşyalarınızı ortadan kaldırın.
Telefonunuza bakmayın. Monitörünüze göz atmayın. bir anlığına başka hiçbir şeye odaklanmayın.
Eğer başka eşyalarla bağlantı kurmakla meşgulseniz insanlarla bağlantı kuramazsınız.
Onlara tüm dikkatinizi hediye edin. Bu hediye bir avuç insanın birbirine verdiği bir hediye. Bu hediye tek başına, insanların etrafınızda olmak istemesini ve sizi hatırlamasını sağlayacaktır.
5.  Almadan önce verin ve hiç bir zaman bir şey almayacağınızı varsayın. 
Ne alacağınızı hiçbir zaman düşünmeyin. Ne verebileceğinize odaklanın. Gerçek bir bağ ve ilişki oluşturmanın tek yolu vermektir.
6. Kendinizi beğenmiş davranmayın…
Sizin tutucu, kasıntı, kendini beğenmiş yapınızdan sadece tutucu,kasıntı, kendini beğenmiş insanlar hoşlanır.
Geri kalanlarımız bu durumdan etkilenmez. Aksine sinirlenir, soğur ve rahatsız oluruz.
Üstelik odaya girdiğiniz anda sizden nefret ederiz.
7. …çünkü diğer insanların önemli olduğunu anlamanız gerek. 
Bildiklerinizi zaten biliyorsunuz. Kendi görüşlerinizi biliyorsunuz. Bakış açılarınızı ve perspektiflerinizi biliyorsunuz.
Tüm bunlar önemli değil çünkü onlar zaten sizin. Kendi kendinizden bir şey öğrenemezsiniz.
Fakat diğer insanların neler bildiklerini bilmiyorsunuz ve herkes kim olursa olsun, sizin bilmediğiniz şeyler bilir.
Bu da diğer insanları sizden daha önemli yapar çünkü onlardan bir şeyler öğrenebilirsiniz.
8. Kelimelerinizi seçin. 
Kullandığınız kelimeler başkalarının tavırlarını etkiler.
Örneğin bir toplantıya girmek zorunda değilsiniz, sadece başka insanlarla tanışmaya gidiyorsunuz. Yeni bir müşteri için sunum hazırlamak zorunda değilsiniz, sadece başkalarıyla havalı şeyleri paylaşıyorsunuz. Spor salonuna gitmek zorunda değilsiniz sadece sağlığınızı geliştirmek için egzersiz yapıyorsunuz.
Adaylarla mülakat yapmak zorunda değilsiniz, sadece ekibinize katılacak en iyi insanı seçiyorsunuz.
Hepimiz mutlu, hevesli, başarılı insanlarla iş arkadaşı olmak isteriz. Seçtiğiniz kelimeler diğer insanların kendini iyi hissetmesini sağlar ve sizin de kendiniz hakkında iyi hissetmenize yol açar.
9. Başkalarının başarısızlıklarını tartışmayın…
Kabul edelim hepimiz dedikodu yapmayı severiz. Hepimiz biraz gıybet duymayı severiz.
Sorun şu ki; hiç birimiz o dedikoduyu servis edeni pek de sevmeyiz. Ve dahası o insana kesinlikle saygı duymayız.
Başka insanların başarısızlıklarına gülmeyin. Eğer gülerseniz, etrafınızdaki insanlar aynı şeyi onlar için yapıp yapmadığınızı merak etmeye başlayacaktır.
10.  …fakat kendi başarısızlıklarınızı itiraf etmeye hazır olun
Son derece başarılı insanların başarılı oldukları için karizma sahibi olduğu düşünülür. Başarıları sanki kafalarının üstünde bir hare etkisi yaratır. Adeta parlarlar.
Buradaki anahtar kelime: gözükmek.
Harika bir ilk izlenim bırakmak için son derece başarılı olmanıza gerek yok. Işıltılı yüzeyi yırttığınızda, tüm başarılı insanların bir taşın karizmasına sahip olduğunu göreceksiniz.
Fakat dikkat çekecek derecede karizmatik olmak için olağanüstü derecede hakiki olmanız gerekir.
Mütevazi olun. Başarısızlıklarınız paylaşın. Hatalarınızı itiraf edin. Eğitici bir öykü olun ve kendinize gülün.
Başka kimsenin hatalarına asla gülmemeniz gerekirken kendinizinkilere her zaman gülün.
İnsanlar sizin hatalarınıza gülmeyecek, sizin gülüşünüze eşlik edecektir.
Sizi sırf bunun için sevecek ve her daim etrafınıza olmak isteyeceklerdir.
Yazar: Tuğçe İçözü

EĞİTİM SİSTEMİ VE ZEKA


ZEKA ÖNEMSİZ Mİ?
Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar’ın, zeka, çaba ve başarı denklemine dair değerlendirmesi büyük yankı uyandırdı. Sancar’ın, “ben zekaya inanmıyorum,” sözleri sonrasında zekamız haliyle alt üst oldu. Üstün yetenekli çocuklar konusunda uzman olan Dr. Bahar Eriş, zekasız çabanın kapasite gelişimini nereye kadar ve nasıl etkileyebileceğini analiz etti..
Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar, “Çoğu insan zekaya inanır, ben inanmıyorum. Bizi birbirimizden ayıran emektir, ben çalışmaya inanıyorum” dedi. Bu açıklama ne kadar bilimsel…
Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar’ın açıklaması medyada epey yankı yarattı.
Üstün zeka ve yetenek konularında bir uzman olarak, bu konudaki görüşlerimi paylaşacağım.
“Zekanın gelişmesi için çok çalışmak gerekir”, doğru bir tespittir. “Zekasına güvenip çalışmayanlara göre, daha düşük zekada olup çok çalışanlar hayatta daha başarılı olabiliyor” doğru bir tespittir. Ancak “Sadece emek yeter, zeka önemsizdir” düşüncesi, iyi niyetli olsa da, bilimsel verilerle örtüşmeyen bir düşüncedir. Belki de sayın Sancar’ın cümlesini “inanıyorum” şeklinde bitirmesi bilinçlidir, çünkü bir şeye inanmamız onun gerçekten var olduğunu göstermez. Kanıt gerekir.
Sancar’ın çabaya vurgusu, çocuklarımızla iletişimimizde kullanacağımız bir mesaj olarak önemlidir. Son dönem araştırmalar, zekaya değil çabaya övgünün çocukların performansını arttırdığını net bir biçimde ortaya koyuyor.
Tersine, çocuklara sürekli zekisin demek performansı düşürüyor. Bir çocuğa kırk kere aptal dersen aptal olur deriz ya, çocuğa kırk kere zeki demek de çocuğu aptallaştırmaktadır!
Arasında çocukların da olduğu bir izleyici grubuna, arka planda böyle bir hassasiyetle bu açıklamayı yaptıysa, o zaman söyleyecek bir şey yok; hassasiyeti için tebrik ederim.
Ayrıca “nöroplastisite” çalışmaları, beynin çalıştıkça güçlendiğini, yeni bağlantılar kurduğunu, bu sürecin ömür boyu devam ettiğini de göstermektedir.
Ancak bütün bunlar, herkesin eşit düzeyde çalışarak eşit sonuçlar elde edeceği anlamına gelmez. “Başarıda sadece genler önemlidir” demek ne kadar eksikse, “başarıda sadece çevresel etkiler önemlidir” demek de o kadar eksiktir.
10.000 saat kuralı
Öncelikle, çabanın zeka gelişiminde çok büyük önem taşıdığına ben de yürekten inananlardanım. Salt inancın ötesinde, bilimsel çalışmalar da bunu ortaya koyuyor.
Bu konudaki en bilinen kuramlardan biri “10.000 saat kuralı” adıyla popüler hale geldi. Kuram, Florida Üniversitesi Profesörü Anders Ericson’un yıllarca süren bilimsel araştırmalarından temel alıyor.
Kuramı kısaca özetlemek gerekirse, belli bir alanda (bilim, spor, müzik, satranç, vs.) düzenli, sistematik, bilinçli pratik yapan kişiler, aşağı yukarı 10.000 saat (yani 10 yıl boyunca günde 4-5 saat gibi düşünebilirsiniz) sonunda üstün başarıya ulaşıyorlar.
Zeka potansiyelinin üstün performansa dönmesi için çok çalışmak şart. Olağanüstü başarı çok uzun yıllar boyunca bilinçli, düzenli bir çalışma ortaya koymadan, gökten zembille inmiyor. Ben Aziz Sancar’ın da özünde buna vurgu yapmaya çalıştığını düşünüyorum.
Sancar yıllarca emek verip piyano çalsa Fazıl Say olur muydu?
Ancak yıllarca emek verip fizik çalışan herkes sonuçta Einstein olabilir mi? Yıllarca bilgisayarda kod yazan herkes Steve Jobs olabilir mi? Yıllarca futbol oynayan herkes Pele olabilir mi? Sesi pek de güzel olmayan kişi, 10.000 saat sonunda herkesin keyifle dinleyeceği olağanüstü bir şarkıcıya dönüşebilir mi?
Sancar bunun mümkün olduğunu söylemeye çalıştıysa, o noktada kendisiyle ayrışıyoruz. Yoğun çalışma sonunda herkes, çalıştığı alanda başladığı noktadan çok daha ileriye gider. Ama herkes sonunda Nobel ödülünü alamaz.
Fazıl Say’ın babası müzisyen, annesi müzik aşığı bir kadın, müziğin değer verildiği bir evde büyümüş, en iyi öğretmenlerden ders almış, tutkuyla sevmiş piyanoyu, çok çalışmış evet… Sancar da yıllarca emek verip piyano çalsa büyük olasılıkla çok iyi bir müzisyen olurdu, ama bir Fazıl Say olabilir miydi? Ya da Fazıl Say 10.000 saat kimya çalışsa Nobel ödülünü alabilir miydi?
Başarı, pek çok faktörün etkileşiminden doğar
Bazı insanlar belirli alanlarda daha yüksek bir potansiyel ile doğarlar. Burada genetik faktörler, doğum öncesi anne karnındaki beslenme, erken çocukluk yıllarında çocuğa sunulan olanakların zenginliği ve çeşitliliği, aile içi iletişim, çocuklukta yaşanan travmalar ve bunun gibi pek çok farklı faktörün etkileşimi rol oynar.
Örneğin anne karnında yeterince besin alamayan çocukların IQ skorları daha düşük çıkmaktadır. Evinde kitap olan çocukla olmayan çocuğun test skorları farklı çıkar. Anne babasından daha çok sevgi ve ilgi gören çocukların zekasının daha yüksek olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Çocuklukta ağır travmalar yaşayan, sevgiden, eğitimden, ilgiden, düzgün beslenmeden mahrum kalan çocukların zeka puanları daha düşük çıkar.
Bazen ne kadar emek verirlerse versinler, belli düzeyde ilerlemenin ötesine geçemez bu çocuklar…
Bazen tüm çevresel koşullar eşit olduğunda bile, aynı anne babadan doğup aynı evin içinde büyüyen iki çocuk aynı düzeyde başarıyı yakalayamaz.
Aziz Sancar’ın Nobel başarısı da, bilim yapmaya yatkın genetik yapısının, eğitime değer veren bir aileye doğmasının, Türkiye’de ve yurtdışında aldığı eğitim desteğinin, yoğun çalışmasının, sebatının, tutkusunun doğru yerde, doğru zamanda bir araya gelmesinin sonucudur.
Toplumda dar bir zeka tanımı değer görüyor.
Toplumda sadece dar bir zeka tanımının değer gördüğü konusunda anlaşabiliriz. Bunu eleştirebiliriz.
Örneğin IQ testlerinin ölçmeye çalıştığı matematiksel ve sözel zeka, okul sisteminde en çok değer gören zeka türleridir. Zeka kavramı, sadece bu iki tür zekayla eş tutulur. Klasik eğitim sisteminde “IQ tipi” başarı değer görür.
Oysa bu, farklı alanlarda zeka potansiyeli taşıyan çocukları dışlayıcı bir anlayıştır. Bazı çocuklar okul sisteminde değer görmeyen alanlarda da yüksek potansiyel taşıyabilirler, ama toptancı bir eğitim sistemi içinde “başarısız damgası” yerler.
Örneğin Çoklu Zeka Kuramı’nın babası Prof. Howard Gardner, zekanın 8 farklı tipi olduğunu söyler. Aziz Sancar’da mantıksal-matematiksel zeka, Picasso’da uzaysal zeka, Fazıl Say’da müzik zekası, Charles Darwin’de doğa zekası, ülkemize madalya getiren sporcumuz Çağla Büyükayçay’da kinestetik zeka, Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’ta sözel zeka, bu ülkenin bugüne dek gördüğü en büyük lider olan Atatürk’te sosyal zeka, filozoflarda içsel zeka dediğimiz zeka türünün baskın olduğunu söyleyebiliriz.
Dolayısıyla IQ testlerinin “zeka” testi olduğu hala yaygın ama modası geçmiş bir görüştür; bu testler zekanın sadece belli bir bölümünü değerlendirebilir. Zeka, bir test ile ölçülemeyecek kadar kapsamlı, çok-boyutlu, dinamik ve kültürel bir kavramdır. Yaratıcılık, esneklik, duygusal zeka, iletişim becerileri gibi, bu yüzyılda son derece önemli olan kavramlar da, test ile ölçülemez.
Bu, testler faydasızdır anlamına gelmez. Test de, her araç gibi, kullanım şekline göre değer kazanır. Bıçağı ekmek doğramak için de kullanan var, insan doğramak için de. Bu, bıçağı iyi ya da kötü yapmaz; kullanım amacını iyi ya da kötü yapar. Test, doğru kişilerin elinde, doğru şekilde kullanıldığı ve yorumlandığı zaman fayda sağlar. Çocukların hangi alanlarda ileri olduğu, hangi alanlarda gelişim sağlayabileceği konusunda fikir verir.
Asıl mesele, kendini gerçekleştirme
Kısacası, zekanın tek tip olduğuna inanmasam da, zekanın önemsiz olduğuna inanmıyorum. “Zeka önemsizdir, emek her şeydir” demek; “yer çekimi önemsizdir, insan emek harcayıp ayağını yere yeterince kuvvetli basarsa, yerçekimi olmadan da ayakta durmayı başarır” demek kadar bilimseldir.
Çalışmanın da müthiş değerli olduğu su götürmez. Ancak her çocuk yoğun çaba sarf ederek hayatın her alanında yüksek başarı elde edemeyebilir. Picasso, bir dehadır, ama matematiği berbattır. Okul başarısı çok düşüktür. Sınıfı öğretmenin verdiği kopyalarla geçebilmiştir. Neyse ki ressam babası sayesinde resim yeteneği ortaya çıkabilmiştir. Türkiye’de doğsaydı, TEOG’da çakılıp kalabilirdi.
Asıl tartışma, her çocuğun içindeki potansiyeli nasıl ortaya çıkarıp geliştirebileceğimiz olmalıdır. Çocuğun içinde olmayanı oldurmaya zorlamak, “papaz eriğini imam eriğini dönüştürmeye” çalışmak gibi tuhaf ve sağlıksız meyveler verebilir. Eğitim sistemi, çocuğun içinde var olan potansiyeli keşfedip kendini gerçekleştirebilmesine, olabileceğinin en iyisi olabilmesine odaklanırsa, daha sağlıklı, mutlu ve başarılı kuşaklar yetişir.
Şu anki eğitim sistemimiz bu konuda çok yetersiz. Yeterli olsaydı, ülkeden çıkan patent sayısı bu kadar düşük olmazdı. Beyin göçü buradan gelişmiş ülkelere doğru değil, tersi yönde olurdu. Aziz Sancar gibi nice değerli bilim insanımız, sanatçımız, kendilerini gerçekleştirmek için yurtdışına gitmek zorunda kalmazdı.
Ezbere dayalı, sorgulamaya düşman, yaratıcılıktan bihaber, yeteneksavar bir eğitim sistemiyle daha ne kadar yol alabileceğimiz meçhul.
Dünya bambaşka, yepyeni şarkılar söylerken, biz hala nuh nebiden kalma yöntemlerle eğitime devam edemeyiz.
Sadece emek vermek yetmez; zekice bir eğitim sistemi için emek vermemiz lazım. 
Yazar: Dr. Bahar Eriş 

TEMBELLİK


Tembellik yüksek IQ göstergesi

Tembellik sonunda hak ettiği yeri buluyor mu? Dünya var olduğu günden bu yana odağı olduğu eleştiriler karşısında bile harekete geçmeyen tembellik hakkında bildiklerini unutun. Son araştırmalara göre tembellik yüksek zeka göstergesi! Nasıl mı?
Tembellik yüksek zekanın göstergesi
Florida Gulf Coast Üniversitesi‘nden araştırmacılar yüksek IQ ile tembellik arasındaki ilişkiyi ölçmek için bir deney gerçekleştirdi. Araştırmada öncelikle onlarca yıl önce uygulanan bir metot uygulandı. Katılımcılara “Problemlere yeni çözümler üretmemi gerektiren etkinliklerden çok hoşlanırım” ve “Sadece ihtiyacım olduğu kadar düşünmeyi tercih ederim” gibi cevaplar arasından hangisine daha yakın hissettikleri soruldu. Buna göre katılımcıların düşünmeyi mi yoksa eyleme geçmeyi mi tercih ettiği öğrenildi.
Yüksek IQ sahibi insanların daha zor sıkıldığı ve bunun da düşünmeye daha fazla vakit ayırmakla sonuçlandığı düşüncesi test edildi. Araştırmaya göre daha düşük IQ’ya sahip insanlar ise çabuk sıkıldıkları için ya da düşüncelerini dağıtmak için vakitlerini daha fazla etkinlikle doldurma ihtiyacı hissediyor.
Katılımcıların hareketleri takip edildi
Todd McElroy liderliğindeki araştırma ekibi daha sonra 30 ‘düşünen’ ve 30 ‘düşünmeyen’ katılımcıyı bir hafta boyunca takip etti. Katılımcıların bileğine yerleştirilen takip cihazı, hangi katılımcının ne kadar hareket ettiğini ölçtü. Sonuçlar toplandığında ‘düşünen’ grubun ‘düşünmeyenlere’ göre çok daha az hareket ettiği görüldü. Bu sonuçlar araştırma ile ilgili hazırlanan makalede ‘oldukça önemli’ ve ‘çok güçlü’ gibi ifadelerle nitelendirildi.
Ancak her iki grubun da hafta sonu etkinlik rakamlarının birbirine benzer çıkması araştırmacılar tarafından açıklanamadı.
Tembel yaşam sağlığı bozuyor
McElroy, daha zeki ve daha tembel olmanın sağlıksız bir yaşam sürmeye yol açtığı konusunda uyarıda bulundu. Az hareket etmenin kişinin genel sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğunu söyleyen araştırmacı, zeka seviyesi ne olursa olsun, herkesin uzun süre sabit durmaktan kaçınması gerektiğini ifade etti.
Britanya Psikoloji Birliği’nden araştırma ile ilgili yapılan açıklamada ise “Fazla düşünen bireylerin, hareketsiz bir yaşam tarzının sonuçlarının farkında olmasının, bu bireylerin kendilerini daha fazla hareket etmeye zorlayacağı anlamına gelebileceğini ifade etti.
Araştırma sonuçları ciddi anlamda bu teoriyi doğrular nitelikte olsa da katılımcı grubunun küçük olduğu göz önünde bulundurulmalı.

HAYAT DERSLERİ


Dostoyevski’den hayat dersleri

“Yeni bir adım atmak ve yeni bir söz söylemek, insanların en korktuğu şeylerdir.” Bu çarpıcı tespite, ve elbette çok daha fazlasına imzasını atan Dostoyevski’nin pek çok satırı birer hayat dersidir. İşte dünya edebiyatının en büyük ustasından hayatınıza ışık tutacak 15 hayat dersi…
İnsan Sarrafı Dostoyevski’den, Hayatınıza Işık Tutacak 15 Hayat Dersi:
Dünya ve Rus Edebiyatının büyük ustası, yazdıkları eserler ile ismini duymayan kalmamış, romancılığın en büyükleri arasında sayılan Dostoyevski’nin derin sözleri sizi farklı bir boyuta taşıyacak.
1. “Sevmek, güzel birinde aşkı aramak değil, o kişide bilmediğin bir zamanın, beklenmedik bir anında kendini bulmaktır.”
2. “Yeni bir adım atmak ve yeni bir söz söylemek, insanların en korktuğu şeylerdir.”
3. “Acı çekmek, büyük bir zekaya ve duyarlı bir yüreğe sahip kişiler için her zaman kaçınılmazdır.”
4. “Gece ne kadar karanlıksa, yıldızlar o kadar parlaktır. Derdin ne kadar büyükse, Tanrı’ya o kadar yakınsın.”
5. “Ya hatalarınla yüzleşir, ya da hatalarınla yüzsüzleşirsin. Cahil olmak ayrı, pislik olmak ayrıdır.”
6. “Her insan, herkes karşısında, her şeyden sorumludur.”
7. “Yalan öyle nüfuz etmiş ki insanların diline, ‘doğruyu söylemek gerekirse…’ diye bir kalıp var.”
8. “İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.”
9. “Zamana güven, her şey unutulur. Şu anda aklı başında davranmak, sonradan aklının başına gelmesinden iyidir.”
10. “Yanlış kişiden samimiyet beklediğin an, kırılıyorsun.”
11. “Hiçbir zaman doğru insan çıkmaz karşına. Ya zaman yanlıştır, ya da insan.”
12. “Anlamından çok hayatı sevmeli. Anlam ancak o zaman anlaşılır hale gelir.”
13. “Farkındalık, hastalıktır.”
14. “İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır.”
15. “Bir çocuğun ölümünü görmektense evrene geliş biletimi iade etmek isterim.” 

ZAMAN YÖNETİMİ


ÇOK ÇALIŞMADIĞINIZDA DA İŞLER BİTER
Yazı içeriğin daha az çalışmaya teşvik etmekle bir ilgisi yoktur! Baştan söyleyelim, tembelliğe övgü de değildir! Çok çalışmaktan ve çok çalışmaktan şikayet etmekten bunaldıysanız yapmanız gereken etkili zaman yönetimi uygulamaktır. İşte bu konuda uzman tavsiyeleri…
Çok çalışmaktan bunalmayanımız var mı?
Çalışan insanlardan en sık duyulan şikayet: Uzun saatler bitmek bilmeyen işler ile mücadele için fazla çalışmak ve ayların yılların birikimiyle bunalmak… Ne yapmalı? Kabul mü etmeli, mücadele mi?
Konuşmacı olarak katıldığı bir konferansta, Inc yazarı Jeff Haden kısa bir anket yapmaya karar vermiş ve dinleyicilere “Kaçınız kendinizi çok çalışıyor ve üstünüzdeki ağır iş yükünden dolayı bunalmış hissediyorsunuz?” sorusunu sormuş. Kendisini can kulağıyla dinleyen toplulukta kalkmayan el kalmamış. Günümüzün çılgın hızda akan çalışma hayatında hepimizin kendini fazla çalışıyor hissetmesi çok doğal. Çalışma saatleri, bitmek bilmeyen projeler, kendini sürekli zamana karşı yarışıyor hissi bir araya gelince de baskın bir bunalma hissi içinde olmamız da kaçınılmaz. Etkili bir şekilde profesyonel ve kişisel yaşamlarımızı dengelememiz için her gün mücadele veriyoruz. Çoğu zaman terazide iş yaşamı ağır çeken taraf oluyor. İş yaşamımızı etkili hale getirmek için yazılımlara, uygulamalara, zaman yönetimi sistemlerine umut bağlıyor, bu çözümleri etüt edip kendimize en uygun olanı seçme yoluna gidiyoruz. Çözümü hep dışarıda teknoloji dahilinde arıyoruz. Aslında çözüm dışarıda değil, içeride: KENDİMİZDE.
Fazla çalışmanın çözümü etkili zaman yönetimi
Overworked and Overwhelmed: The Mindfulness Alternative adlı kitabın yazarı Scott Eblin, kendinizi fazla çalışıyor ve iş yükünden bunalmış hissetmemenin tek yolu kendi kendinizi bu konuda eğitmenizle mümkün diye yazıyor. Eblin’e göre, her şey tek bir disiplin çevresinde yapılmalı. Bilinçli bir şekilde zamanınızı yönetmeye odaklanmalısınız bu sayede her işi en etkili şekilde tamamlamaya gayret edersiniz. İlham almış, olayların/durumların içinde ve etkin bir biçimde çalışan ve özel yaşamının keyfini çıkaran biri haline gelirsiniz. Eblin’in zaman yönetimi ve kendini fazla çalışıyor hissinin üzerinden gelme konusunda önerileri şöyle:
1. ŞİMDİ’NİN FARKINDA OLUN, ANCAK SİZİ YÖNETMESİN
Her zaman anı yaşayan insanlar, genellikle geleceğe yönelik plan yapmaz, hedeflerini ve hayallerini nasıl adım adım gerçekleştireceklerini planlamazlar. Bugünü yaşamanın, gündelik işlere konsantre olmanın yararları olmakla beraber, bazı gündelik işlerin birçoğu çok da önemli değildir, özellikle de uzun dönemdeki planlarınızı düşünecek olursanız, günü döndüren işlerin çoğunun sizi hedeflerinize götürmeyeceğini görürsünüz. Bu nedenle öncelikle kendinize şu soruyu sorun:
2. “BU GERÇEKTEN GEREKLİ Mİ?”
Her zamanki alışkanlıklarınızı gözden geçirin. Haftalık toplantılarınız gerçekten gerekli mi? Başka işleri yaparak geçireceğiniz zamanı toplantıya ayırmanın getirileri ve götürüleri neler? O raporu her gün yapmanız ne kadar gerekli? Bu e-maile hemen cevap vermeniz şart mı? Birçok günlük aktivitenin aslında işinizi kolaylaştıran araçlar olmaktan çıkıp işin yoğunluğuna katkıda bulunacağını göreceksiniz. Birçok iş sorgusuz-sualsiz alışılageldiğinden yaptığınız oysa işinize yardımcı olmaktan uzaklaşmış ve gereksiz işler.
İşinizi kolaylaştırmayan bilakis zaman kaybına yol açan işlerin listesini yapın. Bu işlerin artı ve eksilerini gözden geçirip eksileri ağır basanları eleyin. Bu tür zaman alan ancak işlevini yitirmiş işleri elemenin, size önemli avantajlar sağladığını göreceksiniz. Öncelikle gün içerisinde daha çok zamanınız olacak ve bu zamanı daha stratejik işler için kullanabileceksiniz.
3. TAKVİMİNİZİ YENİDEN DÜZENLEYİN
Bazı işleri analiz ettiğinizde gerçekten gerekli olduklarını ancak öncelikli olmadıklarını göreceksiniz. Kendinize bir soru daha sorun: “Evet bu iş yapılması gerekli ancak bugün yapmam gerekli mi?” Bu işi yaparak hangi işleri ötelemem gerekli, hangi iş daha öncelikli.
Aynı bakış açısı aniden önemli bir durumun veya işin gündeme gelmesiyle de ortaya çıkar. Acilen takviminizi düzenlemeniz ve önceliklerinizi yeniden belirlemeniz gerekecektir. İşleri tamamlamak ve sonuçlandırmak iyi bir şeydir ancak günün sonunda asıl önemli olan doğru işleri bitirmektir.
4. KENDİNİZE ÖZGÜ İŞ YAPMA RİTMİNİZİ BELİRLEYİN VE BU RİTMİ KORUMAYA ÇALIŞIN
Herkesin çalışma biçimi, rutini ve ritmi birbirinden farklıdır. Bazıları sabaha hızlı başlamak, hızla işlerini
toparlamak isterler, diğerleri güne sakin, huzurlu, düşünerek ve sonuçlar çıkararak daha yavaş bir tempoda başlamayı tercih ederler. Bazıları sabah çok verimli çalışırken, diğerleri gece geç saatlerde konsantre olabilirler. Kilit nokta en verimli olduğunuz zamanı saptamak ve ona göre çalışma stratejileri geliştirmektir. Örneğin, en iyi çalıştığınız zaman gece ise, ancak tüm günü yoğun bir şekilde geçirdiyseniz, geç saatlere enerjiniz kalmayacaktır. Bu da beyninizin en iyi çalıştığı saati iyi değerlendirmemenize sebep olacaktır. En verimli çalıştığınız saatleri bulun ve gün içindeki programınızı ona göre yapın.
5. EN ÖNEMLİ İŞLERİ BAŞA ALIN
Bu ayın en önemli ve öncelikli işleri neler? Bu haftanın? Peki ya bugünün? İşleri belirleyin ve hızla bu işleri tamamlamaya başlayın. Neden önemli işleri tamamlayarak değer katacağınız yerde, ufak tefek işlerle zaman kaybedeceksiniz ki… Amacınız, işte ve özel yaşamınızda önemli işler başarmak ve değer yaratmak olmalı. Yaptığınız her işte aklınızda bu olsun.
6. AKILLI KARAR VERMEK İÇİN DÜŞÜNCENİZİ SERBEST BIRAKIN
Özellikle karmaşık problemleri çözmeye çalışırken, akıllı çözümler getirmek için düşüncelerinizi serbest bırakmayı denemelisiniz. Verileri inceleyin, üzerine düşünün sonra konuyu kapayın ve ara verin. Sevdiğiniz bir işle meşgul olun. Yürüyüşe çıkın, bir müzik aleti çalın, arkadaşlarınızla yemeğe çıkın. Bırakın bilinçaltınız sizin için problemi çözsün. Üzerine uyumak deyimini hatırlayın ve bilinçli bir şekilde değerlendirdiğiniz verileri bilinçaltınızın gözden geçirmesine izin verin. Ani kararlar vermek yerine bambaşka işlerle uğraşarak ara vermeye ve aniden beyninizin sizi şaşırtacak şekilde dahiyane fikirler üretmesine tanık olun.
7. SINIRLARINIZI NET BİR ŞEKİLDE KOYUN
Hiç kimse 7 gün 24 saat çalışamaz, çalışmamalıdır. Buna karşın günümüzde birçoğumuz 7/24 çalıştığımızı hissediyoruz. Bunun en önemli sebebi kendi kendimizi bu duruma sokmamız. Bazı zamanlarda işe hayır demeniz ve sevdiklerinizle zaman geçirmeniz, e-mailinize bakmaya ara vermeniz, önemli olmadığını bildiğiniz telefonları açmamanız en doğru yaklaşım olacaktır. Bu sayede hem özel hayatınıza dolu dolu zaman ayırmış, hem de iş çevresinde belli sınırlarınız olduğunu herkese hissettirmiş olacaktır. Siz zamanınızın kıymetini bilmezseniz, çevrenizdeki kimse sizin zamanınıza değer vermez.
8. EVET VE HAYIR DERKEN STRATEJİK OLUN
Her şeye evet diyemezsiniz. Evet deseniz de her şeye yetişmenize imkan yoktur. Dolayısıyla, evet dediğiniz şeylerin birçoğunu yapamaz olursunuz. Sonuç itibarıyla, hayır demiş olursunuz. Aslında, evet deyip yapamamak, başında hayır demekten daha da kötüdür çünkü karşınızdakinin beklentisini karşılamamış olursunuz, onu yarı yolda bırakırsınız. Bazen başından “hayır” deme gerekliliğinin farkında olun. Bazı zamanlarda şartlı bir hayır veya evet yerinde olacaktır. “Hayır bugünkü ilerleme seyriyle bu projenin yaz başında tamamlanmasına imkan yok. Eğer bu projenin yazdan önce tamamlanmasını istiyorsanız, tüm ön çalışmaların Mayıs’tan önce tamamlanmasını sağlayın”… ya da “Evet, ancak sizden şu tarih itibarıyla şu koşulların yerine getirilmesini istiyorum”… Şartlarınız karşınızdakini işlerin tamamlanmasında aktif bir konuma getirecek ve iki taraf için de beklentilerin gerçekçi olmasını sağlayacaktır.
Bir soruya veya teslimat tarihine otomatik bir şekilde evet demeden önce düşünün. Yapılabilirliğine, sizin hedeflerinizle örtüşmesine dikkat edin. Hiç düşünmeden kabul edilen bir teslimat tarihi sizin önceliklerinizde önemli bir kaymaya sebep olabilir. Gerçekçi olun ve sadece yapabilirlikleriniz içinde söz verin.
9. KAFANIZI DAĞITAN ŞEYLERİ KAPATIN
Birçok insan işyerinde geçirdiği bir saat içinde en az 30 kez bölünür: telefon, e-mail, SMS, ofise uğrayan davetsiz misafirler vs.. liste böyle devam eder. Eğer siz bu mecburi aralara dur demezseniz, işinizi işte yapmanız neredeyse imkansız hale gelir. Gün içinde kendinize belli zaman araları belirleyin, tüm çağrılara, sizi bölen tüm aktivitelere dur deyin. Takviminize uymanızın tek yolu takvimin kontrolünün sizde olmasıyla mümkündür. Kontrolü ele alın.
10. DİĞER İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİNİZİ HATIRLAYIN
Eğer liderlik konumundaysanız, beraber çalıştığınız insanlara etkiniz tartışılmazdır. İşin yönünü belirlersiniz, belli bir standart oluşturursunuz. Rol modeli konumundasınızdır. İyi bir rol modeli olun. Büyük resmi gören, önemli işlere öncelik veren, hedeflere ulaşamaya konsantre olan ve diğer çalışanların kendi hedeflerine ulaşmasına yardımcı olan bir lider olun. Böyle bir lider olabilmek için ilk yapmanız gereken kendi zamanınızı en iyi şekilde yönetmek olacaktır.

GÜVEN


GÜVEN RUH GİBİDİR , TERKETTİĞİ BEDENE ASLA GERİ DÖNMEZ.
Pek çok potansiyelin kendi en iyisini gerçekleştirememesinin arkasında aynı sorunsal var: Güvensizlik! Oysa kişinin kendine olan güvenini yükseltmesi yine kendi elinde. Araştırmalara göre işin başı kendine güvenmek! Hem de yalandan bile olsa…
Kendine Güven Sorununun Üstesinden Gelebilmek İçin En Pratik 5 Yöntem
Kendinize olan güveninizi hissettiğinizden daha çok gibi göstererek davranırsanız, bir süre sonra gerçekten de kendinize güveniniz yükselebilir.
“Gerçekten yapana kadar yapmış gibi görün” (Fake it till you make it) düsturu, kendimize güvendiğimizden daha çok güveniyormuş gibi görünmemizi salık veren ve özgüveni artıran bir anlayış. University College London’dan 21 yaşındaki Rachel Davis, bu yöntemi pek çok tanımadığı insanla tecrübe ettiği yeni durumlarda denemiş. Davis, özgüveninin düşük olduğu durumlarda havalı, müstehzi ve esprili davranmaya çalıştığını ve bu yöntemin tanımadığı insanlarda başarılı olduğunu söylüyor.
Chelsea Sanat Okulu’ndan 22 yaşındaki Ruby Andrews ise, Londra gibi bir şehirde ayakta kalabilmenin ancak bu düsturla mümkün olduğunu ifade ediyor ve “kendine güven sayesinde, gereksiz korkulardan kurtulup kendimi daha yetenekli hissedebiliyorum” diyor.
Peki kendimize olan güvenimizi hissettiğimizden daha çok göstermeyi nasıl başarırız? İşte size özgüveninizi artıracak 6 ipucu ve uygulama alanları:
1. Beden Dilinizi Kontrol Edin
Harvard Business School’dan Profesör Amy Cuddy, duruşunuzu biraz düzelterek olduğunuzdan daha “büyük” gibi görünmenin hayatınızın gidişatını değiştirebileceğini söylüyor. Eğer şampiyon gibi durursak, şampiyon gibi hissederiz. Gururlu ve dik durmak, pozitif düşünmek beynimize psikolojimiz hakkında pozitif sinyaller gönderir.
2. Ses Tonunuzu Kontrol Edin
Sessiz konuşmak, az konuşmak veya konuşurken tereddüt etmek özgüvensizlik portresi çizer. Kendi kendine konuşma pratiği yapmak ve bunu kaydetmek işe yarayabilir. Bu yüzden konuşurken sesinizi kaydedin ve birkaç kez tekrar dinleyerek yaptığınız hataları veya yapmanız gerekenleri not alın. Sakinleşin, aralarda nefes alın ve tereddütsüz konuşun. Bu çalışmalar konuşma şeklinizin ve ses tonunuzun üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır.
3. Göz Teması Kurun
Muhatapların gözünün içine bakmak ve gülümsemek özgüveni artırır. Andrews çoğunlukla başı önünde gezdiğini ancak başı dik şekilde yürüyerek göz teması kurduğunda yaşadığı tecrübelerin daha iyi, olumlu ve özgüvenli olduğunu fark ettiğini ifade ediyor.
4. Düşünce Şeklinizi Değiştirin
Eğer özgüveniniz düşükse, büyük ihtimalle kafanızın içindeki eleştirici ve olumsuz bir sesi dinliyorsunuz. Özgüveni yükseltmenin anahtarı o negatif sesi susturarak kendinizle olumlu, bilge ve sevecen bir tonda konuşmaktır. Davis negatif düşüncenin konsantrasyonunu ve yaratıcılığını azalttığını söylüyor ve negatif düşünceden kaçmak için sevdiği şeyleri – ailesini, arkadaşlarını, hobilerini – düşündüğünü ifade ediyor.
5. Kendinizi Daha İyi Hissettiren Kıyafetlerinizi Giyin
Ne Giydiğine Dikkat Et kitabının yazarı Karen Pine, bir grup öğrenciye Superman kostümü giydirerek yaptığı deneyde, kostüm giyen öğrencilerin giymeyen kontrol grubuna göre daha özgüvenli olduklarını gözlemlemiş. Pine’a göre iyi giyinmek sadece iyi ve özgüvenli hissettirmez, davranışlarınızı da olumlu yönde etkiler ve özgüveniniz hareketlerinize yansır. Ütülü ve bedeninize yakışan kıyafetler de özgüveninizi artırır. Bu yüzden başkalarını taklit etmeyi bırakın, kendi stilinizi yansıtan, temiz ve ütülü kıyafetler giymeye özen gösterin.
6. Size Kendinizi En İyi Hissettiren Şeyi Bulun
Davis, kendisini fark ettirecek bir şey, örneğin makyaj yaptığında daha özgüvenli olduğunu fark etmiş. Andrews ise spor yapmanın ve övgü almanın özgüvenini artırdığını hissediyor. Siz de kendinizi iyi hissettirip özgüveninizi artıracak ayrıntıları bularak hayatınızın gidişatını değiştirebilirsiniz.

KİŞİSEL GELİŞİM



KİŞİSEL GELİŞİM OLMAZSA OLMAZ
Kişisel gelişimin en önemli noktası kişinin kendisini en iyi şekilde tanımasından geçer. Kendinize şu soruları sorun: Kendimi hangi konuda eksik hissediyorum? Hangi durumlarda problem yaşıyorum?
Kendinize seminer planı yapın! Kişisel gelişim seminerlerinin neler olduğunu öğrenin ve bunları bir kağıda yazın. Daha sonra ben şu konularda eksiğim ve eğitim almam gerekir dediğiniz seminerlere katılmaya çalışın. Okuyun! Her ay en az 3 adet kişisel gelişim kitabı okuyun. Çünkü bu kitaplar kendinizle ilgili en yeni araştırmaları ve bilgileri size verecektir.
Amacınız ne? Kendinize hayat amacı belirleyin. Şu anda yaşadığınız hayatı gerçekten yaşamak istiyor musunuz? Eğer yaşamak yaşamak istemiyorsanız neler yapmanız gerektiğini kendinize sorun ve öğrenin. Asıl hedefe kilitlenin! Yaşadığınız küçük başarılara yoğunlaşarak ulaşmak istediğiniz büyük başarıların engellenmesine izin vermeyin. Kolay olanla başlayın! Yapamayacağınız şeyler üzerinde fazla yoğunlaşmayın.
Motivasyon... motivasyon! Kendinizi ve başkalarını motive etmenin yollarını öğrenin ve mutlaka hayatınızın her kademesinde ihtiyaç duydukça bunları uygulayın. İpler elinizde olsun! Her gününüzün ve hatta saatinizin kontrolü sizde olsun. Hatalarınızdan ders alın! Onları, sizi başarıya ulaştıracak hatırlatmalar olarak görün. Kendinize inanın! Elinizi kolunuzu bağlayan inançlar değil, güçlendiren inançlar seçin.
İletişime dikkat! İnsan ilişkileri, hitabet ve beden dili konusunda mutlaka eğitimler alın.
Düşleyin..! Hayal kurmaktan korkmayın. Çünkü hayal gücü insanın en önemli silahıdır.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...