4 Ocak 2017 Çarşamba

EN PAHALI İNTERNET TÜRKİYE'DE


PAHALI İNTERNET
Yüksek benzin ve pasaport fiyatlarından sonra internet fiyatlarında da Türkiye bir rekora imza attı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfının (TEPAV), internet kullanıcılarına yönelik araştırmasına göre, Türkiye, internetin en pahalı olduğu ülkelerden biri konumunda. Türkiye internete, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Lüksemburg’un neredeyse 5 katı fazla para ödüyor.
TEPAV’dan yapılan yazılı açıklamada, vakfın, "Türkiye’de Kişilerin İnternet Kullanımlarının Ne Şekilde Değiştiğine" yönelik bir araştırma yaptığı belirtildi.
Araştırmaya göre, internet fiyatlarının OECD ölçeğindeki yüksekliğine rağmen üç yılda evlerdeki internete erişim imkanı yüzde 40’lara varan oranlarda artış gösterdi.
2009 yılı verilerine göre Türkiye’de nüfusun yüzde 62’sinin hayatlarında hiç internet kullanmadığı belirlenirken, bu oran AB 27 ülkeleri ile kıyaslandığında, Romanya ve Türkiye başı çekiyor. Hiç internete girmemiş nüfusun büyüklüğüne karşılık, son dört yılda evden internete erişim sahipliği açısından ise bir iyileşme gerçekleşti. 2007 yılında hanelerin yüzde 80’i evden internete erişemezken, bu oran 2010 yılında yüzde 57’lere kadar düştü.
Evden internet erişimine sahip olmayan hanelerin nedenlerine bakıldığında ise internet bağlantı ücretlerinin yüksekliğinden şikayet edenlerin oranının 2007-2010 döneminde yüzde 50’den fazla arttığı görüldü. Bir diğer önemli neden de bilgisayar gibi cihazların fiyatlarının yüksekliği olarak ortaya çıktı.
"En yüksek ücret Türkiye’de"
OECD Genişbant İstatistikleri’ne göre 2.39 dolarlık en düşük ve 76.11 dolarlık en yüksek Megabit/saniyelik fiyatlarıyla Türkiye, internetin OECD ölçeğinde en pahalı olduğu ülkelerden biri oldu. İnternet bağlantı ücretlerine daha yakından bakıldığında farklı bağlantı hızlarına göre Türkiye’nin yine OECD ülkelerinin birçoğundan daha pahalı bir servise sahip olduğu görülürken, özellikle yüksek hızlarda ortalama bağlantı maliyeti Türkiye’de 621 doları bulurken, en yakın takipçisi Lüksemburg’da benzer bir bağlantının ortalama fiyatı 112 dolar civarında.
"En çok e-posta için kullanılıyor"
Araştırmaya göre, 2008-2010 döneminde Türkiye’deki internet kullanıcılarının interneti kullanım amaçlarında ilk üç sırayı "e-posta göndermek/almak, sohbet odalarına girmek ve internetten gazete, dergi okumak" aldı. Bu sıralama AB 27 ülkelerinde "e-posta göndermek/almak, mal ve hizmetler hakkında bilgi almak ve sağlıkla ilgili bilgi aramak" olarak belirlendi.

BAŞARININ ÖDÜLÜ


BANA ATATÜRK'Ü ANLATTILAR

Hıfzı Topuz ağabeyimiz, 1950’lerde, Atatürk’ü yakından tanıyan kişilerle yaptığı röportajları “Bana Atatürk’ü Anlattılar” adlı kitapta toplamıştır.
Bu kitaptaki etkileyici anlatımlardan biri de Ekrem Rize’ye ait. Yüzbaşı Ekrem Rize, Kurtuluş Savaşı sonrası bazı komutanlara kızarak istifaya kalkışır. Atatürk’e ulaşarak bu niyetini anlatır. Atatürk ona kendi yaşamından örnekler verir:
“Erkanı Harbiye Mektebi’nde muallimler beni sevmez, arkadaşlarım hiç sevmezdi... Az daha beni mektepten kovacaklardı. Fakat nasılsa yakayı kurtardım.”“...Sonra Selanik’te staj için bir tabura gittim. Orada da öyle. Bütün tabur subayları ‘Bu ukala kimdir nedir?’ diyorlardı. Çünkü kendimi Napolyon gibi görüyordum. Bakıyordum ben herkesten iyi düşünüyorum... Fakat sonunda anladım ki bunların cehaletini yüzlerine vurmamak lazım...”

Mustafa Kemal, Trablus’ta üst komutanların acizliğine rağmen başarı kazanır... Ertesinde geri hatlara gönderirler. “Anafartalar’da durum sıkıştı. Oraya koştuk. Parlak bir başarı elde ettik. Bu büyük başarıdan sonra ne yaptılar biliyor musun? Beni hiçbir göreve tayin etmediler. Terfi vermediler. Açıkta kaldım.”
“Bu defa dediler ki Van - Muş’a... Orada ne var? Mağlup olmuş döküntü bir fırka... Sen bunun kolordu kumandanısın, dediler. Tahammül. Oraya gittik. Durumu düzelttik. Derken bu kez de beni Medine’ye yolladılar...”
Atatürk bu zorlukları hep sabrederek aştığını anlatır. Ve der ki:“Çoğu zaman etrafımızda bulunanlar hem cahil oluyor hem de ihtiraslı. Bunlar aslında hiçbir şey yapmayı beceremedikleri halde kendilerini beğenirler ve hırslıdırlar...”
Ülkemizin huyudur... Başarı hep inkar edilir. Yetenekli adam her adımda çelmelenir... Gençlere düşen doğru bildikleri yolda yürümek, vasatlığa teslim olmamaktır...

ÜCRETSİZ KİTAP OKU


ÜCRETSİZ KİTAP OKU

İyi niyetimize rağmen, yabancı dil bilinmediği için, zaman sorunu, orijinal kitabı temin güçlüğü, çok fazla sayfa adedi, televizyondan vakit kalmaması, tembellik gibi nedenlerle (nedeni ne olur ise olsun) kitap okuyamıyoruz.
Dünyada güncel olarak ilgi gören birçok kitaptan bizim insanlarımız haberdar olamıyor.
Uğur Yüce (1940) isminde İzmirli kitapsever bir işadamı, “Özet Kitap” isminde bir proje başlattı. Sahire Erturan isimli bir İzmirli hanımın desteğiyle yabancı dillerde yayınlanan dış dünyada ilgi gören kitap ve raporların çoğunun tercüme ve özeti bilgisayar ortamında, ilgilenenlerin “bedava” hizmetine sunuluyor.
Bilgisayarınızı açınız. Ve de “ozetkitap.com” sitesine giriniz. Ekonomi, bilim, teknoloji, siyaset konularında (hemen tamamı yabancı dilde yayımlanmış) “güncel-herkesi ilgilendiren” yüzü aşkın kitabın ve çok sayıda raporun özetini bulacaksınız.
Yeni kitap özetleri yayınlandı
Özeti siteye eklenen son kitaplar, Pentagon, Ödül, Dünyayı İyiye Değiştirecek 5 Fikir, Amerikanın Kurduğu Dünya, Düşmanlar ve FBI Tarihi. Bugüne kadar özeti en fazla okunan kitaplar:
Tüfek Mikrop ve Çelik, İkinci Şans, Sıcak Para, Geleceğin Kısa Tarihi, Çöküş, Ruhsal Makineler Çağı. 
Özet Kitap sitesinde, öğrencilerimizin, gençlerimizin, halkımızın kitap konusuna ilgisizliğini gösteren bilgiler de var.
-  Türkiye’de ihtiyaç malzemeleri sıralamasında kitaplar 235. sırada yer almaktadır.
-  Türk çocukları kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumdadır.Japonya’da toplumun %14’ü, Amerika’da % 12’si, İngiltere’de ve Fransa’da %21’i düzenli kitap okurken Türkiye’de yalnız 10.000 kişide 1 kişi düzenli kitap okuyor.
-  Türkiye’de 1 kişinin kitap okumaya ayırdığı zaman dünya ortalamasının üçte biri. Kişi başı kitap harcamasında dünya ortalaması 1.3 dolar iken, Türkiye’de bir kişi kitaba yılda ancak 0,45 dolar harcıyor.
Kitap okumuyoruz
-  Dünyada çocuklara özel günlerde kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140. sırada yer almaktadır.
-  Türkiye’de kütüphane sayısı: 1.412 - Kahvehane sayısı: 570.000 - Buna göre 49.000 kişiye bir kütüphane düşerken, 122 kişiye bir kahvehane düşmektedir.
-  Türk halkı kitap okumaya yılda yalnızca 6 saat ayırıyor. Türkiye kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkesinin gerisinde kalmış durumda. Türkiye’de 100 kişiden sadece 4 kişi kitap okuyor.
Çocuklara kitap hediye edildiği zaman çocukların okuma becerisi gelişir, okumak alışkanlığa dönüşür ve beraberinde alışkanlık sorumluluğu geliştirir. Bilinç büyümesi başlar. Kapasite gelişimifiziksel gelişim gibidir. Kapasite farkındalığı yaratır sonra düşünce üretimi başlar. Üretilen her yararlı düşünce topluma doktor, öğretmen, bilim insanı olarak geri döner.
Özet Kitap projesini başlatan ve 6 yıldır düzenli olarak yürüten Uğur Yüce’ye teşekkürler.
Özetkitap.com sitesinden yararlanınız, çoluğunuza çocuğunuza, çevrenize bu siteden yararlanmalarını tavsiye ediniz.
Yazar: Güngör Uras

MOTİVASYONU ARTTIRIN


MOTİVASYONU ARTTIRIN
Kişisel motivasyon grafiğiniz inişli çıkışlı bir seyir izliyorsa hayatınızı ve alışkanlıklarınızı yeniden gözden geçirme vakti gelmiş demektir.

İşte size kişisel motivasyonunuzu artırmak ve korumak için 17 yöntem…
Yaşantımızdan memnun değil miyiz? Hayatımızda sürekli bir şeyleri erteliyor muyuz? Bir işe başlayacağımız gün bir türlü gelemiyor mu? Planlı olamamak motivasyonumuzu mu düşürüyor? İşte bu durumda, hayatı yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Hayatı değiştirmek kolay değildir ama imkansız da değildir.
Yaşamımızda memnun olmadığımız şeylerin bir listesini çıkartıp bunları iyileştirme veya değiştirme yollarını arayabiliriz. Bazı etkenlerin motivasyonumuzu düşürdüğüne inanıyorsak; çevresel koşullarımızı yeniden düzenleyerek, planlamaya önem vererek, ertelemeye son vererek, hayatımızda düzensiz olan tüm etkenleri belirleyip moralimizi bozan ve motivasyonumuzu düşüren herşeyi çevremizden uzaklaştırarak motivasyonumuzu yeniden yükseltebiliriz.
Motivasyonun düşmesinin en önemli sebeplerinden birisi zihnimizde oluşan negatif düşüncelerdir. Hayat enerjisini çok çabuk tüketmiş  insanlar yaptığı işlere ve hayata konsantre olmakta zorlanır. Olumsuz duyguları çok fazla barındıran insanlar  yapabilirliklerine inanmazlar. Yaşadığı anı ve zamanı iyi değerlendiremezler.
Başarılı olabilen insanlar hedeflerine odaklanabilen insanlardır. Motivasyon kişiye bağlıdır ve bir seçimdir aslında... Çoğu insan dış etkenlerin etkisinde çok fazla kalır. Kendini yönetmeyi başaramadığında ise birileri kalkıp onu yönetmeye çalışır.
Kişisel motivasyonu artırma ve koruma yöntemleri:
1. Başlangıçta zor olduğuna inandığımız ve sonrasında başardığımız önceki hedeflerimizi hatırlamak, ulaşılabilir hedefler belirlemek
İnanmak: İnsanın hayatı süresince verdiği en büyük mücadele kendisi ile yaptığı mücadeledir.Biz kendimize inanır ve güvenirsek, çevremizdekiler de bize inanır, güven duyar. Motivasyon için inancımızın ve özgüven duygumuzun güçlü olması gerekir. “Ben bunu yapabilirim, bu beceriye sahibim, bu işe başlayabilir ve başarıyla sonuçlandırabilirim.” düşünceleriyle kendimize inanarak başladığımız işlerde çok daha hızlı, verimli ve başarılı sonuçlar alabiliriz. Elbetteki her konuda başarılı olabilmek bizler için önemlidir ama tüm hayatımız süresince başarılarımız kadar başarısızlıklarımız da olacaktır.
Başarısız olduğumuz durumlarda moralimizi bozmamamız, deneyimlerimizden ders alabilmemiz, bir sonraki hedefimiz için kendimizi yeniden motive edebilmemiz ve hiçbir koşulda kendimize olan inancımızı kaybetmememiz çok önemlidir. Unutmamak gerekir ki; kazanmaya ya da kaybetmeye sebep olan en büyük unsur inançtır.
2. Çevremizdeki insanların  başarılarını görmek, gayret ve azimlerini örnek almak, başkalarının başarabildiğini bizim de başarabileceğimize inanmak
3. Başarılması zor hatta imkansız gibi görünen şeylerin başarılmasını anlatan filmler izlemek, başarı hikayeleri okumak, tarihte yaşanmış olayları incelemek, bizi motive edebilecek özlü sözler okumak
4. Güne başlarken o günün iyi geçeceğine dair olumla yaparak olumsuz düşüncelerden zihnimizi uzaklaştırmak, güne gülümseyerek ve pozitif başlamak
5. Yaşadığımız sıkıntı ve üzüntülerin geçici olduğu konusunda kendimizi telkin etmek
6. “Yapamam!”, “Başaramam!”, “Mümkün değil!”, “Yarın başlarım.”, “asla”, “ama, fakat” gibi olumsuz cümle ve kelimeleri unutmak, kullanmamak
7. Hayatımızda olabilecek iniş-çıkışlar karşısında güçlü ve hazırlıklı olabilmek için ruhsal ve bedensel bağışıklığımıza, doğru beslenmeye ve uyku düzenine dikkat etmek
8. Yürüyüş yapmak, doğayla başbaşa kalmak
9. Müzik dinlemek, bizi motive ettiğine inandığımız birkaç müzik türü belirleyip ihtiyaç duydukça dinlemek
10. Başarılı olduğumuz bir olay sonrasında bizi mutlu ettiğine inandığımız şeyleri yaparak kendimizi ödüllendirmek, kendimizle gurur duymak
11.  Bizi motive edeceğine inandığımız, baktıkça bize hedef ya da hayallerimizi hatırlatacak resim ya da objeleri evimizde, çantamızda, iş yerimizdeki masamızda bulundurmak
12.  Değişimlere açık olmak, kendini geliştirmek
Değişim iki şekilde olabilir. Kişi, gizli kalmış ama gerçekten kendi parçası olan bazı özelliklerinin gün ışığına çıkmasına izin verdiğinde ve  temel olan kişisel bir şeyi değiştirmek istediğinde değişim olur.
13. Sahip olduğumuz her şeyin değerini bilmek ve şükretmeyi unutmamak
14. Doğru iletişim kurmak, kendimizi ve başkalarını sevebilmek, yaşama sevincini canlı tutmak
Olumlu ilişkiler kurabilmek, saygı göstermek ve saygı görmek, değer vermek ve değer verildiğimizi bilmek, gönül almak veya gönlümüzün alınması, düşüncelerimizin dinlenmesi ve önemsenmesi, onaylanmak, takdir etmek ve edilmek, güvenebilmek ve güvenildiğimizi bilmek kişisel motivasyonumuz açısından önemlidir. Başkalarına özellikle de ihtiyacı olanlara yardımcı olabilmekten dolayı içimizde hissedeceğimiz manevi huzur da motivasyonumuzu artıracak önemli unsurlardan biri olacaktır.
15.  Kendine güvenmek ve inanmak, özgüveni kaybetmemek, cesaretli olmak
16. Kendini iyi tanımak; güçlü yönlerini daha çok besleyip, zayıf yönlerini geliştirip olumlu yönde güçlendirmek. İnsan önce kendi değerini bilmelidir.
17. Strese girmemek ve işleri son ana bırakmamak için zaman kontrolünü doğru yapma yöntemlerini bilmek ve uygulamak
Ve her şeyden önemlisi: “Farkındalığımızı Yitirmemek”.

STRES


STRESTEN KURTULUN
Hayat gerçekte suçlar, acılar, günlük hastalıklar, ayrılıklar ve kurtulamadığımız borçlarla dolu. Birçoğumuz kronik stresle yaşamak zorundayız ve bir tehlike anında kaçış şansımız yok. İşte mikro travmalarla savaşmanın yolu...
Günlük travmalarla savaşırken kendinizi daha iyi hissettirecek 8 yol
Travma günlük hayatımızın içinde yer alıyor. Belki savaş veya tecavüz travması kadar olmasa bile yine de canımızı acıtıyor. Aslında bu iyi bir haber çünkü bu yaşamımızda az stres ve çok canlılık anlamına geliyor; ancak yine de tam olarak neyle başa çıkmanız gerektiğini bilmeniz gerekiyor.
1.Mikro travmalar
Hayat gerçekte suçlar, acılar, günlük hastalıklar, ayrılıklar ve kurtulamadığımız borçlarla dolu. Birçoğumuz kronik stresle yaşamak zorundayız ve bir tehlike anında kaçış şansımız yok. Yine de bununla savaşabilecek savunma mekanizmasını geliştirebiliyoruz. Hayattan zevk almak, aşık olmak ve iyi bir şeyler için mücadele etmek bunlardan bazıları; ancak yine de kaçamadığımız, her şeyin çok üstümüze geldiği zamanlar oluyor. Hiç kendinizi hayatınız hakkında endişelenirken buldunuz mu? Gerçekte birçok yaşam stresleri çocukluk acılarını tetikleyerek yetişkinlik dönemindeki acıların olduğundan büyük gözükmesine neden oluyor. Çocukluk döneminizi burnunuz bile kanamadan geçirseniz bile, aralıksız stres ve birden fazla mikro travma sizi sevseniz de sevmeseniz de esir alıyor. Stresle yüzleştiğimiz zaman yapılan eylemlerin çoğu tekrar mutlu olmamız için yapılıyor. Şimdi bizi rahatsız eden durumlara göz atalım:
2. Suç
Anlamadığımız suçlar hakkında bile endişe duyuyoruz. Önceleri suç cüzdan veya bisikletinizi çalmaya çalışan bir yabancıyken şimdi internet suçları, Wall Street suçları, organize suçlar, kimlik hırsızlığı, çocuk kaçırma ve rastgele adam vurma gibi suçlar mevcut. Bu yüzden insanın kendisini güvende hissetmesi kolay olmuyor ve kafamızda şu soru beliriyor. Tüm bunlar ne zaman bitecek?
3. Hayat tarzından ötürü oluşan hastalıklar
İnsüline bağımlı olmayan diyabet, obezite, yüksek tansiyon yüzünden hayatları kötüye giden ve bu sebeplerden dolayı yaşamını yitiren gençler var. Doğadaki toksik atıklar nedeniyle kanser olan kaç insan vardır? Sigaranın akciğer kanserini neden olduğunu biliyoruz peki ya göğüs kanseri? Göğsümüzdeki bir kitleden şüphelendiğimiz zaman anlayabiliyoruz. Belki de 10 yıl sonra göğüs kanseri hayatımız için bir tehdit olmaktan çıkacak.
4. İlişkiler ve evlilikler
İlişkiler bittiği zaman yaşanılan acı da büyük oluyor. 
Birbirimize ihtiyacımız var. Bu yüzden kişiler birbirini iyi tanımalı, karşı cinsle ilişkide yakınlık kurma konusunu iyi anlamalılar; ancak bu konu hakkında kapsamlı olarak yazdığımız üzere, yakınlık stresi kendiliğinden doğuruyor. Aşk kısa bir sürede biçim değiştirerek acıya ve hayal kırıklığına dönüşebiliyor. Bazı birliktelikler boşanma ile sonuçlanabiliyor. Bu aşamada anlaşmalar sanıldığı kadar kolay olmuyor.Eve geldiğiniz zaman kendinizi değersiz hissediyorsunuz ve bu oldukça stresli bir dönem oluyor. Eğer bu birliktelikte bir de problem yaşayan bir çocuğunuz varsa kronik stres yaşama ihtimaliniz oldukça yüksek. Karşınızdaki insana aşıksanız bu durum problem yaşamanızı mümkün kılıyor; ancak duygularınız kaybolmuşsa işiniz hiç olmadığı kadar zorlaşıyor.
5. Borçlar
Borçlar maalesef sadece devletlere özgü bir olgu değil günümüzde. Günümüzde birçok insan borçlarla yaşıyor ve bu borçlar sadece bir önceki tatil harcamalarımızdan meydana gelmiyor. Geniş orta sınıfı barındıran ülkemizde orta sınıfın çalıştığı işler hayatını borçlanmadan sürdürmesine yetmiyor. Her sabah uyandığımız zaman masrafların giderek arttığını görmek bireyler için kolayca aşılacak bir problemden öteye gidiyor ve ancak ekonomimiz düzelince refah seviyemizin artıp borçlarımızdan kurtulmayı başarabileceğiz.
6. Liderlik
Bugün hepimiz liderlerden bize yol göstermesini bekliyoruz; çünkü bu insanın doğasında var. Papazlar, İmamlar, Hahamlar ve ruhani liderler ruhsal desteği almamıza yardımcı oluyor. Hatta kurumsal dev şirketler etik değerlere ve topluma bağlılık sözleri veriyorlar. Biz ise şirketlerin birer birer devrilişini kral çıplak masalındaki gibi sadece seyrediyoruz. Yaşanan skandallar kendimizi çaresiz ve güvensiz hissetmemize neden oluyor. Liderlik sıfatını hakeden insanlar olduğu gibi o sıfatı haketmeyen çürük elmalar da bulunuyor.
7. Travmayı anlamak
Travmaları anlamak en az travmalarla başa çıkmak kadar önemli
Tarihsel olarak travmalar fiziksel acı olarak görülmekteydi. Bir düşünün; savaştasınız, kazaya uğradınız ya da yaralandınız; fakat insan psikolojik olarak da yaralanabilir. 1.Dünya Savaşı’ndan askerler savaş şoku tedavisi görmüşlerdir. Hatta Vietnam Savaşı’ndan sonra bile askerler savaş sonrası Post Travmatik Stres Bozukluğu nedeniyle tedavi görmüşlerdir. Bu rahatsızlık beyin fonksiyonlarına hasar vermektedir ve bu rahatsızlık geriye dönük canlandırmalarla, kişiyi psikolojik olarak zayıflatan kaygı ile, aşırı uyarılma ve kabuslar görme gibi belirtilere sahiptir. Ani ve korkunç bir travma nöbetinde beyin tecavüz veya araba kazasındaki gibi nöropsikolojik tepkiler vermektedir.
Travma rahatsızlığı bugün tüm dünyada biliniyor. Post Travmatik Stres Bozukluğu yaşayan hastalar klasik bozukluk belirtiler taşıyorlar ancak travma yaşama ihtimalleri oldukça fazladır. Kompleks Travma ise genellikle ailede ensest ilişkiler nedeniyle suistimale uğramış, aşağılanmış, tehdit edilmiş kişiler olup kendilerini güvensiz hissetmektedirler.
Babanız tarafından çocukken tehdit edilmiş, dövülmüş, anneniz tarafından sürekli azarlanılmış veya okul arkadaşlarınız tarafından alay edilmiş olabilirsiniz. Travmatik deneyimlerle bir kez karşılaşmış olsanız bile onlar devamlı peşinizden geleceklerdir. Burada korkutucu kısım travmalardan kaçamıyor oluşunuzdur. Travma geçirmiş insanların ciddi bir şekilde tedavi edilmesi gerekir; çünkü travmalar ruhumuzda psikolojik olarak giderilemez yaralar açmaktadırlar ve travma geçiren bireylerin gelecekte diğer insanlara karşı davranışı yaşadığı travma nedeniyle değişmektedir.
Travma nedeniyle oluşan bu değişim birçok farklı seviyede olabilir. Travma psikolojik ve bilişsel olarak kişiyi etkilemekte, içinde yaşadığı dünyayı farklı olarak görmesine neden olmaktadır. Ayrıca korkularını kolayca tetikleyerek tekrar tekrar ortaya çıkarabilir. Travmanın psikolojik etkisi ise beyin fonksiyonlarında değişiklik yapmasıdır. Travmatik deneyimden sonra beyin ‘dövüş ya da kaç’ tepkisi vererek rastgele uyarılır ve kişiyi aşırı stres ve aşırı uyarılmış şekilde bırakır.
Eğer çocukluğunuzda kompleks travma geçirdiyseniz, yetişkinlik yaşamında birçok stres etkeni tetikleyici olacaktır. Kendinizi bir anda maddi durumunuz yüzünden aşırı endişelenmiş bulabilirsiniz. Boşanma durumu kişiyi tehlikeli bir durumda bırakırken siz kendinizi aşırı derecede kaygılı bulabilirsiniz ve bu endişe karınız veya çocuğunuz yüzünden değil geçmiş travma deneyimlerinden meydana gelecektir.
Aşk aynı zamanda acı da getirmektedir. Kimse size eşiniz kadar derin acı veremez. Kimse sizi daha fazla yaralanmış, mutsuz, kaygılı ve sinirli yapamaz. Eğer çocukluğunuzda kompleks travma yaşamışsanız uzmanların ‘dövüş ya da kaç’ tepkisi dediği dönemde stresle ne dövüşebiliyor ne kaçabiliyor ne de yönetebiliyoruz. Bu durum ister istemez ilişkinize de zarar verecektir.
Çocukluğunuzda her şey yolunda gitmiş olup şimdi stres dolu da olabilirsiniz. Ülkenin gidişatına kızabilir, maddi durumunuz hakkında endişelenebilirsiniz. Kocanız sizi sürekli muhtaç durumda bırakır ve o hep iş toplantılarındadır. Kısaca her şey sizi bunaltarak bu duruma getirebilir.
Bu noktada başvurabileceğiniz 2 yöntem var. İlki endişe bozukluğu konusunda uzman birisinden yardım alabilirsiniz. Genel Endişe Bozukluğu adındaki bu rahatsızlık ‘yürür-gezer kaygı’ olarak hayatın her alanında bulunur. Bu rahatsızlığın tedavisi psikoterapi, bazen de ilaç tedavisidir.
İkincisi ise daha radikal bir karardır. Bu noktada önemli olan günümüzde gündelik yaşamdaki stresin kompleks travmanın bir boyutu olup olmadığıdır. Biz bunlara hasarlı mikro travmalar diyoruz; çünkü karşımıza sürekli çıkarlar ve kronik olarak korkular ve kaygılara neden olurlar. Dahası kaçıp kurtulma şansınız yoktur.
8. Günlük mikro travmaların üstesinden gelmek için:
Geçmiş hayatınız strese nasıl tepki verdiğinizi etkiler. Eğer çocukluğunuzda kompleks travma yaşadıysanız terapi görmeniz gerekir. Bu kaygılarınızı bir kaynağa almanızı sağlar
Genel Endişe Bozukluğu konusunda tedavi olun. Bu bozukluk acı vericidir ancak tedavisi mümkündür.
Stres arındırıcı programları deneyimleyebilirsiniz. Yoga, dua etmek, günlük egzersiz, küçük uykular, sıcak banyo, iyi arkadaşlar ve düzenli uyku gibi aktiviteler faydalıdır.
Travmanın etkisini azaltacak tedavi yöntemleri mevcut. Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) Psikoterapisi, DBT ve daha niceleri. Son zamanlarda travma tedavi yöntemleri psikoterapi tedavilerinde ön sıralarda yer alıyor.
Sakınmaktan sakının: Travma geçirmiş kişiler genelde kendilerini kapatırlar, dona kalmış gibi olurlar. Korkularınızla veya sizi endişeye sürükleyen konuların üzerine giderek onların etkisini azaltabilirsiniz.
 Değiştirebildiğiniz her şeyi değiştirin ve üzerinizdeki baskıyı kabullenin. Bir şeyler hakkında endişe duymak ve bu konuda hiçbir şey yapamamak sizi sadece daha zor bir duruma sokacaktır.
Kabullenmek, affetmek veya savaşmak? Birçok ruhani lider veya terapist affetme duygunuzu kişi hazır olmadan ön plana çıkarmaya çalışıyor ve siniriniz de hareketleniyor. Burada dikkatli olun çünkü siniriniz sizi zehirleyebilir. Ne yazık ki travmatik kişiler bazen kendi acıları yüzünden başka insanlara da acı verebiliyorlar. Destek bulmaktan korkmayın ve sinirinizi kontrol altında tutup yapıcı olarak kullanın.
Eğer mümkünse sizi kıran kişileri affedin. İnsanlar sizi aşağıya kırarlar. Bu doğanın kanunu. Unutmayın ama takılmayın da. Yoksa sonunda kaybeden siz olursunuz.

MUTLU YAŞAMAK İÇİN


MUTLULUK
"Tüm zamanların en büyük buluşu şu bilgidir: Bir insan hareketlerini ve tutumunu değiştirerek hayatını değiştirebilir." William James’e ait bu tespit aslında hayata dair bildiğimiz klişeleri şöyle bir silkelemeye davet ediyor bizi. İnsanlığın ortak birikimi ile yolumuzu aydınlatabiliriz, ama unutmayın yolu siz çizmek zorundasınız! İşte size bilimsel mutluluk reçetesi…
Mutluluğun sırrı çözüldü!
İşte bilimsel araştırmalara göre mutluluğun sekiz yolu...Psikoloji araştırmaları gösteriyor ki mutluluğun bir donma noktası var. Bu donma noktası kişinin bütünsel varlığını ve karakterini belirliyor.Ruh halimiz, bu donma noktası çevresinde geziniyor. Pozitif bir olay olduğunda mutlu oluyoruz, negatif bir durumla karşılaşınca üzülüyoruz ama zamanla o dengedeki noktaya tekrar ulaşıyoruz.
Buna göre mutluluk herkesin seçebileceği bir seçenek. Psikoterapist William James şöyle diyor: "Tüm zamanların en büyük buluşu şu bilgidir: Bir insan hareketlerini ve tutumunu değiştirerek hayatını değiştirebilir."İşte kendi mutluluğunuzu kontrol edebilmenizin sekiz yolu…
1. Sadece deneyin. Küçük bir çaba bile işe yarayacaktır.
Pozitif Psikoloji dergisinde yayımlanmış deneysel bir araştırma sadece mutlu olmayı denemenin bile işe yaradığını gösterdi.Deneyde iki grup öğrencinin bir bölümüne neşeli müzikler dinletildi ve iyi hissetmeleri söylendi. Diğer gruptan ise daha duygusal müzikler eşliğinde hüzünlü anılarını düşünmeleri istendi.Deneyin sonucunda mutlu hissetmeye çalışan grup deneyden moralleri yüksek olarak ayrıldı.İletişim ve kişisel becerilerinizi yükseltecek eğitimlere katılın. Çevrenizde pozitif enerjisi yüksek, sizi iyi hissettiren insanları tutun.
2. Mutluluğu amacınız haline getirin Mutlu insanların hayattaki bir numaralı amacı mutlu olmaktır.Bunun için gerekiyorsa inançlarınızı ve değer sisteminizi yeniden gözden geçirin.İletişim ve kişisel becerilerinizi yükseltecek eğitimlere katılın.Çevrenizde pozitif enerjisi yüksek, sizi iyi hissettiren insanları tutun.
3. Farkındalığı seçin Nöropsikolog Rick Hanson’a göre beyinlerimiz her şeyin kötü olanını keşfetmeye çalışırlar.
Negatif tecrübelere sımsıkı sarılırken, pozitif olanlara karşı teflon (geçirgen olmayan tabaka) gibidirler.Bu negatif önyargı beynin kötü haberlere iyi haberlere göre şiddetli bir biçimde tepki vermesine neden olur.Bu negatif, bizi kötü anılara karşı tetikleyen önyargıya, ufak pozitif anlarımıza tutunarak, onların değerini bilerek karşı gelebiliriz.
4.Pozitif alanların içinde kalın Mutluluğun sırrı farkındalığa önem verdikçe çözülür.Zihnini susturmayı denemek için yeterli süre oturup herkesin herhangi bir yerde yapabileceği meditasyon mutluluk takviyesi bunun için bire birdir.Wisconsin Üniversitesi psikoloji profesörü Richard Davidson araştırmalarında şöyle bulgulara rastladı:Beyin faaliyetleri, meditasyon egzersizleriyle, endişe ve kaygı odaklı sağ beyinden mutluluk, heyecan ve keyif odaklı sol beyin tarafına geçebilir.
5. Mutluluğun yolu gülümsemekten geçer Keyfinizi yerine getirmenin sırrı, en basit haliyle kendinizi gülümsetebilmek.
2011 yılında Michigan Devlet Üniversite’sindeki bir araştırmada, gülümseyerek çalışan işçilerin sonunda pozitif düşüncelere sahip olduğu, bununla birlikte ruh hallerinin de olumlu yönde geliştiği gözlemlendi.
6. Minnet duyun Şükran ve minnet duygusunun mutluluk üzerindeki pozitif etkisi de bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Bir araştırmaya göre, ‘Dünyada herkesin kolaylıkla ulaşabileceği zevklerden’ keyif alan insanlar, basit şeylerle bile mutlu olmayı başarabilen mutlu insanlardır.
7. Mutluluğu takip et, onu bul ve başar.
Geleneksel düşünce başarıyı takip etmenin kişiyi mutluluğa götüreceğine inanır.Oysa araştırmalar bunun tersini gösteriyor. Mutluluğu takip etmek, kişiyi mutlulukla birlikte başarıya da götürüyor.Pozitif duygularla çalışanların performanslarının, yaratıcılıktan, odaklanmaya ve işi sahiplenmeye kadar birkaç alanda birden arttığını gözlemledi.
8-Kendinize izin verin!
Yıllarca vaktini ölüm döşeğinde olan yaşlı insanlarla geçiren, Palyatif bakım hemşiresi Bronnie Ware, hastalarının sık sık, kendi kendilerine mutlu olmaya “izin vermedikleri” için pişman olduklarını fark etti.Birçok insan mutluluğun bir tercih olduğunu sona gelmeden fark etmiyor.İnsanlar, eski alışkanlıklarından ve yaşam şekillerinden kopamıyor.Tanıdık olanın sözde “rahatlatıcı“ etkisi fiziksel yaşam kadar, duygularına da taşımış durumda.Değişimin korkusu, insanları kendine ve başkalarına karşı durumundan hoşnutmuş gibi davranmaya itiyor.Aslında derinlerde içten bir kahkahaya ve uçuk şeyler yapmayı arzuluyorlar...Hayat bir seçimdir ve bu senin yaşamın!

BEYNİNİ GÜÇLENDİR


BEYİN NASIL GÜÇLENİR
ABD’de yayımlanan Men’s Health dergisi beyni güçlendirmenin yollarını açıkladı
Duke Üniversitesi’nin Beyin Bilimleri Enstitüsü’nde görev yapan P. Murali Doraiswamy’e danışan dergi herkesin uygulayabileceği yöntemlerle daha sağlıklı bir beyne sahip olunabileceğini yazdı. Doraiswamy konuyla ilgili, “Belki korkutucu olabilir ama bir sınava yoğun çalışmak, kilo almak veya parti yapmak bile beyin devrelerine zarar verebilir.
Beyni güçlendirerek tüm bunları engelleyebilirsiniz” dedi. İşte beyni güçlendirmenin basit ama etkili yolları:
SIKI ANTRENMAN HAFIZAYA YARARLI
-Egzersiz yapmak beyin hücrelerinin gelişimini sağlayan proteinlerin salgılanmasını artırır. Doktor John J. Ratey, “Bu kalbinizin de beyninize daha fazla kan pompalamasını sağlar. Beyne çıkan glükoz ve oksijen de nöronların en uygun şekilde çalışmasına yardımcı olur” diyor. Birçok araştırma ayrıca egzersizin hafızayı güçlendirdiğini ve depresyonu engellediğini gösteriyor.
-Haftada 3 kez 40 dakikalık aerobik egzersiz 1 yıl boyunca yapıldığında yetişkin birinin beyinde hafıza ve bilgi depolamadan sorumlu sistem olan hipokampüsünü yüzde 2 oranında büyütür. Araştırma Illinois Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Arthur F. Kramer tarafından yapıldı.
-Brezilya’da yapılan bir araştırmaya göre, 6 ay boyunca haftada 3 kez yapılan 60’ar dakikalık dayanıklılık egzersizi hafızayı geliştiriyor.
-Yetişkinlerin hafıza testleri 6 ay boyunca haftada 3 kez yapılan egzersizler sonucunda yüzde 14 oranında daha iyi çıkıyor.
SU YUDUMLAMAK YORGUNLUĞU ALIR
-Beynin sağlıklı olması için kalbe iyi gelen yiyeceklerle aynıları tüketilmelidir. Bunlar protein, iyi yağlar, tam tahıllılar ve antioksidan açısından yüksek yiyeceklerdir. Meyve ve sebze de tüketilmelidir.
-Kahvaltıda yumurta ve yulaf yenmelidir. Yumurtadaki kolin adlı madde beyin fonksiyonunu güçlendirir. Yulaf da lif açısından zengindir. Bu da kan şekerini düzenler.
-Kahvaltı sonrası atıştırmalıkta 8 badem ve 1 avuç yabanmersini tercih edilmelidir. Yabanmersini kan akışını artırır, bademde lif ve protein bulunur.
-Öğle yemeğinde somon ve fasülye salatası tercih edilmelidir. Somon omega 3 yağı, fasülye ise lif kaynağıdır.
-Öğle yemeği sonrasındaki atıştırmalık için bitter çikolata tüketilebilir. Antioksidan açısından zengindir, kafein de konsantrasyonu güçlendirir.
-Akşam vog içerisinde pişirilmiş 5 sebzeli körili - kahverengi pirinç tercih edilebilir. Sebzeler için patlıcan, soğan ve brokoli kullanılabilir.
-Akşam yemeği sonrasındaki atıştırmalık içinse bir avuç kiraz ve yoğurt yenebilir. Kirazdaki melatonin uykuyu düzenler. Yoğurttaki protein ve amino asitler sinir sistemini düzenler.
-15 dakikada bir su yudumlamak yorgunluğu alır.
-Kahve hafızayı güçlendirir ve dikkati toplar. Etkisi 6 saat sürer.
-Kahve tercih etmediğiniz durumlarda yeşil çay tüketin. Kafein oranı kahvedekinin üçte biridir.
-B12 vitamini yararlıdır.
MÜZİK ALETİ ÇALMAK FAYDALI
-Kavrama performansı 20’li yaşların ortalarından itibaren düşmeye başlar. Teksas Üniversitesi’nden Doktor Denise Park, bunu geliştirmek için zihinsel olarak karmaşık yeni şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu söylüyor.
-Beyindeki dil, hafıza ve dikkat alanlarının gelişmesini sağlayan gri maddeyi artırmak için de egzersizler bulunuyor. Bunlar, dans dersi almak, yoga ve meditasyon yapmak, müzik aleti çalmayı öğrenmek, yabancı dil öğrenmek, kavrama geliştirici oyunlar oynamak ve satranç oynamak olarak açıklanıyor.
-Beyni geliştirmek için bir diğer yöntem, kitapların özetini çıkarmaktır.
-Problem çözmekten oluşan akışkan zeka testlerine giren kişilerin sonuçları, 1 ay boyunca haftada 5 kez 25’er dakikalık hafıza egzersizleri yaptıklarında yüzde 44 oranında iyileşiyor.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...