18 Ocak 2026 Pazar

TÜRKİYE'DE EMEKLİLER AÇLIK SINIRINDA DEĞİL, AÇLIĞIN İÇİNDE


Türkiye’de Emekliler Açlık Sınırında Değil, Açlığın İçinde

Türkiye’de emeklilik artık bir “dinlenme dönemi” değil, açık bir hayatta kalma mücadelesi hâline geldi. Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, bu ülkenin üretiminde yer almış milyonlarca insan bugün pazar tezgâhlarının önünde durup fiyat hesaplıyor. Fileye ne koyacağını değil, neyi koyamayacağını düşünüyor. Buna hâlâ “açlık sınırında yaşamak” demek gerçeği hafifletmektir. Emekliler açlık sınırında değil, açlığın içinde yaşıyor.

Açlık sınırı çoğu zaman istatistik gibi konuşuluyor. Rakamlar havada uçuşuyor. Oysa bu kavramın gerçek hayattaki karşılığı çok somut. Eksik beslenme, ertelenen doktor randevuları, alınamayan ilaçlar, kısık kalorifer, geciken faturalar… Emekli artık ay sonunu değil, haftayı nasıl çıkaracağını hesaplıyor. Bir kilo değil yarım kilo alan, pazardan eli boş dönen, “bu ay da idare edelim” cümlesini hayat felsefesine dönüştüren milyonlar var.

Bugün emekli maaşlarının büyük bir bölümü, en temel gıda harcamalarını bile karşılamıyor. Kira, elektrik, su, doğal gaz derken geriye yaşamaya yetecek bir pay kalmıyor. Buna rağmen emekliler sokakta değil. Yürüyüş yok, eylem yok, bağırış yok. Bu sessizlik çoğu zaman yanlış okunuyor. Sessizlik memnuniyet değildir. Bu, çaresizliğin ve yorgunluğun sessizliğidir. Emekli, artık sesinin duyulacağına inanmıyor.

Emekliler devletten lütuf istemiyor. Sadaka da istemiyor.
Sadece hak ettikleri yaşamı istiyorlar.
Emekli maaşı bir bütçe kalemi değildir; bir onur meselesidir. Bir ülkede emekli, yıllar sonra hâlâ çalışmak zorunda kalıyorsa, burada sorun bireyde değil sistemdedir. Emeklilik, yoksulluğun adı olmamalıdır.

Daha da düşündürücü olan şudur: Bu insanlar yıllarca bu ülkenin yükünü taşıdı. Vergisini ödedi, sigortasını yatırdı, üretimde yer aldı. Bugün ise “yük” gibi görülüyorlar. Oysa sorun emekliler değil; onları bu hâle getiren ekonomik ve sosyal tercihlerdir. Yanlış öncelikler, plansızlık ve günü kurtarma anlayışıdır.

Bir ülkede emekli açsa, sadece emekliler değil, toplumun vicdanı da açtır. Çünkü emekliye reva görülen hayat, aslında çalışanlara verilen bir mesajdır: “Ne kadar çalışırsan çalış, sonun bu.” Bu duygu, toplumsal adalet duygusunu kemirir, geleceğe olan inancı yok eder.
Mesele yalnızca maaş artışı değildir.
Mesele, bu ülkenin yaşlısına, emeğine, geçmişine nasıl baktığıdır. Emekliyi yoksullukla terbiye etmeye çalışan bir anlayış sürdürülebilir değildir. Bu tablo kader değil, bilinçli tercihler sonucudur. Ve her tercih, er ya da geç hesabını verir.
Türkiye, emeklilerini görmezden gelerek güçlü bir ülke olamaz.

Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, en zayıf bırakılanlarının nasıl yaşadığıyla ölçülür.

17 Ocak 2026 Cumartesi

TOPLUMDA EN TEHLİKELİ İNSANLAR



Karaktersizliğin Maskesi: Yalakalık, İkiyüzlülük ve Kalitesizlik

Toplumda en tehlikeli insanlar;
yanlış yapanlar değil,
yanlışın yanında durup doğruymuş gibi yapanlardır.
Karaktersiz insan kendini hemen belli etmez.
Güler.
Onaylar.
Her ortama göre şekil alır.
Ama bir ortak özellikleri vardır:
Omurgaları yoktur.

Yalakalık: Güçlünün Yanında Eğilme Sanatı

Yalakalar fikri savunmaz,
kişiyi savunur.
Bugün güçlü olan kimse onun yanındadırlar.
Yarın güç değişsin,
aynı yüzle başka kapının önünde eğilirler.
Yalakalar risk almaz.
Çünkü fikirleri yoktur.
Sadece çıkar hesapları vardır.
Onlar için doğru-yanlış değil,
kimin kazandığı önemlidir.

İkiyüzlülük: Aynı Yüzde Birden Fazla Maske

İkiyüzlü insan;
arkadan konuşur,
önden gülümser.
Seni överken bile samimi değildir.
Eleştirirken bile cesur değildir.
Gerçek düşüncesini söylemez,
çünkü bir duruşu yoktur.
Duruşu olmayan insanın
kişiliği de ödünçtür.

Kalitesizlik ve Eziklik

Kalite;
parayla, makamla, ünvanla gelmez.
Kalite, insanın kendine saygısıyla başlar.
Ezik insanlar başkasını küçülterek yükselmeye çalışır.
Dedikoduyla beslenir,
başarılı insanlardan rahatsız olur.
Çünkü kendi iç dünyaları boştur.
Boşluk ses yapar.

Neden Her Yerdeler?

Çünkü dürüst insanlar sessizdir.
Karaktersizler ise gürültülü.
İş yerlerinde, sosyal medyada,
toplumun her alanında görünürler.
Ama iz bırakmazlar.
Hatırlanmazlar.
Saygı duyulmazlar.
Sadece katlanılırlar.

Son söz

Karaktersiz olmak bir tercih,
dürüst kalmak ise bir bedeldir.
Herkes bedel ödemek istemez.
O yüzden yalakalar çok,
omurgalı insanlar azdır.

Ama şunu unutmayın:
İnsan, sonunda aynaya yalnız bakar.
Ve o aynada yalakalık da, ikiyüzlülük de saklanamaz.



SEVGİ SAYGI MERHAMET VİCDAN ADALET

 


Bir Toplumun Gerçek Serveti

Bir toplumun gücü;
binalarında, yollarında, teknolojisinde değildir.
Gerçek güç; insanın insana nasıl davrandığında gizlidir.
Sevgi yoksa, kalabalıklar yalnızdır.
Saygı yoksa, sözler değersizdir.
Vicdan yoksa, kurallar anlamsızdır.
Merhamet yoksa, adalet sadece bir kelimedir.

Sevgi: Başlangıç Noktası

Sevgi;
yüksek sesle söylenen bir kelime değil,
küçük davranışlarda saklı bir duruştur.
Dinlemek,
anlamaya çalışmak,
zarar vermemeyi seçmek…
Sevgi, başkasını kendine benzetmeye çalışmak değil,
onu olduğu gibi kabul edebilmektir.

Saygı: Sevginin Dili

Sevgi hissedilir,
saygı gösterilir.
İnsan, sevmediğine de saygı gösterebilir.
Ama saygı yoksa, sevgi de uzun sürmez.
Saygı;
fikir ayrılığında susabilmek,
güçlü iken incitmemek,
haklıyken ezmemektir.

Vicdan: İçimizdeki Sessiz Hakem

Vicdan;
kimsenin görmediği yerde doğruyu yapabilmektir.
Kanunlar yazılır,
kurallar değişir,
ama vicdan konuştu mu insan durur.
Bir toplum, vicdanını kaybettiğinde;
suç normalleşir,
haksızlık sıradanlaşır,
insanlık yavaş yavaş silinir.

Merhamet: Gücün En Asil Hali

Merhamet zayıflık değildir.
Aksine, en büyük güçtür.
İntikam alabilecekken vazgeçebilmek,
yargılayabilecekken anlamaya çalışmak,
ezebilecekken kaldırmak…
Merhamet, insanı insan yapan en yüksek erdemdir.

Adalet: Her Şeyin Dengesi

Adalet;
sadece mahkeme salonlarında aranmaz.
Evde, sokakta, işte, trafikte başlar.
Adalet yoksa;
sevgi eksik kalır,
saygı yapaylaşır,
vicdan susar,
merhamet tükenir.
Gerçek adalet,
güçlüye ayrıcalık, zayıfa sabır tanımaz.

Son Söz

Bir toplum;
sevgiyle yumuşar,
saygıyla ayakta durur,
vicdanla yolunu bulur,
merhametle insan kalır,
adaletle geleceğini kurar.
Bunlar yoksa,
geriye sadece kalabalıklar kalır.
Ama bunlar varsa,
umut her zaman vardır.

14 Ocak 2026 Çarşamba

KİMSEYE ANLATAMADIĞIMIZ BİR HAYATIMIZ VAR


Herkes Aynı Soruyu Soruyor

Hayat kimseye aynı şekilde davranmıyor.
Ama bir noktada herkesi aynı soruda buluşturuyor.
“Ben bu hayatı gerçekten yaşadım mı?”

İnsanlar genelde büyük hatalardan pişman olmaz.
Asıl pişmanlıklar yapılmayanlardan gelir.
Söylenmeyen sözler
Gidilmeyen yollar
Ertelenen hayaller
Ve “sonra” denilen ama hiç gelmeyen zamanlar…

Kimse Kötü Bir Hayat Planlamaz
Ama çoğu insan,
başkasının beklentilerine göre yaşarken
kendi hayatını ertelediğini fark etmez.
Sessizce alışır:
Eksik sevilmeye
Az anlaşılmaya
Kendini ikinci plana atmaya
Ve buna “idare ediyorum” der.

Hayat Bir Gün Sorar
Kimseye haber vermeden sorar.
Ne bir takvimde yazar,
ne de bir uyarı verir.
Sadece içinizden bir ses yükselir:
“Ben daha fazlası olabilirdim.”
İşte o ses, hiç susmaz...

Geç Kalmış Olmak Diye Bir Şey Var mı?

Hayatta en büyük yalanlardan biri şudur:
“Artık çok geç.”
Geç olan şey zaman değil, cesaretsizliktir.
Çünkü insan nefes aldığı sürece yeniden başlayabilir.

Kimseye Anlatmadığımız Bir Hayatımız Var
Herkesin bir hayatı var.
Bir de kimseye anlatmadığı bir hayatı…
Gülümserken bile içinde susan,
“iyiyim” derken yorulan,
gece sessizleşince ortaya çıkan bir hayat.

İnsan çoğu zaman başkaları için yaşar.
Ailesi için, çevresi için,
“öyle olması gerektiği” için.
Ve fark etmeden, kendi hayatını beklemeye alır.

En Ağır Yorgunluk
Bedeni değil, ruhu yoran yorgunluktur.
Sürekli güçlü görünmek
Sürekli idare etmek
Sürekli “sonra” demek
İnsan bazen dinlenmek değil, anlaşılmak ister.

Kimse Tam Olarak Bilmez
Kimse senin:
Nelerden vazgeçtiğini
Neye katlandığını
Hangi cümleyi yutkunarak yuttuğunu bilmez.
Ve bilmek zorunda da değil.
Ama insanın kendini bilmesi gerekir.

Hayat Hep Bağırmaz

Bazen sadece içini sıkar.

Sebepsiz bir huzursuzluk verir.

“Bir şeyler eksik” hissi bırakır.

Bu bir zayıflık değil.

Bu, kendini hatırlamaktır.

Son Söz


Eğer bu yazıyı okurken bir an durduysan,
işte o an önemlidir.
Çünkü hayat bazen değişmek için değil,
fark edilmek için kapıyı çalar.

Ve o kapı, sadece içeriden açılır.
Bu satırlar sana dokunduysa, yalnız değilsin.

Bu yazıyı okuyorsan,
hayat sana hâlâ bir şey söylemek istiyor demektir.
Ve bazen tek gereken şey şudur:

Dinlemek.

11 Ocak 2026 Pazar

KİMSE SANA HAYATINI NASIL YAŞAYACAĞINI ÖĞRETMEDİ

 


Herkes Aynı Hayatı Yaşıyor Sanıyoruz Ama Kimse Aynı Yerde Değil

Dışarıdan bakınca herkes benzer bir hayat yaşıyor gibi görünüyor.
Uyanıyor, çalışıyor, yoruluyor, uyuyor.
Ama işin gerçeği şu:
Kimse aynı yerde değil.
Bazıları hayatta kalmaya çalışıyor.
Bazıları sabretmeye.
Bazıları da “bir gün değişir” umuduna tutunmaya.

En Büyük Yanılgı
İnsanların çoğu şunu sanıyor:
“Sorun bende.”
Oysa çoğu zaman sorun insan değil,
insanın içine sıkıştığı hayattır.
Yanlış beklentiler,
yanlış insanlar,
yanlış zamanlar…
Ve bunların hepsi normalmiş gibi kabul edilir.

İnsan En Çok Neye Alışır?
İnsan en çok eksik yaşamaya alışır.
Az sevilmeye
Anlaşılmamaya
Değer görmemeye
Başta can yakan şeyler,
zamanla sessizleşir.
Ama sessizleşmesi,
yok olduğu anlamına gelmez.

Kimse Kimseyi Tam Olarak Bilemez
Herkesin içinde kimseye anlatmadığı bir cümle vardır.
“Ben böyle bir hayat istemiyordum.”
Ama bunu yüksek sesle söylemek zordur.
Çünkü dünya, güçlü görünenleri sever.

Hayat Bir Yarış Değil
Sürekli karşılaştırıyoruz:
Kim ileride
Kim geride
Kim başardı
Oysa hayat bir yarış değil,
herkesin kendi yüküyle yürüdüğü bir yol.
Ve bazen sadece yürümek bile büyük bir başarıdır.

Sana okulda çok şey öğrettiler.
Ama nasıl mutlu olunacağını öğretmediler.
Nasıl para kazanılır anlattılar,
ama nasıl tükenmeden yaşanır anlatmadılar.
Başarılı ol dediler,
ama yalnız kalınca ne yapılır demediler.
Herkes güçlü görünmeye çalışıyor.
Çünkü kimse “yoruldum” demek istemiyor.
Ama gerçek şu:
Dünyada milyonlarca insan
aynı anda aynı cümleyi içinde söylüyor:
“Ben daha fazlasını yapabilirdim.”

Kimse sana şunu da söylemedi:
Geç kalmış hissetmenin normal olduğunu
Kararsızlığın zayıflık olmadığını
Herkesin bir noktada kaybolduğunu
Hayat kusursuz ilerlemez.
İnsan da kusursuz olmak zorunda değildir.
Bazen ayakta kalmak,
başarmaktan daha büyük bir iştir.

Son Söz

Eğer bu yazıyı okurken durup düşündüysen,
yalnız değilsin.
Çünkü bu satırlar,
aynı anda milyonlarca insanın içinde dolaşan
aynı sorunun sesi:
“Benim hayatım gerçekten bana mı ait?”

Bu satırlar sana değil,
insan olmaya hitap ediyor.

Bu satırlar sana tanıdık geldiyse, yalnız değilsin.

8 Ocak 2026 Perşembe

YANLIŞ HAYATA ALIŞMAK BUNALIM NEDENİ

 


Kimse Hayatını Mahvetmek İstemez, Ama Çoğu İnsan Buna Göz Yumar

Kimse sabah uyanıp şunu demez:

“Bugün hayatımı biraz daha zorlaştırayım.”

Ama çoğu insan, fark etmeden tam olarak bunu yapar.

Yanlış bir işte kalır.

Yanlış insanlara katlanır.

Yanlış hayallerin peşinden gider.

Ve buna alışır.

En Tehlikeli Şey Kötü Hayat Değil

En tehlikelisi:

Kötü hayata alışmak.

“Şimdilik böyle” dersin

“Herkes böyle yaşıyor” dersin

“Sonra değişir” dersin

Ama çoğu zaman hiçbir şey değişmez.

İnsan Neden Gitmez?

Çünkü:

Belirsizlik korkutur

Değişim cesaret ister

Konfor alanı, mutsuz da olsa tanıdıktır

İnsan bazen acıyı değil,

bilinmeyeni daha çok korkutucu bulur.

Hayat Büyük Uyarılar Vermez

Hayat sana çoğu zaman bağırmaz.

Fısıldar.

İç sıkıntısı

Sürekli yorgunluk

Anlamsızlık hissi

“Ben burada ne yapıyorum?” sorusu

Bunlar tesadüf değildir.

Kimse Seni Kurtarmayacak

Bu cümle sert ama gerçektir.

Ne bir gün

Ne bir insan

Ne de bir mucize

Hayatını senin adına değiştirmeyecek.

Ama iyi haber şu:

Değiştirebilecek tek kişi de sensin.

Şunu unutmamak gerekir:

Alıştığın her şey, doğru değildir.

Ve geç kaldığını düşündüğün her an,

aslında hâlâ bir başlangıç olabilir.

Çünkü insan,

yanlış bir hayata alışabilir…

ama doğru bir hayata da yeniden başlayabilir.

Son Söz

Hayatını bir günde düzeltemezsin.

Ama bir günde fark edebilirsin.

Ve fark eden insan, artık aynı şekilde devam edemez.

7 Ocak 2026 Çarşamba

ÇALIŞKAN İNSANLAR NEDEN GENELDE DAHA AZ KAZANIYOR ?



ÇALIŞKAN İNSANLAR NEDEN GENELDE DAHA AZ KAZANIYOR ?

Bu soru rahatsız edici olabilir ama gerçek hayatta çok sık görülür.

Sabah erken kalkan

İşini düzgün yapan

Kimseye yük olmayan insanlar çoğu zaman daha az kazanır.

Peki neden ?

BÜYÜK YANILGI : ÇOK ÇALIŞAN KAZANIR !

Bu düşünce çocukluktan beri öğretilir.

Ama gerçek dünyada tablo farklıdır.

Çok çalışan insan:

İşini yapar

Sistemi sorgulamaz

Kendini değil, işi büyütür

Kazananlar ise başka bir şey yapar.

Kazananların Farkı Çalışkanlık Değil

1️⃣ GÖRÜNÜR OLMAK

Çok çalışan sessizdir.

Kazanan görünürdür.

Yaptığını anlatır

Fikrine sahip çıkar

İnsanlara ulaşır

Görünmeyen emek, çoğu zaman ödüllendirilmez.

2️⃣ DEĞER ÜRETMEK

Saat satmakla, çözüm satmak aynı şey değildir.

8 saat çalışmak = Değer değildir

Bir sorunu çözmek = Değerdir

Kazanç, harcanan zamana değil üretilen değere bağlıdır.

3️⃣ RİSK ALABİLMEK

Çalışkan insanlar genelde riski sevmez.

Güvende kalmak ister

Yanlış yapmaktan korkar

“Ya tutmazsa?” der

Ama büyük kazançlar konfor alanının dışında oluşur.

İLGİNÇ GERÇEK

Dünyadaki birçok başarılı insan:

Okulun en çalışkanı değildi

Kurallara en çok uyan değildi

En sessiz olanı hiç değildi

Ama deneyen, yanılan ve kendini ortaya koyan insanlardı.

PEKİ NE YAPMALI ?

Bu yazı “tembelliği” övmüyor.

Sadece şunu söylüyor:

Çok çalış ama yanlış yere değil.

Küçük ama etkili değişimler:

Yaptığını anlat

Değerini göster

Kendini geri plana atma.


SON SÖZ 

Çalışkan olmak bir erdemdir.
Ama tek başına yetmez.

Kazananlar:
Çalışanlar değil,
kendini doğru konumlandıranlardır.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...