10 Ocak 2018 Çarşamba

BEYİN YAŞI


Yaşam tarzımız, alışkanlıklarımız, tükettiklerimiz ve genlerimiz bizlerin sadece dış görüntümüzü değil, zihinsel sağlığımızı da etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Peki beyin sağlığını hangi faktörler etkiliyor? İşte 25 soruluk beyin yaşı hesaplama anketi…
Beyin yaşınızı hesaplayın
Yaşam tarzımız, alışkanlıklarımız, tükettiklerimiz ve genlerimiz bizlerin sadece dış görüntümüzü değil, zihinsel sağlığımızı da etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Vücudunuz kaç yaşında olursa olsun, bu faktörlere göre belirlenen 'Beyin yaşı', alzheimer gibi hastalıklara yakalanma riskinizi de etkiliyor. İngiliz Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı 25 soruyu yanıtlayarak siz de 'Beyin Yaşı'nızı öğrenebilirsiniz. Soruları yanıtlayın ve testin sonunda verdiğiniz her 'Evet' cevabını '1 puan' olarak hesaplayarak beyin yaşınızı öğrenin....
Yaşam tarzımız, alışkanlıklarımız, tükettiklerimiz ve genlerimiz bizlerin sadece dış görüntümüzü değil, zihinsel sağlığımızı da etkileyen faktörler arasında yer alıyor.
Vücüdunuz kaç yaşında olursa olsun, bu faktörlere göre belirlenen 'Beyin yaşı', alzheimer gibi hastalıklara yakalanma riskinizi de etkiliyor. İngiliz Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı 25 soruyu yanıtlayarak siz de 'Beyin Yaşı'nızı öğrenebilirsiniz. Soruları yanıtlayın ve testin sonunda verdiğiniz her 'Evet' cevabını '1 puan' olarak hesaplayarak beyin yaşınızı öğrenin....
1. Her gece en az 7-8 saat uyurum.
2. Günde en az 5 porsiyon yüksek antioksidan içeren sebze ve meyve tüketirim.
3. Her gün en az bir porsiyon yaban mersini, ahududu ya da böğürtlen tüketirim.
4. Haftada en az 3 kez, yüksek miktarda omega-3 yağ asidi içeren, fırında ya da ızgarada pişirilmiş balık yerim.
5. Haftada en az 5 kez omega 3 yağ asidi içeren balık yağı hapı ya da keten tohumu takviyesi kullanırım.
6. Folik asit ve günlük multi vitamin takviyesi kullanırım.
7. Her gün düşük doz aspirin kullanırım.
8. Haftada en az 5 kez üzüm suyu ya da kırmızı şarap içerim.
9. Haftanın birçok günü en az 30 dakika egzersiz yaparım.
10. Haftada en az 5 kez bulmaca, sudoku gibi aktif öğrenme, analiz ve problem çözme yeteneğini geliştiren aktivitelerde bulunurum.
11. Ailemde 'uzun ömür genleri' bulunuyor. Aile üyeleri genellikle 80 yıldan fazla yaşıyor ve hafıza kaybına uğramıyor.
12. Toplam kolesterol değerim 5.2 mmol/litrenin altında.
13. 'Kötü' kolestrol değerim 3.3 mmol/litrenin altında.
14. Obez değilim. (Kadınlarda 'vücut kitle indeksine göre 9 kilodan daha az fazlam var', erkeklerde 'vücut kitle indeksine göre 13 kilodan daha az fazlam var')
15. Akdeniz Diyeti yapıyorum. (Meyve, sebze, fasulye, fındık, tahıl ve zeytinyağı ağırlıklı besleniyorum, kırmızı eti az tüketiyorum)
16. Tereyağı ve margarin yerine zeytinyağı ve trans yağı içermeyen besinler tüketiyorum.
17. Hiç sigara içmedim
18. Tansiyon değerlerim normal.
19. Şeker hastalığım yok.
20. Metobilik sendroma sahip değilim. (Hipertansiyon, merkezi obezite ya da trigliserid hastası değilim)
21. Uyku bozukluğu yaşamıyorum, horlama, uyku apnesi ya da uykusuzluk gibi sorunlarım yok)
22. Kontrol edilemeyen günlük stres benim için bir sorun değil.
23. Arkadaşlarım, ailem ve çevremdeki insanlarla birçok aktiviteye katılıyorum.
24. Kısa ya da uzun süreli hafıza problemim yok.
25. Alzheimer'ı önlemeye hazırım ve bunun için ne gerekiyorsa yaparım.
TEST SONA ERDİ
0-11 Puan: Yüksek Alzheimer riski altındasınız. Kronolojik yaşınıza 10 yaş ekleyerek gerçek beyin yaşınıza ulaşabilirsiniz. Doktor yardımı alarak oluşabilecek sağlık problemleri için önlem almalısınız.
12-14 Puan: Orta derecede Alzheimer riski taşıyorsunuz. Gerçek yaşınız ile beyin yaşınız arasında fazla fark olmasa da Alzheimer riskinizi yükselttiğinizi bilmelisiniz.
15-19 Puan: Beyin yaşınız gerçek yaşınızla eşit. Hafif de olsa Alzheimer riskiniz var. 'Hayır' cevabını verdiğiniz soruları kontrol edin ve bundan bu konulara özen gösterin.
20-22 Puan: Gerçek yaşınızdan 10 yaş çıkararak beyin yaşınızı bulabilirsiniz. Fiziksel ve ruh sağlığınıza önem veriyorsunuz. Ancak yine de sizin de verdiğiniz 'Hayır' cevaplarına odaklanmanız, Alzheimer riskini düşürmenizi sağlayacak.
23-25 Puan: Tebrikler! Oldukça sağlıklı yaşlanıyorsunuz. Kronolojik yaşınızdan 15 yaş çıkararak beyin yaşınızı hesaplayabilirsiniz. Sağlıklı, genç ve üretken bir beyne sahipsiniz. Hayatınızı bu şekilde sürdürmeye devam ederseniz, Alzheimer riskini en alt seviyede tutabilirsiniz.

MOTİVASYON OLMAZSA OLMAZ

 

Her daim enerjik ve zinde görünen insanların sırlarını merak ediyor musunuz? Sağlıklı, enerji dolu ve zinde bir hayat sürmenin 10 yolu.
Kolunuzu kaldırmaya haliniz olmuyor ve bu durumu sürekli havalara bağlıyorsanız yaşamınızda bazı değişiklikler yapmanın vakti geldi de geçiyor demektir. Beslenme düzeni, hayat tarzı ya da uyku saatlerinizde yapacağınız ufak değişiklikler çok daha enerjik olmanızı sağlayabiliyor. 
Çevrenizde gördüğünüz enerjik insanların acaba özel bir sırrı mı var? Zinde bir hayat sürmenin olmazsa olmazları neler? Bu soruların cevapları International Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. A. Kerim Çıkım'ın paylaştığı sağlıklı ve zinde bir hayat sürmenin 10 sırrında saklı...
Düzenli uyuyun
Sekiz saat uyumaya çalışın ve uyku saatlerinizi doğru planlayın. Mümkün olduğu kadar geceyi uykuda, gündüzü ise uyanık olarak geçirin. Unutmayın, güne erken başladığınızda enerjik olmanızı sağlayan hormonlarınız sağlıklı çalışıyor ve performansınız artıyor. Gece karanlıkta uyuyup, gündüz aydınlıkta ayakta olursanız hormonlarınızın sirkadien ritmi (uyku-uyanıklık düzenine göre salgılanma durumu) sağlıklı çalışıyor.
Dengeli beslenin
Kahvaltı günün en önemli öğünü. Güne aç karınla başlamayın. Doktorunuzun kısıtladığı özel bir diyetiniz yok ise domates-salatalık-biber, peynir-zeytin, açık çay-süt, iki dilim ekmek ile vucudunuzun yakıtını sabahtan doldurun ki gününüz verimli geçsin. Öğle ve akşam yemeklerinde aşırıya kaçmadan, protein-yağ-karbonhidrat dengesini koruyarak yemeklerinizi seçin.
Ara öğün yapın
Üç ana öğün atlamadan, aşırıya kaçmadan yediniz, ama birkaç saat sonra açıktınız. Karnınız gurulduyor, ne yesem diye düşünüyorsunuz. Ara öğün zamanı... Az yağlı veya yağsız süt-yoğurt, yağda kavrulmamış kuruyemiş, 1 porsiyon meyve ya da diyet galeta tercih edebilirsiniz.
Daha fazla su tüketin
Vücudumuzun yüzde 60’ını su oluşturuyor. Su hayat demek. Günde en az 2 litre su içmeye çalışın (çay-kahve-çorba hariç). İdrar rengi berrak ise yeterli içiyorsunuzdur. Koyu ise biraz daha içmeniz gerekir. Çok su içip az idrar yapıyor, az su içip çok idrar yapıyorsanız böbrek hastalıları belirtileri olabilir, doktorunuza görünmenizde fayda var.
Tuz ve şekeri hayatınızdan çıkarın
Tuzun fazlası tansiyon yükselmesine, şekerin fazlası ise kilo alımına ve kan şekerinin yükselmesine sebep verir. Sofranızda tuzluk olmasın ve şeker daha az kullanmaya çalışın. Unutmayın ki vücut, ihtiyacı olan tuz ve şekeri doğal besinlerden zaten alıyor. Kaygı duymanıza gerek yok.
Sigara ve alkol kullanmayın
Herkesin bildiği gibi sigara ve alkol, enerjik bir yaşamın en önemli düşmanları arasında yer alıyor. Zinde bir hayatınız olmasını istiyorsanız bu ikiliden uzak durun. Akciğer kanseri yaptığı kanıtlanan sigara ve siroz başta olmak üzere birçok hastalığa neden olan alkol en büyük düşmanınız olsun.
Spor yapın
Yaş ilerledikçe metabolizmanız yavaşlıyor. Yediklerinizi enerjiye çeviremiyor ve kilo almaya başlıyorsunuz. Sonrasında ise vücut şekliniz değişiyor, göbek ve basende şekil bozuklukları yaşanıyor. Bu durumu engellemenin en önemli kuralı spor. Spor ile formda kalabilirsiniz. Haftada en az 3 gün, minimum 30 dakika tempolu bir şekilde yürümeniz gerekiyor. Ancak bu yürüyüşün çarşıda dolaşır gibi değil, terleyecek ve kalp hızını artıracak bir şekilde olması şart.
Check-up yaptırın
Kaderden kaçınılmaz ama her şey de kader değil. Önceden önlenebilecek hastalıkları, tedbir alınarak atlatılacak hastalıkları yaşamak bir şeylerde eksiklik olduğunu gösteriyor. Hastalıkların bir bölümünü check-up ile erken bir dönemde teşhis edebilirsiniz. Çok değil, yılda bir defa vakit ayırıp check-up yaptırın. Bu şekilde birçok hastalığın önüne geçebilirsiniz. 
Hobileriniz olsun
Hep çalışmak, hep diyet ve spor yapmak sağlınızı iyileştirse de ruhunuzu iyileştirmeye yetmiyor. Kendizinize vakit ayırıp hoşunuza giden etkinlikleri yapmalısınız. Herkes sanatçı olmayabilir, resim-müzik-el işleri yapamayabilirsiniz. Bazen bir bankta oturup etrafı seyretmek, tabiyatı dinlemek bile ruhunuza huzur verir.
Tatil yapın
Günlük rutin işler, hep aynı yemekler, yürü yürü bitmeyen yollar... Sizin tatil yapma zamanınız gelmiş. Tatil, kafanızı meşgul eden sıkıntılardan kurtulmanın en güzel yolu. Tatilde diyette ufak kaçamaklara müsaade. Sigara-alkol olmasın ama… Hadi biraz da dinlenip sporu aksatabilirsiniz. Dönüşte aynı tempo sizi bekliyor, unutmayın!

STOP TEKNİĞİ


Hedefinize ulaşmanın en kestirme yolu harekete geçmek olsa da panik halinde çabalamak size çok şey kazandırmayacaktır. Hedefinize giden yolda engellerle karşılaştığınızda durun ve hiçbir şey yapmayın! Peki ya sonra? İşte olaylara bakışınızı değiştirecek "Stop" tekniğinin detayları... 

Hayatın Her Aşamasında Hedefe İlerlerken: “Stop” Tekniği

İster özel yaşamda, ister iş yaşamında, hedefi belirlemek çok önemli: nereye ulaşmak istiyoruz? Ne elde etmek istiyoruz? Ne yapmak istiyoruz? Bu sorulara yanıt bulduktan sonra, hepimizin pusulalara ihtiyacı var. İşte o pusulalardan biri de “STOP” tekniği.
İster özel yaşamda, ister iş yaşamında, hedefi belirlemek çok önemli: nereye ulaşmak istiyoruz? Ne elde etmek istiyoruz? Ne yapmak istiyoruz? Bu sorulara yanıt bulduktan sonra, hepimizin pusulalara ihtiyacı var. İşte o pusulalardan biri de “STOP” tekniği.
 Bazı kavramları anlatmanın ve anlamanın en kolay yollarından biri akronimler ve iş dünyasında da çok yaygın kullanılırlar. İşte “STOP” tekniği de adını bir akronimden alıyor. Gelelim bu akronimi açmaya yani pusulanın kullanma kılavuzunu okumaya:
 STOP’un S’si akronimin kendisi gibi “Stop” yani “Dur”. Ne olursa olsun, önce dur. Doğada canlı kalma teknikleri derslerimin de ilk konusu budur. Oldu ki ormanda kayboldunuz ve tek başınızasınız, hiç birşey yapmayın hatta çekirdeğiniz varsa yanınızda, oturun bir yere, çekirdek çitleyin yani durun. Yöneticinizden bir e-posta aldınız, o kadar işinizin arasında sizden yeni bir iş beklediğini söylüyor ya da eşinizden bir telefon geldi ve evde ters giden birşeylerden bahsediyor, akşam eve geldiniz ve çocuğunuzla ilgili okuldan şikayet mektubunu buluyorsunuz. “STOP” tekniğinin ilk adımını atın ve durun! Durun ve hiç birşey yapmayın.
 STOP’un T’si ve ikinci adımı: “Think” yani “Düşün”. Yukarıdaki durumlarda vereceğiniz ilk tepkiyi, ilk cevabı ve bunun karşılığında alacağınız tepkiyi düşünün. Hayatınızın filmini bile çekebilirsiniz o an yeter ki kamerayı elinize alın ve çekmeye başlayın: o e-postaya vereceğiniz cevap, telefonda eşinize göstereceğiniz tepki veya evde mektubu okuduktan sonra söyleyecekleriniz. İşte sizin filminizin gidişatını belirleyecek unsurlar bunlar. Siz filminizin nereye doğru gitmesini istiyorsunuz? Filminizin istediğiniz yere gitmesini düşünmeden sağlamanız mümkün mü? 
 Atletizm meraklıları bilirler, özellikle sprint yarışlarında, yarıştan hemen önce,kamera koşucuları gösterirken, bazı sporcuların transa geçmiş gibi görüntüleri gelir ekrana. Ne yapıyorlarmış o sırada biliyor musunuz peki? Yarışı koşuyorlarmış, yarışı “yaşıyor”larmış dimağlarında, hem de defalarca!! Filmin kurgusunu yapıp, oluşabilecek terslikleri önleyebilmek için koşuyu ilk olarak hayallerinde koşuyorlarmış.
 Sizin filmde de kahraman yani kendiniz, belirlediği hedefe doğru gidiyor mu diye baktığınızda ne görüyorsunuz? Gidiyorsa devam, ya gitmiyorsa? Neyse ki daha çekim aşamasındasınız daha montaja bile gelmedi sıra çünkü “Dur”dunuz ve “Düşün”üyorsunuz.
 Geldik STOP’un üçüncü adımı O’ya yani “Observe” “Gözlemle”. Hedefe giden yolda ihtiyacınız olan diğer araçlar neler? Aileniz, iş arkadaşlarınız, dostlarınız, sağlığınız, bilinciniz, aldığınız eğitim… o kadar çok ki düşündükçe bulacaksınız. Gözlemleyin, belirlediğiniz hedef için hangi ya da hangilerine ihtiyacınız olacak?
 Ve gelelim STOP’un son aşaması P’ye… Biz genellikle “kervanı yolda dizmeyi” seven bir toplumuz dolayısıyla bu son aşama maalesef alışkanlıklarımızdan değil. Tahmin edeceğiniz üzere, P aşaması “Plan” yani “Planla” anlamına geliyor. Plan sizin ilerleyeceğiniz yolun haritasıdır esasında, karanlıkta el yordamıyla ilerlemek yerine herşeyi netleştirmenizi sağlayacak bir seçimdir. Başarının rastlantısallığını, sürdürülebilirliğe taşıyacak araçtır plan. Bir anlamda, gelen yeni verilerle en iyi sonuca ulaşma yolunda pusulanın esnek mekanizmasıdır.
 Durun, Düşünün, Gözlemleyin ve Planlayın. Hayatınızın kontrolünü elinize alın. Mazaret üretmekten, başkalarını suçlamaktan kurtulun. Unutmayın, hayatın %10’u başınıza gelen olaylardan %90’ı ise sizin onlara gösterdiğiniz tepkilerden oluşur.
Yaşadığınız hayatın sizin olması dileğiyle, sağlıcakla kalın…

9 Ocak 2018 Salı

EKİP RUHU



EKİP NEDİR ?

Ortak bir amaç için ortak çalışma içinde olan en az iki kişiden oluşan gruptur. Ekibin varlığından söz edebilmek için ekibi bir araya getiren ve bir arada tutan bir misyon ve vizyon olmalıdır. Kısaca misyon; amaç, vizyon da çalışma şekli ve işin vitrinidir.

Ekibin üyeleri bir araya gelerek kendilerinden daha büyük bir bütünü oluştururlar. Bu nedenle ekip üyelerinin birbirlerini tamamlıyor olması gerekmektedir. Bireysellik ekibin içinde ve ekibin hedefleri doğrultusunda eritilmelidir. Bütün bunlarla bir sinerji oluşur ve bu da işin en iyi şekilde ortaya çıkmasını sağlar. Ekibin içinde artık “ben” yoktur ”biz” vardır. Ortaya çıkan iş “ben”im değil “biz”im ürünümüzdür.

Ekip Çalışması bir orkestra gibidir ve bu orkestra gücünü uyumdan alır, solist yoktur. Ekip üyeleri birbirleriyle sürekli etkileşim halindedirler. Bu nedenle de kendi performansları kadar diğer üyelerin performansından da sorumludurlar. Ekip içinde etkileşimi arttırmanın yolu da doğru iletişimden geçmektedir. Ekip üyeleri bütünü birlikte tamamladıklarını unutmadan birbirlerine karşı saygılı olmalıdırlar. Üyeler birbirlerine emir vermek yerine rica etmeli, geri bildirimlerde bulunmalıdırlar.

Yapılan doğru işlerde de birbirlerine olumlu geri bildirimlerde bulunmaları önemlidir. Ekip içinde kimsenin “Bana ne bu benim işim değil”, “Ben yapmadım ki” deme lüksü yoktur. Herkes başarı da olduğu kadar başarısızlıkta da elini taşın altına koymalıdır.

Eğer ekip içinde iletişim iyi değilse iletişimin hangi noktalarda aksadığı ya da hangi noktaların yanlış olduğu belirlenmelidir. Bu da liderin işidir. Ekiplerin bir lidere ihtiyacı vardır. Lider bir yöneticiden daha çok bir rehber, bir yol gösterici, bir koçtur. Ekip üyelerinden bazıları o iş için yetersiz ya da eksik bilgi sahibi olabilirler o zamanda bu kişilere eğitim verilmesi ve eğitim sonuçlarının takip edilmesi gerekir. Yine de istenilen verim alınamıyorsa kişiyi başka bir işe kaydırmak ya da ekipten göndermek gerekebilir. Böylece diğer ekip üyelerinin yıpranması engellenir. Bunları takip etmek liderin işlerindendir.

Etkili Ekip Üyesi Olmak İçin

Sorunun değil çözümün parçası olun. Sorunu konuşmak yerine “Artık bundan sonra ne yapılabilir” ve “Bir daha bu hata nasıl yapılmaz” a odaklamak gerekir. Çözüm odaklı düşünün.

Her kriz aslında gelişiminiz için bir fırsattır yeter ki değerlendirmesini bilin. “Bu zaten hep benim başıma geliyor” yerine “Bu olay bana ne öğretti bir daha ki sefere ne yapmalı ya da yapmamalıyım” diye düşünün.

Açık, net ve güvene dayalı bir iletişim tarzı geliştirin. “Benim kalbim temiz, dobra dobra konuşuyorum” demek iş hayatında ne yazık ki doğru bir tarz değildir. Patavatsızlıkla, açık sözlü olmak arasında ince bir çizgi vardır ve bu çoğunlukla ihlal edilir.

Ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz önemlidir. “Kral çıplak”, “Kral anadan üryan geziyor”, “Kral bugün giysilerini giymemiş”, “Kralın üstünde bir şey yok” bu örnekte olduğu gibi cümlelerin hepsi aynı şeyi anlatmaktadır ama üslupları farklıdır. Üslubunuzu iyi seçin. Üslup seçme konusunda bir sorununuz varsa evde üzerine çalışın.

İşle arkadaşlığı ayırabilmek gerekir. Böylece kişisel olarak yara almanızı engellersiniz. Kişilere değil, işinize odaklanın. İyi bir dinleyici ve sırdaş olun ama dedikodu yapmayın. Gruplaşmalara izin vermeyin.

Esnek olun. Değişin ve değişimi önemseyin. Eksik yanlarınızı tespit edin ve bunları geliştirin.

Ekip arkadaşlarınızı motive edin.

Yanlış durumları liderinize bildirin. Ona geçerli kanıtlar sunun. Konuşurken, ifade etme tarzınıza dikkat edin.

Ekip Çalışması Kimlere Göre Değildir

Zararlı rekabetçilere

İsyan eden-meydan okuyanlara

İçine kapanık olanlara

Suya sabuna dokunmayanlara veya “yönetici daima haklıdır” diyenlere

Ekip Çalışmalarında Kimler Kaybeder ?

Ekip değil grup oluşturanlar

Aşağılık duygusu taşıyanlar

Zihninde otoriteyle problemi olanlar

Egosantrik olanlar (bencil, ben merkezci)

Aman bana ne, bu benim işim değil ki diyenler.

Bugün artık “mükemmel insan arayışı” yerini” iyi ve doğru sistem” arayışına bırakmıştır. İyi ve doğru sistemleri de en iyi ekipler meydana getirecektir. Bu yüzden ortak amaç unutulamamalı ve ekip çalışmasına odaklanılmalıdır.

İşiniz sizin var oluş alanlarınızdan biridir. Hem kendinize hem işinize hem de ait olduğunuz ekibe saygı duyun. İnsan yapısal olarak bir aileye, bir çevreye, bir gruba ait olmak ister. Ekip çalışmalarının en güzel yanı; bu aidiyetlik ve beraber başardık duygusunu yaşatmasıdır. Unutmayın ki birlikten kuvvet doğar.

EKİP ÇALIŞMASI


Günümüzde süratle değişen organizasyonel ve teknolojik koşullar çalışanların bir işi tek başına yapmalarını imkansız hale getirmiştir. Çalışanlar da işlerini sadece aldıkları direktifler doğrultusunda, yaratıcılıklarını kullanmadan yapmaktan memnuniyet duymamaktadırlar. Organizasyonların çetin rekabet ortamında hedeflerine arzulanan şekilde ulaşabilmeleri için sahip oldukları insan gücünü en yüksek verimde değerlendirmeleri gerekmektedir.
a) Ekip Nedir?
Ekipler, etkin biçimde hedeflere ulaşmak için değişik beceri, eğitim ve görüşe sahip çalışanların yaratıcı güçlerini, emek ve bilgilerini birleştirdikleri topluluklardır. Ekipler;
  • Organizasyonlarda projelerin yürütülmesi,
  • Karşılaşılan problemlerin çözülmesi,
  • Kararlar alınması,
  • Yapılan çalışmaları iyileştirerek yüksek kalite ve verime ulaşılması,
  • Çalışanların potansiyelinin değerlendirilmesi gibi hedeflerle kurulurlar.
b) Ekip Çalışmasının Faydaları
  • Çalışanların moral ve motivasyonunun yükselmesi,
  • Çalışanların sürekli iyileştirmeye teşvik edilmesi,
  • Hataları azaltarak kalitenin artırılması,
  • İletişimin iyileştirilmesi,
  • Çalışanların ait olma ve özgüven duygularının geliştirilmesi.
c) Ne zaman Ekip Kurulmalı?
Ekipler, sadece gerekli olduğunda ve bireysel çabalara kıyasla daha büyük fayda sağlayacağı durumlarda kurulmalıdır. Ekip çalışmasına ihtiyaç duyulduğunda öncelikle ekip üyeleri ve ekibin bilgi alabileceği kaynaklar belirlenmelidir.
Aşağıdaki durumlarda ekiplere ihtiyaç duyulmamaktadır:
  • Bir kişi tarafından verilebilecek kararlar için,
  • Kararların önceden bilindiği durumlarda,
  • Ulaşılan sonucun firma, grup ve bölüm başarısı için kritik olmadığı durumlarda,
  • Zaman kısıtı olduğunda,
  • Proje büyük bir önceliğe sahip olmadığında.
Kısa vadeli, bölümlerarası, ortak hedefli ve hareket bazlı çıktılara yönelmek üzere oluşturuldukları zaman ekiplerden daha fazla yararlanmak mümkündür. Aşağıdaki durumlarda ekiplere ihtiyaç duyulmaktadır:
  • Daha çeşitli bilgi ile daha iyi sonuçlara ulaşıldığı durumlarda,
  • Sorunun bölümlerarası ya da çok yönlü bir yapıya sahip olduğu durumlarda,
  • Faaliyet sonuçlarının/kararların bölüm, grup ya da firma için kritik önem taşıdığı durumlarda.
EKİBİN GELİŞİM BASAMAKLARI
Tanışma: Ekibin kuruluş aşamasında üyeler öncelikle birbirlerini tanımaya ve kabul edilebilir grup davranışlarını öğrenmeye çalışırlar.
Tartışma: Tartışma, belki de ekip gelişimindeki en zor aşamadır. Bu aşamada, üyeler, diğerlerinin fikirlerine ve yeni yaklaşımlara direnç gösterirler. Bir konuda anlaşama sağlansa bile tartışmalar devam eder.
Anlaşma: Tartışma aşamasının ardından üyelerde çatışmalara yapıcı yaklaşımda bulunma ve ekip içinde uyum sağlama çabası gözlemlenir.
Yapma: Bu aşamada üyeler birbirlerini daha iyi anlarlar; problemlerin belirlenmesi ve çözüm alternatifleri üzerinde durmaya başlarlar.
EKİP LİDERİNİN ve ÜYELERİNİN GÖREVLERİ
Ekip liderinin görevleri şu şekilde sıralanabilir:
  • Ekibi yönetmek, yürütülen faaliyetleri organize etmek,
  • Çalışmak için elverişli bir atmosfer yaratmak,
  • Ekip üyelerinin hedeflere yönelimini ve motivasyonunu sağlamak.
Ekip üyelerinin görevleri ise şunlardır:
  • Toplantılara düzenli olarak katılmak,
  • Karal alımına aktif katılımda bulunmak,
  • Üzerine düşen görevleri tüm ayrıntılarıyla yerine getirmek,
BAŞARILI EKİBİN ÖZELLİKLERİ
Ekiplerin başarıya ulaşması pekçok faktöre bağlıdır. Ekip üyeleri gözönünde bulundurulduğunda, aşağıdaki özelliklerin varlığı etkin ekiplerin oluşturulmasında büyük öneme sahip olduğu söylenebilir:
  • Süreç odaklılık:
  • Ekibin gerekli tecrübe ve yeteneğe sahip üyelerden oluşması:
  • Hedeflere bağlılık: Diğer ekip üyelerine ilgi gösterilmesi ve bireysel farklılıkların anlayışla karşılanması:
  • Sağlıklı iletişim:
  • Fikirlere özgürce katkıda bulunulması
  • Ekip performansı hakkında geribildirim sağlaması:
  • Bir hedefe ulaşıldığında kutlamalar yapılması:
  • Çatışma görülen durumlarla başaçıkma:
EKİP ÇALIŞMALARINDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR
Aşağıda ekip çalışmalarında sorunlar yaşanmasına neden olabilecek gereken bazı davranış kalıpları sıralanmaktadır:
  • Sahte görüş birliği: Toplantılarda bir kararı herkesin onaylamış gibi görünmesidir.
  • Çözülmeyen kişisel sorunlar: İki kişi arasında çıkan sorunlar tüm ekip üzerinde baskı yaratır. Bu tip çatışmalar çoğu zaman diğer ekip üyelerinin yardımıyla çözülebilir.
  • Kalıplaşmış toplantılar: Konular değişse bile ekip dinamiğinde bir değişme görülmemesidir. Böyle bir durumda bulunan üyelerin tepkileri çoğunlukla aynıdır ve tahmin edilebilir.
  • Müşteriyi unutmak: İç ve dış müşterileri gözardı etmek rekabette dezavantaj yaratır.
  • Eşit olmayan katılım: Ekibin her bir üyesinin fikri değerlidir. Bazılarının diğerlerine göre daha baskın olması, değerli kaynakların kullanılması anlamına gelir.
  • Gerçekçi olmayan beklentiler: Planlamada yada işin gerçekçi olarak organize edilmesindeki aksaklıklar ekibin müşterilerinin gözündeki saygınlığını kaybetmesine yol açar.

VİCDAN VE MERHAMET


Vicdan aynı zamanda adalet duygusudur “Hak verme” duygusudur.

İnsanlar kötülüğü; vicdanları zayıf olduğundan dolayı yaparlar. 
Özellikle çıkarlarını düşünen insanların çoğaldığı, fedakarlığın azaldığı yerlerde ''hile ahlaksızlık'' bu kadar artarken ve insanlar iki yüzlü olurken, paranın saltanatı ''merhameti ve vicdanı susturmak için'' her türlü hilekarlığa baş vururken !
Nasıl; adalet ile zulüm bir yerde barınmaz ise vicdanın çalışmadığı yerde de merhamet barınamaz.
Nasıl; hak hukuk ve doğruluğun bulunduğu yerde zulüm olamaz, zalimler bulunamaz ise ''vicdanın olduğu yerde'' merhamet, hak yemeye, sömürüye karşı çıkar, insan iradesini etkin kılar.

Bunun yanında vicdan tek başına yetmiyor.
Vicdan edilgendir lakin merhamet etkendir. İnsanların başına bir şey geldiği zaman üzülürsünüz bu sizin vicdanınızı sızlatır fakat hiç bir şey yapmayıp sadece üzülürsen ne faydalı nede yararlı olabilirsin.

 Seyretmekle,üzülmekle yetinmeyip olaylara, kişilere yardım etmeye başladığın zaman eyleme de geçmiş oluyorsun buda merhametin dönen çarkıdır, merhamet eylemdir, durağan değildir.
Vicdan duygusu içimizde sesiz ve sedasız durursa hiç bir anlam ve geçerlilik kazanmaz. Bir insanın vicdanı merhametle birlikte ''eyleme geçmiyorsa'' ne ahlaktan nede dürüstlükten bahsedebiliriz.
Merhamet bir erdemdir; ne haksızlığı bilir nede haksızlığa uğratır. Zorlama, kin, nefret gibi haris duygular onunla birlikte yaşayamaz.
Merhamet ve vicdanın olduğu her yer de barış, kardeşlik olur.

Günümüz kapitalizmin yaşam biçimi ile toplumda insanlar bencil,
kıskanç , hırsız, yalancı çıkarcı olmaya başladılar.
İnsanlar neden bu kadar vicdansız ve merhametsiz duruma geldi sorusu akla geliyor.

Kapitalizm; her zaman insanların ortak değerlerini inceden inceye törpüleyip yok eder. 
Özellikle; insanı insan yapan en önemli vicdan ve merhamet değerlerini tiye alır. İnsanlar üzerinden, bu duyguyu zayıflıkmış gibi empoze eder.
Vicdanın ve merhametin birlikte olduğu yerde yalanın,talanın yaşamayacağını,insanların satın alınamayacağını çok iyi bilir.

Vicdan; kişinin kendi ahlaki değerleri ile yapmış olduğu veya yapmak istediklerini sorgulayan kişilik özelliğidir, bir iç sestir.
Ruhun gelişimi ile birlikte görgü ve bilginin toplamından elde edilen bir yetenektir..
Bunu bilen kapitalizm; vicdanı ve merhameti saf dışı bırakmak için bütün hile baz oyunlarını seferber etmiştir.

Ahlak, vicdan ve merhamet olmadan, ne insan hayatı ne de aile korunabilir.

Özellikle son günlerde ülkemizde ve dünyada yaşananlar klasik tabirle tarih bir kez daha tekerrür ediyor. 
Marks'ın dediği gibi “bir olay tarihte iki kere meydana gelir, biri gerçek diğeri komik” 
Maalesef; insanlığın varoluşundan beri savaşlar sürekli yaşanıyor.
Ülke yönetiminde söz sahıbı olanlar, her şeyin tek hak sahibi olduğunu zannediyor.

Yaşanan bunca şeye; insaf, vicdan ve merhamet penceresinden bakanların sayısı oldukça az.
Bu durum, yaşanan trajedinin görmezden gelinmesine ve karmaşık olayların tek bir şeye indirgenmesine neden oluyor.
Bu indirgemelerin sonucunda ortaya çıkanlar ise kafaları bulandırıyor.

Herkesin farklı bir hesabi var.
Politik yaklaşımlar, yaşanan acıların görmezden gelinmesinin baş sebebi kişisel çıkarlardır.
Çıkar ilişkilerinin yaşam biçimi olduğu yerde ne adaletten nede hakkaniyetten bahsedebiliriz.
Sorgulamayan insan içinde en kolay yol, toplumun çoğunluğuna uymak olmuş.

Vicdan ve merhamet duygularından yoksun insanların kirlettiği dünya yaşanmaz hale geldi.
Bir insan; yapılan haksızlıklar karşısında susuyorsa vicdanı merhametle birlikte harekete geçirmek zorundayız.
Bu ülkemizin bekası için olsun bütün dünya insanlığı için olsun çok önemli.

İnsanların merhametinin eyleme geçmesini engeller, vicdanlarını susturursanız, kalemi kılıçla kesen insanlar sürüsü yaratırsınız.
Dini ve kadını kullanarak hiç bir fikir, düşünce, ideoloji başarıya ulaşmamıştır.

İnsan olmanın temel değerlerinden biri olan ''vicdan ve merhamet'' İnsanı geliştirir, olgunlaştırır, daha geniş bakış açıları kazandırır.
Bencilliği yok eder, şiddeti ve kabalığı giderir, insanları daha "duygusal" daha "sorumlu" yapar..!

Dürüst insan cesur ve merhametlidir, vicdanın sesini dinler, bencil değildir.
Bütün bunlara rağmen halen vicdanınız susuyorsa, merhametiniz sizi çoktan terk etmiştir..!
Çoğunluğun ortasında, sorgulayan kimliğinizle vicdan ve merhamet duyguları içinde yaşam savaşınızı vermeye çalışabiliyor sanız, ülkenizin değerlerini koruyorsanız, insanlık adına insan olduğunuzu unutmuyorsanız doğru yoldasınız demektir.

SEVGİ YAŞAMIN LEZZETİ


İnsanların büyük bir bölümü acı ve yalnızlık içinde yaşıyorlar. Günleri kavga, stres, çekişme ve gerginlik içinde geçiyor. Küçücük maddi şeyler uğruna yaşamlarının en güzel günlerini heba ediyorlar. Hırslar, koşuşturmacalar, yargılar, peşin hükümler gözlerini kapatıyor. Gerçeklerden, hayatın ve dünyanın güzelliklerinden uzak yaşıyorlar. Güzelliklerden uzaklaştıkça hayat daha zorlaşır. Olumsuz duygu ve düşünceler yaşamımıza egemen olmaya başlarlar. ‘Dertler yalnız gelmez, birbirini izler’ diye bir deyim vardır. Olumsuzluklar da birbirini izler, insanın yaşama zevkini ve sevincini elinden alırlar.    

Toplumdaki olumsuzlukların nedeni sevgi eksikliğidir. İnsanlar birbirlerini sevmeyince birbirlerini ne denli zorluklara, ne denli kötü durumlara düşürebileceklerini hiç düşünemiyorlar. Oysaki birbirini seven iki insan diğerine zarar verecek bir iş yapar mı? Diğerinin aleyhine konuşur mu, diğerini kıskanır mı, diğerine karşı kin ve nefret duyar mı? Evrende sınırsız sayıda güzellik ve güzel şeyler varken insanların en çok ilgilendikleri ve izledikleri şey, televizyon. Dolayısıyla televizyon insanlar üzerinde çok etkili. Her evde, her köyde, kahvehanede, ofiste, taşıtlarda, otellerde, hatta hastanelerde televizyon var. Toplumdan bu denli büyük ilgi görmesine karşın televizyon kanalları adeta birer uyuşturucu, zaman eritme ve stres yaratma makineleri gibi... Topluma sevgi yayacak birçok olanak ellerinde varken üzülerek söylemek gerekir ki bunu halkımızdan esirgiyorlar.   

TV kanallarında kültüre, sanata, hayra, hizmete, kişisel gelişime yararlı olacak programlar yok denecek kadar az. Haberler, haber vermekten çok duygu sömürüsüne dayalı, stres ve gerginlik yaratacak şekilde sunuluyor. Tartışma programları hakka, hukuka saygı göstermeden sürdürülen, bilgiden çok ego çekişmesine dayanan, kavga programları gibi... Diziler, tam bir sevgisizlik örneği... Tarihsellik iddiasında bulunanlar, tarihimizi, kültürümüzü, örf, adet ve geleneklerimizi insafsızca yerle bir ediyorlar. Zannedersiniz ki çağ açıp çağ kapatan, Akdeniz’i Türk gölü haline getiren Osmanlı İmparatorluğu, kadın entrikaları, ego oyunları, hırslar, kinler ve basit kurnazlıklarla yönetilmiş. Üç beş kuruş veya reyting uğruna bir millete tarihi çarpıtılarak anlatılıyor. İş yaşamı ile ilgili diziler tehdit, rüşvet, hile hikâyeleri, silah, gasp, kavga gösterileri ile dolu. Aile öyküleri anlatan diziler ise dedikodu, güvensizlik, inançsızlık, ihanet gibi normal bir aileyi çok rahatsız edecek örneklerle ilgi çekmeye çalışıyor; birbirine pusu kuranlar, aile içi yaşanan ahlaksızlıklar, kinler, kıskançlıklar... Hele evlilik programları, kadını da, erkeği de ancak bu denli aşağı bir düzeye indirebilir. Ruh ve gönül birliği içinde kurulup yürümesi gereken evlilik yaşamı, normal bir insana yakışmayacak maddi nedenlere; bir ev, emekli aylığı gibi sevgiden uzak şeylere indirgeniyor. İnsanların yalnızlıkları, çaresizlikleri reyting uğruna kullanılıyor. 


Hayatı güzelleştirecek, anlam ve sevinç katacak tek şey sevgidir. Seven insan sevdiği şeylerin üzerine titrer, sevdiği insanların her saniyesine değer verir. Yanıltmak istemez; her şeyin doğrusunu söyler. Sevgi, güven, inanç ve bağlılık içinde yaşar. Sevgi hayata olumlu enerji katar. Kavgaları, çekişmeleri, haksızlıkları bitirir, barış ve huzur getirir, gözleri açar, gönülleri aydınlatır.
Sevginin yarattığı huzur ve aydınlık içinde evrenin zenginliklerini ve hayatın güzelliklerini fark eden kimse korkusuz, cesur, cömert ve zengin bir hayat yaşar. Korkunun tek nedeni sevgisiz süren hayatlardır. Korku insanı sevgiden her gün biraz daha çok uzaklaştırır, cesaretini kırar, yolunu keser, girişimlerini engeller. Korku insanı dünya varlıklarına bağımlı, açgözlü, hasis ve pinti yapar; iyi insan niteliklerini zayıflatır. Oysaki cömertlik, insan olmanın özünde vardır. Maddi, manevi tüm zenginlikleri başka insanlarla paylaşan gerçek bir insan olmak için içten gelen cömertlik gereklidir. Cömertlik vermekten, paylaşmaktan öte bir şeydir. Kendine sevgi dolu, mütevazı bir hayat kuran emekli arkadaşım, “Beni mutlu eden tek şey vermek ve sevmektir” der. Her gittiği yere olumlu enerji götürür, insanları takdir eder, okşar, hatır sorar, yüzü hep güler. Evinde üçü engelli olmak üzere dört köpeği vardır. Bir ay kadar önce, otomobil çarpan bir annenin sahipsiz kalan üç yavrusunu da eve almış. ”Varlığım arttı, hayatım zenginleşti, evim neşelendi” diye seviniyordu. Bir arkadaşımıza, “Yavru köpekler gelmeden, kısmetleri geldi, artan emekli aylığımı onlara harcıyorum” demiş.

Sevgi, cömertlik, esirgemezlik, insanı şefkat ve merhametle buluşturur. Bunlar olmadan güzel yaşanan bir hayata ulaşmak olası değildir. Eğer içte sınır tanımayan bir sevgi olmazsa yalnızca emekli aylığı ile yaşayan bir insan evdeki dört köpeğe üç tane daha ekleyebilir mi? “Artan emekli aylığımı onlara harcayacağım” diye sevinebilir mi?  Hem de sevgisiz insanların köpekleri tekmelediği, insanların birbirini acımasızca öldürdüğü günlerde...    
Toplumda herkes alma telaşı içinde; siz güzel yaşamak istiyorsanız veren olmaya çalışınız. Sevmezseniz evrenin zenginliğini, nimetlerin bolluğunu hissedemezsiniz; şükürden, rahmetten, bereketten uzak kalırsınız. Ayırımsız tüm insanları seviniz. Sevmeye en yakınlarınızdan başlayınız. Hatırlarını sorunuz, selam veriniz, okşayınız, takdir ediniz, teşekkürü hiç ihmal etmeyiniz, kusurunuz olursa özür dileyiniz. Seven insanların tümü olumlu düşünürler, geleceğe umutla bakarlar. İnsanın hayatını karartan sevgisizliktir. Sevgi içinde yaşayan insanlar sevgilerini sık sık, cesaretle ifade ederler. Eğlenmeyi, şarkı söylemeyi, dans etmeyi bilirler. Neşeleri, sevinçleri, coşkuları boldur. Ve sevgi içinde yaşayan insanların hepsi çok güzeldir. Yaşlılıkları gençliklerinden daha güzel olur. Çünkü sevgi, yalnızca yaşamı güzelleştirmekle kalmaz, insanın içini, dışını, yüzünü, gözünü, kalbini, her yerini güzelleştirir. 

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...