4 Ocak 2017 Çarşamba

KİŞİLİK BOZUKLUKLARI


Kişilik bozuklukları 3 gruba ayrılır.

Grup: Paranoid Kişilik Bozukluğu, Şizoid Kişilik Bozukluğu, Şizotipal Kişilik Bozukluğu''''ndan
oluşan guruptur.

Grup: Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu, Histeriyonik Kişilik Bozukluğu ve Narsistik Kişilik Bozukluğu''''ndan oluşan gruptur.

Grup: Çekingen Kişilik Bozukluğu, Bağımlı Kişilik Bozukluğu ve Obsesif-Kompulsif Kişilik
Bozukluğundan oluşan gruptur.
Kişilik bozuklukları genellikle hangi sebeplerle ilgilidir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Kişilik bozuklukları şu sebeplerle ilgilidir:
- Çocuklukta oluşan ve yerleşen mizaç unsurları
- Merkezi sinir sistemi bozuklukları
- Anne ve babanın çocuk yetiştirirken sergiledikleri tutum
- Kültürel faktörler
- Fiziksel çevre
- Beyin hastalıkları
- Biyolojik Faktörler
- Psikoanalitik Faktörler (Bilinçaltı faktörler)
Paranoid Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur?
Ortada tam ve geçerli bir kanıt bulunmaksızın, herhangi bir gerçekçi temel bulunmaksızın, kişinin aldatıldığından, takip edildiğinden, kullanıldığından, kendisine zarar verildiğinden veya zarar verilmek istediğinden aşırı derece kuşkulanması olarak tanımlanabilir. Çevresindekilerin samimiyetinden, bağlılığından ve güvenilirliğinden emin değildir. Sıradan olay ve durumlardan kendisine karşı bir aşağılanma, küçük düşürülme veya gözdağı verilmesi gibi anlamlar çıkarır. Sürekli kin besler. Görmezden gelinmeyi bağışlamaz. Yeterli ve gerçek bir kanıt olmaksızın eşinin/partnerinin sadakatinden sürekli şüpheler duyar. Karşısındakinin sözlerinden kendince anlamlar çıkararak hiçbir sebep yokken öfkeyle saldırıya geçebilir. Bu kişiler patolojik olarak kıskançtırlar. Güvensiz, şüpheci, tedirgin ve gergindirler. Genellikle soğuk ve ciddidirler.
Paranoid Kişilik Bozukluğu nasıl tedavi edilir?
Genellikle bütün kişilik bozukluklarının tedavisinde kullanılan en temel ve birincil yöntem Psikoterapidir. Farmakoterapi (İlaç tedavisi) ikincil tedavi olarak yararlıdır.
Paranoid hastalar başkalarına karşı çok güvensiz olduğundan sır vermekten inanılmaz çekinirler. Bu sebeple terapide güvenlerini sağlamak çok önemlidir. Grup terapisi paranoid bozuklukta uygun değildir. Bireysel görüşmeler şeklinde uygulanan profesyonel psikoterapiler başarılı sonuçlar verir. Psikoterapiye ilaç tedavisi ile destek verilerek tedavi devam ettirilir.
Şizoid Kişilik Bozukluğu nasıl tanımlanabilir?
Şizoid Kişilik Bozukluğu teşhisi, yaşam boyunca sosyal çekingenlik gösteren hastalara konur. İnsan ilişkilerinde donuk, kısıtlı, içe dönük, tuhaf, kapalı, izole ve yalnızdırlar. Yakın ilişkilere girmez ve girmekten zevk almazlar. Genellikle gün boyu tek bir konuya odaklanır ve o konuya takılarak başka hiçbir etkinliğe katılmaz. Sırdaşları ve arkadaşları yoktur. Cinsel etkinlikleri ya hiç yok ya da çok azdır. Ne övülmekten ne yerilmekten etkilenmez. Duygusal tepkisizlik, soğukluk, ilgisizlik, tekdüze duygulanım, yaşamdan kopukluk hakimdir. Sessiz, uzak, güncellikten habersiz, kimseyle yarışmayan, pasif kişilerdir. Hiç evlenmeyebilirler. Kendileriyle ilgili projelerden çok, evren, din, felsefe, açlık, astronomi, zooloji... Gibi konularda tuhaf projeler üretirler.
Şizoid Kişilik Bozukluğu nasıl tedavi edilir?
Prof. Dr. Arif Verimli: Şizoid Kişilik bozukluğunun temeli erken çocukluk dönemidir. Genellikle tedavisi Paranoid Kişilik Bozukluğuyla aynıdır. Ancak Şizoid Kişilik bozukluğunda Grup terapisi de kullanılabilir. Gruba alışınca grup arkadaşlarını önemser ve izolasyondan uzaklaşabilir.
Şizotipal Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur?
Hastalar aşırı derecede tuhaf ve gerçekliğe yabancılaşmışlardır. Büyüsel inanış ve düşünceler, garip fikirler, batıl inançlara tutulma, gaipten sesler ve kişilerle görüşmeler ve mesajlar aldığına inanma, telepati ve altıncı his saplantısı, imkansız düşler kurarak bunlar üzerinde sürekli düşünme şeklinde tanımlanabilir. Kişinin duygu, düşünce ve davranışlar birbirinden bağımsızlaşarak savrulur. Düşünsel ve içsel özel güçlerinin olduğuna inanırlar. Konuşmaları net değildir ve yorum gerektirir. Yakın ilişkilere girerken rahatsızlık duyma veya zorlanma ortaya çıkar. Kişilerarası ilişkileri bozulur. Bilişsel algıları çarpıklaşır. Arkaik (ilkel) fikirler öne sürer. Derin dünya, derin evren kavramlarını irdeler.
Şizotipal Bozukluğun tedavisiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?
Psikoterapide Psikiyatrist hastanın akıldışı ve sıra dışı inanışlarını, büyü ve benzeri saplantılarını, batıl inançlarını gülünç bulmamalı ve yargılayıcı olmamalıdır. Ancak bu şekilde hasta kazanılabilir. Zaman içerisinde terapiye uyumlandırılan hasta gerçeklerle tanışır. Edindiği inanışları terk eder. İlaç tedavide etkin ve yardımcıdır.
Paranoid, Şizoid ve Şizotipal Kişilik Bozukluklarının toplumlarda görülme oranı nedir? Kadın ve erkeklerde görülme oranı farklı mıdır?
Paranoid Kişilik Bozukluğunun toplumlarda görülme oranı % 2''''dir. Paranoid Bozukluk erkeklerde kadınlarda oranla daha fazla görülmektedir. Ailevi temelleri bulunmaktadır. Yapılan bir araştırma azınlıklar ve göçmenler üzerinde daha yaygın olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Şizoid Kişilik Bozukluğunun yaygınlığı tam olarak bilinmemekle birlikte genel popülasyonun % 7''''sini etkilediği söylenebilir. Erkeklerde 2 kat oranla daha fazladır. Şizotipal Kişilik Bozukluğu görülme oranı % 3''''tür. Kadın ve erkek arasındaki oransal fark bilinmemektedir.
Antisosyal Kişilik Bozukluğunun ayırıcı tanı ölçütleri nelerdir? Antisosyal Kişilik Bozukluğu nasıl tarif edilebilir?
Antisosyal Kişilik Bozukluğu, halk arasında "psikopat" diye tarif edilen kişilerin gösterdikleri davranış bozukluklarıyla tanımlanabilen bir kişilik bozukluğudur. Bir bireyin 15 yaşından itibaren sürdürdüğü, başkalarının haklarını yok sayma ve başkalarının haklarına saldırma şeklinde gelişen kişilik bozukluğudur. Suça ve tutuklanmaya yönelik davranışları devam ettirme, yasalara ve toplum kurallarına başkaldırı, zevk için veya kendi çıkarı için huzur bozma, saldırganlık, sorumsuzluk, vicdan duygusunun yokluğu, yetersizliği, başkalarına zarar vererek zevk aldığında dahi kendini haklı çıkaracak bir model oluşturma şeklinde gelişen bir bozukluktur. Bu kişiler gergin, huzursuz, öfkeli, umursamaz, acımasız, bencil ve sadistiktik. Başkalarına zarar verdikleri gibi kendi bedenlerine de kesici ve delici aletlerle izler bırakırlar. Alkol ve madde kullanımı bu grupta yüksektir.
Borderline Kişilik Bozukluğu için tanı ölçütleri nelerdir?
Benlik algısı ve duygulanımda tutarsızlık, belirgin dürtüsellik, otomatik ve ölçüsüz çabalar gösterme, bir şeyi ve ya kişiyi gözünde aşırı büyütme ve göklere çıkarma ve yerin dibine batırma tarzında gidip gelen tutarsız kişilerarası ilişkiler, para harcama, cinsellik, madde kullanımı ve çılgınca araba kullanma gibi sonu zarar veren dürtülerin en az ikisini şiddetle yapma, yineleyen intihar davranışları, çevresindekilere kendini öldürmekle ilgili gözdağı verme, boşlukta olma, öfke, hırçınlık, kavgacılık, hiddet ve kimi zaman paranoid düşünceler taşıyan kişiler için borderline diyebiliriz.
Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Borderline Kişilik Bozukluğu arasındaki fark nedir?
Borderline en basit anlatımla kadının antisosyalidir. Çünkü kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülür. Bu iki kişilik bozukluğu birbirlerine çok benzer ayırt etmek zordur. Antisosyal Kişilik Bozukluğu ise erkeklerde 3 kat daha fazla görülür.
Narsistik Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur?
Hasta kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşımaktadır. Başarılarını ve özelliklerini anlatır, üstünlük duygusu, grandiyözite, empati kuramama, kendini diğer insanlardan daha üstün ve özel görme, başarı, zeka, akıl, üstünlük gibi konulara kafa yorma, kendini çok sevme, kendine göre, kendi için ve kendi yararına düşünen, kıskanç, kendi çıkarları için başkalarını kullanan, aşırı bencil ve benmerkezci, özel ve eşi benzeri bulunmaz birisi olduğunu savunan, beğenilmek için her şeyi sergileyen, üstün kişi ve kurumlarla ilişkiler kurmayı hak ettiğini savunan kişilerdir. Sevgi, saygı, empati, anlayış ve duygusallık hayatlarında pek yer kaplamaz. Bu bozukluğun yapısı kronik olup tedavisi son derece zordur. Psikiyatristin telkinlerine yatkın değillerdir. Çünkü bir başkasının doğrusunu kabul etmeyi güçsüzlük sayarlar. Tedavisi oldukça güçtür. Bu kişiler aslında yapılarından pek de mutsuz değillerdir. Ancak çevresindekiler için son derece zor bir yapıları vardır.
Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğunun tanı kriterleri nelerdir?
Hastalar, yapılan iş ve ya etkinliğin geneline ve asıl amacına değil ayrıntılarına takılırlar. Aşırı derecede katı, sabit, kuralcı, değişmez, düzenli ve rahatsız edecek derecede titizdirler. Kurallar, listeler, sıralamalar, ayrıntılar hayatlarını yönlendirir. Cimri, mükemmeliyetçi, katı ölçü ve sınırlarda yaşayan, belli hareketleri belli zamanlarda ve belli şekilde asla şaşmaksızın yapar, yapmadıkları zaman rahatsız olur ve ya bu durumu uğursuz bulurlar. Eski ve değersiz şeyleri dahi atmazlar. Resmidirler ve mizah duyarlılıkları yoktur. Onlara göre hayat ya siyah ya beyazdır. Tekrarcıdırlar, kurallarının bozulmasında toleransları yoktur. Eleştiricidirler. Titizlikleri günde 35 - 40 kere el yıkamaya gidecek kadar rahatsız edicidir.
Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu nasıl bir tedaviyle düzeltilebilir?
Hastalık kişiyi ve yakınlarını mutsuz edecek, yaşamı zorlaştıracak ve keyifsizleştirecek hale geldiğinde hasta tedavi almayı genellikle kendisi talep eder ve psikoterapi süreci içerisinde de son derece uyumludur. Anksiyete ve paniği yüksek hastalarda ilaç tedavisi destekleyicidir.
Çekingen Kişilik Bozukluğu nasıl tarif edilebilir?
Hastalar eleştirilmekten, beğenilmemekten yoğun bir korku duyduğu için kişilerarası ilişkilerden kaçınırlar. Kendisini yetersiz bulan, tercih edilmeyen, çekiciliği olmayan, herhangi bir özelliği olmayan, yeteneksiz, beceriksiz olarak tanımlarlar. Yeni birisiyle tanıştıklarında hemen ketlenirler. Mahçup düşme korkuları çok yoğundur. Yalnız kalmayı tercih eder ve sevildiğinden emin olmadıkça asla kişiler arası ilişkilere yanaşmazlar.
Bütün bu kişilik bozukluklarına eklenebilecek başka türlü kişilik bozuklukları da var mıdır?
Elbette. Kişilik Bozuklukları son derece geniş ve son derece önemli bir konudur. Kişilik Bozuklukları kavramı psikiyatrinin en önemli araştırma alanlarından biridir. Bilim ve araştırmalar ilerledikçe yeni tanımlanan kişilik bozuklukları alanımıza katılmaktadır. Benim şu ana kadar anlattığım kişilik bozukluklarına eklemek istediğim bir iki tane kişilik bozuklukları var. Bunları da kısaca şöyle anlatabiliriz:
Bağımlı Kişilik Bozukluğu; Bu kişiler başkalarından destek ve öğüt almadan karar veremez, adım atamaz ve iş yapamazlar. Kendilerini yetersiz, ayakları üzerinde duramayacak, kendi bakımlarını sağlayamayacak kadar yetersiz hisseder ve başkalarının bakım ve desteğini alabilmek için her türlü şeyi yapabilecek kadar ileriye gidebilirler.
Pasif-Agresif Kişilik Bozukluğu; Bu kişiler rutin sosyal ve mesleki işlerini yürütürken pasif bir direnç gösterir ve işleri bilerek ağırdan alırlar. Çünkü onlara göre, eğer başkaları önlerini kapamasaydı daha başarılı olurlardı. Her zaman takdir edilmemekten ve yanlış anlaşılmaktan yakınırlar. Kişisel şanssızlıklarını abartılı biçimde dile getirirler, mutsuz, huysuz, gücenmiş ve tartışmacıdır. Otoriteyi küçük görür ve otoritenin kendisine yaptığı eleştirileri mantıksız bulur.
Sadomazoistik Kişilik Bozukluğu; Bu kişilerde sadizm(başkalarına acı vermekten zevk alma) ve mazoizm(kendisine acı vermekten zevk alma) aynı anda görülür. Kendilerine ve başkalarına ve başka canlılara zarar vermekten, işkence yapmaktan acı vermekten inanılmaz zevk alır ve cinsel doyuma ulaşırlar. Karmaşık, kompleks, son derece zor tedavi edilebilen vicdan duygusunun yok olduğu, insanlık ve doğruluğun ve insan haklarının muhakeme edilmediği bir kişilik bozukluğudur. Başkalarıyla alay etmekten ve küçük düşürmekten de zevk aldıkları gibi kendileriyle de sert, kaba, küçük düşürürcesine konuşulması hoşlarına gider.
Yazar: Füsun Saka

SOSYAL MEDYADA İŞ BULABİLİRSİNİZ

Cevap veriyoruz, elbette! Ve hemen bir parantez açıp, elbette bunun sizin sosyal medyayı nasıl kullandığınızla ilgili olduğunuza dikkat çekiyoruz. En yakın arkadaşımızdan bile bize yakın olan sosyal medya elbette tüm diğer dertlerimiz gibi iş arayışımızda da bize kanallar sunabilir. İşte bunun çarpıcı örnekleri…
İş ararken sosyal medya nasıl kullanılmalı?
New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi'nin sosyal medya sorumlusu Sree Sreenivasan işini kaybedince haberi Facebook'tan arkadaşlarına duyurmuştu.
Müzedeki yeni mali düzenlemeler nedeniyle işini kaybettiğini anlatıp, arkadaşlarını Central Park'ta birlikte kahve içmeye çağırmış, hatta bundan sonra yapabileceği işler konusunda onların fikrini öğrenmek için Google'da bir form doldurmalarını istemişti.
Sree'nin bu taktiği işe yaramış, 1200'den fazla insan iletilerini beğenmiş, 1300 kişi ise form doldurmuş, hatta bazıları iş teklifinde bulunmuştur. Bir-iki ay sonra New York Belediyesi'nden ona sosyal medya sorumluluğu için teklif edildi. Sree adlı bir insanın varlığı ve böyle bir görev yapabileceği haberini bu paylaşımlardan öğrenmişti Belediye.
İşte 2016'da iş bulmak için ne tür bağlantılar kurmak gerektiğini gösteren bir örnek. Sree'nin görevi gereği, sosyal medya uzmanı olarak böyle bağlantıları vardı zaten. Peki, Facebook arkadaş sayısı Sree gibi 5000'lerde değil de 500'lerde olan bizim gibi insanlar bu konuda neler yapabilir?
Sree'nin bu konudaki önerisi şöyle: Çok sayıda insanla değil, size yakın ve yardımcı olabilecek insanlarla iş konulu bağlantı kurmanız yeterlidir. Sadece yardım istediğinizi değil, neler yapabileceğinizi, yeteneklerinizi, nasıl bir iş istediğinizi tam olarak belirtin. Bazen en yakın arkadaşlarınız bile bunları bilmiyor olabilir.
Öğrenilecek dersler
İnsanlarla bağlantı kurmak için onlara ihtiyaç duyduğunuz anı beklemeyin.
"İhtiyacınız olmadığında insanlarla bağlantı kurun" diyor Sree.
Facebook'ta paylaşımları beğenmek, birkaç satır yazarak ya da telefon ederek onları düşündüğünüzden haberdar edin. İnsanlarla bağlantıyı koruduğunuz için daha sonra ihtiyaç duyduğunuzda yeniden irtibata geçmek daha kolay olacaktır. Sosyal medya bütün bunların yapılmasını kolaylaştırmıştır.
Avrupa işletme okulu ESPC'nin Londra şubesinde doçent Claudia Jonczyk'e göre, bu bağlantılar, iş fırsatı yaratabilecek yeni bağlantılar da getirecektir. İnsanlar çoğu zaman iş duyumlarının yakın ilişki ağlarından geleceğini farz eder. Oysa onlar da sizinle aynı çevrelere sahiptir. Asıl bilgi akışı dışarıdan daha kolay gelebilir.
Bıraktığımız izler
Sosyal medyada bu amaçlı paylaşımlarınızı yaparken "dijital çağda yaptığımız her şeyin kalıcı bir iz bıraktığını asla unutmayın" diye uyarıyor Florida'daki bir lider bulma ve yetiştirme firmasının başkanı Adam Lloyd.
Bu nedenle sosyal medya paylaşımınıza profesyonelce yaklaşın. Yayınlayacağınız mesajınız amacına uygun olsun. "Bu paylaşımdan ne kazanabilir, ne kaybederim diye sorun kendinize".
Eski işvereninizden intikam alacak tarzda bir paylaşımda bulunmak o an için sizi rahatlatmış gibi görünse de iyi olmaz. Paylaşımınız sosyal medyada bir süre dikkat çekebilir, ama gelecekteki potansiyel işverenler bunu doğru bulmayacak ve sizi yüksek riskler içeren, köprüleri yakma kapasitesi olan biri olarak görecektir.
Lloyd, paylaşımı yapmadan önce bir kez daha düşünülmesini öneriyor. İşten çıkarıldığınızı duyuracaksanız "anlık duygusal tepkilerden kaçının, kişisel dalaşmalara girmeyin, özel bilgileri sızdırmayın, pozitif bir tutum takının ve bırakın olgular konuşsun." Ayrıca nerede paylaştığınız da önemli. Facebook için hazırlanmış bir paylaşım LinkedIn için uygun olmayacaktır.
Jonczyk yaşanan ülkenin de önemli olduğunu söylüyor. "Fransa veya Almanya gibi ülkelerde işten çıkarılma daha tabu bir konudur. Bu nedenle ne paylaşıp paylaşmayacağınıza karar verirken daha dikkatli olmak gerekir."
New York'taki iş bulma ajanslarından birinin müdürü Lisa Rangel ise şunları öneriyor: "Aradığınız iş sosyal medya ve dijital iletişim içeriyorsa, göndereceğiniz sosyal medya paylaşımı, beceri sergileme açısından önemli olabilir. Ama aradığınız iş hassas ve özel konulara ilişkinse herkese duyurmak tercih edilecek bir şey değildir."
İş arama yönteminiz ne olursa olsun eski patronunuza dair aşağılayıcı ve kötüleyici bir tavra girmemek gerektiğini söylüyor Rangel.
Yazar: Elizabeth Garone

EN PAHALI İNTERNET TÜRKİYE'DE


PAHALI İNTERNET
Yüksek benzin ve pasaport fiyatlarından sonra internet fiyatlarında da Türkiye bir rekora imza attı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfının (TEPAV), internet kullanıcılarına yönelik araştırmasına göre, Türkiye, internetin en pahalı olduğu ülkelerden biri konumunda. Türkiye internete, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Lüksemburg’un neredeyse 5 katı fazla para ödüyor.
TEPAV’dan yapılan yazılı açıklamada, vakfın, "Türkiye’de Kişilerin İnternet Kullanımlarının Ne Şekilde Değiştiğine" yönelik bir araştırma yaptığı belirtildi.
Araştırmaya göre, internet fiyatlarının OECD ölçeğindeki yüksekliğine rağmen üç yılda evlerdeki internete erişim imkanı yüzde 40’lara varan oranlarda artış gösterdi.
2009 yılı verilerine göre Türkiye’de nüfusun yüzde 62’sinin hayatlarında hiç internet kullanmadığı belirlenirken, bu oran AB 27 ülkeleri ile kıyaslandığında, Romanya ve Türkiye başı çekiyor. Hiç internete girmemiş nüfusun büyüklüğüne karşılık, son dört yılda evden internete erişim sahipliği açısından ise bir iyileşme gerçekleşti. 2007 yılında hanelerin yüzde 80’i evden internete erişemezken, bu oran 2010 yılında yüzde 57’lere kadar düştü.
Evden internet erişimine sahip olmayan hanelerin nedenlerine bakıldığında ise internet bağlantı ücretlerinin yüksekliğinden şikayet edenlerin oranının 2007-2010 döneminde yüzde 50’den fazla arttığı görüldü. Bir diğer önemli neden de bilgisayar gibi cihazların fiyatlarının yüksekliği olarak ortaya çıktı.
"En yüksek ücret Türkiye’de"
OECD Genişbant İstatistikleri’ne göre 2.39 dolarlık en düşük ve 76.11 dolarlık en yüksek Megabit/saniyelik fiyatlarıyla Türkiye, internetin OECD ölçeğinde en pahalı olduğu ülkelerden biri oldu. İnternet bağlantı ücretlerine daha yakından bakıldığında farklı bağlantı hızlarına göre Türkiye’nin yine OECD ülkelerinin birçoğundan daha pahalı bir servise sahip olduğu görülürken, özellikle yüksek hızlarda ortalama bağlantı maliyeti Türkiye’de 621 doları bulurken, en yakın takipçisi Lüksemburg’da benzer bir bağlantının ortalama fiyatı 112 dolar civarında.
"En çok e-posta için kullanılıyor"
Araştırmaya göre, 2008-2010 döneminde Türkiye’deki internet kullanıcılarının interneti kullanım amaçlarında ilk üç sırayı "e-posta göndermek/almak, sohbet odalarına girmek ve internetten gazete, dergi okumak" aldı. Bu sıralama AB 27 ülkelerinde "e-posta göndermek/almak, mal ve hizmetler hakkında bilgi almak ve sağlıkla ilgili bilgi aramak" olarak belirlendi.

BAŞARININ ÖDÜLÜ


BANA ATATÜRK'Ü ANLATTILAR

Hıfzı Topuz ağabeyimiz, 1950’lerde, Atatürk’ü yakından tanıyan kişilerle yaptığı röportajları “Bana Atatürk’ü Anlattılar” adlı kitapta toplamıştır.
Bu kitaptaki etkileyici anlatımlardan biri de Ekrem Rize’ye ait. Yüzbaşı Ekrem Rize, Kurtuluş Savaşı sonrası bazı komutanlara kızarak istifaya kalkışır. Atatürk’e ulaşarak bu niyetini anlatır. Atatürk ona kendi yaşamından örnekler verir:
“Erkanı Harbiye Mektebi’nde muallimler beni sevmez, arkadaşlarım hiç sevmezdi... Az daha beni mektepten kovacaklardı. Fakat nasılsa yakayı kurtardım.”“...Sonra Selanik’te staj için bir tabura gittim. Orada da öyle. Bütün tabur subayları ‘Bu ukala kimdir nedir?’ diyorlardı. Çünkü kendimi Napolyon gibi görüyordum. Bakıyordum ben herkesten iyi düşünüyorum... Fakat sonunda anladım ki bunların cehaletini yüzlerine vurmamak lazım...”

Mustafa Kemal, Trablus’ta üst komutanların acizliğine rağmen başarı kazanır... Ertesinde geri hatlara gönderirler. “Anafartalar’da durum sıkıştı. Oraya koştuk. Parlak bir başarı elde ettik. Bu büyük başarıdan sonra ne yaptılar biliyor musun? Beni hiçbir göreve tayin etmediler. Terfi vermediler. Açıkta kaldım.”
“Bu defa dediler ki Van - Muş’a... Orada ne var? Mağlup olmuş döküntü bir fırka... Sen bunun kolordu kumandanısın, dediler. Tahammül. Oraya gittik. Durumu düzelttik. Derken bu kez de beni Medine’ye yolladılar...”
Atatürk bu zorlukları hep sabrederek aştığını anlatır. Ve der ki:“Çoğu zaman etrafımızda bulunanlar hem cahil oluyor hem de ihtiraslı. Bunlar aslında hiçbir şey yapmayı beceremedikleri halde kendilerini beğenirler ve hırslıdırlar...”
Ülkemizin huyudur... Başarı hep inkar edilir. Yetenekli adam her adımda çelmelenir... Gençlere düşen doğru bildikleri yolda yürümek, vasatlığa teslim olmamaktır...

ÜCRETSİZ KİTAP OKU


ÜCRETSİZ KİTAP OKU

İyi niyetimize rağmen, yabancı dil bilinmediği için, zaman sorunu, orijinal kitabı temin güçlüğü, çok fazla sayfa adedi, televizyondan vakit kalmaması, tembellik gibi nedenlerle (nedeni ne olur ise olsun) kitap okuyamıyoruz.
Dünyada güncel olarak ilgi gören birçok kitaptan bizim insanlarımız haberdar olamıyor.
Uğur Yüce (1940) isminde İzmirli kitapsever bir işadamı, “Özet Kitap” isminde bir proje başlattı. Sahire Erturan isimli bir İzmirli hanımın desteğiyle yabancı dillerde yayınlanan dış dünyada ilgi gören kitap ve raporların çoğunun tercüme ve özeti bilgisayar ortamında, ilgilenenlerin “bedava” hizmetine sunuluyor.
Bilgisayarınızı açınız. Ve de “ozetkitap.com” sitesine giriniz. Ekonomi, bilim, teknoloji, siyaset konularında (hemen tamamı yabancı dilde yayımlanmış) “güncel-herkesi ilgilendiren” yüzü aşkın kitabın ve çok sayıda raporun özetini bulacaksınız.
Yeni kitap özetleri yayınlandı
Özeti siteye eklenen son kitaplar, Pentagon, Ödül, Dünyayı İyiye Değiştirecek 5 Fikir, Amerikanın Kurduğu Dünya, Düşmanlar ve FBI Tarihi. Bugüne kadar özeti en fazla okunan kitaplar:
Tüfek Mikrop ve Çelik, İkinci Şans, Sıcak Para, Geleceğin Kısa Tarihi, Çöküş, Ruhsal Makineler Çağı. 
Özet Kitap sitesinde, öğrencilerimizin, gençlerimizin, halkımızın kitap konusuna ilgisizliğini gösteren bilgiler de var.
-  Türkiye’de ihtiyaç malzemeleri sıralamasında kitaplar 235. sırada yer almaktadır.
-  Türk çocukları kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumdadır.Japonya’da toplumun %14’ü, Amerika’da % 12’si, İngiltere’de ve Fransa’da %21’i düzenli kitap okurken Türkiye’de yalnız 10.000 kişide 1 kişi düzenli kitap okuyor.
-  Türkiye’de 1 kişinin kitap okumaya ayırdığı zaman dünya ortalamasının üçte biri. Kişi başı kitap harcamasında dünya ortalaması 1.3 dolar iken, Türkiye’de bir kişi kitaba yılda ancak 0,45 dolar harcıyor.
Kitap okumuyoruz
-  Dünyada çocuklara özel günlerde kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140. sırada yer almaktadır.
-  Türkiye’de kütüphane sayısı: 1.412 - Kahvehane sayısı: 570.000 - Buna göre 49.000 kişiye bir kütüphane düşerken, 122 kişiye bir kahvehane düşmektedir.
-  Türk halkı kitap okumaya yılda yalnızca 6 saat ayırıyor. Türkiye kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkesinin gerisinde kalmış durumda. Türkiye’de 100 kişiden sadece 4 kişi kitap okuyor.
Çocuklara kitap hediye edildiği zaman çocukların okuma becerisi gelişir, okumak alışkanlığa dönüşür ve beraberinde alışkanlık sorumluluğu geliştirir. Bilinç büyümesi başlar. Kapasite gelişimifiziksel gelişim gibidir. Kapasite farkındalığı yaratır sonra düşünce üretimi başlar. Üretilen her yararlı düşünce topluma doktor, öğretmen, bilim insanı olarak geri döner.
Özet Kitap projesini başlatan ve 6 yıldır düzenli olarak yürüten Uğur Yüce’ye teşekkürler.
Özetkitap.com sitesinden yararlanınız, çoluğunuza çocuğunuza, çevrenize bu siteden yararlanmalarını tavsiye ediniz.
Yazar: Güngör Uras

MOTİVASYONU ARTTIRIN


MOTİVASYONU ARTTIRIN
Kişisel motivasyon grafiğiniz inişli çıkışlı bir seyir izliyorsa hayatınızı ve alışkanlıklarınızı yeniden gözden geçirme vakti gelmiş demektir.

İşte size kişisel motivasyonunuzu artırmak ve korumak için 17 yöntem…
Yaşantımızdan memnun değil miyiz? Hayatımızda sürekli bir şeyleri erteliyor muyuz? Bir işe başlayacağımız gün bir türlü gelemiyor mu? Planlı olamamak motivasyonumuzu mu düşürüyor? İşte bu durumda, hayatı yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Hayatı değiştirmek kolay değildir ama imkansız da değildir.
Yaşamımızda memnun olmadığımız şeylerin bir listesini çıkartıp bunları iyileştirme veya değiştirme yollarını arayabiliriz. Bazı etkenlerin motivasyonumuzu düşürdüğüne inanıyorsak; çevresel koşullarımızı yeniden düzenleyerek, planlamaya önem vererek, ertelemeye son vererek, hayatımızda düzensiz olan tüm etkenleri belirleyip moralimizi bozan ve motivasyonumuzu düşüren herşeyi çevremizden uzaklaştırarak motivasyonumuzu yeniden yükseltebiliriz.
Motivasyonun düşmesinin en önemli sebeplerinden birisi zihnimizde oluşan negatif düşüncelerdir. Hayat enerjisini çok çabuk tüketmiş  insanlar yaptığı işlere ve hayata konsantre olmakta zorlanır. Olumsuz duyguları çok fazla barındıran insanlar  yapabilirliklerine inanmazlar. Yaşadığı anı ve zamanı iyi değerlendiremezler.
Başarılı olabilen insanlar hedeflerine odaklanabilen insanlardır. Motivasyon kişiye bağlıdır ve bir seçimdir aslında... Çoğu insan dış etkenlerin etkisinde çok fazla kalır. Kendini yönetmeyi başaramadığında ise birileri kalkıp onu yönetmeye çalışır.
Kişisel motivasyonu artırma ve koruma yöntemleri:
1. Başlangıçta zor olduğuna inandığımız ve sonrasında başardığımız önceki hedeflerimizi hatırlamak, ulaşılabilir hedefler belirlemek
İnanmak: İnsanın hayatı süresince verdiği en büyük mücadele kendisi ile yaptığı mücadeledir.Biz kendimize inanır ve güvenirsek, çevremizdekiler de bize inanır, güven duyar. Motivasyon için inancımızın ve özgüven duygumuzun güçlü olması gerekir. “Ben bunu yapabilirim, bu beceriye sahibim, bu işe başlayabilir ve başarıyla sonuçlandırabilirim.” düşünceleriyle kendimize inanarak başladığımız işlerde çok daha hızlı, verimli ve başarılı sonuçlar alabiliriz. Elbetteki her konuda başarılı olabilmek bizler için önemlidir ama tüm hayatımız süresince başarılarımız kadar başarısızlıklarımız da olacaktır.
Başarısız olduğumuz durumlarda moralimizi bozmamamız, deneyimlerimizden ders alabilmemiz, bir sonraki hedefimiz için kendimizi yeniden motive edebilmemiz ve hiçbir koşulda kendimize olan inancımızı kaybetmememiz çok önemlidir. Unutmamak gerekir ki; kazanmaya ya da kaybetmeye sebep olan en büyük unsur inançtır.
2. Çevremizdeki insanların  başarılarını görmek, gayret ve azimlerini örnek almak, başkalarının başarabildiğini bizim de başarabileceğimize inanmak
3. Başarılması zor hatta imkansız gibi görünen şeylerin başarılmasını anlatan filmler izlemek, başarı hikayeleri okumak, tarihte yaşanmış olayları incelemek, bizi motive edebilecek özlü sözler okumak
4. Güne başlarken o günün iyi geçeceğine dair olumla yaparak olumsuz düşüncelerden zihnimizi uzaklaştırmak, güne gülümseyerek ve pozitif başlamak
5. Yaşadığımız sıkıntı ve üzüntülerin geçici olduğu konusunda kendimizi telkin etmek
6. “Yapamam!”, “Başaramam!”, “Mümkün değil!”, “Yarın başlarım.”, “asla”, “ama, fakat” gibi olumsuz cümle ve kelimeleri unutmak, kullanmamak
7. Hayatımızda olabilecek iniş-çıkışlar karşısında güçlü ve hazırlıklı olabilmek için ruhsal ve bedensel bağışıklığımıza, doğru beslenmeye ve uyku düzenine dikkat etmek
8. Yürüyüş yapmak, doğayla başbaşa kalmak
9. Müzik dinlemek, bizi motive ettiğine inandığımız birkaç müzik türü belirleyip ihtiyaç duydukça dinlemek
10. Başarılı olduğumuz bir olay sonrasında bizi mutlu ettiğine inandığımız şeyleri yaparak kendimizi ödüllendirmek, kendimizle gurur duymak
11.  Bizi motive edeceğine inandığımız, baktıkça bize hedef ya da hayallerimizi hatırlatacak resim ya da objeleri evimizde, çantamızda, iş yerimizdeki masamızda bulundurmak
12.  Değişimlere açık olmak, kendini geliştirmek
Değişim iki şekilde olabilir. Kişi, gizli kalmış ama gerçekten kendi parçası olan bazı özelliklerinin gün ışığına çıkmasına izin verdiğinde ve  temel olan kişisel bir şeyi değiştirmek istediğinde değişim olur.
13. Sahip olduğumuz her şeyin değerini bilmek ve şükretmeyi unutmamak
14. Doğru iletişim kurmak, kendimizi ve başkalarını sevebilmek, yaşama sevincini canlı tutmak
Olumlu ilişkiler kurabilmek, saygı göstermek ve saygı görmek, değer vermek ve değer verildiğimizi bilmek, gönül almak veya gönlümüzün alınması, düşüncelerimizin dinlenmesi ve önemsenmesi, onaylanmak, takdir etmek ve edilmek, güvenebilmek ve güvenildiğimizi bilmek kişisel motivasyonumuz açısından önemlidir. Başkalarına özellikle de ihtiyacı olanlara yardımcı olabilmekten dolayı içimizde hissedeceğimiz manevi huzur da motivasyonumuzu artıracak önemli unsurlardan biri olacaktır.
15.  Kendine güvenmek ve inanmak, özgüveni kaybetmemek, cesaretli olmak
16. Kendini iyi tanımak; güçlü yönlerini daha çok besleyip, zayıf yönlerini geliştirip olumlu yönde güçlendirmek. İnsan önce kendi değerini bilmelidir.
17. Strese girmemek ve işleri son ana bırakmamak için zaman kontrolünü doğru yapma yöntemlerini bilmek ve uygulamak
Ve her şeyden önemlisi: “Farkındalığımızı Yitirmemek”.

STRES


STRESTEN KURTULUN
Hayat gerçekte suçlar, acılar, günlük hastalıklar, ayrılıklar ve kurtulamadığımız borçlarla dolu. Birçoğumuz kronik stresle yaşamak zorundayız ve bir tehlike anında kaçış şansımız yok. İşte mikro travmalarla savaşmanın yolu...
Günlük travmalarla savaşırken kendinizi daha iyi hissettirecek 8 yol
Travma günlük hayatımızın içinde yer alıyor. Belki savaş veya tecavüz travması kadar olmasa bile yine de canımızı acıtıyor. Aslında bu iyi bir haber çünkü bu yaşamımızda az stres ve çok canlılık anlamına geliyor; ancak yine de tam olarak neyle başa çıkmanız gerektiğini bilmeniz gerekiyor.
1.Mikro travmalar
Hayat gerçekte suçlar, acılar, günlük hastalıklar, ayrılıklar ve kurtulamadığımız borçlarla dolu. Birçoğumuz kronik stresle yaşamak zorundayız ve bir tehlike anında kaçış şansımız yok. Yine de bununla savaşabilecek savunma mekanizmasını geliştirebiliyoruz. Hayattan zevk almak, aşık olmak ve iyi bir şeyler için mücadele etmek bunlardan bazıları; ancak yine de kaçamadığımız, her şeyin çok üstümüze geldiği zamanlar oluyor. Hiç kendinizi hayatınız hakkında endişelenirken buldunuz mu? Gerçekte birçok yaşam stresleri çocukluk acılarını tetikleyerek yetişkinlik dönemindeki acıların olduğundan büyük gözükmesine neden oluyor. Çocukluk döneminizi burnunuz bile kanamadan geçirseniz bile, aralıksız stres ve birden fazla mikro travma sizi sevseniz de sevmeseniz de esir alıyor. Stresle yüzleştiğimiz zaman yapılan eylemlerin çoğu tekrar mutlu olmamız için yapılıyor. Şimdi bizi rahatsız eden durumlara göz atalım:
2. Suç
Anlamadığımız suçlar hakkında bile endişe duyuyoruz. Önceleri suç cüzdan veya bisikletinizi çalmaya çalışan bir yabancıyken şimdi internet suçları, Wall Street suçları, organize suçlar, kimlik hırsızlığı, çocuk kaçırma ve rastgele adam vurma gibi suçlar mevcut. Bu yüzden insanın kendisini güvende hissetmesi kolay olmuyor ve kafamızda şu soru beliriyor. Tüm bunlar ne zaman bitecek?
3. Hayat tarzından ötürü oluşan hastalıklar
İnsüline bağımlı olmayan diyabet, obezite, yüksek tansiyon yüzünden hayatları kötüye giden ve bu sebeplerden dolayı yaşamını yitiren gençler var. Doğadaki toksik atıklar nedeniyle kanser olan kaç insan vardır? Sigaranın akciğer kanserini neden olduğunu biliyoruz peki ya göğüs kanseri? Göğsümüzdeki bir kitleden şüphelendiğimiz zaman anlayabiliyoruz. Belki de 10 yıl sonra göğüs kanseri hayatımız için bir tehdit olmaktan çıkacak.
4. İlişkiler ve evlilikler
İlişkiler bittiği zaman yaşanılan acı da büyük oluyor. 
Birbirimize ihtiyacımız var. Bu yüzden kişiler birbirini iyi tanımalı, karşı cinsle ilişkide yakınlık kurma konusunu iyi anlamalılar; ancak bu konu hakkında kapsamlı olarak yazdığımız üzere, yakınlık stresi kendiliğinden doğuruyor. Aşk kısa bir sürede biçim değiştirerek acıya ve hayal kırıklığına dönüşebiliyor. Bazı birliktelikler boşanma ile sonuçlanabiliyor. Bu aşamada anlaşmalar sanıldığı kadar kolay olmuyor.Eve geldiğiniz zaman kendinizi değersiz hissediyorsunuz ve bu oldukça stresli bir dönem oluyor. Eğer bu birliktelikte bir de problem yaşayan bir çocuğunuz varsa kronik stres yaşama ihtimaliniz oldukça yüksek. Karşınızdaki insana aşıksanız bu durum problem yaşamanızı mümkün kılıyor; ancak duygularınız kaybolmuşsa işiniz hiç olmadığı kadar zorlaşıyor.
5. Borçlar
Borçlar maalesef sadece devletlere özgü bir olgu değil günümüzde. Günümüzde birçok insan borçlarla yaşıyor ve bu borçlar sadece bir önceki tatil harcamalarımızdan meydana gelmiyor. Geniş orta sınıfı barındıran ülkemizde orta sınıfın çalıştığı işler hayatını borçlanmadan sürdürmesine yetmiyor. Her sabah uyandığımız zaman masrafların giderek arttığını görmek bireyler için kolayca aşılacak bir problemden öteye gidiyor ve ancak ekonomimiz düzelince refah seviyemizin artıp borçlarımızdan kurtulmayı başarabileceğiz.
6. Liderlik
Bugün hepimiz liderlerden bize yol göstermesini bekliyoruz; çünkü bu insanın doğasında var. Papazlar, İmamlar, Hahamlar ve ruhani liderler ruhsal desteği almamıza yardımcı oluyor. Hatta kurumsal dev şirketler etik değerlere ve topluma bağlılık sözleri veriyorlar. Biz ise şirketlerin birer birer devrilişini kral çıplak masalındaki gibi sadece seyrediyoruz. Yaşanan skandallar kendimizi çaresiz ve güvensiz hissetmemize neden oluyor. Liderlik sıfatını hakeden insanlar olduğu gibi o sıfatı haketmeyen çürük elmalar da bulunuyor.
7. Travmayı anlamak
Travmaları anlamak en az travmalarla başa çıkmak kadar önemli
Tarihsel olarak travmalar fiziksel acı olarak görülmekteydi. Bir düşünün; savaştasınız, kazaya uğradınız ya da yaralandınız; fakat insan psikolojik olarak da yaralanabilir. 1.Dünya Savaşı’ndan askerler savaş şoku tedavisi görmüşlerdir. Hatta Vietnam Savaşı’ndan sonra bile askerler savaş sonrası Post Travmatik Stres Bozukluğu nedeniyle tedavi görmüşlerdir. Bu rahatsızlık beyin fonksiyonlarına hasar vermektedir ve bu rahatsızlık geriye dönük canlandırmalarla, kişiyi psikolojik olarak zayıflatan kaygı ile, aşırı uyarılma ve kabuslar görme gibi belirtilere sahiptir. Ani ve korkunç bir travma nöbetinde beyin tecavüz veya araba kazasındaki gibi nöropsikolojik tepkiler vermektedir.
Travma rahatsızlığı bugün tüm dünyada biliniyor. Post Travmatik Stres Bozukluğu yaşayan hastalar klasik bozukluk belirtiler taşıyorlar ancak travma yaşama ihtimalleri oldukça fazladır. Kompleks Travma ise genellikle ailede ensest ilişkiler nedeniyle suistimale uğramış, aşağılanmış, tehdit edilmiş kişiler olup kendilerini güvensiz hissetmektedirler.
Babanız tarafından çocukken tehdit edilmiş, dövülmüş, anneniz tarafından sürekli azarlanılmış veya okul arkadaşlarınız tarafından alay edilmiş olabilirsiniz. Travmatik deneyimlerle bir kez karşılaşmış olsanız bile onlar devamlı peşinizden geleceklerdir. Burada korkutucu kısım travmalardan kaçamıyor oluşunuzdur. Travma geçirmiş insanların ciddi bir şekilde tedavi edilmesi gerekir; çünkü travmalar ruhumuzda psikolojik olarak giderilemez yaralar açmaktadırlar ve travma geçiren bireylerin gelecekte diğer insanlara karşı davranışı yaşadığı travma nedeniyle değişmektedir.
Travma nedeniyle oluşan bu değişim birçok farklı seviyede olabilir. Travma psikolojik ve bilişsel olarak kişiyi etkilemekte, içinde yaşadığı dünyayı farklı olarak görmesine neden olmaktadır. Ayrıca korkularını kolayca tetikleyerek tekrar tekrar ortaya çıkarabilir. Travmanın psikolojik etkisi ise beyin fonksiyonlarında değişiklik yapmasıdır. Travmatik deneyimden sonra beyin ‘dövüş ya da kaç’ tepkisi vererek rastgele uyarılır ve kişiyi aşırı stres ve aşırı uyarılmış şekilde bırakır.
Eğer çocukluğunuzda kompleks travma geçirdiyseniz, yetişkinlik yaşamında birçok stres etkeni tetikleyici olacaktır. Kendinizi bir anda maddi durumunuz yüzünden aşırı endişelenmiş bulabilirsiniz. Boşanma durumu kişiyi tehlikeli bir durumda bırakırken siz kendinizi aşırı derecede kaygılı bulabilirsiniz ve bu endişe karınız veya çocuğunuz yüzünden değil geçmiş travma deneyimlerinden meydana gelecektir.
Aşk aynı zamanda acı da getirmektedir. Kimse size eşiniz kadar derin acı veremez. Kimse sizi daha fazla yaralanmış, mutsuz, kaygılı ve sinirli yapamaz. Eğer çocukluğunuzda kompleks travma yaşamışsanız uzmanların ‘dövüş ya da kaç’ tepkisi dediği dönemde stresle ne dövüşebiliyor ne kaçabiliyor ne de yönetebiliyoruz. Bu durum ister istemez ilişkinize de zarar verecektir.
Çocukluğunuzda her şey yolunda gitmiş olup şimdi stres dolu da olabilirsiniz. Ülkenin gidişatına kızabilir, maddi durumunuz hakkında endişelenebilirsiniz. Kocanız sizi sürekli muhtaç durumda bırakır ve o hep iş toplantılarındadır. Kısaca her şey sizi bunaltarak bu duruma getirebilir.
Bu noktada başvurabileceğiniz 2 yöntem var. İlki endişe bozukluğu konusunda uzman birisinden yardım alabilirsiniz. Genel Endişe Bozukluğu adındaki bu rahatsızlık ‘yürür-gezer kaygı’ olarak hayatın her alanında bulunur. Bu rahatsızlığın tedavisi psikoterapi, bazen de ilaç tedavisidir.
İkincisi ise daha radikal bir karardır. Bu noktada önemli olan günümüzde gündelik yaşamdaki stresin kompleks travmanın bir boyutu olup olmadığıdır. Biz bunlara hasarlı mikro travmalar diyoruz; çünkü karşımıza sürekli çıkarlar ve kronik olarak korkular ve kaygılara neden olurlar. Dahası kaçıp kurtulma şansınız yoktur.
8. Günlük mikro travmaların üstesinden gelmek için:
Geçmiş hayatınız strese nasıl tepki verdiğinizi etkiler. Eğer çocukluğunuzda kompleks travma yaşadıysanız terapi görmeniz gerekir. Bu kaygılarınızı bir kaynağa almanızı sağlar
Genel Endişe Bozukluğu konusunda tedavi olun. Bu bozukluk acı vericidir ancak tedavisi mümkündür.
Stres arındırıcı programları deneyimleyebilirsiniz. Yoga, dua etmek, günlük egzersiz, küçük uykular, sıcak banyo, iyi arkadaşlar ve düzenli uyku gibi aktiviteler faydalıdır.
Travmanın etkisini azaltacak tedavi yöntemleri mevcut. Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) Psikoterapisi, DBT ve daha niceleri. Son zamanlarda travma tedavi yöntemleri psikoterapi tedavilerinde ön sıralarda yer alıyor.
Sakınmaktan sakının: Travma geçirmiş kişiler genelde kendilerini kapatırlar, dona kalmış gibi olurlar. Korkularınızla veya sizi endişeye sürükleyen konuların üzerine giderek onların etkisini azaltabilirsiniz.
 Değiştirebildiğiniz her şeyi değiştirin ve üzerinizdeki baskıyı kabullenin. Bir şeyler hakkında endişe duymak ve bu konuda hiçbir şey yapamamak sizi sadece daha zor bir duruma sokacaktır.
Kabullenmek, affetmek veya savaşmak? Birçok ruhani lider veya terapist affetme duygunuzu kişi hazır olmadan ön plana çıkarmaya çalışıyor ve siniriniz de hareketleniyor. Burada dikkatli olun çünkü siniriniz sizi zehirleyebilir. Ne yazık ki travmatik kişiler bazen kendi acıları yüzünden başka insanlara da acı verebiliyorlar. Destek bulmaktan korkmayın ve sinirinizi kontrol altında tutup yapıcı olarak kullanın.
Eğer mümkünse sizi kıran kişileri affedin. İnsanlar sizi aşağıya kırarlar. Bu doğanın kanunu. Unutmayın ama takılmayın da. Yoksa sonunda kaybeden siz olursunuz.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...