3 Ocak 2018 Çarşamba

YÜKSEK ÖZGÜVEN


Melbourne Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre kendine güvenenler diğerlerinden daha hızlı terfi oluyor ve dolayısıyla da maaşları daha yüksek oluyor. Peki kendine güvenen insanlar nasıl davranır?
Kendine güvenen insanlar nasıl davranır?
Kendine güven, pek çok farklı şekilde kendini gösterebilir. Ancak bir şey kesindir. O da kendine güvenen insanların şüpheli ve ürkek kişilerden üstün olduğudur.
Melbourne Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre kendine güvenenler diğerlerinden daha hızlı terfi oluyor ve dolayısıyla maaşları daha yüksek oluyor. TalentSmart Yöneticisi Dr. Travis Bradberry, LinkedIn’de, kendine güvenen insanları diğerlerinden ayıran davranışları sıraladı.
Önce kendilerine bakarlar
Mutluluk kendine güven konusunda çok kritik bir element. Kendine güvenen kişiler, diğer insanların kendileri hakkında ne düşündüğünün aksine öncelikle kendi kendilerinden memnun oluyorlar. Şunu biliyorlar ki, hiçbir zaman diğer insanların dediği kadar iyi veya kötü olunmuyor.
Başkalarını yargılamazlar
Kendine güvenen insanlar diğer kişileri küçültmeye çalışmazlar. Çünkü iyi hissetmek için başkalarını küçümsemeye ihtiyaçları yoktur. Ayrıca kendilerini başkalarıyla karşılaştırmaya da ihtiyaç duymazlar.
Gerçekten istemeden ‘Evet’ demezler
Kendine güvenen kişiler ‘Hayır’ denmesi gereken bir durumda ‘Yapabileceğimi sanmıyorum’, ‘Emin değilim’ gibi cümleler yerine direk ‘Hayır’ derler. Bunun daha sağlıklı olduğunu bilirler. Kesin konuşurlar.
Konuşmaktan çok dinlerler
Diğer kişileri dinleyerek daha çok öğreneceklerini ve gelişeceklerini bilirler. Başkalarıyla iletişimi kendilerini bir kanıtlama aracı olarak görmezler.
 
Kendilerini sınarlar
Çabaları sadece küçük başarılar getirse bile, kendilerini sınamaktan geri durmazlar. Küçük zaferlerin motivasyon sağladığını bilirler.
İlgi beklemezler
Kendilerini önemli biriymiş gibi göstermeye çalışmaktansa, kendileri olurlar. 
Hata yapmaktan korkmazlar
Kendi fikirlerini açıklamaktan kaçınmazlar. Hata yapmanın doğru yolu bulmak için iyi bir ders olduğunu ve kendi doğrularının da diğer kişiler için yararlı olacağını bilirler.
 
Geri çekilmezler
Bir fırsat gördüklerinde nelerin yanlış gidebileceği hakkında endişe duymak yerine kendi kendilerine ‘Beni ne durdurabilir ki?’ diye sorarlar.
 
Diğer kişileri tebrik ederler
Kendine güvenen insanlar, diğer kişilerin yaptığı işleri eleştirerek onları küçültmeye çalışmazlar. Tam tersine farklı insanları çıkardıkları başarılı işlerden dolayı tebrik ederler.
 
Yardım istemekten çekinmezler
Kendine güvenen kişiler başkalarından yardım istemenin kendilerini zayıf veya akılsız göstermeyeceğini bilirler. Kendi güçlü ve zayıf noktalarını bilirler. Zayıf noktalarını güçlendirmek için yardım isterler.

SESSİZLİK


Modern yaşamda pek çoğumuz anbean gürültüyle çevriliyiz. Evde, yolda, işte, okulda daima sesler bize eşlik ediyor ve kendimiz için sessiz anlar yaratmayı çok fazla önemsemiyoruz. Ancak yapılan çalışmalar, sessizliğin bizler için zannettiğimizden çok daha faydalı olduğunu kanıtlıyor…

Bilim İnsanlarına Göre Sessizlik, Beynimizde Yeni Hücrelerin Oluşmasını Sağlıyor!

Bilim İnsanlarına Göre Sessizlik, Beynimizde Yeni Hücrelerin Oluşmasını Sağlıyor!
Modern yaşamda pek çoğumuz anbean gürültüyle çevriliyiz. Evde, yolda, işte, okulda daima sesler bize eşlik ediyor ve kendimiz için sessiz anlar yaratmayı çok fazla önemsemiyoruz. Ancak yapılan çalışmalar, sessizliğin bizler için zannettiğimizden çok daha faydalı olduğunu kanıtlıyor…

Çalışma, 2013 yılında fareler üzerinde yürütülen deneylerle başladı.

“Beyin, Yapı ve Fonksiyon” isimli dergide yayınlanan çalışma kapsamında fareler farklı zamanlarda gürültü ve sessizliğe maruz bırakıldı ve bunların beyinlerinde yaratacağı farklı etkiler gözlemlendi. Ulaşılan sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı; çünkü günde iki saat düzenli olarak sessizliğe maruz bırakılan farelerin beyinlerinin hipokampüs isimli bölümünde yeni hücrelerin oluşmaya başladığı gözlemlendi.

Hipokampüs beynimizin hafıza, duygu ve öğrenmeden sorumlu bölümüdür

Beyinde yeni hücrelerin oluşumu her zaman sağlığımız için faydalı oldukları anlamına gelmez. Ancak deneyi yürüten isimlerden olan Imke Kirste, bu örnekte, oluşan hücrelerin gerçekten de işlev gösteren nöronlar olduğunu belirtiyor. Öyle görünüyor ki sessizlik, beynimizde fonksiyonel ve tüm beyinle uyumlu nöronların üretilmesini sağlıyor.

Beynimiz sessizlik ânında bilgileri aktif olarak değerlendiriyor ve içselleştiriyor.

Beyinlerimiz adeta bir “default” moda sahip ve yapılan beyin görüntülemeleri, bu hâldeki bir beynin bilgileri durmaksızın değerlendirdiğini gösteriyor. Üstelik dinlenme hâlinde olduğumuzda bile bu bilgi işleme sürecinin devam ettiği biliniyor. Bu da demek oluyor ki aslında dinlenmek ya da günde birkaç saatimizi sessizliğe ayırmak aslında boşa geçmiş zaman değil, aksine bilgilerimizi pekiştirmemizi sağlayan son derece faydalı bir zaman.

Sessizliğin yarattığı bu durum aynı zamanda kişilerin özfarkındalığının artmasını sağlıyor.

Sessizlik sırasında beynimiz yalnızca içsel ve dışsal bilgileri toparlayarak bilinç düzeyimizi arttırmıyor, aynı zamanda kendimizle ilgili farkındalığımızın artmasını da sağlıyor. Dikkatimizi dağıtan bir gürültü ya da iş olmadığı zamanlarda odağımız kendimize ve dış dünyaya yoğunlaşıyor ve adeta beynimiz hiç olmadığı kadar özgürleşiyor.

Gürültü, vücudumuzun ürettiği stres hormonunda kayda değer bir artışa sebep oluyor

Dikkatimizi etrafımızı çevreleyen gürültüye yöneltmesek ve hatta uyku hâlinde olsak bile etrafımızdaki sesler beynimiz üzerinde büyük etki yaratıyor. Gürültü, temporal lobumuzda bulunan amigdalanın aktif hâle gelmesine ve vücudumuzdaki stres hormonu salınımının artmasına sebep oluyor. Eğer çoğunlukla gürültülü olan bir ortamda yaşıyorsanız, stres hormonu seviyelerinizin normalin üstünde olması şaşırtıcı değildir.

Sessizliğe maruz kalmak ise bunun tam tersi bir etki yaratıyo

Gürültünün beynimizde yarattığı etkiyi yalnızca sessizlik tersine döndürebiliyor; çünkü sessizlik hem beynimiz hem de bedenimiz üzerinde rahatlatıcı etki yaratıyor. Konu üzerine yapılan çalışmalar, sessiz bir ortamda kalmanın rahatlatıcı müzikler dinlemekten bile daha faydalı olduğunu gösteriyor.

Ayrıca sessizliğin bilişsel becerilerimizi geliştirdiği de kanıtlandı.

Yapılan çalışmalar, gürültünün işte ve okulda kişilerin iş becerilerini zayıflattığını ve çalışma sürelerini uzattığını kanıtlıyor. Kısacası sessizliğin faydası yalnızca boş zamanları değil, çalışma zamanlarımızı da kapsıyor ve zihinsel becerilerimizi arttırıyor. Yaşam alanımızda sessiz bir ortam sağlamak bugün her ne kadar zor olsa da, tüm bu sebeplerden ötürü yapmamız gerekenlerin başında geliyor.

SABİT DÜŞÜNCE VEYA DEĞİŞİM

Değişime ve gelişime ne kadar açıksınız?

Yüksek IQ, başarı için tek başına yeterli midir? Öyle olduğunuz düşünüyorsanız sabit zihniyetli olabilirsiniz. Ve bu durum değişimle başa çıkmanızı oldukça güçleştirebilir. Oysa hayat tamamen sürekli değişim ve gelişim üzerine kurulmuştur. İşte değişim karşısındaki tavrımızın gelişimimiz üzerindeki etkileri…
Tavrınız Neden IQ'dan daha Önemlidir
Konu başarı olduğunda bazı insanların akıllı olarak dünyaya geldiği ve geri kalan hepimizi gölgede bıraktığını düşünmek kolaydır. Fakat Stanford Üniversitesinde yapılan yeni araştırmalar bu fikrinizi (ve tavrınızı) değiştirecek.
Psikolog Carol Dweck bütün kariyerini tavır ve performans üzerinde harcadı, ve son çalışması gösteriyor ki takındığınız tavır IQ'nuzdan daha fazla başarının belirleyicisidir. 
Dweck insanların temel tavırlarının iki alt kategoriye ayrıldığını bulmuştur: Sabit Zihniyet ya da Gelişime Açık Beyin Yapısı.
Sabit Anlayışta siz kim olduğunuzu bildiğinizi var sayarsınız ve değişmeyeceğinize inanırsınız. Bu zorluklar ile mücadele ederken sorunlar yaratır çünkü üstesinden gelebileceğinizden daha zor gözüken bir şey sizi umutsuz ve çaresiz hissetmeye götürür.
Gelişime açık kafa yapısına sahip olan insanlar çaba göstererek gelişebileceklerine inanırlar. Onlar düşük IQ'ya sahip olsalar bile sabit zihniyete sahip insanlardan daha üstün performans sergilerler, çünkü onlar kendilerine yeni fırsatlar sunabileceğinden mücadeleleri kucaklarlar. 
Genel görüş akıllı olmak veya güven aşılamak gibi kabiliyetlere sahip olmayı önerecektir. Tabi ki böyledir. Ama sadece gidişat kolayken. Hayatta belirleyici faktör aksilikler ve zorluklarla nasıl başa çıktığınızdır. Gelişime açık kafa yapısına sahip insanlar aksilikleri kolları açık karşılarlar. 
Dweck'e göre, hayatta başarı, başarısızlıklarla nasıl götürdüğünüz ile alakalıdır. O gelişime açık kafa yapısına sahip insanların başarısızlığa yaklaşımını şöyle açıklıyor, "Hata bir bilgidir-biz onu hata olarak etiketleriz. Fakat o daha çok, 'Bu şekilde olmadı, ama ben bir problem çözücüyüm bu yüzden başka bir yolunu deneyeceğim."'
Grafiğin hangi tarafında olursanız olun bazı değişiklikler yapıp gelişime açık beyin yapısına ulaşabilirsiniz. Takip eden stratejiler beyin yapınız üzerinde ince bir ayarlama yaparak beyninizin gelişime ne kadar açık olduğu konusunda emin olmanızı sağlayacak.
Çaresiz Kalmayın. Hepimizin çaresizlikte dibe vurduğu anlara vardır. Burada sınavımız bu duygu haline nasıl bir tepki vereceğimiz ile alakalıdır. Ya ondan bir şeyler öğrenip ilerleriz veya bizi aşağı çekmesine izin veririz. Çaresizlik durumunda kendilerini bıraksalar asla oldukları kişiler olmayacak sayısız başarılı insan vardır: Walt Disney "hayal gücünden yoksun olduğu ve hiç iyi bir fikri olmadığı" için Kansas City Star'dan kovulmuştur. Oprah Winfrey hikayelerine "çok fazla duygusallık kattığı için" Baltimor'daki TV yönetmenliği işinden kovulmuştur. Henry Ford'un Ford'daki başarısından önce iki tane başarısız araba firması vardır ve Steven Spielberg USC Sinematik Sanatlar Okulun tarafından defalarca reddedilmişti. Bu insanlardan herhangi birinin sabit anlayışta olduğunu bir hayal edin ne olurdu? Onlar reddedilmelere yenik düşüp umutlarını kaybederlerdi. Gelişime açık bir beyin yapısına sahip olan insanlar çaresiz hissetmezler çünkü onlar başarılı olmak için başarısız olup tekrar sıçramaya istekli olmaları gerektiğini bilirler. 
Tutkulu Olun. Güçlü insanlar acımasızca tutkularının peşinde koşarlar. Her zaman bir yerlerde senden daha yetenekli birileri çıkacaktır ama sen bu yetenek eksikliğini tutkuların ile telafi edebilirsin. Güçlü insanların tutkusu onların mükemmelliği amansız takip etmeye iten şeydir. Warren Buffet en doğru tutkularınızı 5/25 tekniği olarak adlandırdığı teknikle bulmanızı öneriyor: En çok önemsediğin 25 şeyi bir yere not al sonra en alttan başlayarak 20 tanesinin üstüne çizik at. Geriye kalan 5 tanesi senin gerçek tutkularındır. Kalan hepsi sadece dikkat dağıtır. 
Harekete Geç. Açık görüşlü insanların korkularının üstesinden gelmesi bizden daha cesur olduklarından değil, sadece korku ve endişenin şok edici duygular olduğunu ve bu şokun üstesinden gelmenin en iyi yolunun harekete geçmek olduğunu bilmelerindendir. Gelişime açık insanlar güçlüdürler ve güçlü insanlar ilerleme kaydetmek için gerçekten mükemmel bir zaman olmadığını bilirler. O halde neden böyle bir zamanı beklesinler. Harekete geçmek hata yapma yönündeki bütün endişeni pozitif enerjiye dönüştürür. 
Daha fazla yol kat et. Güçlü insanlar en kötü günlerinde bile her şeylerini verirler. Her zaman daha fazla yol almak için kendilerini zorlarlar. Bruce Lee'nin çıraklarından bir tanesi her gün onunla 3 mil yol koşardı. Bir gün tam 3 mil tabelasına ulaşacakken Bruce, "Hadi 2 mil daha koşalım." Öğrencisi yorgundur ve "İki mil daha koşarsam ölürüm." Bruce'un cevabı? "O zaman koş" Öğrencisi beş mili bitirdiğinde baya sinirlenmişti. Bitkin ve sinirli bir halde Bruce'un karşısına çıkar ve Bruce'un yorumunu bekler, Bruce'un yorumu "Bırakırsan ölmekten bir farkın kalmaz. Sürekli olarak fiziksel ya da başka ne şekilde olursa olsun yapabildiğin şeylere sınır koyarsan bu geri kalan tüm hayatını etkileyecektir. Bu işine, ahlakına, bütün benliğine etki edecektir. Sınırlar yoktur. Yokuşlar vardır ama orada kalmamalısın. Onların ötesine gitmelisin. Bunu yapmak seni öldürecekse öldürür. İnsanın sürekli olarak seviyesini aşması gerekir."
Her gün biraz daha iyisini yapmazsan, o halde büyük olasılıkla her gün daha kötü duruma gidersin-ve bu nasıl bir hayat olur ki?"
Sonuçları Bekle. Gelişmiş anlayışa sahip insanlar zaman zaman başarısızlığa uğrayabileceklerini bilirler fakat onlar asla bunun sonuç beklemelerinden geri kalmalarına sebep olmasına izin vermezler. Sonuç beklentisi motive kalmanızı sağlar ve güçlenme döngüsünü besler. Bütün hepsinden sonra hala başaramayacağını düşünüyorsan o zaman neden rahatsız olasın?
Esnek ol. Herkes beklenmedik sıkıntılar ile karşılaşır. Gelişime açık anlayışa sahip insanlar sıkıntıları kendilerini başarmaktan geri tutan bir şey olmanın tam aksine gelişimin anlamı olarak görürler ve ona kucak açarlar. Beklenmedik bir durum güçlü bir insanı zorladığında onlar sonuç alana kadar beklerler. 
Bir şeyler istediğiniz şekilde gitmediğinde şikayet etmeyin. Yakınmak sabit zihniyetin açık bir işaretidir. Gelişime açık insanlar her şeyde bir fırsat arar bu yüzden yakınmanın onların yanında yeri yoktur. 

HAYATTAN BEKLENTİLERİN NELERDİR

Ödülü herkes ister, peki mücadeleye de var mısın?

Herkes, kendini iyi hissettiren şeyleri arzular, kaygısız, mutlu ve kolay bir hayat yaşamak, aşık olmak, sevilmek, mükemmel görünmek, çok para kazanmak, popüler ve saygı gören birisi olmak ister. Peki, kaç kişi tüm bunlar için mücadele etmeye hazır? İşte ödül-mücadele denklerime dair rasyonel bir analiz…
Hayatınızın en önemli sorusu
Herkes, kendini iyi hissettiren şeyleri arzular, kaygısız, mutlu ve kolay bir hayat yaşamak, aşık olmak, sevilmek, mükemmel görünmek, çok para kazanmak, popüler ve saygı gören birisi olmak ister.
Herkes bunları ister, ve bunları istemek hiç de zor değildir.
“Hayattan beklentin nedir?” diye sorulduğunda, “Mutlu olmak, harika bir aile hayatım ve yapmaktan keyif aldığım bir işim olsun isterim” gibi bir şey söylersiniz. O kadar ezbere verilmiş ve genellemeler dolu bir cevaptır ki, özünde hiçbir anlam barındırmaz.
Muhtemelen daha önce üzerinde hiç düşünmediğiniz, daha ilginç bir soru, “Hayatında nasıl bir acı yaşamak istersin? Ne için mücadele etmek istersiniz?” İşte bu sorunun cevabı, hayatınızın nasıl süreceği ile ilgili anahtar noktalar barındırıyor.
Herkes muhteşem bir iş ve maddi bağımsızlık ister. Ancak hiç kimse, kurumsal hiyerarşide boğulmuş bir halde 60 saatlik iş haftası, yorucu yolculuklar, rutin evrak işleri ile muhatap olmak istemez. İnsanlar, risk almadan zengin olmak ister, hiçbir fedakarlıkta bulunmadan hayattaki beklentileri karşılansın ister.
Herkes aşık olmak, ilişki yaşamak ister, ama kimse yaşanma ihtimali olan tartışmaları düşünmez. Uzun süreli sessizlikler, duyguların incinmesi hiçbir zaman akıllara gelmez. Ama mutluluk mücadele gerektirir. Pozitif duygular, negatif duygular ile mücadele edebilmenin ödülüdür.
Özümüzde ihtiyaçlarımız ve olası tepkilerimiz az ya da çok benzerdir. Olumlu deneyimlerle baş etmek kolaydır. Mücadele edilmesi ve dizginlenmesi gerekenler olumsuz deneyimlerdir. Bu nedenle, arzuladığımız hayat, beklentilerimiz olan iyi duygular tarafından belirlenmez; kötü hisler, deneyimler ve onlarla nasıl istekli bir şekilde mücadele ettiğimiz bizi sahip olmak istediğimiz iyi duygulara ulaştırır.
İnsanlar muhteşem bir fiziğe sahip olmak istiyorlar. Ancak acı ve fiziksel stres dolu saatler boyunca bir spor salonunda yoğun bir tempoda çalışmadan, düşlediğimiz vücuda ulaşmak mümkün değildir.
İyi bir fiziğe sahip olmak
İnsanlar düzenli maaş aldıkları işlerinden istifa edip, kendi işlerini kurmak ister. Ancak, taşınacak riski göz önünde bulundurup bunu yönetemeyen hiç kimse yeni işinde başarılı olamaz. Emeğinizin finansal bir geri dönüşü olacak mı bilmeden, günler, saatler boyu çalışmak zorunda kalabilirsiniz.
Popüler bir tabir var, “Yeteri kadar isterseniz, sahip olursunuz!”
Herkes bir şeyler istiyor, ve yeteri kadar da istiyorlar. Bir şey isteyip, kanepenize kurularak onun gerçekleşmesini beklerseniz, uzun süre o kanepede oturma ihtimalinizin yüksek olduğunu size söyleyebilirim. Hayattan pozitif anlamda beklediğiniz çoğu şeyin bir maliyeti vardır. Sahilde abdominalleri şişirip gezmek istiyorsanız öncesinde yorgunluğu, terlemeyi göze almanız gerekiyor. Limanda duran yatınızla akşamüstü denize açılmak istiyorsanız, risk dolu iş hayatında geceler boyu çalışma ve olası bir iflas ihtimalinin de olduğunu bilmeniz gerekiyor.
Kendinizi aylar boyunca, yıllar boyunca bir şeyler isterken buluyorsanız, hayatınızda hiçbir şey değişmiyorsa, istediğiniz şeye bir adım bile yaklaşamadığınızı hissediyorsanız, belki de istediğiniz şey sadece bir fantezi, bir görüntüden ibarettir.
Başarmak
İnsanlara “Nasıl acı çekmek istersiniz?” diye sorduğumda sanki on iki tane burnum var gibi yüzüme bakakalırlar. Bu soruyu soruyorum çünkü bu sizin arzularınızdan ve fantezilerinizden çok daha fazla şey anlatıyor. Bir seçim yapmak zorundasınızdır. Acı çekmeden de hayatınızı yaşayabilirsiniz, ancak bu hayat, güller ve gök kuşakları ile dolu olamaz. En nihayetinde cevap verilmesi gereken soru budur. Zevkleriniz ile ilgili cevap vermek kolaydır, zor olan, “Ne kadar acıya katlanabilirsiniz?” Vereceğiniz cevap hayatınızı değiştirebilme potansiyeline sahiptir. Sizi beylik cevaplar veren diğer insanlardan ayıracak kararlar alabilmenizi sağlayacaktır.
Mücadeleyi değil, ödülü isterseniz. Süreci değil sonucu isterseniz. Kavgaya değil, sadece zafere aşıksanız. Bu talepleriniz ve arzularınız hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Başarılarınız, mücadeleleriniz sonucunda oluşur.

2 Ocak 2018 Salı

BEDEN DİLİ ÖNEMLİ


Kuşkusuz beden dilinin iş dünyasındaki rolü oldukça büyük. Beden dilinizi doğru bir şekilde kullanarak olumlu imaj oluşturmanın yolu ise yeni bir dil öğrenir gibi her gün tekrar yapmaktan geçiyor. İşte beden dili ile olumlu bir imaj oluşturmanın yolları...
Olumlu imaj nasıl oluşturulur?
Kişinin ailesi ve çevresiyle ilişkilerinde bilinçli ya da bilinçsiz oluşturduğu imaj çok önemli. Bazı hatalı davranış ve tutumlar var ki kişinin oluşturduğu olumlu imajı anında olumsuza dönüştürebiliyor. Uzmanlar, tutarlı ve başarı sağlayacak bir imaj için güler yüzden sıcak ses tonuna, doğru beden dilinden fiziksel duruşa kadar birçok şeyin etkili olduğunu söylüyor.
Olumlu imaj oluşturmanın püf noktalarına dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Özkan, imajın yeni bir dil öğrenmek gibi olduğunu söylüyor. ‘Her gün üzerinde çalışmak ve tekrar yapmak gerekir’ diyen Özkan, bu konuda ustalaşan birinin çalıştığı yere ve ortama göre kendine uygun imajı esnek bir şekilde oluşturabileceğini kaydediyor. 
Beden dili uzmanından öneriler
Beden dili uzmanı Yrd.Doç.Dr. Özkan, olumlu bir imaj oluşturmak için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle ifade ediyor:
Kişisel imajı tutarlı ve başarı sağlayacak duruma getirmek için kişi öncelikle kendini tanımalıdır. Kendini tanıyan kişi, kendine güvenir ve kendini sever. Özgüveni olmayan kimsenin, olumlu imaj sergilemesi mümkün değildir.
Güler yüzlü olunmalı
İletişim kanalları arasında uyum sağlanmalıdır. Psikologlara göre, iletişim kanalları arasındaki uyumsuzluk, ruh sağlığının bozukluğunun göstergesidir. Hiç güler yüzle birine hakaret eden insan gördünüz mü? Güler yüzlü insan, sıcak ses tonuyla konuşur ve insanlara yumuşak bir şekilde dokunur.
Beden dili doğru kullanılmalı
Olumlu imaj oluşturmak isteyen, iletişim becerilerini zenginleştirmeli, ses tonunu etkili kullanmalı ve topluluk önünde rahat konuşma yapabilmelidir. 
Beden dili doğru kullanılmalı. Kişi, beden diliyle olumlu mesajlar verebilmeli. Ayrıca başkalarının beden dillerini doğru okuyabilmeli ve onlarla uyum sağlayabilmelidir. 
Tokalaşma samimi olmalı
İlk karşılaştığımız insana, nasıl göründüğümüz ve nasıl bir yüz ifadesine sahip olduğumuz, ne ve nasıl söylediğimizden önemlidir. Bu sebeple imaj oluşturmada önce görsel mesajlara, sonra kulaktan gelen mesajlara ve daha sonra da ne söylediğimize dikkat etmeliyiz. 
El sıkışmada, göz temasının sağlanması iletişimi güçlendirir ve insanları birbirine yaklaştırır. İnsanlarla her zaman canlı ve samimi bir şekilde tokalaşmak gerekir. 
Dik duruş etkilidir
Konuşma esnasında, her insana özel ilgi ve dikkat göstermeliyiz. İlgi gösterme ve itibar etme, kimlik seviyesinde kabul etme olarak algılanır. Bir kişiyle konuşurken başka bir şeyle meşgul olmak, etrafa veya diğer insanlara bakmak doğru değildir. Ayrıca ciddi konularda şaka yapmak da yanlıştır. 
Canlı olmak ve dik durmak gerekir. Etkili ve özgüveni yüksek bir yürüyüş, sırtın ve başın dik tutulduğu, ellerin rahat bir şekilde savrulduğu bir yürüyüş şeklidir. Şımarık, taşkın ve ciddiyetsiz olmak negatif imaj oluşturur. 
Dış görünüşe özen gösterilmeli
Kişi kurumundaki konumuna ve hedeflerine uygun giyinmeli. Her zaman bakımlı ve temiz görünmeli. Kendisini tamamlayan renklerde ve sitilde giyinmeye dikkat etmeli. Kıyafetlerini vücut yapısına uygun olacak şekilde seçmeli. Elbise, el ve tırnak temizliğine dikkat etmeli. Siyah gözlük takmamalı. Koyu renk takım elbise düzenin ve ciddiyetin, kısa paçalı pantolon ve boyasız ayakkabılar düzensizliğin göstergesidir.
Nezaket kurallarına uyulmalı
Bir grupla karşılaşıldığı zaman bazılarıyla kucaklaşıp bazılarına resmi bir tavır sergilemek olumsuz bir görüntü sergiler. Karşılaşılan her insan önemsenmeli ve kimse görmezlikten gelinmemelidir. İnsanlara ismiyle hitap etmek gerekir. 
Olumlu imaj için empatik bağ kurmak şart. Ayrıca nezaket kuralları öğrenilmeli ve uygulanılmalı. 
Hayal gücünüzden yararlanın
İçinde bulunduğu şartlardan hoşlanmayan kişinin yapması gerekenin, ‘o şartları ve durumları düşünmemek’ olduğunu söyleyen Yrd.Doç.Dr. Özkan, kişinin hayal gücüyle istemediği şeyleri istediği şeylere kaydırabilecek potansiyele sahip olduğunu belirtiyor. 
Yrd.Doç.Dr. Zülfikar Özkan somut örnekle durumu şu şekilde açıklıyor:
“Mesela aynada kendi bedenine bakan ve formunu yitirmiş olduğundan nefret eden bir kimse şu şekilde düşünebilir: ‘Aynadaki görüntümün yerine, görünmeyen niyet ettiğim halimi koyuyorum.’ Bu şekilde istediği imajı zihninde canlandırabilir ve özgüvenini yükseltebilir.” 

SOSYAL MEDYA


Sosyal medya akıl sağlığını nasıl etkiliyor? Uzmanlar sosyal paylaşım sitelerinin akıl sağlığını olumsuz etkilediği söylüyor. Özellikle bu siteleri sık kullanan gençlerde depresyon oluştuğu belirtiliyor. Facebook yöneticileri ise çok daha farklı düşünüyor. İnsanlarla etkileşime girmenin daha iyi hissettireceğini belirtip, daha çok paylaşım yapılması gerektiğini söylüyorlar. İşte Facebook'un açıklamalarının detayları...
Facebook: Sosyal medyada sessizlik ruh sağlığına iyi gelmiyor, daha çok paylaşım yapılmalı
Facebook intihar etme riski olanların tespit edilebilmesi için yapay zeka teknolojisini kullanılıyor.
Facebook, sosyal medyanın ruh sağlığına zarar verdiğini itiraf etti ancak sağlığı korumanın yolunun da daha fazla paylaşımda bulunup daha fazla yorum yazmak olduğunu öne sürdü.
The Times gazetesinin haberine göre Facebook hafta sonu yayımladığı blog yazısında, bazı sosyal medya araçlarının insanları mutsuz ettiğine dair kanıtlar olduğunu kabul etti.
Akademik araştırmalar, sosyal medyayı yoğun kullanan özellikle gençler arasında depresyon, öz güven eksikliği ve yalnızlık duygusu oluştuğuna dikkat çekmişti.
Facebook ise şimdiye kadar bu platformun psikolojik zarar verdiğine işaret eden araştırmalarla ilgili yorum yapmayı reddediyordu.
Sosyal medyanın psikolojik etkileriyle ilgili ilk defa açıklama yapan Facebook'a göre arkadaşlarının durum güncellemelerine 'kenardan bakan' kullanıcıların ruh sağlığı bozulabilir.
Facebook'un araştırma müdürü David Ginsberg ve araştırma görevlilerinden Moira Burke'nin yazdığı blog yazısında "Genelde insanlar vakitlerini çoğunlukla pasif olarak bilgi tüketmeye harcadıklarında, yani yalnızca okuyup birbirleriyle etkileşime girmediklerinde, kendilerini daha kötü hissediyorlar" deniyor.
Facebook, Michigan Üniversitesi'nin de bir araştırmasına atıf yapıyor. Bu araştırmaya göre günde 10 dakika Facebook okuyan öğrencilerin morali, Facebook'ta daha sık paylaşım yapma ve arkadaşlarıyla konuşma görevi verilen diğer arkadaşlarının moraline kıyasla daha bozuk oluyor.
California San Diego Üniversitesi ile Yale Üniversiteleri'nin araştırmasına göre ise çoğu arkadaşının paylaşımlarını 'beğenen' kullanıcıların akıl sağlığı daha kötüye gidiyor çünkü kendileri ile arkadaşları arasında olumsuz kıyaslamalar yapmaya başlıyorlar.
Akıl sağlığının olumsuz etkilendiğini kabul eden Facebook ise sayfada daha az vakit geçirilmesini önermiyor.
Aksine, kullanıcıların paylaşımlarla ve arkadaşlarıyla sık sık etkileşime girerek daha mutlu olacaklarını öne sürüyor.
'Yalnızlık hissine çare daha çok yorum'
Facebook, "İnsanlarla aktif olarak etkileşimde olmak, mesaj atıp, güncellemeler, yorumlar paylaşmak ve özellikle yakın arkadaşlarla eski günlerden konuşmak akıl sağlığına iyi geliyor" tavsiyesinde bulunuyor ve çok yorum yapanların, çok yorum ve mesaj alanların kendilerini daha az yalnız hissettiklerini söylüyor.
Ruh sağlığıyla ilgili çalışan dernekler ise internet şirketlerine sanal ortamdaki zorbalıklara karşı daha fazla mücadele etmeleri uyarısında bulundu.
YoungMinds adlı yardım kuruluşundan Sarah Brennan, "Gençler, internet ortamındaki tacizlere karşı sosyal medya şirketlerinin daha fazla mücadele etmesini ve ruh sağlığını korumak için daha fazla çaba göstermelerini istiyor" diyor.
Facebook'un bu açıklamasından birkaç gün önce ise bu platformların 'insani etkileşimden koparıp bir boşluğa bıraktığı' eleştirileri yapılıyordu.
Facebook'un 2011'e kadar kullanıcı artışından sorumlu biriminde başkan yardımcılığı yapan Chamath Palihapitiya Stanford Üniversitesi'nde "Artık, toplumun işleyişini oluşturan dokuyu paramparça eden araçlar yarattığımız noktaya geldik" dedi.
Facebook'un eski patronu Sean Parker da geçen ayki açıklamasında, internet sitesini bağımlılık yaratacak şekilde tasarlayarak, şirketin 'insan psikolojinin zayıflıklarından istifade edildiğini' bildiğini söyledi.
Facebook, etkileşimlerin daha iyi kontrol edilebilmesi için kullanıcılara kısa süreli aralar alabilecekleri yeni özellikler sunmaya başladı.
Bazı kullanıcıları listeden silmeden 30 gün boyunca 'sessize alabilme' özelliği de geldi.
Facebook ayrıca intihar etme riski olanların tespit edilebilmesi için yapay zeka teknolojisini de kullanılıyor.
Diğer yandan benzer kaygılar diğer platformlar için de dile getiriliyor.
İngiltere'deki Kamu Sağlığı için Kraliyet Topluluğu, Instagram'ın gençlerin ruh sağlığı için en zararlı sosyal paylaşım sitesi olduğunu ifade etti.

STRESİNİ YEN


Çalışma hayatının hergün biraz daha stresli hale geldiği doğru. Stresin iş başarısını engelleyen en önemli nedenlerden biri olduğu da iyi biliniyor.İş hayatında stres bir ölçüye kadar faydalı bulunuyor ama o ölçüden fazlası iş ilişkilerini bozuyor, dikkati dağıtıyor, verimi azaltıyor, başarısızlığa sebep oluyor.
İş yeri kaynaklı stresi azaltmanın kolay bazı yolları var. İşte onlardan bazıları...
İşyerinde stresle mücadele etmenin 10 etkili yolu
Masa başı tatilleri önemli: Stres yönetimi uzmanları ofisinizde sandalyenizi ve masanızı terk etmeden yapacağınız kısa tatillerin yararlı olabileceğini belirtiyor. Yapacağınız şey son derece basit: Gözlerinizi kapatın, yavaş ve derin nefes alarak kendinizi kısa bir tatile çıkarın. Tatili kum, güneş, denizle mi, dağda kayak yaparak mı geçireceğinize siz karar verin. Dalgaların sesini dinleyin, denizin kokusunu içinize çekin ya da iliğinize kadar işleyen soğuğu hissedin.
Bir oyuncak edinin: Masanızda bir el egzersiz aleti, bir tenis topu ya da iki adet uzak doğu işi stres metali bulundurun. Gergin olduğunuzda bunlarla oynayın, egzersiz aleti ya da tenis topunu sıkıştırın. Kas hareketlerinin ve bu esnada artan dolaşımın strese iyi geleceği belirtiliyor.
Derin derin nefes alıp verin: Yavaş, uzun ve sakin nefesler alıp verin. Havayı burnunuzdan çekin, ağzınızdan son derece yavaş bir şekilde boşaltın. Derin bir nefes aldıktan sonra onu içinizde 5 saniye kadar tutun ve sonra yavaş yavaş bırakın. Bu işlemi arka arkaya 5-6 kez tekrarlayın.
Sosyal bağlarınızı çoğaltın: Çok sıkıştığınız zamanlarda eşinizi, çocuklarınızı, arkadaşlarınızı ya da uzun zamandır fırsat bulup bir "alo" diyemediğiniz anne-babanızı arayın. Onların sesleri, duyguları, güçleri size iyi gelecektir.
Limon kolonyası deyip geçmeyin: Masanızda bir limon kolonyası değilse bile limon veya elma gibi kokulu bir meyve bulundurabilirsiniz. İş ortamınızın kokusu ruhsal gerginliğinizi azaltıp çoğaltabiliyor. Araştırmalar, stresin aromaterapiden yani kokuların gücünden çok etkilendiğini ortaya koyuyor. Vanilyalı kokular, portakal-çikolata karşımı kokular, okaliptüs kokusu, limon, ylang ylang kokusu stresi yatıştırıyor.
Müzik stresi zayıflatıyor: İş yerlerinde çalınan hafif müziklerin stres yükünü azalttığı belirtiliyor. Özellikle hafif müzikler, meditasyon amacıyla geliştirilmiş dalga, su, yağmur seslerinin bulunduğu sesleri içeren müzikler bir stres temizleyicisi gibi çalışıyor. Tersine gürültülü ortamların ses kirliliğine ve stresi yükseltmeye yol açabileceği de aklınızda olsun.
Listelemek doğru bir alışkanlıktır: Stresin en önemli etkeni zaman baskısıdır. Zamanınızı iyi yönetebilirseniz, stresiniz azalacaktır. Bunun iki yolu var. Biri programınızı gevşetmeniz, diğeri liste yapmanızdır. Liste yapmak sadece günlük işleri sıralamak anlamına gelmiyor. Öncelikleri belirlemek, lüzumsuz olanları ayıklayıp çöpe göndermek gerekiyor. Yapılacak işler listesine çok fazla madde koymamak da önemli.
Espri yapmak iyi geliyor: Uzmanlar, ciddi, asık suratlı, salt iş odaklı çalışanların yoğun olduğu iş yerlerinde stresle mücadelenin daha zor olduğunu belirtiyor. Dozunda ve zamanında yapılan espriler, güzel fıkralar, sürprizler ve bazen güçlü bir kahkaha sadece gergin kasları değil gergin ortamı da yumuşatabiliyor. Gülmek vücuda daha fazla oksijen girmesini sağlıyor, beyni dinlendiriyor, kan basıncını düşürüyor.
Boş zamanları artırmak gerekiyor: İşiniz ne kadar önemli olursa olsun mutlaka bir zaman aralığı yaratmaya çalışın. Bu zaman aralıklarını yeni işler için değil arkadaşlarınızı aramak, diğer çalışanlarla sohbet edip gırgır yapmak, masadan kalkıp dolaşmak hatta mümkünse çıkıp biraz hava almak için kullanın. Yanınızda çalışanları dinleme fırsatı olarak da değerlendirmeniz mümkündür.
İşyeri dostluklarınızı geliştirin: İşyerinde dost bir çevre oluşturmak, iyi ve güvenli ilişkiler kurmak stres yönetimini kolaylaştırıyor.
İş yeri stresi sağlığınızı etkileyen ve yaşam kalitemizi yönlendiren en önemli faktörler arasında yer alıyor. Yukarıdaki 10 maddeye daha yenilerini de eklemek mümkün. İyi bir hayatın ölçülü ve yönetilebilir bir stresle sağlanabileceğini lütfen unutmayın.
Sadece yediklerinize değil içtiklerinize de dikkat edin
Yeni bulgular kilo sorunundaki artışın arkasında gözden kaçmış bir problemin yatabileceğine işaret ediyor: Aşırı içecek tüketimi! North Carolina Üniversitesi tarafından yürütülen bir çalışmada Amerikalıların bir günde tükettikleri toplam kalorinin 1965’te yüzde 12’si içeceklerden geliyorken, bu rakam 2002’de yüzde 21’e, son birkaç yılda da yüzde 30’a yükselmiştir. Alkollü içeceklerin tüketimindeki artışın önemli bir nedeni, özellikle sosyal toplantılarda bu içeceklerin daha fazla içilmeye başlanmasıdır. Ayrıca araştırmanın sonuçlarına göre yüzde 100 meyve suyu veya meyve suyu konsantrelerinin tüketimindeki artışın da etkisi vardır. Araştırma sonuçları, özellikle çocukluk yaşlarında ve 40’lı yaşlar sonrasında tüketilen içeceklerden kazanılan kalorilere dikkat edilmesi gerektiğini belirtiliyor. Eğer kilonuzu daha kolay yönetmek istiyorsanız içeceklerden kazandığınız kalorileri dikkatle izlemenizi öneriyoruz. Bir bardak kolalı içeceğin 100-120, meyve suyunun 150 kaloriye kadar enerji verebileceğini, bir bardak şarapta ortalama 80, bir duble rakı veya viskide 300’e yakın kalori bulunabileceğini hatırlatalım.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

UMUTSUZ OLMAK İNSANI YAŞLANDIRIR

  İnsan bedeni zamanla yaşlanır; bu kaçınılmazdır. Ancak insanın ruhu, zihni ve hayata bakışı çok daha erken yaşlanabilir. Bunun en büyük se...