Bir ülkenin geleceğini merak ediyorsanız, binalarının yüksekliğine ya da döviz kurlarındaki hareketliliğe değil; gençlerinin gözlerindeki ışığa, yüzlerindeki tebessüme ve yarına dair taşıdıkları umuda bakmalısınız. Çünkü gençlik, yalnızca bir yaş dönemi değil, bir ulusun geleceğe attığı en sağlam imzadır. Bugün Türkiye’de ise bu imza, derin bir endişe ve belirsizlik bulutunun altında kalıyor. Üniversite amfilerinden kafelere, plazalardan mahalle kahvelerine kadar milyonlarca gencin ortak sorusu aynı: “Yarın ne olacak?”
Çeyrek asra yaklaşan siyasi ve ekonomik iklimde büyüyen gençler, istikrar ve öngörülebilirlik arayışıyla hayatlarını sürdürüyor. Çocukluklarında sürekli değişen sınav sistemleriyle yarışa sokuldular. Üniversiteyi bitirdiklerinde ise diplomalarının her zaman iş ve gelecek garantisi sağlamadığını gördüler. Liyakatin yerini kayırmacılığın, emeğin yerini tanıdık ilişkilerinin aldığına inanan bir gençlik, hak ettiğine ulaşamadığında sisteme olan güvenini de kaybediyor. En iyi üniversitelerden mezun olan pırıl pırıl beyinler, kariyer hayalleri kurmak yerine yurt dışında yaşamayı düşünüyor.
Mesele yalnızca geçim sıkıntısı, yüksek kiralar ya da bir fincan kahvenin fiyatı değildir. Hayat pahalılığı elbette ağırdır. Ancak gençleri asıl yıpratan, geleceğini planlayamamak ve emeğinin karşılığını alacağından emin olamamaktır. İş bulabilecek mi? Kendi evine çıkabilecek mi? Ailesini geçindirebilecek mi? Yıllarca okuyup çalıştıktan sonra insanca bir hayat yaşayabilecek mi? Bu soruların yanıtını bulamayan gençler, hayallerini ertelemek zorunda kalıyor.
Bir ülkenin gençleri, kendi geleceklerini başka ülkelerde arıyorsa burada ciddi bir sorun vardır. Gençlerin gitme isteğini yalnızca kişisel tercih olarak değerlendirmek, meselenin özünü görmezden gelmektir. İnsanlar huzur, adalet, özgürlük ve fırsat eşitliği istiyor. Gençler de yeteneklerinin değer gördüğü, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği ve geleceklerini güvenle kurabildiği bir ülkede yaşamak istiyor.
Oysa bir devletin en büyük sermayesi betonarme köprüler, yollar veya görkemli binalar değildir. O eserleri inşa eden, geliştiren ve geleceğe taşıyan insan kaynağıdır. Gençlerin eğitimine, mesleki gelişimine ve girişimciliğine yatırım yapmak, ülkenin yarınlarına yatırım yapmaktır. Bunun yolu da güçlü bir eğitim sistemi, bağımsız hukuk, şeffaf yönetim ve liyakat esaslı istihdamdan geçer.
Gençlere umut vermek, birkaç güzel söz söylemekle mümkün değildir. Onlara adil bir düzen, eşit fırsatlar ve emeğin karşılığını sunmak gerekir. Siyasi sorumluluk da tam burada başlar.
Gençlerine umut veremeyen bir ülke, geleceğini kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Türkiye’nin yarınlarını kurtarmak istiyorsak, bugün gençlerin sesini duymalıyız. Çünkü gençlerin umudu, Türkiye’nin geleceğidir.
Bir ülkenin gençleri hayal kurmaktan vazgeçmişse, orada alarm zilleri çalıyor demektir. Gençler torpilden, adaletsizlikten ve umutsuzluktan kaçıyorsa sorumlular artık mazeret üretemez. Çünkü gençlerin geleceğini çalan, aslında ülkenin geleceğini çalmaktadır. Sandalyeler, makamlar ve iktidarlar gelip geçer; fakat kaybedilen bir kuşağın hesabını tarih mutlaka sorar. Gençlerini kaybeden Türkiye, yarınlarını da kaybeder!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder