26 Ekim 2026 Pazartesi

ADALET TERAZİSİ VE İKTİDARIN SINAVI

Bir ülkeyi ayakta tutan temel direk; görkemli binalar, yüksek büyüme rakamları ya da devasa altyapı projeleri değildir. Bir devleti devlet yapan, toplumun her bir ferdine derinden hissettirdiği adalet duygusudur. Tam 24 yıldır iş başında olan bir iktidar dönemi değerlendirildiğinde, kuşkusuz sorulması gereken en kritik soru şudur: Türkiye’de adalet gerçekten sağlandı mı?

Siyasilerin bu soruya vereceği süslü nutuklar bir yana, sokağın ve vatandaşın verdiği yanıt son derece açıktır. ASAL Araştırma’nın 26 ilde gerçekleştirdiği ankette çıkan veriler, toplumsal hafızaya kazınan acı bir gerçeği gözler önüne seriyor: Yurttaşların yalnızca %21,1’i "Türkiye'de adalet var" derken, %71 gibi ezici bir çoğunluk "Adalet yok" yanıtında birleşiyor. Çeyrek asra yaklaşan kesintisiz bir yönetim tecrübesinin ardından toplumun ezici çoğunluğunda beliren bu güvensizlik tablosu, sıradan bir istatistik değildir. Bu oran; yargı sistemine, fırsat eşitliğine ve hukukun üstünlüğüne dair inancın ne denli eridiğinin açık ilanıdır.

Adalet talebi sadece adliye koridorlarındaki hakim kararlarıyla sınırlı değildir. İşe alımlardaki liyakatsizlikten gelir dağılımındaki derin uçuruma, cezasızlık algısından suçluların elini kolunu sallayarak gezdiği sokak güvenliğine kadar hayatın her alanında bu boşluk hissedilmektedir. "Bana dokunmayan bin yaşasın" anlayışının yerleştiği, haklının değil gücü elinde tutanın sesinin çıktığı her an, o adalet terazisi biraz daha bozulmaktadır. Vatandaş artık mahkemeye gittiğinde hakkını alacağına değil, arkasında bir dayısı olup olmadığına bakmak zorunda kalmaktadır.

24 yıllık bir iktidarın en birincil sorumluluğu, kurumsal yapıyı güçlendirmek ve hukuka olan güveni sarsılmaz kılmaktı. Ancak geldiğimiz noktada toplumun büyük kısmı kendisini hukuki güvenceden yoksun hissediyorsa, burada derin bir vicdan muhasebesi yapılması zorunludur. Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun hakim olduğu bir iklimde ne ekonomik istikrar kalıcı olabilir ne de toplumsal barış tesis edilebilir.

Soruşturmaların kişiye göre açıldığı, kararların siyasi konjonktüre göre şekillendiği bir sistem, en büyük zararı yine devletin kendisine verir. Mülkün temeli olan adalet çökünce, üzerinde yükselen hiçbir bina ayakta kalamaz. Adalet, bir siyasi partinin vaat broşüründe yer alan süslü bir kelime değil; vatandaşın ne zaman başı sıkışsa sığınabileceği tek güvenli liman olmalıdır.

Eğer bir ülkede her 10 kişiden 7’si adaletin varlığına inanmıyorsa, ortada övünülecek bir tablo kalmamış demektir. Çünkü güvenin bittiği yerde, geleceğe dair tüm umutlar da tükenir.

Adaletin yeniden tesis edilmesi için önce hukukun herkese eşit uygulanacağına dair güçlü bir irade ortaya konulmalıdır. Bağımsız yargı, şeffaf yönetim ve liyakat, bu güvenin temel taşlarıdır. Unutulmamalıdır ki iktidarlar değişir, makamlar el değiştirir; ancak adaletin terazisi şaşarsa, bunun bedelini bütün bir millet öder. Adalet, devletin namusu, milletin geleceğidir. Adalet çökerse devlet sarsılır, milletin umudu tükenir, gelecek karanlığa gömülür.

Hiç yorum yok:

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

GENÇ KUŞAĞIN ORTAK PAYDASI: YARIN NE OLACAK

Bir ülkenin geleceğini merak ediyorsanız, binalarının yüksekliğine ya da döviz kurlarındaki hareketliliğe değil; gençlerinin gözlerindeki ış...