11 Ekim 2026 Pazar

TÜRKİYE'DE GELİR DAĞILIMINDA DERİNLEŞEN EŞİTSİZLİK

 


Türkiye’de ekonomik sorunların merkezinde artık yalnızca enflasyon ya da hayat pahalılığı değil, giderek derinleşen gelir dağılımı adaletsizliği yer almaktadır. Aynı ülkede bir kesim lüks tüketim yapabilirken, geniş bir toplum kesimi temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanmaktadır. Bu tablo, ekonomik bir dengesizlikten çok daha fazlasını; toplumsal bir kırılmayı işaret etmektedir. Bugün Türkiye’de asgari ücret 28 bin TL, emekli maaşı ise ortalama 25 bin TL seviyesindedir. Buna karşın açlık sınırı 35 bin TL, yoksulluk sınırı 115 bin TL olarak hesaplanmaktadır. 3 büyük şehirde ev kiraları 40 bin TL’den başlıyor. 

Yani milyonlarca insan, daha gelirini almadan açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmektedir. Gelirler ile hayatın gerçek maliyeti arasındaki bu uçurum, eşitsizliğin en somut göstergesidir. Gelir dağılımındaki bozulma, orta sınıfın hızla erimesine neden olmaktadır. Bir zamanlar toplumun omurgasını oluşturan orta sınıf, bugün ya alt gelir grubuna düşmekte ya da borçla ayakta durmaya çalışmaktadır. Artan kira fiyatları, yükselen gıda ve enerji maliyetleri, eğitim ve sağlık harcamaları orta sınıfı nefessiz bırakmıştır. Tasarruf etmek bir yana, ay sonunu getirmek bile ciddi bir mücadele hâline gelmiştir.

KÜÇÜK KESİM

Öte yandan, yüksek gelir grubundaki küçük bir kesim, ekonomik dalgalanmalardan çok daha az etkilenmektedir. Döviz, altın ve gayrimenkul gibi yatırım araçlarına erişimi olan bu kesim, servetini koruyabilirken hatta artırabilirken; sabit gelirli vatandaşlar her geçen gün daha da yoksullaşmaktadır. Bu durum, zengin ile yoksul arasındaki makası her geçen gün biraz daha açmaktadır. 

Gelir dağılımındaki eşitsizlik, yalnızca bugünün sorunu değildir; geleceği de tehdit etmektedir. Eğitimde fırsat eşitsizliği derinleşmekte, düşük gelirli ailelerin çocukları kaliteli eğitime erişememektedir. Sağlık hizmetlerine ulaşımda yaşanan zorluklar, yoksul kesimler için daha ağır sonuçlar doğurmaktadır. Böylece yoksulluk, nesilden nesile aktarılan kalıcı bir sorun hâline gelmektedir. Bölgesel eşitsizlikler de gelir dağılımındaki adaletsizliği artıran önemli faktörlerden biridir. 

Büyük şehirlerde yaşam maliyetleri hızla artarken, kırsal bölgelerde iş olanakları sınırlı kalmaktadır. İnsanlar ya büyük şehirlerde yoksullukla yaşamaya ya da işsizliğe razı olmaya zorlanmaktadır. Bu durum, iç göçü artırırken sosyal dengeleri de bozmaktadır. Gelir dağılımında adalet sağlanmadan ekonomik istikrarın kalıcı olması mümkün değildir. Çünkü ekonomi yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değildir; önemli olan bu büyümenin toplumun geneline nasıl yayıldığıdır. Bir ülkede refah, sadece küçük bir azınlığa aitse, o ülkede sosyal huzurdan söz edilemez. Türkiye’de gelir dağılımındaki eşitsizlik artık görmezden gelinecek bir mesele olmaktan çıkmıştır. Bu sorun çözülmediği sürece, ne enflasyonla mücadele ne de ekonomik reformlar istenen sonucu verecektir. Çünkü adil paylaşılmayan her kazanç, toplumda daha fazla umutsuzluk, güvensizlik ve gelecek kaygısı yaratmaktadır. 

Ekonomik adalet, yalnızca bir tercih değil; toplumsal barışın ve sürdürülebilir bir geleceğin temel şartıdır.


YÜZDELİK İLLÜZYON VE KÖKÜNDEN SARSILAN EMEKLİ

Temmuz ayı geldiğinde milyonlarca emeklinin gözü kulağı yine Ankara’dan gelecek zam haberlerine kilitlendi. Ancak bu yıl beklenti, alışılagelmiş bir yüzdesel artışın çok ötesinde: Emekliler artık adalet, yani "seyyanen zam" istiyor. 

Ekonomi yönetiminin paylaştığı verilere ve piyasa beklentilerine göre, bu dönemin 6 aylık enflasyon zammının yüzde 18 civarında gerçekleşeceği öngörülüyor. İlk bakışta normal bir endeksleme gibi duran bu oran, emeklinin mutfağındaki yangını söndürmek bir yana, haksızlığı daha da derinleştiren yapısal bir kördüğüme dönüşmüş durumda. 

Emeklilerin meydanlarda, sokaklarda ısrarla seyyanen zam talep etmesinin arkasında yatan asıl gerçek, artık bir sistem krizi haline gelen "Kök Maaş" sorunudur. Mevcut sistemde, resmi enflasyon oranında yapılan yüzdesel zamlar emeklilerin eline geçen net tutara değil, kağıt üzerindeki ham "kök maaşlarına" uygulanıyor. Bugün kök aylığı 16 bin TL ve altında kalan milyonlarca emekli bulunuyor. Bu vatandaşlarımıza yüzde 18’lik Temmuz zammı uygulandığında, maaşları kağıt üstünde artsa dahi yasal en düşük sınır olan 20 bin TL’nin altında kalıyor. Yani devletin alt sınırı eşitlemek için yaptığı sosyal destek payı azalıyor, emeklinin cebine giren net parada ise tek bir kuruş artış gerçekleşmiyor. Yüzdelik zam, milyonlarca emekli için koca bir sıfır anlamına geliyor. Hayatın gerçekleri ile resmi masal arasındaki uçurum ise hiç bu kadar derin olmamıştı. TÜİK yıllık enflasyonu yüzde 35.05 olarak açıklarken, halkın çarşıda, pazarda hissettiği hayat pahalılığını yansıtan ENAG enflasyonu yüzde 68.68 seviyesine dayanmış durumda.

40 BİN TL SINIRINDA

İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde en mütevazı evlerin kiraları bile artık 40 bin TL sınırından başlıyor. Dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 36 bin TL’ye ulaşmışken, toplam yoksulluk sınırının 115 bin TL'yi aşması durumun vahametini gözler önüne seriyor. 

Bu korkunç ekonomik tabloda, kök maaş cenderesinde ezilen ve 20 bin TL'ye mahkum edilen bir emeklinin barınması, beslenmesi, insanca yaşaması matematiksel olarak imkansızdır. Emekliyi yüzdelik zam illüzyonlarıyla oyalamak, ülkeye yıllarca emek vermiş bir nesli açlığa terk etmektir. 

Çözüm bellidir: Kök maaş adaletsizliği derhal ortadan kaldırılmalı, tüm emeklilere taban fiyata ek olarak insanca yaşayabilecekleri seyyanen bir artış yansıtılmalıdır. Aksi takdirde, bu temmuz sadece maaşları değil, toplumsal vicdanı da kökünden sarsacaktır. Netice itibarıyla, 2026 Türkiye’sinde emeklilerin yaşam mücadelesi artık bir sabır testine dönüşmüştür. 

Rakamların gerçeği gizleyemediği bu tabloda, milyonlarca insanı taban fiyata sabitleyip enflasyon karşısında eritmek toplumsal barışı da zedelemektedir. Çözüm; günü kurtaran geçici formüller veya adaletsizliği büyüten yüzdelik oranlar değil, kök maaş cenderesinin derhal kırılarak insanca yaşanacak seyyanen bir zammın hayata geçirilmesidir. Ankara, emeklinin sesini bu temmuzda da duymazdan gelirse, sadece ekonomik bir kriz değil, ülkenin geçmişine ve emeğine sahip çıkamayan derin bir vicdan krizi de tescillenmiş olacaktır.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

TÜRKİYE'DE GELİR DAĞILIMINDA DERİNLEŞEN EŞİTSİZLİK

  Türkiye’de ekonomik sorunların merkezinde artık yalnızca enflasyon ya da hayat pahalılığı değil, giderek derinleşen gelir dağılımı adalets...