Başvurduğu 13 Amerikan üniversitesinden dokuzuna kabul edilen Robert Lisesi öğrencisi Ege Ayşe Yalçınbaş’a bu okullardan toplam 1.8 milyon dolarlık burs teklif edildi
EGE AYŞE YALÇINBAŞ BAŞVURDUĞU 13 AMERİKAN ÜNİVERSİTESİNİN DOKUZUNA KABUL EDİLDİ VE BURS KAZANDI
Amerikan Robert Lisesi’ni birincilikle bitiren Ege Ayşe Yalçınbaş, dünyanın en iyi üniversitelerini peşinden koşturuyor. ‘Robert’in küçük profesörü’ olarak tanınan Ege Ayşe, bu yıl başvurduğu dünyanın en iyi 13 üniversitesinin 9’undan kabul aldı.
Ege; Harvard, Princeton, Duke ve Columbia gibi en iyi üniversitelere kabul edilmekle kalmadı, yüzde 100’lere varan burslar da teklif
edildi. Üstelik bu üniversitelerin çoğu sadece öğrenim ücretini değil, yeme-içme ve yurt ücretlerini de almama sözü vererek, onu ‘özel öğrenci statüsü’yle kabul ediyor. Böylece Ege, dokuz üniversiteden ortalama toplam 1.8 milyon dolarlık burs kazanmış oldu.
Ege’nin tercihiyse beynin gizemini araştıracağı Duke Üniversitesi oldu. Başvuran 29 bini aşkın öğrenci arasından kabul edilen yüzde
0.15 arasına giren Ege’ye üniversite eğitim ücretinin tamamı, yatakhane ve yemekhane masrafları, 4 yıl için 200 bin dolar (350 milyar lira), Oxford Üniversitesi’nde yaz eğitim kampı, 5 bin dolarlık araştırma fonu, özel seminere katılım hakkı ve kişisel akıl hocalığı desteği sunuyor.
Başarısının sırrının dersi derste dinlemek olduğunu söyleyen Ege’yi öğretmenleri ‘profesör’ olarak anımlıyor, arkadaşları da “Ne yaparsa hak ederek yapar” diyerek hayranlıklarını dile getiriyor. Programlı bir şekilde çalışmalarını sürdüren Ege, üniversitede müzik ve tiyatrodan kopmayacağını belirtiyor.
Cerrah bir babayla doktor bir annenin kızı olan Ege’nin ağabeyi Fikret Yalçınbaş da, Duke’da biyomedikal alanında eğitim görüyor.
SOSYAL FAALİYETLER ÖNEMLİ
· İlköğrenimine San Francisco Sunset Elementary School’da başladı. Beşinci sınıfta İstanbul Koleji’ne devam etti. Liseyi Amerikan Robert Lisesi’nde bitirdi.
· Özgür Pencere Öykü Yarışması’nda Müzaffer İzgü Özel Ödülü’nü aldı, şiir yarışmasında Beşiktaş ilçe birincisi oldu.
Beşinci seviye müzik teori sınavını üstün başarıyla tamamlayarak uluslararası platformda geçerli ABRSM Distinction sertifikası aldı.
· Okul aktivitelerine katılımı, topluma ve çevreye özverili bir biçimde katkı sağlaması, sosyal sorumluluk duygusuna sahip olduğu için okulda iki yıl önce Feyyaz Berker Ödülü’nü kazandı.
· Yine okulda düzenlenen Jane Page Edebiyat Yarışması’nda birinci olup, İngilizce hikayesiyle öykü kategorisinde üstün başarı sertifikası kazandı.
· Robert Kolej’de fen alanında üstün başarı gösteren kız öğrencilere verilen Profesör Seyhan Nurettin Eğe ACG 49 ödülünü kazandı. Her akademik dönemde takdir öğrencisi oldu.
· Okulda yabancı öğretmenlerin velilerle iletişime geçebilmesi için toplantılarda tercümanlık, hazırlık sınıfı öğrencilerine İngilizce için gönüllü eğitmenlik yaptı.
· Robert Kolej Orkestra Başkanlığı’nın yanı sıra, solist ve vokalistliğini de yaptı.
SIRRIM AJANDAYLA DOLAŞMAKTA
Bu başarı benim tek başıma elde ettiğim bir şey değil. Gayretim var ama ailemin ve okulumun rolü büyük. Arkadaşlarıma da çok vakit ayırdım, zevklerimden, hobilerimden de geri kalmadım. Ben programlıyım, ajandayla dolaşırım. Herkesin bir ajandası olmalı. Ajandaya uyan her öğrenci, mutlaka ve mutlaka başarılı olur. Duke Üniversitesi’nde beynin gizemlerini çözen, duygunun ve davranışın kökenini araştıran bir alanda eğitim göreceğim. Ama müzikten ve drama derslerinden kopmayacağım.
KABUL EDİLDİĞİ ÜNİVERSİTELER
Carnegie Mellon Üniversitesi (yüzde 75 burs), Columbia Üniversitesi (yüzde 100 burs), Cornell Üniversitesi (yüzde 75 burs), Harvard Üniversitesi (yüzde 100 burs), Princeton Üniversitesi (yüzde 80 burs), Smith College (yüzde 100 burs), UC Berkeley (Kaliforniya Üniversitesi) ve UCLA – California Üniversitesi Los Angeles Kampusu (yüzde 100’e yakın burs).
Kaynak: Hürriyet
23 Eylül 2011 Cuma
İÇİMİZDE HANGİSİNİ BESLİYORUZ ?

Yaşlı Kızılderili Reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boguşup duran iki köpeği izliyorlardı.Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşindaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı, iki iri köpekti bunlar.
Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli görünürken niye ötekinin de oldugunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz oldugunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine. Yaşli reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
`Onlar,` dedi, `benim için iki simgedir evlat.`
`Neyin simgesi?` diye sordu çocuk.
`Iyilik ile kötülügün simgesi. Aynen su gördügün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düsünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.`
Çocuk, sözün burasinda, mücadele varsa, kazanani da olmali diye düsündü ve her çocuga has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
`Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?`
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:
Hangisi mi evlat? Tabiki ben hangisini daha iyi beslersem !
İçimizde hem kötülük hem de iyilik yapma istidatı var.
Peki biz hangisini daha çok besliyoruz ?
DİL YALAN SÖYLER AMA VÜCUT ASLA

Kişi söyleminin özünden farkını beden dili açıklar.
İyi bir gözlemci olmak bu farkı saptamanıza ve gerçeğe hızla yaklaşmanızı sağlar.
El – El’in konumu : Savunma gerektirmeyen, içten ortamlarda eller görünür ve avuç içleri yukarıya doğru döner, açıktır. Gerçek dışı söylemlerde eller saklı veya eylemsiz tutulma “çabasındadır”.
Parmak : El-Bilek açıları kişi davranışlarının belirgin anlatımıdır:
Doğrudan ve hedef gösteren işaretleme, saldırı-tehdidi;
Avuç içlerinin gösteren yaklaşımlar, samimiyet-teslimiyeti;
Kendine dönük yukarı doğru açık parmaklar ile avuçlar yakarmayı-çaresizliği;
Aynı halin tek parmak ve tek el ile yapılanı, masumiyet-ricayı;
Göğüste kavuşturulan kollar, ellerin görünme oranına göre edilgen-etken savunmayı;
Oturulan yerde kaplanan alan gücü; bu bağlamda el, kol, bacak hareket dinginliği veya sıklığı, var olan (konu, kişi-kişiler) ile uyumu dile getirir.
El sıkışırken uzatılan eli kavramamak, verme korkaklığını, gözü gözden kaçırmak ise bu özgüvensizliğin derecesini belirler.
Ağız Göz Uyumu: Tiyatro maskesindeki kurallar aynen geçerlidir.
Sorun yüz kaslarının istemli bir biçimde çarpıtılarak (Üst kasların gerilmesi içi ağlayan bir kişiye bile gülüyor, gülümsüyor izlenimi verebilir. ) Duyguların saptırılmasındadır.
Yolda Yürürken: Birlikte yürürken aynı hizada olmamak konuşulan konudan rahatsız olunduğunun belirtisi olabilir.
Burun Kaşıma: Burun kaşıma beyaz yalanların belirgin işaretidir. Bir şeyleri saklayanlar büyük bir olasılıkla gözlerine, kulaklarına, dudaklarına daha sıkça dokunurlar. Yüzlerini elleriyle örtenler, genelde davranışlarına güvenmeyen ve/ya kendi söylediklerinden emin olmayanlardır.
Yutkunma: Kişinin öncelikle kendi söylediğine inanmaması veya aşırı duygulanması, yutkunma refleksini arttırır. Bu durum ileri seviyelerde konuşmayı dahi zorlaştırır. “Boğazı(m) düğümlendi” “Dili damağı kurudu” anlatımı da bu olgudan gelir. Bu davranışın daha hafif belirtisi ise dudak yalamaktır
Göz ve Hareketleri: Konuşma sırasında göz-temasından kaçınma. Yine ciddi bir özgüven ve/ya kişilik sorununun belirtisidir. Bakışların aşağı doğru kaçırılması ayrıca utanç veya eziklik anlamındadır. Konuşulan kişinin gözlerinden (yüzünden) başlayan ve hep başka bir yön-noktada biten bakışlar, konu ve dikkat saptırma gayretleri olabilir. [Özellikle eğitmen/öğretmenlerin, sunu yapanların bir konu ve/ya görüntüye dikkat çekme gayretli ayrı tutulmalıdır.]
İletişim sırasında açmaz düşenler ve/ya cevap arayanların farklı iki nokta arasında bakışlarını tekrarlamaları da sıkça rastlanan belirsizliklerdir.
Hızlı Konuşma: Hızlı konuşma, söylenenin yeterince anlaşılmasına özen göstermeme, kelime ve son-ekleri yutma, yine kişinin kendi söylediğine kendisinin itibar etmemesi veya en azından olduğundan farklı görünme çabası olarak algılanabilir.
Nefes Alıp Verme: Düşünülenden – olduğundan farklı anlatımlar istemsiz bir davranış olan “periton” karın-zarı hareketlerine dolayısıyla sık ve düzensiz nefes alıp vermeye neden olur. Bu durumla düşünülenin söylem sırasında ani değişiklikleri sırasında da sıkça karşılaşılır. Olduğundan farklı davranış belli ölçüde gerginliğe neden olacağından, bir diğer anlatımla savunma mekanizmasını istemsiz olarak çalıştıracağından, nefes alıp-verme işlemi karında değil üst göğüs hizasında gerçekleşir.
Gülme: Pek çok insan yalan söylediğinde ilk başta rahatlar. bunun etkisi sesine de yansır. Yüksek sesle konuşur ve daha neşeli olur. Ancak sonrası yukarıdaki gibidir. “Gülme” halindeki korkuyu, güvenin geçiciliğini ancak söylenenlerin birlikte değerlendirilmesi, gülme sırası ve sonrasındaki bakışlar ile sınamak mümkündür.
“Psiko-Somati”: Söylenin – yaşananın olumsuz düşündürdükleri (Kişinin o anki “psiko” su) vücutta kanın mide bölgesinde (somat-stomach) toplanmasına neden olur. Yüz beyazlaşır, mide üstünde ciddi bir basınç oluşur, hatta hiç bir fizyolojik neden yokken, kusma’ya kadar varan davranışlar sergilenebilir.
SAĞLIKLI BEYNİN SIRLARI

Unutkanlık ve hafıza kaybı yaşam kalitesinin bozulmasına neden oluyor. Uzmanlar hafızanın korunması için sağlıklı bir yaşamın önemine dikkat çekiyor. İşte hafıza zayıflamasından korumanın yolları…
SAĞLIKLI BEYNİN SIRLARI
Beynin yaşlanmasında en önemli faktörün, beynin kan dolaşımı olduğu konusunda fikir birliği var.
Geçen gün 20 yıllık mesai arkadaşım Kardiyolog Dr. Murat Kınıkoğlu’yla sabahın erken saatlerinde İntermed’de benim odamda çay içiyorduk. Dr. Murat’la bunama ve Alzheimer konferansının yankıları hakkında konuşuyorduk. O kadar güzel anlattı ki görüşlerini, sizler için özetlemesini rica ettim. İşte aynen aktarıyorum Dr. Murat Kınıkoğlu’nun Alzheimer ve bunama konusundaki sözlerini:
“Amerikan Sağlık Teşkilatı geçen nisanda ‘Bunama ve Alzheimer hastalığından korunma’ konulu bir konferans düzenledi. Dünya çapındaki uzmanların katıldığı toplantıda ister bitkisel, ister farmakolojik olsun, halen bunamayı engelleyecek ilaç olmadığı konusunda fikir birliğine varıldı. Bu şu anlama geliyor, eğer şu anda hafızanıza iyi geldiği düşüncesiyle herhangi bir ilaç veya vitamin yutuyorsanız, boşuna yutuyorsunuz. (Şahsen bu tip ilaçları hastalarıma yazmıyorum, ancak hasta alıyorsa ve -plasebo etkisiyle- faydalandığını düşünüyorsa kesmesi için ısrar etmiyorum)
Araştırmacıların son yıllarda üzerinde çalıştığı konuların başında ‘beynin yaşlanması’ geliyor. Beyin yaşlanmasında en önemli faktörün, beynin kan dolaşımı olduğu konusunda fikir birliği var. Eğer beyne kan yollayan kalp
(yani pompa) sağlıklı, beyne kan getiren damarlar da açıksa (damar sertliği ve plaklar yoksa) beyin sağlıklı kalıyor.
Hafızayı güçlendiren, bunamayı engelleyen ilaçların olmaması erken bunama için bir şey yapamayacağımız anlamına gelmiyor. Hafıza zayıflamasından korunmak isteyenlerin bazı hususlara dikkat etmesi gerekiyor.
1-Sigara içmeyenlerde bunama daha az görülüyor.
SİGARA KULLANIYORSANIZ BIRAKIN.
2-Tansiyonu kontrol altına alınanlarda bunama daha az görülüyor.
Larson ve arkadaşları tansiyonu kontrol altına almanın gelecekteki bunama riskini azalttığını gösterdiler. Tansiyonu düşürmeye ne kadar erken yaşta başlarsanız o kadar iyi. 85 yaşın üzerindeki hastalarda tansiyonu düşürmenin bunamaya bir faydası olmuyor. (Bu bilgi, 85 yaşından sonra tansiyonun tedavi edilmesinin bir yararı olmadığı anlamına gelmez. Yaşlılarda tansiyonun kontrol altında tutulması kalp ve böbrek yetmezliğini azaltır)
TANSİYONUNUZU MÜMKÜN OLDUĞU KADAR DÜŞÜK TUTMAYA ÇALIŞIN.
3-Düzenli spor yapanlarda hafıza daha geç bozuluyor.
Sporun beyne iyi geldiğini gösteren çalışmalardan biri Avustralya’da yapıldı. 6 ay süreyle ekstra 20 dakikalık bir egzersiz programına alınan 170 kişinin zihinsel fonksiyonlarında belirgin düzelme tespit edildi. İşin enteresan tarafı, spor yapmak, Alzheimer tedavisinde kullanılan donezepil isimli ilaçtan bile etkili (iki kat), dahası, sporun faydası egzersize son verdikten sonra da devam ediyor. Sporun beyne nasıl iyi geldiği tam olarak bilinmiyor. Ancak Amerikan Yaşlanma Enstitüsü’ndeki doktorlar spor yapmanın beyinde yeni sinir hücreleri oluşturan faktörleri uyardığını söylüyorlar. Oluşan bu yeni hücreler eski beyin hücrelerinin birbirleriyle olan ilişkilerini kuvvetlendiriyor.
Tabii bu yukarıdaki üç maddeye ilave edilmesi gereken bir madde daha var,
onlar da:
4-Total kolesterolünüzün düşük, kan şekerinizin normal olduğundan emin olun.
Araştırmalar bu son maddenin de unutkanlık ve Alzheimer için risk faktörü olduğunu gösteriyor. Tüm bu bilgilerden şu sonucu çıkarıyoruz: ‘Hafızamızı ve beynimizi korumanın yolu damarlarımızı ve kalbimizi korumaktır.’ Aslında yalnız beyin için değil, tüm organlarımızı için aynı şeyi söyleyebiliriz.”
18 Eylül 2011 Pazar
MUTLU OLMA SANATI
Mutlu olmak için zengin olma hayalleri kurmanıza gerek yok.
Çok paranız, pırlantalarınız olmadan da mutlu olabilirsiniz. İşte büyük mutluluk verecek küçük tavsiyeler.
Son zamanlarda mutluluk konusunda yeni yaklaşımlar görüyoruz. Yapılan son araştırmalarda, sanılanın aksine, insanları asıl mutlu edenin pahalı bir hayat tarzı olmadığı ortaya çıkmış. "Fazla çaba harcanmamış şeyler hem sizi daha çok mutlu eder, hem de hayatınızın kontrolünü elinizde kılmanıza yardıma olur" diyor Colorado Üniversitesi´nden Profesör Leaf Van Boven. Psikoloji uzmanlarına kulak verdik ve onlardan bu küçük zevklerin neler olabileceğini öğrendik. Hepsi oldukça etkili ve aynı zamanda da hem basit hem de ucuz.
Çiçeğin etkisi
Masanıza koyacağınız bir adet ayçiçeğinin birçok faydası olacaktır, insan yüzüne benzeyen bu çiçek, güneşi simgeler ve neşeli rengi olumlu düşünceler uyandırır. Ayrıca, HortScience dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre işyerinde çiçek yetiştiren kişiler, işlerinde daha mutlu oluyorlarmış.
Bir köpeği sevin
Hayvan sahiplerinin daha az stresli ve tansiyonlarının daha düşük olduğu görülmüş. Eğer köpeğiniz biraz sinirliyse, boynundan başlayarak bütün vücuduna, dairesel hareketlerle yumuşak bir masaj yapabilirsiniz. Böylece, çok rahatlayacak ve size olan karşılıksız sevgisini daha çok gösterecektir. Ayrıca başka bir canlıyı mutlu etmiş olmak, sizi de çok mutlu edecektir.
Eve uzun yoldan gidin
Rutin, insanları rahatlatır, ancak öte yandan bunlardan ara sıra vazgeçmek sizi alışılmışın dışına çıkartarak pozitif duygular yaşamanızı sağlar. Haftada bir gün, yolunuzu biraz değiştirin ve örneğin eve dönerken parkın yanından geçin ya da güzel manzaralı başka bir yolu tercih edip bu görüntünün keyfini çıkarın.
Sevgi dolu mesajlar
"Sevgilinize veya yakın bir arkadaşınıza atacağınız bir mesaj, sizi mutlu edecektir" diyor. It´s Not About Money (Önemli Olan Sadece Para Değil) adlı kitabın yazarı ve mali danışman Brent Kessel. iTunes´da en çok satılan romantik şarkıların söz yazarı Ingrid Michaelson da doğru mesajı nasıl yazacağınıza dair şunları söylüyor:
1. Mesaj yazacağınız konuyu belirleyin. Mesaj yollayacağınız kişi herhangi bir yemeği, rengi, sözü veya hayvanı çok seviyorsa, onun hakkında yazın.
2. Kalp, ruh, gül, sonsuzluk ve ölüm gibi kelimeler kullanmayın. Bunları hepsi çok kullanılan kelimelerdir ve sizi sıradan gösterir.
3. Asla kafiyeli yazmayın.
4. Örnekler vermeye çalışın.
5. Onu güldürün. Gülümsemek en iyi afrodizyaktır.
"Hayır" demeyi öğrenin
"En mutlu insanlar, kendi vakitlerini kontrol edebilenlerdir" diyor The Pursuit of Happiness (Mutluluk Peşinde) kitabının yazan David G. Meyers. Gereksiz bir iş yemeğine veya kuzeninizin partisine gitmek istemediğiniz zaman, "Üzgünüm ama başka işim var" deyin.
Güzel yemekler yiyin
Yemek yemeyi sevmeyen var mıdır? Ruh halinizi canlandırmak için, bunları deneyebilirsiniz.
Beyaz tabaklarda yemek yiyin. Bu rengin saflığı, içindeki renkli gıdaları daha güzel gösterecek, sizi olumlu düşüncelere sokacak ve yemeklerin tadını daha iyi almanızı sağlayacaktır.
Öğünleri renklendirin. Değişik renklerde yiyecekler sizi mutlu eder. Kırmızı daha çok yemenize neden olacağı için tercihiniz sarı mısır, yeşil biber, mor patlıcan ile naneden yana olabilir.
Restoranda, ilk siparişi siz verin. "Sonrakiler değişik şeyler seçer ve genellikle seçtiklerini beğenmezler" diyor Predictabifity Irrational (Yanlış Seçimler) kitabının yazarı Dan Ariely.
Mutlu saatler
Kendinizi mutlu hissetmek için 60 dakikanız mı var sadece? Bunları deneyin ve gününüz değişsin.
10 DAKiKA Pahalı olmayan kokulu bir banyo köpüğüyle duş yapın.
4 DAKİKA işe gitmek için hazırlanırken, en sevdiğiniz şarkıyı koyun ve eşlik edin.
5 DAKiKA öğle arasında, bir rüya yorumları web sitesine girin ve dün gece gördüğünüz rüyanın anlamını araştırın.
10 DAKİKA Kuaföre gidin ve ellerinize bir masaj yaptırın.
1 DAKiKA Tanımadığınız birinin kıyafetlerini beğendiğiniz zaman, bunu ona söyleyin.
Hem size psikolojik olarak iyi gelecek hem de yeni bir moda kaynağı bulmuş olacaksınız.
5 DAKİKA Ağzınızı sulandıracak yemek tarifleri için dergilere veya internete bakın.
20 DAKİKA Sevgilinize vakit ayırın. Çok hızlı bile olsa, seks sırasında salgılanan hormonlar, ruh halinizi kesinlikle iyileştirecektir.
5 DAKİKA Yeni yıkanmış çarşaflarınızı serin.
Hiçbir neden yokken kokulu mum yakın
Güzel yastıklarınızı özel günler için saklamaktan vazgeçin. Onları yalnızken de kullanmak güzeldir!
Lavanta veya yeşil elma gibi ruh haliniz üzerinde etkisi olduğu bilinen mumlarınızı kendiniz için yakın.
Koşuya çıkın
Bilim adamları koşmanın endorfin hormonu salgılamaya yardımcı olduğunu söylüyorlar. Dışarı çıkın ve yorulana kadar koşun. İster bir kilometre koşun, isterseniz 10. Ne kadar iyi hissediyorsunuz, değil mi?
Plansız şeyler yapın
Sepetin içinde bekleyen çamaşırları kafanızdan atın ve güzel bir kitap okuyun veya yürüyüşe çıkın. Eğer evde yapmanız gerekenleri yapmadan oturamıyor ve suçluluk hissediyorsanız, bir arkadaşınızı arayın ve ona gidin. "Birçoğumuz işlerimizi zamanında yapmaktan mutlu oluruz. Ama planlanmamış şeyler ayrı bir mutluluk verir insana" diyor Kessel.
Kendinize kolay bir hedef belirleyin
"Zaten yapmanız gereken bir işi zamanında bitirmek, çantanızı temizlemek veya yemek yapmak gibi kolay hedefler koymak, kontrolün elinizde olduğu hissini uyandırır. Kontrol elinizde olduğu zaman da, otomatik olarak mutlu olursunuz" diyor psikolog Dr. John Reich.
Eskiden yediğiniz abur cuburlardan yiyin
Elma sekeri veya pamuk helva yediğinizi hatırlıyor musunuz? Herhalde bunları yemeyeli yıllar olmuştur.
Tekrar yediğiniz zaman eski anlarınızın kafanızda canlandığını hissedeceksiniz.
En sevdiğiniz renge karar verin
"Evinizdeki bir duvarı başka bir renge boyamak, ruh haliniz üzerinde etkili olur" diyor renklerin etkileri üzerine araştırma yapan Dr. Nancy J. Stone. Mavinin sakinleştirici (yatak odaları için doğru bir seçim) ve yeşilin de rahatlatıcı (salon için doğru bir seçim) bir etkisi olduğu bilinmektedir. Sarının ise mutlu edici bir etkisi vardır ve mutfakta kullanmak için son derece uygundur.
Yorulduktan sonra soğuk bir şeyler için
Akşamüstü plajda voleybol oynadıktan sonra, soğuk bir bira için. "Hem susuzluğunuza iyi gelir hem de kas ağrılarınızın önüne geçer" diyor araştırma grubu.
HAYATI KAÇIRMAK !

Kaçamak yaşıyoruz. Her şeyden, bazen kendimizden bile kaçıyoruz.
Duygularımızı paylaşmak, nedense zor geliyor bize. Kendimiz bile yaşayamıyoruz ki...
Hep içimize atıyoruz sevgileri, hüzünleri, mutlulukları. Bağırıp, çağırıp, hani derler ya ''bardaktan boşanırcasına yağan yağmur gibi'' ağlayamıyoruz bile. Utanıyoruz... Kızgınlıklarımızı hep içimize atıyoruz.
Aslında kendimize kızıyoruz. Karşımızdakinin hiç suçu yok ''sadece o, O'nun düşüncesi'' diyemiyoruz. Gördüğümüz her iyilik ve kötülüğün bizden kaynaklandığını anlayamıyoruz. Volkanlar patlıyor içimizde söndüremiyor gözyaşlarımızı içimize akıtıyoruz.
Görmüyoruz, kör değiliz sadece bakıyoruz. Çevremizdekileri sadece hareket eden birer obje olarak değerlendiriyoruz.
Doğan güneşin sıcaklığını, rüzgarın getirdiği okşamayı, kuş sesindeki canlılığı ve hayatı hep kaçırıyoruz. Ruhumuzu bir yerlerde bıraktık, bulamıyoruz.. Çok hızlı gidiyor, dinlenemiyoruz.
Herkes ama herkes, her şey üstümüze üstümüze geliyor... Korkup kaçıyoruz.
Sevemiyoruz...
Sevgilerimizin bile sebebi çıkar ilişkisine dayalı. Hep bir şeyler bekliyoruz karşımızdakinden.
Peki... Ne veriyoruz.? Arkadaşlığı bile beceremiyoruz. Bazen bir merhaba demek bile zor geliyor.
''O bana dün selam vermemişti ben neden vereyim'' bile diyebiliyoruz.. Aslında kendimizle inatlaşıyoruz.
Egomuz daima üstün geliyor. Sebebini bilmiyoruz.
Düşünmüyoruz geleceğimizi, geçmişimizi, içinde bulunduğumuz anı bile düşünmüyoruz.
Hep gel geç ilişkilerde gözümüz. Hep başkası olmakta... Kendi benliğimizi kaybettik. Tanımıyoruz içimizdeki beni. Ne istediğimizi ne beklediğimizi bile bilmiyoruz. Kendimizden bile kaçıyoruz.
Yüzleşemiyoruz kendimizle... Eleştiride dozu kaçırmaktan korkmuyoruz ama kendimize yöneltilen eleştirileri saldırı olarak algılıyoruz. Hayatın tüm yanlışları hep bizim dışımızda..
Bir tebessümü bile çok görüyoruz karşımızdakine. Bilmiyoruz, aslında o çok gördüğümüz tebessümün kendimize verdiğimiz en değerli hazine olduğunu...
Hayatta her şey size bağlı.
Sen istersen dünya daha güzel.
Sensin tüm güzellikleri yansıtan.
Diğer olan biten her şey sadece araç.
Yani sen varsan her şey var.
Kendini tanımaktan geçiyor her şey.
Bir tebessümle başlıyor güzellikler.
Sabah yataktan kalktığında aynada kendine tebessüm et ve Günaydın dileklerini ilet kendine...
Gözlerini kapat hayatın seslerini dinle.
Yeni bir gün, her yeni gün seninle birlikte var.
Ruhun bir yerlerde seni bekliyor.
Bul onu.
Hisset tüm hissettiklerini.
Bak nasıl değişecek hayat...
STRESSİZ YAŞAM İÇİN
1) Problem veya içinde bulunulan duygusal duruma odaklanarak başa çıkma.
Probleme odaklanarak başa çıkma tarzında, var olan bir olayı değiştirmeye çalışırız. Böylece yeni bilgiler elde ederek stres yaratan faktör veya faktörleri elimine etmeye çalışırız. Örneğin trafik sıkışıklığında kalmışsak, alternatif yol güzergahları belirleyip bu güzergahları kullanabiliriz. Dikkat edilirse bu yöntemle stresimizin üstesinden gelmekte başarılı oluruz. Duygusal duruma odaklı başa çıkma da ise birey stresin verdiği olumsuz duyguları ortadan kaldırmak için duygularını değiştirmeye çalışır. Örneğin iyi ki trafik tıkandı, bugün işe gitmeyi hiç istemiyordum. Oysa işe gitmek bizim bir sorumluluğumuzdur. Bu örnekte birey kendisini geçici olarak duygusal anlamda rahatlatmaktadır. Bu başa çıkma tarzı bizi kesin çözüme ulaştırmaz.
2) Stres kaynağını kontrol ederek veya kaçarak başa çıkma.
Bir problemin varlığını kabul edip bunu çözmek üzere bir plan yapabiliriz. Bu durumda stres kaynağını kontrol etmekteyiz. Bunun terside stres kaynağını görmezden gelmek, unutmaya çalışmak, arkamızı dönmek veya başka ortamlara geçmek şeklinde kaçma davranışı olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin iş yerinde kavgalı olduğumuz bir arkadaşımız var. Biz bu kavganın önemli olmadığı üzerinde durabiliriz, onunla mümkün olduğu kadar az iletişime girebiliriz veya başka bir bölüme alınmamızı isteyebiliriz. Görülüyor ki stres kaynağını kontrol etmek bir kalıcı çözüm iken, kaçmak, yok saymak, ilgilenmemek stresi ortadan kaldırmamaktadır.
3) Sosyal destek arayarak veya yalnız başına başa çıkma.
Bazı durumlarda strese karşı yalnız başına mücadele etmek iyi iken bazı durumlarda da sosyal destek alarak mücadele etmek iyidir. Şöyle ki sorunumuz kimseye anlatılamayacak kadar özel ise o zaman yalnız başına bir çare aramak daha iyidir. Eğer durum sosyal destek almamıza engel teşkil etmiyorsa o zaman özellikle iş stresine çare olarak iş arkadaşlarından sosyal destek almak çok iyi sonuçlar vermektedir. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta kimden ne kadar destek alacağımızdır. Sorunlarımızın çözümü için aldığımız destek kariyer ilerlememizde önümüze engel olarak çıkmamalıdır.
4) Bilişsel ve davranışsal stratejiler.
• Aşamalı gevşeme teknikleri
Bu metod da stresin neden olduğu kas gerginliği ile aynı kasın tam gevşek durumu arasındaki farkı ayırt edebilme yeteneğimizin kazanılmasıdır. Madem ki stres kaslarda gerginliğe (tonus) neden oluyor o zaman kasın gevsek durumunu bilirsek stres altında olduğumuzu bilir ve gevşeme yöntemini kullanabiliriz. Bu yöntemde sırasıyla eller ve kollar daha sonra yüz, boyun, omuzlar ve sırtın üst bölümü sonra göğüs, karın ve sırtın alt bölümü ve son olarak ta kalça kasları, bacaklar, ayaklar ve tüm vücut gevşetilmelidir.
Yapılması gereken örneğin sağ yumruğunuzu sıkın bir süre böyle tutun sonra yumruğunuzu gevşetin. Tekrar aynısını yapın. Yumruğunuz sıkılı ve gevşek durumları arasındaki farkı hissedin. Bunu sırasıyla tüm vücut bölgeleri için uygulayın. Bunu başardığınız taktirde kaslarınızdaki gerginliği hissedebilir ve buna göre gevşeme tekniğini kullanarak stresinizle baş edebilirsiniz.
• Otojenik eğitim
Bu eğitimde kişi telkin yöntemiyle bir çeşit hipnoz durumuna girebilir. Ancak bu yöntem sabır ve konsantrasyon gerektirmektedir. Öncelikle baskın olarak kullanılan kol ve bacaktan başlanarak kol ve bacakta ağırlık hissine yoğunlaşma. Örneğin “sağ kolumda ağırlık hissediyorum, sol kolumda ağırlık hissediyorum, her iki kolumda ağırlık hissediyorum, sağ bacağımda ağırlık hissediyorum, sol bacağımda ağırlık hissediyorum her iki bacağımda ağırlaştı” gibi. Daha sonra aynı sırayla bu kez kol ve bacaklarda sıcaklık hissine yoğunlaşılır. Bundan sonraki aşama kalp üzerinedir ve “kalp atışlarım sakin ve düzenli”. Bunu 4-5 kez tekrarlayın. Daha sonraki aşama solunum üzerinedir. “solumam sakin ve gevşek”. Daha sonra karın gelir. “Karnım sıcak” ve son olarak alın gelmektedir. “Alnım serin”. 4-5 kere tekrarlayın.
• Stresle başa çıkmayı zorlaştıran düşünce yapısının değiştirilmesi bizim için faydası olmayan düşünce yapılarını bırakmamız gerekir
5) Nefes egzersizleri
Nefes egzersizleri vücudu rahatlatıp, gevşettiği için stresle başa çıkmada etkili bir yöntemdir. Bu yöntemlerden bir tanesi de birden sekize sayma egzersizidir. Bu egzersiz için önce soluk verilir,sonra derin bir soluk alınarak aynı zamanda gözler kapatılarak, gözlerimizin önünde bir sayısı içsel söylenerek canlandırılmaya çalışılır. Nefes 3 saniye tutulur sonra yavaş yavaş bütünüyle verilirken iki sayısı canlandırılır. Sırasıyla üçte nefes alınır 3 saniye tutulur, dört denilerek verilir. Beş alınır, altı verilir, yedi alınır, sekiz verilir. Bu egzersiz sakin, gürültüsüz bir ortamda, yere yatarak veya iskemlede oturularak yapılabilir.
6) Fiziksel egzersiz ve spor
“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”. Hiç şüphe yok ki fiziksel egzersiz ve spor kendimizi zinde tutmak için gereklidir. Ayrıca bu etkinlikler stresle başa çıkmamızı kolaylaştırıcı alt yapıyı hazırlayarak vücudumuzun bu türden tehlikelere olan direncini de arttırır. Kolaylık olarak yürüyüş, koşu, bisiklete binme ve yüzme yapılabilecek sporlar içinde en kolaylarındandır.
7) Sağlıklı beslenme
Sağlıklı beslenme vücudumuzun içsel ve dışsal tehditlere karşı direncini arttıracağından çok önemlidir. Bunu sağlamak için özellikle kafein, alkol, sigara, şeker, tuz ve yağ gibi maddelerden mümkün olabildiğince uzak durarak sebze ağırlıklı ve karbonhidrat, mineral ve vitamin bakımından dengeli bir beslenme alışkanlığını edinmemiz bizler için vazgeçilmez olmalıdır.
İŞ STRESİNDE ÖRGÜTLERİN KULLANABİLECEĞİ STRATEJİLER
• İş tasarımı
Bu nokta işin çalışan bireyler için daha cazip hale getirilmesini ifade etmektedir. Örneğin çalışana sorumluk verme veya arttırma, işinin önemli olduğunu ve toplum gözünde saygın bir iş yaptığının hissettirme gibi.
• İş çevresinin tasarımı
Bu faktör çalışanın işyerinde karşılaştığı tüm fiziksel, çevresel ve ergonomik sorunların elimine edilmesi anlamındadır.
• Rollerin analizi, hedeflerin belirlenmesi, çalışana geri bildirim sağlama
Bu noktada çalışana neleri yapması gerektiğinin açık seçik bildirilmesi, ulaşması gereken hedeflerin belirtilerek bu hedeflere varmak için gösterdiği performansı hakkında kendisine bilgi verilmesidir her açıdan gereklidir.
• Örgütsel sosyal destek
Örgütsel sosyal destek çalışana kreş hizmetinden tutunda verilecek yemekler, servis olanakları gibi bir çok etkeni kapsar. Ayrıca çalışanların boş zamanlarında örgütün düzenleyeceği sosyal aktivitelere katılması da bir nevi destektir.
Pozitif enerjinizi toplamamıza yardımcı olacak on maddelik reçetemiz ;
• Sahip olduklarınızın farkında olun
• Hedeflerinizi belirleyin ve plan yapın
• Değiştiremeyeceğiniz şeyler üzerinde israr etmeyin
• Daha iyi bir dünya düşleyin
• Altından kalkamayacağınız işlerin altına girmeyin
• Problemlerinizle yüzyüze gelmeye çalışın
• İşinizin çok önemli olduğu üzerinde durun
• Dinlenmek için zaman ayırın
• Dikkatinizi içinde bulunduğunuz durum ve zamanda toplayın
• Başkalarına güvenin, gerektiğinde sorumluluklarınızı devredin.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
ÖNE ÇIKAN YAYINLAR
DOSTLUK, İKİ YÜREĞİN TEK BİR RİTİMDE ATMASIDIR
Dostluk, insanlığın kurduğu en derin, en eski ve en kıymetli bağlardan biridir. Kan bağıyla değil, gönül bağıyla kurulur. Zor zamanda belli ...
-
Türkiye’de Emekliler Açlık Sınırında Değil, Açlığın İçinde Türkiye’de emeklilik artık bir “dinlenme dönemi” değil, açık bir hayatta kalma mü...
-
Türkiye’de artık kiralar sadece bir ekonomik sorun değil, açık bir toplumsal krizdir. Barınma, Anayasa’da güvence altına alınmış temel bir...
-
Türkiye’de son yılların en büyük ama en az konuşulan krizlerinden biri, orta sınıfın sessizce yok oluşudur. Ne bir gecede oldu ne de tek b...

