21 Ocak 2018 Pazar

DOĞU EKSPRESİ İLE KARS TURU


DOĞU EKSPRESİ YOLCULUĞU İÇİN ÖNEMLİ BİLGİLER

GÜZERGAH VE SAAT

– Ankara – Kırıkkale – Kayseri – Sivas -Erzincan – Erzurum – Kars
– Her gün Ankara’dan 17:58’da Kars’tan 08:10’de kalkıyor.
– Yolculuk 25 saat sürüyor.

VAGONLAR 
4 çeşit vagon var.
– Pulman
(Normal koltuklu vagondaki her sırada 2 çiftli, 1 tekli koltuk var,)
– Örtülü Kuşetli (Oda halinde 4 kişilik, koltuklar ranza şeklinde yatak oluyor, temiz nevresim veriliyor ve yatağınızı kendiniz yapıyorsunuz)
– Yataklı (oda halinde iki kişilik, içinde buzdolabı, masa ve lavabo var)
– Yemekli (Trenin restaurantı, menüde çorba, ızgaralar, mezeler, atıştırmalıklar, alkolsüz içecekler mevcut.)

Sıcaklık
Tren son derede sıcak,
Her oda panelden kendi ısısını belirliyor. 

Elektrik

Odada 1 adet priz var.
(Yataklı vagonda 2 priz var. Pulman’da yani koltukluda priz var.)

Yataklı vagon

Yataklı ile kuşetlinin büyüklükleri aynı ama yataklı 2 kişinin konforu için tasarlanmış. Aynı ebattaki alanda 4 yerine 2 koltuk, masa, sıcak suyu olan bir lavabo ve küçük bir buzdolabı var.  Tabi ki daha ferah ve konforlu. Valizlerle daha rahat.Kompartman ve Nevresimler
Dediğimiz gibi Doğu Ekspresi’nde emektar trenler çalışıyor. Haliyle yıpranmış görünüyor. Biz temizliğine güven olmaz diye yanımızda uyku tulumu da getirmiştik. Nitekim, kondüktörün kuşetli ve yataklı vagonlara dağıttığı nevresimler bizi pozitif yönde şaşırttı. Yıkanmış, ütülenmiş ve ardından paketlenmiş nevresimleri naylonundan çıkartana kadar ikna olmamıştık. Paketi açar açmaz odaya mis gibi deterjan kokusu doldu.Tuvaletler
Tuvaletler de temizdi. Yolun sonunda doğru hunharca kullananlar olabiliyor ama insanlara tuvalet adabı öğretmek TCDD’nin görevi değil. Tuvalet kağıdı var ama sonlara doğru kalmayabiliyor.Ancak pulman tuvaletlerinin trafiği çok daha fazla olduğu için, o tarafta biraz temizlik ve trafik sıkıntısı olablir. Kuşetli yada yataklınınkileri kullanmayı tercih edebilirsiniz.Restaurant
Ray Restaurant’ın işlettiği yemek vagonunun mutfağını da görebilme şansımız oldu. O da temizdi. Restaurantta görevli Ulaş ve arkadaşları fedakarca ve saatlerce en iyi şekilde hizmet veriyorlar.
Aç ya da tok, yemekler iyi ya da kötü, yanınızda yemek var ya da yok fark etmez. Gecelemeli bir tren yolculuğu kafeteryasında yemek yemeden bitmemeli.
– Menü
Menüde ızgaralar ve zeytinyağlılar var. Yemek kompartmanının tamamına mutfak kokusu hakim. İçki servisi yok ama bir şekilde içenler de içiyor.

– Fiyatlar:
Esnaf lokantası tarifesinden biraz pahalı gibi düşünebilirsiniz.
Kredi kartı alıyorlar ama internet çoğu yerde çekmediği için almıyorlar gibi düşünebilirsiniz.
– Duraklamalar:
Küçük istasyonlarda maximum 2-3 dakika bekliyor.Koşup dışardan birşeyler almak riskli olabilir. Büyük şehirlerde daha uzun bekliyor.
– Telefon / İnternet:
WiFi yok. Telefon yolun %90’nı boyunca çekiyor ama 3G bir var, bir yok.
KEYFİNİZ İÇİN 
  Gün batınca manzaralar kaçıyor. O yüzden en iyisi günlerin uzun olduğu, ama karların daha kalkmadığı aylarda bu yolculuğa çıkmak. Mart-Nisan gibi. Ayrıca, doğuda güneş batıda olduğundan 1 saat daha erken kararıyor. Olduğunuz yerdeki gün batımına aldanmayın. Bir yönü trenle, öbürünü uçakla yapmak isteyenler sıkça hangi yönü trenle gitmek daha doğru diye soruyor. Ankara – Kars treninde en güzel manzaralar sabah 6.30 gibi başlıyor. Yani buraları gün ışığında görme şansınız oluyor. Kars – Ankara trenindeyse buralardan hava karardıktan sonra geçiyorsunuz. Yani karanlıkta kalıyor. Ama yazın günlerin uzun olduğu Haziran ayında Kars- Ankara treninde de bu manzaraları yakalama şansınız var.
– Müziğinizi, oyununuzu, yemeğinizi, içkinizi alıp gelin. Tuvalet kağıdı da iyi bir fikir.
– En güzel manzaralar sabah erkenden başlıyor. Ama yol boyunca bol bol kar/donmuş akarsu manzarası var, bol bol fotoğraf çekin.
– Dediğimiz gibi kılıflar temiz olsa da titiz insanları yastıklar rahatsız edebilir.
– Kompartımanın tamamını tutmak isteyebilirsiniz.
– Çöpünüz için mutlaka poşet getirin. Kompartımandaki minik çöpe sığmak imkansız.
– Mümkünse dolunayda yola çıkın çünkü kışın hava 6 gibi karardığından ertesi sabaha kadar manzaralar kaçıyor. Dolunay da gece de manzara izlemek mümkün.








TATİL HERKESİN HAYALİ


Hayatın en güzel melodileri, tatilin sessiz anlarında çalar.


Uzunca çalışma maratonundan sonra tatil her insanın hakkıdır. Kendimizi tatil ile ödüllediririz. 


Her deniz bir martı, her rüya bir uyku, her nota bir şarkı, her mezar bir ölü, her ağaç bir kök bulur da ben başka bir sen bulamam.


Yorucu bir yılın acısını tatilden çıkartmaya kararlıyız.


Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için yola çıkın!


”Yazın keyfi bir başka olmaktadır.”

Biraz cesur olun ; Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için yola çıkılmalı. 

Kafanı cama yaslayıp, kulaklığı taktıktan sonra o yolun nereye gittiğinin bir önemi kalmıyor.

Umudun bir rengi olsaydı mavi olurdu; deniz gibi, gökyüzü gibi sonsuz.


Deniz, kum, tatil, eğlence hepsi olur yaz mevsiminde, yeni denizlere yelken açılır yeni umutlar eşiğinde.

”Deniz, güneş ve sen. Bu ne güzel bir üçlü.”


”Güneş ve deniz ile birlikte dans etmek istiyoruz.”

Doğanın güzelliği, güneşin sıcaklığı, suyun serinliği hep yanında olsun.

Seyahat etmek hayal gücümüzü gerçeklerle dengeler ve bazı şeylerin nasıl olduğunu düşünmek yerine onları görmemizi sağlar.

14 Ocak 2018 Pazar

HAYATI SADELEŞTİRİN


Evinizde, ofisinizde kullanmadığınız ne kadar eşyanız var hiç düşündünüz mü? İstatistiklere göre sonra kullanırım diye saklanan eşyaların %80’i hiçbir zaman kullanılmıyor. Bu birikim de karışıklıklara ve verimsizliğe neden oluyor. Bunu fark etmiş Japonlar sadeleşmeyi hayatlarının her alanında kullanıyorlar. Peki biz nasıl sadeleşebiliriz? İşte minimalist bir yaşama kavuşmak için atılması gereken üç adım...
Minimalist yaşam: 3 adımda hayatı sadeleştirme önerileri
“Japon hayat görüşü, gereksiz olanların elenmesi ve uzaklaştırılması ile daha da büyüyen basit bir estetik algısını kucaklamaktadır.” Mimar Tadao Ando
Hayatı sadeleştirin.
Bu mottoya daha önce çok defa denk gelmiş, fark etmiş, benimsemiş, benimsemeye karar vermiş olabilirsiniz. Sadelik ve minimalizmi özümsemiş hayat stilleri ile dünya çapında ün salmış Japon Kültürü’nü yazılı ve sosyal platformlar aracılığıyla büyük bir ilgi ile takip ediyor; yazılarımda da değinmeye çalışıyorum.
Peki ama neden sadeleşmeliyiz?
Japonlar, özellikle son günlerde medyadan da takip etmiş olabileceğiniz gibi çok çalışkan ve hatta bu hususta fark etmeden ölümü bile göze alacak kadar işkolik insanlar. Bir ada ülkesi olmaları, nüfuslarının yoğunluğu dolayısıyla özellikle kalabalık olan metropol kentlerdeki yaşam alanları, ülkemizdeki standart apartman dairelerinin metrekarelerine oranla bir hayli küçük. Dolayısıyla “Atma, onlar sonra lazım olur.”, “Bunun anısı var.”, “Şu indirimdeydi, 4 tane aldım.” gibi düşünceler ile söylenmiş cümlelerin, minimal yaşamı benimsememiş olanların hayatında pek de bir karşılığı yok.
Yapılan araştırmalara göre; tabii ki alım potansiyelleri, bulundukları toplum ve dayatmaları dolayısıyla Türkiye’nin bir hayli üzerinde olan ABD’li bir birey, ömrünün ortalama bir (1) senesini kaybettiklerini aramakla geçirmekteymiş. Aynı şekilde istatistiklere göre daha sonra kullanmak üzere sakladığımız eşyaların %80 gibi bir oranını hiçbir zaman kullanmamaktaymışız. Dolayısıyla karışıklık, çokluk, ihtiyaç harici eşyalarla çevrili şekilde olmadan, daha verimli ve zaman kontrolünü elimize alabilmemizi sağlayacak aşağıdaki 3 basit adımla minimalist bir hayata geçiş sürecini başlatabilirsiniz. Bu şekilde, fazlalıklar içinde boğulmadan, daha özenle ve üzerinde düşünülerek seçilmiş eşyalar ile hem fazla tüketimden kaçınacak, doğaya ve geri dönüşüme katkı sağlayacak; hem de eşyalara ayıracağınız vakti kendi kişisel gelişim ve tecrübelerinizi arttırmak için kullanabileceksiniz.
1. öneri: Size, özel bir sevinç ve gereksinim vermeyen kıyafet, ayakkabı, çanta ve aksesuarlarınızı ayırarak başka ihtiyaç içindekilere bağışlayın. Kalan eşyaları düzenli bir şekilde katlayarak toplayın.
2. öneri: Dairenizin özellikle büyük karışıklık içinde olabilen giriş avlusunu sadece günlük kullanımdaki ihtiyaçlar için yeniden düzenleyin. Anahtar, mont, cüzdan, telefon ve ayakkabılar gibi eşyalar harici gereksiz olan her türlü eşyayı ayıklayın.
3. öneri: Dolap ve raflardaki yoğunluğu ve yığılmaları düzenleyip, geri dönüşebilecek, bağışlanabilecek veya satılabilecek ürünleri ayırın. Bunları ayırma işlemini; banyo, yatak odası, mutfak, oturma odası, çalışma odası gibi evin değişik odalarında farklı günler içinde yapabilirsiniz.

12 Ocak 2018 Cuma

YOĞUN ÇALIŞMA


Yoğun çalışmak başarılı olmak için tek başına yeterli değil… Çünkü yoğun olmak etkili olduğunuz, etkili olmak da tüm gün durmadan çalıştığınız anlamına gelmez. İşte iş yerinde sürekli “yoğunum” diyenlerle gerçekten etkili çalışanlar arasındaki
13 fark…
İş yerinde sürekli “yoğun olanlar” ve “etkili çalışanlar” arasındaki 13 fark
Çoğumuz için, çok yoğun bir iş günü çok etkili ve üretici bir gün anlamına geliyor, ama aslında bu, genel bir yanılgı durumu. Yoğun olmak etkili olduğunuz, etkili olmak da tüm gün durmadan çalıştığınız anlamına gelmez.
İşte iş yerinde sürekli “yoğunum” diyenlerle gerçekten etkili çalışanlar arasındaki 13 fark…
1.Yoğun çalışan: Ciddi bir misyonu varmış gibi davranır
Etkili çalışan: Tüm hayatı için bir misyonu vardır
2.Yoğun çalışan: Sayısız önceliği vardır
Etkili çalışan: Birkaç önceliği vardır
3.Yoğun çalışan: Çok hızlı  “evet” cevabı verir
Etkili çalışan: “Evet” demeden önce iki kere düşünür
4.Yoğun çalışan: Eyleme odaklanır
Etkili çalışan: Eylemin anlaşılırlığına odaklanır
5.Yoğun çalışan: Tüm kapıları açık bırakır
Etkili çalışan: Tüm kapıları kapatır
6.Yoğun çalışan: Sürekli ne kadar yoğun olduğuyla ilgili konuşur
Etkili çalışan: Konuşulanları sonuçlandırmaya izin verir
7.Yoğun çalışan: Sürekli yeterli zamanı olmadığından bahseder
Etkili çalışan: Zamanını gerçekten önemli olan şeye harcar
8.Yoğun çalışan: Aynı anda pek çok görev edinir
Etkili çalışan: Bir önemli hedefe odaklanır
9.Yoğun çalışan: Aldığı her mesaja anında yanıt verir
Etkili çalışan: İyi bir cevap için zamanı uzun kullanır
10.Yoğun çalışan: Etrafındaki herkesin yoğun olmasını ister
Etkili çalışan: Etrafındaki herkesin etkili olmasını ister
11.Yoğun çalışan: İtiraz edenleri memnun etmeye çalışır
Etkili çalışan: Müşterileri memnun etmeye çalışır
12.Yoğun çalışan: Yaklaşan değişim hakkında konuşur
Etkili çalışan: Sıklıkla değişim yaratır
13.Yoğun çalışan: Tavsiye ister
Etkili çalışan: Aksiyon alır ve işi bitirir.

CAN SIKINTISI


Ara sıra sizin de canınız sıkılıyor mu? Peki sizce can sıkıntısı kötü bir şey midir? Belki de sıkılmak o kadar da olumsuz bir durum değildir. Sıkıntı kişinin konfor alanından çıkmasını sağlayabilir. Yeni şeyler keşfetmesine neden olabilir. Belki de can sıkıntısına karşı bakış açımızı değiştirme vaktimiz gelmiştir. Neden mi?
Canınız mı Sıkılıyor? Bırakın Sıkılsın…
“İnsanın akIı çoğaIdıkça can sıkıntısı artar.” Dostoyevski 
Sıkılıyoruz değil mi? Bazen mi? Her zaman mı? Yoksa o kadar çok çalışıyoruz ki sıkılmaya vakit mi bulamıyoruz? ‘’Sıkılmak’’ kelimesi insana negatif duygular hissettiren bir kelime mi? Pozitife çevrilebilir mi? Peki sıkılmanın keyfi çıkar mı? Keyfini çıkaranlar Polyannacı mı?
Araştırmalara göre can sıkıntısı insanın; yapacak bir eylem bulamadığında, bulunduğu koşullardan memnun olmama durumunda, ilgisizlik ve dikkatsizlik hallerinde olabilir veya istenilen durumdan alıkonma, istenmeyen duruma zorlanma, sebepsiz uğraşacak eylem bulamama hallerinde de insanı gelir bulur. Başka bir bakış açısına göre de sürekli yeni deneyimler ve heyecanlar arayan insanlar heyecan vermeyen ortamlarda sıkılırlar. Konfor alanından çıkmak istemeyen insanlar kendilerini güvensiz hissettikleri ortamda sıkılırlar.
Yaşamın ve teknolojinin hızı sayesinde her şeye hemen ulaşma isteği, sabırsızlık bize can sıkıntısı duygusunu yaşamaya imkan vermez. Bu duyguyu hissetmemek için hemen yapacak bir şeyler ararız. Hemen telefona, tablete sarılırız. Zamanımızı boşa geçirmemek için her anımızı doldururuz çünkü boş kalmak, hiçbir şey yapmama durumu bizi sıkıntıya sokar, o negatif ve zarar veren duyguya kapılmak istemeyiz…
Ünlü filozof ve matematikçi Bertrand Russell Nobel konuşmasında ‘insan sıkılma kapasitesiyle diğer canlılardan ayrılır. Deneyimlerimiz can sıkıntısını bertaraf etmenin çok güçlü bir arzu olduğunu gösteriyor. ‘’ der ve sıkılmaya anlam yükler.
Can sıkıntısının zıttı heyecan arayışı olarak da kabul edilir bazen. Russell can sıkıntısının kötü bir şey olmadığını ancak onu telafi etmeye çalıştıkça daha fazla heyecan isteğinin ortaya çıktığını ve sonunda yine can sıkıntısı ile sonuçlanacağını savunur, bu durumda mutlu bir hayat sürmek için belirli düzeyde can sıkıntısının varlığını çocuklara kabul ettirmemiz gerektiğini de belirtir.
Üzerinde düşünmemiz gereken şey, çocukların sıradanlığa ve tekdüzeliğe katlanma becerisini geliştirmektir. Her an onları heyecanlı ve meşgul etmeye çalışmak aslında onların hayata karşı olan dirençlerini düşürerek sürekli bir arayışta olmalarına sebep vermektedir. Ebeveynler bu konuda çocukları pasif eğlencelerle meşgul etmeye ve ‘’canım sıkılıyor.’’ diyen çocuğa anında çözüm üretmeye çalışmamalıdır.
Bu konuyu biraz daha açalım. Bazı zamanlarda sıradanlık gereklidir. ‘’İlgi dağıtıcı ve düzensiz yaşamı olan bir çocuğun beyninde yapıcı amaçlar yer edemez. Çünkü bu durumda aklı uzak başarılardan çok yakın hazlara yatkındır.’’ demiştir Russell ‘Mutluluk Yolu’’ adlı eserinde. Heyecan ve haz arayışının sonu olmadığını düşünerek can sıkıntısını verimli hale getirmenin üzerine düşünmek gereklidir.
Verimli can sıkıntısı olarak adlandırılan bu durum aslında merak duygusunu ortaya çıkaran, kişiyi araştırmaya, düşünmeye harekete geçmeye sevk eden durumdur. Yaratıcılık ortaya çıkar. Olaylardan daha derin anlamlar çıkarmaya olanak sağlar. Tıpkı ebeveynine oyuncak çadır alması için ısrar eden ve alınmadığında durumu kabul edip canı sıkılırken evdeki çarşaflardan çadır yapmaya çalışan bir çocuk gibi. Çocuk sıkıntı halinde önce biraz huysuzlanır ama durumu kabul ettiği zaman var olan probleme çözüm bulması gerektiğini düşünür ve sıkıntıdan kendini düşünmeye adar, farkında olmadan farkına varır.
Hiçbir şey yapmama hali ve can sıkıntısının diğer yüzü aylaklık. Can sıkıntısının verdiği etki gibi negatif bir hisse kaptırır kişiyi. Mesela çok aşina olduğumuz bir deyim. ‘İşi gücü yok, aylak aylak dolaşıyor’.
Kimse kendine bu sözlerin söylenmesini istemez. Ancak aylaklık yaratıcılığın ilacı olarak bilinir. Aylaklık esnasında yaratıcılık için gerekli olan tüm imkanlar yerli yerindedir. Dingin bir zihin ve beden. Hiç de yabana atılacak bir durum değildir. Russell ‘aylaklık olmasaydı insanlar barbarlıktan kurtulamazdı’ der ‘’Aylaklığa Övgü’’ adlı kitabında.
Nörobilimci Andrew Smart ‘’Oto Pilot’’ adlı kitabında da beynin yaratıcı düşünce ve üst düzey problem çözme devrelerinin hiçbir şey yapmama hali yani aylaklık durumunda nasıl aktif olduğunun üzerinde oldukça fazla durmuştur.
Tasarımcı Stefan Sagmeister ise ‘Yaratıcılığın insanlığı terk etme sebebi çok çalışmak ve işi alışkanlık haline getirmektir’ demiştir. Bu sözü evlerinde atölyeleri olan ve mesai usulü çalışmayan insanlar ile destekleyebiliriz. Yaratıcılığın karaborsa olduğu bu dönemde yaratıcılık fakirliğine en çok mesai saatleri, belirli kalıplara sokulmuş okullar, aşırı meşguliyetler sebep olmaktadır. Fakat aylak konuma geçildiğinde insan düşünmeye zaman bulur ve yaratıcı fikirlerini açığa çıkarır. Üzerine düşünür. Koşuşturmadan uzak, zamanı istediği gibi yönetebilen bir insanın yaratıcı düşünceyle yolları çok kez kesişir.
Tabii bilgi, emek, çalışma olmadan yaratıcı düşünce de olmaz ancak tüm bunların bir araya gelebilmesi için Einstein gibi bir bisiklet turundayken, Arşimet gibi hamamdayken ya da Richard Feynman gibi okulda tabak döndüren çocukları izliyorken, Newton gibi bahçede çayımızı yudumlarken aylaklık yapmak bizi farklı yerlere götürecektir.
Canımız sıkılıyor diye şikayet etmek yerine can sıkıntısının insan hayatına kapılar açabileceğini düşünerek bunun tadını çıkaralım… Hiç ummadığımız anda ummadığımız bir zamanda hiç keşfedilmemiş bir şeyi belki de biz keşfederiz.

ŞANS ÖNEMLİ Mİ ?

Başarı ile şans arasında nasıl bir ilişki vardır? Bir insanın gerçekten başarılı olması için şanslı mı olması gerekir? Dünya çapındaki büyük başarıların mimarları,  kendileri için dönüm noktası olan şans ya da fırsatları nasıl değerlendirdiklerini anlatıyor...

En büyük şansım 

Şarık Tara’nın iş hayatındaki en büyük şansı, üniversitedeki hocasıyla tartışması oldu. Bu yüzden okulunu bir dönem geç bitirdi. Ancak arkadaşları iş bulamazken o en iyi işi kaptı. Migros’un yönetim kurulu başkanı Bülend Özaydınlı’nın yüzüne ise şans Vehbi Koç’la yaptığı ilk görüşmede güldü. Koç’a verdiği kıvrak cevaplar, onun gruba girmesini sağladı. Aileden ayrılıp kendi grubunu kuran Nafi Güral’ın hayatındaki en büyük şansı ise ortaklarının “Projen hayal” sözüne sinirlenip şirketin hisselerinin tamamını satın alması oldu. Güral, bu sayede Türkiye’nin en büyük gruplarından birini yarattı. İşte Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının hayatlarını değiştiren büyük şansları...
Google'ın Patronu Larry Page
Standford’a başladığı ilk gün kendisinden bir yıl önce aynı okula kabul edilen Sergey Brin’le tanıştı. Brin, ona okulu gezdirdi. Page, Stanford’da okulun ilk günü ortağı Sergey Brin’le tanışmasaydı belki bugün teknoloji devi Google olmayacak, Page de hayatının şansını yakalayamayacaktı. Tıpkı Page’de olduğu gibi patronların hayatında şansın önemi büyük. Türkiye’nin en önemli girişimcilerinden, Enka Şirketler Grubu Fahri Başkanı Şarık Tara’nın da iş hayatındaki “en büyük şansım” dediği olay üniversite son sınıfta kapısını çaldı.
“Son sınıfta hiç yapmayacağım bir şey yaptım ve bir hocayla münakaşa ettim. Bu nedenle de bir sömestr geç mezun oldum. İşte bu hayatımın en önemli şanslarından biri oldu” diyen Tara, bu sayede pek çok arkadaşının önüne geçerek Haydarpaşa’daki silo inşaatındaki işi kaptı. Gece vardiyası mühendisi olarak çalışmaya başlayan Tara, daha sonra eniştesiyle birlikte kendi inşaat şirketini kurdu. Ta-ra’nın iş hayatındaki ikinci büyük şansı ise Almanlar-dan gelen sürpriz iş teklifi oldu. Tara, bu sayede hiç aklında yokken şirketini yurtdışına açtı ve bugün 6 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan dev bir grup yarattı.
Herkesin Şansa İhtiyacı Var!
Bu örneklerden anlaşıldığı gibi başarılı insanların da hayatlarında şans faktörü belirleyici olabiliyor... Her başarılı iş insanının “en büyük şansım” diye nitelediği bir olay var. Örneğin Çukurova’nın patronu Mehmet Emin Karamehmet’in de hayatını değiştiren en büyük şansı Murat Vargı’yla tanışması oldu. Hüsnü Özyeğin, askerlik arkadaşı Murat Vargı’dan gelen Turkcell projesini eski patronu Karamehmet’e götürdü. Karamehmet de Vargı sayesinde gelen şansı iyi değerlendirerek bugün Türkiye’nin en büyük GSM şirketinin sahibi oldu.
Karamehmet de Hüsnü Özyeğin’in en büyük şansı oldu. Hüsnü Özyeğin, Yapı Kredi’de yöneticilik yaptığı dönemde patronu olan Karamehmet’in kendisine hisse vermemesine sinirlenerek kendi bankasını kurdu. Özyeğin, bu olayın hayatının en büyük şansı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Karamehmet’ten yüzde 1 hisse istedim, onu da bana vermediği için her akşam kendisine dua ediyorum beddua değil. Ne kadar doğru bir şey yaptı vermemekle ki ben kendi bankamı kurabildim.” Limak’ın patronu Nihat Özdemir’den Migros’un başkanı Bülend Özaydınlı’ya kadar Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının hayatlarındaki en büyük şanslarını araştırdık.
Yarım Bırakılan DoktoraNihat Özdemir, 4,7 milyar dolar aktif büyüklüğe ulaşan Limak Holding’in patronu. Son 10 yılda Limak’ı baş döndürücü bir hızla büyüttü. En son 3’üncü havalimanı ihalesine ortaklarıyla birlikte 22 milyar doların üzerinde bir tutar ödeyerek dikkatleri üzerine çeken Özdemir’in iş hayatındaki en önemli şansı ise terör nedeniyle doktora eğitimini yarıda bırakması oldu. Ortağı Sezai Bacaksız'la terör olayları yüzünden ODTÜ'de doktorayı yarıda bırakıp kendi şirketinikuran Özdemir, “hayatımdaki en büyük şansım oldu” dediği olayı şöyle anlatıyor:
“Ortağım Sezai Bacaksız ile ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nden sınıf arkadaşıyız. Daha sonrasında endüstri mühendisliği bölümünde birlikte yüksek lisans yaptık. Üniversiteye dönüp beraber öğretim görevlisi olduk. 6-7 yıl kadar akademik çalışmalara devam ettik. Doktora çalışmaları yaptık. Ancak, o yıllarda terör büyük sıkıntıydı, üniversite hayatı zordu.
Terör olaylarından dolayı özel sektöre atılarak şirket kurmaya karar verdik. İyi ki de kendi şirketimizi kurmuşuz, terör olayları bizim kendi işimizi kurmamızı sağladı. 1976 yılında proje yaparak işe başladık. Tesisat projeleri, makine fizibiliteleri yaptıktan sonra fabrika montajlarına geçtik. Sonrasında inşaat işleri almaya başladık. İlk günden ana hedefimiz, her işi yapan bir firma olmaktı. Yalnız konut, liman değil, tüm müteahhitlik hizmetlerini verme hedefindeydik. Bu ortaklığa başlarken sadece proje yapmayacağız, her türlü hizmeti veren bir müteahhitlik şirketi olacağız, daha sonra da sadece müteahhitlik ile sınırlı kalmayıp başka sektörlere de gireceğiz gibi bir hayalimiz vardı. Şimdi Limak Şirketler topluluğu olarak inşaat ve çimentonun yanında turizm, enerji, havalimanı işletmeciliği ve gıda alanlarında faaliyet gösteriyoruz. Geçmişe dönüp baktığımızda en büyük şansımızın terör olaylarından dolayı üniversitedeki kariyerimizi bitirip kendi işimizi kurmamız olduğunu söyleyebilirim.”
Hocası Girişimci YaptıMustafa Şevki Kavurmacı, yarım milyar dolar cirosu olan Aydınlı Grubunun kurucusu. Bünyesinde U.S Polo, Cacharel gibi güçlü markaları bulunduran grubunun temellerini üniversite yıllarında attı. İstanbul Üniversitesi’nde okurken akademisyen olmayı hayal eden Kavurmacı, hocasının sözü üzerine kendiişini kurup girişimci oldu. Kavurmacı’nm büyük oğlu Ahmet Said Kavurmacı, bu olayı şöyle anlatıyor: “Babam, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nin son sınıfındayken okulda kalıp akademisyen olmayı düşünmüş. Bu isteğini, hocası olan rahmetli Prof. Dr. Sabahattin Zaim Beyefendi ile paylaşmış. Sabahattin Hoca, babamın heyecanlı ve haksızlık karşısında mutlaka doğru bildiğini söyleyen özelliğine atıfta bulunarak kendi işini kurması konusunda tavsiyede bulunmuş ve şöyle demiş: ‘Sevgili Mustafa, bu dönemde ilim yapmak için bu çatı altında bazı haksızlıklar karşısında maalesef doğru bildiğini söyleyemeyip susmak zorunda kalacağın bir dönem. Aynı zamanda senin gibi Anadolu’dan gelip okumak isteyen birçok öğrencinin imkanları da kısıtlı. Onları okutacak işadamlarına da ihtiyaç, en az ilim adamı ihtiyacı kadar yüksek. Senin ticarete yatkınlığın fazla, gel sen bu akademik kariyer işinden vazgeç, ülkeye hizmetini ticaretinle yap.’ Bu konuşmadan sonra da babam yönünü ticarete çeviriyor ve o dönem son sınıfta okurken Fatih’te açtığı 50 metrekarelik dükkan bugün 5 ülkede direkt yatırımı olan 4 bine yakın kişiyi istihdam eden büyük bir gruba dönüşüyor. Sahabattin Zaim’in nasihatı doğrultusunda her yıl bine yakın öğrenciye burs veriyoruz.”
Avantajı Tezgahtarlık
Kiğılı, 210 mağazayla Türkiye’de erkek hazır giyimine yön veren markalardan biri. CEO’su Hilal Sueıdem ise uzun yıllardır perakende sektörünün içinde. Suerdem, iş hayatında en büyük şansının satış danışmanı olarak sektöre adım atması olduğunu söylüyor. Organize perakendenin güçlenmesinin kendisine avantaj sağladığını söyleyen Suerdem, iş hayatında öne geçmesini sağlayan “şansı” için şöyle konuşuyor: “1964’te İstanbul’da doğdum. Ancak ailece Siirtliyiz. İş hayatı, aile kültürümüzde çok önemli yer tutuyor. Bu yüzden hem okudum hem çalıştım. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdim. İlk iş tecrübemi ise babamın yanında edindim. Babamla birlikte AR-GE laboratuvarların kurulmasına yönelik malzeme satıyorduk. Öğlene kadar okula gidiyordum, öğleden sonra da işte babamın yanındaydım. Yaklaşık 12 yıl bu aile işletmemizde çalıştım. 1991’de ise anne ve babamı trafik kazasında kaybettim. Sonrasında ağabeyimle ticaret işimizi ayırdık.Ağabeyimle ayrılınca Abdullah Kiğılı eksik olmasın, ‘Başarılı, hırslı ve heyecanlı bir insansın, bizimle çalışabilirsin’ dedi. Ben de kendisine, ‘Bu işin en alt seviyesi neresi’ diye sorduğumda o zamanki adıyla tezgahtarlık cevabını verdi. Ben en alt seviyeden başlamak istedim. İlk iş olarak da depodan mağazalara sevkiyat işini yaptım. Sonra Galleria açıldı, ben de oradaki mağazamıza tezgahtar olarak geçtim. Galleria mağazamızda şef, müdür yardımcısı ve müdür oldum.
İlerleyen süreçte Anadolu Yakası’nda mağazalar bölge müdürlüğünü üstlendim. Ardından mağazalar koordinatörü oldum. İmalat ve lojistik birimleriyle birlikte genel koordinatörlük yaptım. Daha sonra da CEO oldum. İş hayatımda önümü açan, en büyük şansım perakende dünyasına satış danışmanı olarak başladığım gün oldu. Organize perakendenin güçlenmesi de hızlı büyümemizi sağladığı için en önemli şanslarımdan olarak görüyorum.”
Okulu Kırdı Hayatı Değişti
Ali Abalıoğlu, 1,5 milyar dolar cirosu, 2 bin çalışanı olan Denizli merkezli Abalıoğlu Holding’in yönetim kurulu başkanı. Ailenin ikinci kuşak temsilcisi. İş hayatına, babasının çırçır fabrikasında başladı. Bugün ise tekstil işi yapan aile şirketini bakırdan gıdaya, enerjiden ambalaja kadar 5 farklı alanda faaliyet gösteren büyük bir gruba dönüştürdü. Abalıoğlu’nun hayatındaki en önemli şansı ise lise yıllarında arkadaşlarıyla birlikte okulu kırıp kahvehaneye gitmesi oldu. Abalıoğlu, bu olayı ve neden hayatının şansı olduğunu şöyle anlatıyor:
“Lise çağlarında arkadaşlarla okulu kırar ve henüz öğretmenlerimiz tarafından keşfedilmemiş bir kahvehaneye giderdik. Ancak çok ileri görüşlü, bir o kadar zeki bir kadın olan annemi hafife alıp yakın takibinde olabileceğimi hesaba katmayarak ciddi bir hata yaptım.
Yine okuldan kaçtığım günlerden biriydi. Kağıt oynarken annemi ve babamı bir anda karşımda buldum. Kuş uçmaz, kervan geçmez bu yere babamı ancak annemin azmi ve kararlı tutumu getirebilirdi. Evet, gerçekten basılmıştık. Arabada nasihat dinleyip azarlanmayı beklemek yerine en güzel savunma olarak saldırıyı seçtim. ‘Beni arkadaşlarıma mahcup ettiniz’ dedim ve onları okulu bırakmakla tehdit ettim.
Babam, ‘Aman ne güzel senin gibi bir yardımcıya ihtiyacım var zaten, yarın sabah gel işe başla’ dedi. Annem ise ‘Oğlum zaten sende okuyacak kafa yok’ diyerek acımasızlığını, ‘Sana liseyi mutlaka bitirteceğim’ diyerek de kararlılığını dile getirdi. Bu iki kurt blöfümü yememişti. Kahvehanede anneme ve babama yakalanmam hayatımdaki kararlı ilk hedefimi koymamı sağladı. Bu olaydan sonra önce okumaya sonra iş hayatına atılmaya karar verdim.”
"Mutfaktan Gelmem Şans Getirdi"
İnanç Kabadayı, Batışehir markasıyla ünlenen Ege Yapı’nın yönetim kurulu başkanı. Aynı zamanda İstanbul Genç Girişimciler Derneği’nin (İSGİD) başkanı... 38 yaşında, İTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü mezunu. Uzun yıllar, inşaat sektöründe profesyonel yöneticilik yaptıktan sonra 6 yıl önce kendi şirketini kuran Kabadayı, genç yaşta elde ettiği başarıyı ve şansını şöyle anlatıyor: “Babam harita mühendisi, annem ise ev hanımıydı. Ben de küçüklüğümden itibaren babamla birlikte araziye gider sahada vakit geçirdim. Ortaokulda hedefimi koymuştum. Büyüyünce inşaat mühendisi olacaktım. İTÜ İnşaat Fakültesi’ne girmeyi hedefledim ve üniversite sınavında bu bölümü kazandım.
Üniversite birinci sınıfta okurken bir inşaat firmasında staja başladım. Üniversite yıllarımda bir taraftan okumak diğer taraftan çalışmakla geçti. Üniversite 2,3 ve 4’üncü sınıflarda Atlas adındaki bir inşaat şirketinde çalıştım. Bir taraftan da okula devam ettim.
Bu şirkette ilk önce saha müdürü olarak işe başladım. 10 yıl da proje koordinatörlüğe yaptım. 6 yıl önce ise kendimi hazır hissettiğimde şirketimi kurmaya karar verdim. Birçok arkadaşımın aksine, eğitim hayatımın başından itibaren inşaat işinin içinde olmam en büyük şansım oldu. Daha öğrenciyken başladığım iş hayatımda saha mühendisliği ile başlayıp mezun olduktan sonra da koordinatörlüğe kadar birçok departmanda görev aldım. İnşaat sektöründe işin mutfağından geliyorum. Hayatımın bu döneminin, bugün baktığımda en önemli şansım olduğuna inanıyorum. Yaşadığım her bir deneyim, bugün Ege Yapı olarak başarılarımızın temellerini oluşturdu.”

Bülend Özaydınlı
Migros Yönetim Kurulu Başkanı
"Hayatımı Değiştiren Kritik Konuşma"Vehbi Koç'la Tanışma
1987 yılında Vehbi Bey'in daveti üzerine ofisine gittim. Yaptığımız ilk tanışma görüşmemizde Türkiye'nin durumu hakkında düşüncelerimi öğrenmek istedi. Yanıtım, “Türkiye'nin durumu aynen benim durumuma benziyor” oldu. Vehbi Bey de “Ne alakası var” diye hayret ile sordu. Ben de “Çocukluğum, gençliğim hep deniz kenarındaki illerde geçti ama iş hayatım Ankara'da başladı ve Ankara'da devam ediyor” diye sözlerime başladım ve şöyle devam ettim:
İlk Sohbet
“Denizi çok seviyorum ve ; öncelikle İstanbul'da yaşamak İstiyorum, İstanbul'da bir yalıda oturup önüne yatımı bağlamak istiyorum. Yeterli birikimim yok ancak borçlanacak İtibarım var, İstanbul'a yerleşir, borçlanarak yalı ve yat alabilirim, Böylece 4-5 yıl boyunca düşlerimi gerçekleştiririm, Ama 5'incl yılın sonunda borçlarımı geriye ödeme zamanı geldiğinde borcumu ödeyemez itibarımı yitiririm. Babamın ailemize verdiği itibarlı soyadı en değerli varlığımızdır, itibarımızı riske atıp, acele edip bu düşümü gerçekleştiremiyor, bir gün bu hedefe ulaşabilmek için işime dört elle sarılıyor, gücüm ölçüsünde tasarruf etmeye çalışıyorum."
Şans Getiren Konuşma
Daha sonra da kendimle Türkiye arasında benzerlik kurdum, Vehbi Bey'e "Türkiye aşırı borçlanarak itibarını tehlikeye sokuyor ve riskli bir kulvarda koşuyor. Türkiye düşlerini risk alarak ve aşırı borçlanarak aceleci gerçekleştirmeye çalışıyor, Olanaklarının üzerinde harcamalar yapıyor, geleceğini risk altına sokuyor, Korkarım bir gün gelecek bu borçları geri ödemede ciddi sorunlarla karşılaşacağız" dedim. Vehbi Bey bu benzetmeme çok güldü ve "Haklısın" dedi, Bu J görüşmemizden kısa bir süre sonra aldığım teklifi takiben yarı kamu sektöründeki görevimden ayrılarak Koç Grubu'na katıldım ve kariyerim tümüyle yepyeni bir yöne girdi, Sonuçta Vehbi Bey'le yapmış olduğum bu ilk konuşma, benim hayatımı değiştiren en önemli şansım oldu.

Nafi Gural
Kütahya Porselen YKB
"Şansım Bana İnanmamaları Oldu"Ortaklık  Yürümedi
Kütahya Porselen, 1973 yılında kuruldu. Ancak ortaklık yapısının doğal sonucu olarak yürümedi. Şirketin yönetim kurulu başkanı, 1983 seçimlerinde milletvekili oldu. O dönemde ortağımız olan bankalar da beni başkanlık görevine atadı.
Proje Hazırladım
“Şirket nasıl kurtulur”diye projemi hazırlayıp yönetim kuruluna sundum. Aferin beklerken “Bu sözlerin hayal! Madem kendine bu kadar çok güveniyorsun, bankaların hisselerini satın al kendin yap” sözleriyle karşılaştım. Bana inanılmamış olması beni çok üzdü.
Hisseleri Geri AldımÖzel bankalardan yüzde 74 oranındaki hisseleri geri aldım. Böylece yüzde 2 civarındaki paya sahip ortakların temsilcisiyken şirketin bütününün temsilcisi olarak porselen sektörüne adım atmış oldum. Halbuki hedeflerim arasında kerestecilik işimizden edindiğimiz sevgi ile o tarihlerde yeni bir sektör olan sunta ve MDF işine girmek, madencilik işlerimizi çeşitlendirmek ve büyütmek vardı.
Seramiği Bırakamam
Kendimi kanıtlamak için mi, yoksa “Bu sözlerin hayal” lafı üzerine mi bankaların hissesini satın alıp porselen ve seramik işine girdik, hala anlayabilmiş değilim. Ancak “hayal” sözü benim hayatımın en büyük şansı oldu. Porselen ve seramik emek yoğun, enerji-yoğun, sermaye-yoğun bir sektör. Avrupa bu sektörleri bıraktı. Bizim ise nesiller boyu bırakmaya niyetimiz olmaz .

11 Ocak 2018 Perşembe

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK SÖZLERİ


● Ne mutlu Türküm diyene.
● Yurtta sulh, cihanda sulh.
● Söz konusu olan vatansa, gerisi teferruattır.
● Bütün ümidim gençliktedir.
● Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
● Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk,
O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.
● Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir.  
● Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.
● Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, 
cumhuriyet idaresidir.
● Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
● Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet'e sahip çıkmaktır.
● Öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür,
irfanı hür nesiller ister.
● Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi,
bağımsızlık onurunu öğretir.
● Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
● İstiklal, istikbal, hürriyet, herşey adaletle mümkündür.
● Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda,
durmadan, yılmadan ilerlemektir.
● Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.
● Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
● Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir.
● Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.
● Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
● Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.
● Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. 

LİDERLİK VE YÖNETİCİLİK


Mustafa Kemal Atatürk Liderlikle ilgili diyor ki;
“Efendiler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde ispatlamıştır ki, büyük dâvâlarda başarı için sarsılmaz bir kabiliyet ve kudrete sahip bir önderin varlığı şarttır. “

Mustafa Kemal gibi liderler izleyenlerini misyonları ve misyon hisleri ile heyecanlandırarak bir enerji yaratırlar.
Yöneticiler ise yaratılan bu enerjiyi sevk ve idare ederler.
Lider ile yönetici arasındaki fark tamamı ile  “Misyon” kelimesi içerisinde yatmaktadır. 

Yönetici uygular, lider ise yenilik getirir.
Yönetici süreklilik sağlar, lider ise geliştirir.
Yönetici sisteme, lider insanlara dayanır.
Yönetici denetime, lider insanlara güvenir.
Yönetici işleri doğru yapar, lider ise doğru işi yapar.

LİDER
Belirli şartlar altında kişisel veya grup amaçlarını
gerçekleştirmek üzere kendi veya başkalarının faaliyetlerini
etkileyen ,yönlendiren ve arkasından sürükleyen kişidir.
Değişimle ilgilenir, vizyon sahibidir , yönlendiricidir.
Kendisini izleyenleri, motive eder ve mücadele ruhu aşılar.
Kararlı, çalışkan ve kendisine güvenir.
Sorumluluklarını gönüllü olarak üstlenir.
Konuşma metnini kendisi yazar.
Pratik zeka, kavramsal düşünme,üretkenlik özelliklerine sahiptir.
Etkileyici konuşma, ikna etme, örgütleme ve sosyal becerilere sahiptir.
   
YÖNETİCİ
Kar ve risk başkalarına ait olmak üzere;insan , hizmet veya
üretim faktörlerine ilişkin karar verme ve yetkiyi kullanma
gücüne sahip ve faaliyetleri bir sistem dahilinde yürüten kişidir.
Lider özelliklerine sahip olmayabilir.
Yasal gücünü kullanır, ödül ve cezaya dayalı gücü vardır.
Sermaye sahibi ya da yönetim kurulu tarafından atanır.
Sistemin işleyişi ile ilgilenir.Denetler, tedbirler alır.İşletmenin hedeflerini gerçekleştirmek için belirlenmiş görevleri yaptırır. 

LİDER  TİPLERİ
Geleneksel lider: Geleneklere bağlı lider tipi.
•Karizmatik lider: Belirli bir toplumun tarihsel, geleneksel, ekonomik, toplumsal ve kültürel koşulların hazırladığı bir ortamın adamı.
•Yasal lider: Yönetme ve emretme gücünü yasalardan alır.
•Teknokratik lider: Bir konudaki uzmanlığı ile kendini kabul ettirir.
•Arkadaş tipi lider: İnsana çok değer veren, insanla arkadaşlık kurmak isteyen,astlarının kendisini sevmesini ve işlerinde mutlu olmasını isteyen lider tipi.
• Kurnaz tip lider: Üretim ve insana ilgiyi belli düzeyde ve dengede tutmak isteyen uzlaşmacı bir tutum isteyen lider tipi.
Liberal lider: İnsana ve üretime pek değer vermeyen, sadece özgürlüğü savunan lider tipi.
Hümanist lider: İnsana aşırı önem veren, üretimi ikinci plana iten lider tipi.
Tatlı-sert lider: İnsana ve üretime eşit ölçüde önem veren lider tipi.
Demokratik lider: İşe ve kişiye maksimum düzeyde önem verilmesini savunan lider tipi.
Başaran tip lider: Hem insana, hem de üretime fazla değer veren, bir işi bitirince yeni işler arayan, örgütte karşılıklı güven ve saygı ilişkisi içinde işleri yürütmek isteyen lider tipidir.

LİDERİN ÖZELLİKLERİ
Hızlı ve doğru karar alma
Kararlarını astlarına danışarak alma
Veri ve bilgiye dayalı karar verme
Astlarını geliştirme
Yetki devretme
Kendine güvenme
İnsiyatif sahibi olma
Taraf tutmama
Adil olma
Sabırlı olma
Sakin olma
Tutarlı olma
Planlama yapabilme
İletişim kurabilme
Problem çözme
Yaratıcı olma
Ayrıntılarla ilgilenme
İleriyi görme
Pratik olma
Ekip çalışmasını koordine etme...

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

OTOMOBİL ARTIK LÜKS DEĞİL, CEZA

  Türkiye’de otomobil sahibi olmak artık bir ihtiyaç değil, adeta cezalandırılan bir tercih haline geldi. Çünkü bugün bir otomobil aldığınız...