3 Kasım 2026 Salı

TÜRKİYE’DE GEÇİM SAVAŞI

 


Türkiye’de geçim sıkıntısı artık yalnızca dar gelirlinin değil, toplumun geniş kesimlerinin ortak gündemidir. Rakamlar, mutfaktaki yangının nasıl büyüdüğünü gösteriyor.

2006 ilk 10 ayda TÜİK’in enflasyonu % 29,77, ENAG’ın ölçümü % 45,12 olarak veriliyor. İki oran arasındaki fark bile vatandaşın yaşadığı fiyat artışını hangi pencereden gördüğümüz tartışmasını büyütüyor. Ancak pazara, markete ve faturaya bakan insan için tartışma basit: Gelir, giderin gerisinde kalıyor.

Dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması 40.000 TL dayanmış durumda. Açlık sınırı da yaklaşık 40.000 TL. Yoksulluk sınırının 125.000 TL. olduğu bir tabloda, asgari ücretli ve emekli hangi bütçeyle insanca yaşayacak?

Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyetinin 50.000 TL. ulaşması, tek başına çalışan bir insanın bile geçinmekte zorlandığını ortaya koyuyor. Bunlar lüks tüketimin değil; beslenmenin, barınmanın, ulaşımın ve temel ihtiyaçların hesabı.

Emekli yıllarca çalışıp prim ödüyor; bugün aldığı maaşla ayın sonunu getirmeye çalışıyor. Asgari ücretli ise daha maaşını aldığı gün kira, fatura ve mutfak masrafını hesaplamak zorunda. Emekli aylıklarıyla asgari ücret arasındaki dengesizlik, yalnızca bir ücret meselesi değil, sosyal adalet meselesidir. Çalışanın da emeklinin de geliri, temel yaşam maliyetleri karşısında korunmalıdır.

Konut kiralarına kasım ayında uygulanacak yüzde 31,23’lük artış, zorlanan kiracıların yükünü daha da ağırlaştırıyor. Doların 50 TL. Euronun 55,55 TL. düzeyinde olduğu; benzinin 82 TL. mazotun 102 TL. çıktığı bir ekonomide ulaşım ve üretim maliyetleri de hanelerin bütçesine yansıyor. Akaryakıt yalnızca araç sahibini değil, taşımacılıktan gıdaya kadar bütün fiyat zincirini etkiliyor.

Ekonominin başarısı, yalnızca büyüme oranlarıyla, ihracat rakamlarıyla veya finansal göstergelerle ölçülemez. Asıl ölçü, bir ailenin ay sonunda borçlanmadan yaşayabilmesi; emeklinin pazardan eli boş dönmemesi; çalışanın kirasını ödedikten sonra temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesidir.
Çözüm, ücretleri yılda bir kez belirleyip vatandaşın enflasyon karşısında erimesini izlemek değildir. Gelirler gerçek yaşam maliyetine göre düzenli güncellenmeli; kira, gıda ve enerji yükünü azaltacak kalıcı politikalar uygulanmalıdır. Fiyat artışları şeffaf biçimde izlenmeli, dar gelirliyi koruyan destekler hedefli ve denetlenebilir olmalıdır.

Vergi yükünün dağılımı da bu tablonun parçasıdır. Ücretinden vergi ve kesinti yapılan yurttaş, harcama yaptığında dolaylı vergilerle yeniden ödeme yapıyor. Bu nedenle adil bir düzen, yükü en çok tüketmek zorunda olanların omuzlarına bırakmamalıdır. Kamu kaynaklarının kullanımında tasarruf, hesap verebilirlik ve öncelik sıralaması güveni güçlendirmelidir. İnsanlar açıklama değil, sonuç görmek istiyor: Daha erişilebilir gıda, ödenebilir kira, güvenceli iş ve insanca yaşamaya yetecek gelir. Bu beklenti ayrıcalık değil, yurttaşlık hakkıdır.

Unutulmamalıdır: Bir ülkede insanlar çalıştığı hâlde geçinemiyorsa, sorun yalnızca aile bütçesinde değildir. Rakamlar soğuk olabilir; ama onların arkasında sıcak bir ev, dolması gereken bir tencere ve geleceğini düşünen milyonlarca insan vardır. Ekonominin vicdanı, vatandaşın sofrasında ölçülür.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

TÜRKİYE’DE GEÇİM SAVAŞI

  Türkiye’de geçim sıkıntısı artık yalnızca dar gelirlinin değil, toplumun geniş kesimlerinin ortak gündemidir. Rakamlar, mutfaktaki yangını...