6 Ocak 2018 Cumartesi

WCM = DÜNYA KLASINDA ÜRETİM

WCM nedir?

WCM, (World Class Manufacturing) Türkçe, Dünya  Sınıfında Üretim anlamına gelmektedir.
Fiat Auto ‘nun da içinde yer aldığı 6 uluslararası  şirketin performanslarını ve standardlarını dünya sınıfı düzeyine yükseltmeyi hedef alarak önde gelen Avrupalı ve Japon uzmanların işbirliği sonucunda tanımladıkları ve evrimsel bir bakış açısı ile tüm fabrikanın kalite, bakım,maliyet yönetimi ve lojistik vb. süreçlerini kapsayan bir üretim sistemidir.
Yalın üretim, çok kısa bir ifadeyle; üretimde değerle israfın birbirinden ayırt edilmesi, israfın azaltılması, mümkünse yok edilmesi ve bu şekilde de değerin ön plana çıkartılmasıdır. Yalın üretim sistemleri içerisinde Dünya Klasında Üretim Sistemi ( World Class Manufacturing (WCM) ) ise 1990 ların başında literatürdeki yerini almaya başlamıştır.
WCM farklı zamanların farklı ihtiyaçlarından gelişen metodlara bütünsel bir bakış getirmiştir. WCM in temel yapısını ve amaçlarını anlatan; iş güvenliği ve israf-kayıp analizinin bütün çalışmaların temeli olduğunu görürüz.
İsraf ve kayıp analizi önceliklerin belirlenmesi için gerekli veri akışını sağlar. İsraflar ve kayıplar maliyetlendirilir, kayıpların birbiriyle ilişkisi belirlenir ve bu sayede enerjinin doğru noktalara sarfedilmesi sağlanır. Hazırlık çalışmaları Ocak 2008 tarihinde başlatılmış olmakla birlikte, Automotive Lighting Grubunda Mako , 4 Mart 2008 tarihinde Kick-Off (başlama vuruşu) toplantısıyla resmi olarak programın başlatıldığı 3. fabrika olmuştur.

WCM’ de alanlar

Hangi alanlarda hangi kayıpların yoğunlaştığını saptayıp “model alanlar” seçildikten sonra bu alanlarda o alanların tüm çalışanları ile birlikte çalışmaları yürütecek Pillar Teams – Alan Takımları ve Pillar Leaders - Alan Liderleri seçilirler.
WCM, 10 adet Teknik Alan, 10 Adet yönetsel alan öngörmektedir. Teknik alanlar’daki başarı düzeyi dolaylı olarak yönetsel alanlarıdaki başarı düzeyinden etkilenmektedir.
WCM sistemleri, üretimi dünya standardına çıkartmak ve bu standardı korumak ve sıfır israf standardını sağlamak amacıyla, detaylı ölçüm ve raporlamalar yapar. Sadece fire ve kayıp verilerinin raporlanmasından farklı olarak, takip eden benzer hataların izlenmesi ve bu hatalar arasındaki korelasyonun kurulabilmesi yönünde sürekli olarak sistemleri izler, puanlar ve hedefler ile karşılaştırmalar yapar.
Üretim, dağıtım, güvenlik, kalite kontrol, yönetim, bakım, eğitim, insan kaynakları vb. şirket içi faaliyetler hakkında performans analizlerinin yapılabilmesini, olası kayıpların zaman ve para olarak hesaplanabilmesini, bu analizlerin geçmiş veriler ile karşılaştırılabilmesini sağlar.

WCM’in odaklandığı konular

Q: Kalite Üretim kalitesini Dünya Çapında en iyi seviyeye ulaştırmak
C: Maliyet İsraf -Kayıpları azaltarak geçiş maliyetini azaltmak ve verimliliği arttırmak
D: Teslimat Müşteri beklentilerini karşılamak için teslimat akış süresini azaltmak
S: İş Güvenliği İş kazalarını sıfırlamak

1. Hangi problemin adreslendirileceğinin tanımlanması
2. Nerede olduğunun belirlenmesi
3. Önceliklendirilmesi
4. Analiz edilmesi ve Doğru Metodun belirlenmesi
5. Gereken maliyetin Ne kadar olduğunun belirlenmesi
6. Çözümün titizlikle uygulanması
7. Sonucun hedef ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi. “Devamlı gelişim” ile ilgili bir kültür değişimidir.

6 SİGMA NEDİR ?

6 Sigma, müşteri memnuniyetini temel alır. 
İş süreçlerinde hata oranını sıfıra indirmek, verimliliği artırmak, iş sürecini etkileyen faktörleri bulmak, hızlı iyileştirme sağlamak ve müşteri memnuniyetini en üst seviyeye taşımak için geliştirilmiş bir metodolojidir.
Üretkenlik ve pazar payı artışı
Maliyet ve hata oranı düşüşü
Başarı grafiği yükselişi
İyileştirme hızı
Çalışan her personel için performans hedefi
Müşteri memnuniyeti artışı
Yalın Altı Sigma, Yalın üretim ve Altı Sigma araçlarının bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş çok güçlü bir araçlar topluluğudur. Bu sistemin gücü yalın yöntemler ile stabilize edilen süreçlerin, Altı Sigmanın istatistik ve proses disiplini ile proseslerin değişkenliklerinin azaltarak mükemmel bir hale getirmesinden gelmektedir. İki sistemin bir araya getirilmesi araçların kullanımında biraz karışık hale getirmiştir. Bu yüzden Kuşak eğitimlerinde Yalın ve Altı Sigma araçları ile birleştirilerek uygulayıcılara çok donanımlı bir araç seti öğretmektedir. Sistemin bir tanesi Toyota üretim sisteminden diğeri de Motorola’nın kalite anlayışından gelmektedir. Bu iki sistemin günümüzde birlikte kullanılması işletmelere çok ciddi değerler katmış ve rekabetçi avantajlar sağlamıştır.

Yalın Altı Sigmada kullanılan başlıca fazlar ve kullanılan bazı araçlar;
  1. Tanımlama (Define)
    • Proje Özeti
    • Kritik Süreç Sahipleri Analizi
    • Proses Girdi ve Çıktı Analizi
    • Müşterinin Sesi
    • Kano Modeli
  1. Ölçme (Measure)
    • Veri Toplama Tablosu
    • Pareto Grafiği
    • Değer Akış Haritası
    • Detaylı Proses Akış Şeması
    • Ölçüm Sistemleri Doğrulama
    • 5S Denetlemesi
    • İş Güvenliği Riskleri
  1. Analiz (Analyze)
    • Beyin Fırtınası
    • 5 Niçin?
    • Balık Kılçığı Yöntemi
    • Hata Türleri Etkileri Analizi
    • İstatistiksel Proses Kontrol
    • Hipotez Testleri
    • Korelasyon Analizleri
  1. İyileştirme (Improve)
    • Kaizen
    • 5S
    • Çekme Sistemleri
    • SMED
    • TPM
    • Standart İş
    • Poka Yoke
  1. Kontrol (Control)
    • Kontrol Planı
    • İş Talimatları
    • Denetlemeler
    • İletişim ve Takip Panoları
    • Rutin Toplantılar
  1. Öğrenme (Leverage)
    • Çıkarılan Dersler
    • Yayınım Planı
    • Uygulamaların Paylaşımı
    • Çalışanların Takdir Edilmesi

5 S NEDİR ?


5-S Japonya 'S' harfi ile başlayan beş kelimeyi ifade etmektedir. Bunlar:

1.SEİRİ              SINIFLANDIRMA (Ayıklama)               
2.SEİTON           DÜZENLEME (Yerleştirme)
3.SEİSO             TEMİZLİK
4.SEİKETSU       STANDARTLAŞTIRMA                         
5.SHİTSUKE       DİSİPLİN (Sürekliliğin sağlanması)

            5S;
-          Bir devrim hareketidir.
-          Başarısı için üst yönetimden başlayarak katılım şarttır.
-          Firma için en iyi reklamdır.
-          5S' yi başarırsanız pek çok şeyi başarırsınız.
-          5S düşünce yapımızın değişmesi gerektiğini söyler.
-          Toplam kalite ortamı oluşturmanın 5 adımıdır.
-          Sıfır hata elde etmenin sırrıdır.
Gerek özel ,gerekse iş hayatımızda başarıya , mutluluğa giden yoldur.
1-S-SINIFLANDIRMA (Ayıklama)
Gerekli , gereksiz malzemeleri ayıklayarak tasnif etmek ,  sınıflandırmaktır.İşletmedeki her malzemenin doğru yerinde bulundurulması amacıyla yapılan düzenlemeye sınıflandırma denir.Bulunduğu yere , kullanım sıklığına , kullanıcıya uygunluğuna göre malzemeler tasnif edilmelidir.Neyi saklamalı , neyi atmalı, işe nereden başlamalıyız? Gereksiz malzemelerden kurtularak işe başlamalıyız.Ancak demirbaşa kayıtlı malzemelerin terkin işlemlerinde dikkatli olunmalıdır.Diğer malzemeler ise usulüne uygun olarak atılacak , satılacak , hurdaya gönderilerek değerlendirilecektir.
 2-S-DÜZENLEME (Yerleştirme)
Genel düzen ve tertiptir.'Her şeye bir yer ve her şey yerli yerinde' olarak tanımlanabilir. Malzeme kutuları için bir yer belirlenmişse , malzeme kesinlikle orada olmalı ve asla kaldırılmamalı.Yangın söndürücülerin yeri , herkes tarafından bilinmeli ve gerektiğinde en kısa sürede söndürücülere ulaşılmalıdır.Rahat çalışma ortamının vazgeçilmez bir unsuru olarak görülen DÜZEN sisteminde , her şey elinizin altında ve bildiğiniz yerdedir.Düzenleme , gerekli olan şeyi ararken ve geri koyarken zaman israfını önlemektir.
 3-S-TEMİZLİK
Amaç , tertemiz bir çalışma ortamı ve yaşama alanı oluşturmaktır.Çünkü ; toz , kir ve atıklar,dağınıklığın , disiplinsizliğin , verimsizliğin , hatalı üretimin ve iş kazalarının kaynağıdır.Her insan günlük yaşantısını geçirdiği , çalışma ve yaşama alanlarını kendi sağlığı açısından  temiz  tutma  alışkanlığı      kazanmak zorundadır.Hiç kimse kirlettiği yeri bir başkası temizlesin diye beklememelidir.Her zaman temiz çevrede yaşamak medeni bir insan olmanın ilk şartıdır.Temizlik ve düzen sayesinde kazaya neden olabilecek malzeme , alet ve takımlar ortada bulunmayacak , yerlerde yağ , su , toz gibi şeyler bulunmayacak , buna bağlı olarak da iş kazalarında azalmalar sağlanacaktır.
 4-S- STANDARTLAŞTIRMA
Amaç ; iyi bir çevre düzeni  ve iş yeri ortamı oluşturmak ve bunu sürdürmektir.Yapılmış olan düzenlemeyi ve temizliği devamlı hale getirebilmek için her şey belirli kural ve şartlara bağlanarak tekdüze hale getirilmelidir. Renklerde , şekillerde , giyimde , temizlik hissi verecek her şey standartlaşma olmalıdır. Kimin nereyi , nasıl ve ne zaman temizleyeceği , düzenli tutacağı önceden belirlenmelidir ve bu alanlara konulacak şekil ve çizelgelerle sık sık kontrol edilmelidir.Her şey , her detay önemlidir.İş yerinin her noktası kontrol edilerek , her şeyin doğruluk ve düzeninden emin olunmalıdır.
5-S-DİSİPLİN
Amaç ; kurallara uymak ve takip etmektir.Sadece sınıflandırma , düzenleme , temizlik ve standartlaşmayı  yapmak işletmede verimliliği sağlamak için yeterli değildir.Bunların devamlı ve kalıcı olabilmeleri disiplin gerektirir.İşletme disiplinini sağlamak amacıyla konulmuş basit kuralların takibini bir alışkanlık haline getirmek suretiyle , her an denetimin sağlanmasıdır.Yani kuralların günlük birer alışkanlık haline getirilmesidir. Kurallara uymak ve bunları alışkanlık haline getirmek için önce , Hedefinizi tayin ediniz.Yani bu kuralla nereye varmak , neyi gerçekleştirmek istiyorsunuz? Sonra ; unutulmayacak alışkanlıklar geliştiriniz.
 5-S 'in Uygulanması Elde Eldilecek olumlu sonuçlar:
-          Kaza ve yaralanmalar ortadan kalkar.
-          Temiz ve düzenli bir iş yerinde daha keyifli çalışılır.
-          Zaman kayıpları ortadan kalkar.
-          Sorunlar daha erken teşhis edilir , hata oranı azalır.
-          Makine arızaları azalır , makine performansı atar.
-          Bütün alanların verimli kullanımı sağlanır.
-          Olağan dışı durumlar bir bakışla fark edilir.
-          Çalışan için işyerini benimseme ve iftihar etme nedeni olur.
-          Beraber çalışanlar arasında birlik duygusu gelişir.
-          Herkesin birlikte uygulayabileceği bir sistemdir.
-          Toplam üretkenlik artar.
-          İş güvenliği sağlanır.
-          Verimlilik ve kalite artar.

5 Ocak 2018 Cuma

GİRİŞİMCİ


ABD’de büyük işler yapmış ünlü bir girişimci, yönettiği şirketlere ilişkin olarak, yıllar sonra bir itirafta bulunmuş: "Birlikte çalıştığımız yöneticiler ve elemanlarda, bizden ayrılırlarsa hayatlarının mahvolacağı havasını yarattık. En iyi çalışanlarımız, buna hep inandı..." Bugün, iş değiştirmek, kendi işinin sahibi olmak, hayata yepyeni bir pencere açmak için hiç de geç değil aslında, patronlara rağmen! 

Gelişen teknoloji, her ne kadar ekonomi bir türlü rayına oturamamış olsa da istihdam olanakları, meslek dallarındaki çeşitliliği görebilmek için, yaratıcı fikirler geliştirmeniz ya da bir uzmanlık dalında ilerlemeniz gerekiyor; o kadar! Krediler, danışmanlık firmaları, yasal prosedürler iplik söküğü gibi geliyor arkasından. Yeter ki, kendinize güvenin, kariyer planlamanızı iyi yapın ve hemen harekete geçin. 

Dışarıda çok renkli, heyecanlı, akıllı ve kıran kırana bir mücadele var! Bu nedenle, ’’Yeni İş Kapıları ve Gözde Meslekleri’’ aktardığımız dizimizde, yaratıcı ve yeni fikir geliştirip, kendine güvenenlere kapıların nasıl açıldığını göreceksiniz. Tabi mücadele şartıyla! Konfüçyüs’’ün de dediği gibi; "Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır". İyi şanslar!
Yapılan araştırmalar, iş dünyasındaki nitelikli insan sayısının 2050’li yıllara kadar doldurulmayacağını gösteriyor. Teknolojideki gelişmeler, nitelikli insana ihtiyacı en az 50 yıl sonra frenleyebilecek...
Doç. Dr. Osman Özsoy’un Hayat Yayınevi’nden çıkan "Değişen Dünyada Meslek Seçimi: Geleceğin Meslekleri" isimli kitabında aktarıldığı üzere, yapılan bir araştırmada, "Şimdiki aklınız olsaydı, hangi sektörde çalışmak isterdiniz?" sorusuna verilen cevaplara dikkat çekiliyor. Buna göre, sırasıyla yüzde 32,8 ile bilişim, yüzde 18,2 ile turizm, yüzde 12,4 ile medya, yüzde 11,4 ile sağlık, yüzde 9,7 ile kamu, yüzde 5,1 ile otomotiv, yüzde 3,1 ile de perakende geliyor. ’’Şu an yaptığım işi yapardım’’ diyenler ise sadece yüzde 12’de kalmış.
Gelecek Perspektifi Şart
Yakın tarihe kadar petrol zengini ülke kralları veya petrol işiyle uğraşan Batılı büyük şirket sahipleri dünya zenginler listesinde başı çekiyordu. Ancak, son yıllarda ilk sıraları iletişim şirketleri aldı. Dünyanın en önde gelen borsalarında, iletişim sektörü şirketleri, en fazla değer kazanan hisselerin başında geliyor. Peki ya bilim ve teknolojinin insanların hayal ettiklerini üretebilir hale getirmesi? Yeni buluşlar, alınan patentlerle ekonomik bir değer haline getirilmekte ve buluş sahipleri de büyük gelirler elde etmekte...
O nedenle, akla gelen "ilginç buluşlara" baştan olumsuz yaklaşmamak gerekiyor. Örneğin, 1944"te 20. Century Fox"un Başkanı Daryik F. Zanuck’un "Televizyon en geç altı ay içerisinde piyasadan silinecektir. İnsanlar her akşam böyle bir kutuyu istemez" sözü hatırlanırsa... Bu örnek bile, hedefleri yüksek tutup, azimle çalışıldığında aşılamayacak güçlük olmadığını gösteriyor.
Kendinize Güvenin: Girişimciler iş fikirlerini, fırsatları nasıl buluyor ve eliyorlar? Bir iş alanında deneyime ihtiyaç var mı? Hangi iş fikirleri başarılı olabilir?
Cevapları, "Adım adım girişimcilik" isimli kitabında Amerikalı iş uzmanı Rachelle Thackray şöyle veriyor:
Bildiğiniz İşi Yapın: Başarılı işler kuranlar, sektördeki deneyimin başlangıç risklerini en aza indirebileceğini söylüyor. Bazen var olan bir ilgi alanı, iş için önemli bir basamak olabilir. Tabii piyasanın ekonomik durumu da çok önemli...
Zevkinize Güvenin: ’’En başarılı girişimciler, bu işi kendileri için yapandır’’ diyor bir girişimci. Az bilgi tehlikelidir ve bazen aklınıza iyi bir fikir geldiğinde ne olursa olsun ilerlemeniz gerekir.
Fikrinizi Geliştirin: Kulağa iyi gelen bir iş konseptini, gerçekten işe yarayan ve para kazandıran bir işten nasıl ayırt edersiniz? En tutarlısı, büyük ve uygun bir piyasa. Çok kötü konseptleri, başarıya ulaştıranlar gibi, batıranlar da mevcut. Bir fikri, konsepti veya inancı disiplinle birleştirme ve gerçek bir iş planına dönüştürme yeteneği şart.
Ortaklık Mı?, Yalnız Çalışmak Mı?: Bazı girişimciler, yalnız yola çıkılsa da desteğe ihtiyacı olduğunu söylüyor. Ancak, ortağa değil! Kendinize inanmalısınız.
Piyasayı Araştırın: Bir iş kuracakların piyasa ve ürünlerinin yeri konusunda bir anlayış geliştirmesi gerekir. En iyi yollardan biri rekabeti değerlendirmektir. Araştırma yapmak, bir ürünün potansiyel pazarını, müşterilerin özelliklerini ve satış hesaplarını belirlemeye yarar.
Yeni Yetenekler Geliştirin: Gerekirse bir kursa ya da eğitim programına katılıp, kendinizi geliştirin.
İş Planı Yapın: Ne üreteceksiniz, hedef kârınız ne, kimlerle çalışacaksınız gibi soruların cevaplarını içeren bir plan yapın.
Kendin Yap: Yeni iş kuranlar genellikle yatırımlarını kendileri yapmak zorunda kalır. Bazıları sadece birikmiş paralarına ve ilk ay ve yıllardaki kazançlarına güvenirler.
Doğru Mekân Seçin: İlk günlerden şirketinizin parasını çok harcamamak çok önemlidir. Olabilecek en ucuz yerden başlayın. Biçim ve içerik arasındaki farkı unutmayın. Pahalı ofisler iyidir ama çoğu zaman değersizdir. Süslü eşyalarla başlayan işler nadiren başarılı olur. Evde çalışmayı ya da ofis açmayı düşünün.
İsim Bulun: 2000 yıllarının en iyi 10 markasının isimleri farklı, akılda kalıcı fakat uzmanlara göre üzerlerinde fazla düşünülmemiş. Kısa, güçlü, tanıdık ve insanların söylemekte zorlanmayacağı isimler seçin. Acele etmeyin.
Marka Mesajınız Olsun: Reklam harcamaları için yeterli paraya sahip olmasanız da, kaliteli ürün hakkında insanların konuşması en iyi reklamdır. Pazarlama stratejisi için insanlarla çalışın. Basit mesajlar verin.
Çalışan Alın: Başka kişileri işe almak, hem size nefes aldıracak zamanı yaratır hem de uzun vadede şirketin başarılı olma şansını artırabilir. Sizin değerlerinizi paylaşan ve iş bitirmeyi seven insanlar alın.
Girişimcide Ne Gibi Özellikler Olmalıdır?
>> Kendine güvenen ve kendisine güvenilen
>> Geri adım atabilen ve yeniden başlayabilen
>> Fırsatlardan yararlanabilen
>> Sonuçları değerlendirebilen
>> Mesleki riskleri üstlenebilen
>> Yaratıcı, cesaretli
>> Bireysel ve aynı zamanda toplumsal
>> İyimser ve fikir sahibi
>> Sürükleyici ve güdüleyici
>> Yeniliklere açık
>> İşini seven biri olmalıdır.

ATASÖZLERİ

Dünya Atasözleri
Bugün, yılların damıttığı tecrübeler konuşsun istiyorum, onların tarihe kazıdıklarını yazmak istiyorum. Ülkeler değişse bile ’insan’ aynı, kadın ve erkek aynı...
İşte size bu Pazar dünyadan seçme sözler. Her birini okuduktan sonra bir süre düşünüp diğerine geçin lütfen, gözler kapalı tabii...
- Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. (Brezilya)
- Hiçbir mutfak iki kadını alacak kadar geniş değildir. (Sudan)
- Sevmek keman çalmak gibidir, bilmeyen kötü sesler çıkarır. (Bolivya)
- Sis yelpazeyle dağıtılmaz. (Japonya)
- Şöhret kabiliyetin gölgesidir. (İngiltere)
- Güzellik, tabiatın kadınlara verdiği ilk hediye, aynı zamanda geri aldığı ilk şeydir. (Şili)
- İnsan dışı ile karşılanır, içi ile uğurlanır. (Moğolistan)
- Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun, yaprakları yine de yere dökülür. (Çin)
- Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla imtihan edilir. (ABD)
- Kadınlar gülebildikleri zaman gülerler, istedikleri zaman ağlarlar. (Venezuela)
- Kadın gölge gibidir, kendisini takip edenden kaçar, önünden gidenin arkasından koşar. (Kongo)
- Evlenmeden önce gözlerinizi dört açın. Evlendikten sonra yarı yarıya kapatın. (Portekiz)
- Mutluluk herkesin hayatından bir kere geçer. (Venezuela)
- İnsanlar yaşadıkça ihtiyarladıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça ihtiyarlar. (İskoçya)
- Gerçek sevgi ayrılıkta unutulmaz. (Belçika)
- Biri öteki kadar zengin olunca, kardeşler birbirlerini severler. (Uganda)
- Evlilik bir kale gibidir. Dışarıdakiler oraya girmek için, içindekiler de çıkmak için uğraşıp dururlar. (Tayland)
- Yaşını söyleyen kadın ya genç olduğu için kaybedecek bir şeyi yoktur ya da yaşlı olduğundan kazanacak bir şeyi yoktur. (Malezya)
- Çabuk gelen kötü şans, geç gelen iyi şanstan iyidir. (Arnavutluk)
- Başkalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi başkalarını affet. (Çin)
- Bilgi inancın düşmanıdır. (Anonim)
- Erkek yaşını saklamaya, kadın ise saklamamaya başladığı zaman yaşlanmıştır. (Peru)
- Ömrünün sonuna kadar eşeğe binmektense, bir yıl ata binmek yeğdir. (Hollanda)
- Üç taşınma bir yangına bedeldir. (Japonya)
- Nisan yağmuru Mayıs çiçeği getirir. (Kanada)
- Bir yalan ne kadar hızlı olursa olsun, hakikat onu yetişip geçer. (Kenya) - Yatağa yattığın zaman, problemlerini elbiselerinde bırak. (Hollanda)
- Büyük acılar sessizdir. (İtalya)
- Küçük üzüntüler konuşurlar, büyük dertler dilsizdir. (Nijerya)
- Birleşmek başlangıçtır, birliği sürdürmek gelişmedir; birlikte çalışmak başarıdır. (ABD)
- İdealler yıldızlar gibidir, onları tutmak mümkün olmaz, ama karanlık gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler. (Fransa)
- Yalan dört nala gider, gerçek adım adım yürür, fakat gene de vaktinde yetişir. (Norveç)
- Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur. İki kez aldatırsa suç sizindir. (Romanya)
- Bir şekilde doğar, fakat bin bir şekilde ölürüz. (Yugoslavya)
- Hak yenir ama hazmedilmez. (Yunanistan)
- Bir adam en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzun da annesini sever. (İrlanda)
- İntikam soğuk yenen bir yemektir. (Fransa)
- Belli düşman gizli dosttan yeğdir. (Türkiye)

4 Ocak 2018 Perşembe

MUTLULUK


Mutlu Olmanın 4 Yolu (Sinirbilimcilere Göre)
Herkes bir şekilde mutlu olmanın formülünü arıyor olabilir. Bu durumda en güvenilir kaynak tabi ki, beynin işleyişi konusunda zombiye bağlayan sinirbilimciler olabilir. UCLA sinirbilim araştırmacısı Alex Korb, hayatta mutluluğu yaratmanın yolları üzerine çıkarımlarda bulunmuş.
1. En önemli soru ne zaman düşük hissettiğinizdir.
Bazen sizin de beyniniz gerçekten mutlu olmak istemiyor mu? Kendinizi güçlü ya da utanç dolu mu hissediyorsunuz? Ama neden? İster inanın, ister inanmayın ama, suçluluk ve utanç beyninizin ödül mekanizmasını aktive ediyor.
Farklı duygular olmalarına rağmen, gurur, utanç ve suçluluk benzer sinir bölgesini uyarıyor; dorsomedial prefrontal cortex, amygdala, insula ve nucleus accumbens. İlginç bir şekilde, gurur da bu bölgeyi tetikleyen en güçlü duygu, tabi suçluluk ve utancın aktive ettiği nucleus accımbens bölgesi hariç. Bu, neden kendimizde suçluluk ve utanç hissetmenin cazip olduğunu açıklıyor; çünkü beynimizdeki ödül merkezini aktive ediyor. (The Upward Spiral)
Ayrıca bir yandan da çok mu edişelisiniz. Peki ama neden? Kısa dönemli olarak endişelenmek beyninizin iyi hissetmesini sağlayabilir, en azından problemlerinize yönelik bir şeyler yaparken.
Kaygı, medial prefrontal cortex’in aktivitesini arttırırken, amygala’nın aktivitesini azaltryor; böylelikle limbik sisteminizi sakinleştiriyor. Bu biraz doğru görünmese de, bir yandan da kaygılı hissediyorsanız, bunun hakkında bir şeyler yapmak hiçbirşey yapmamaktan iyidir. (The Upward Spiral)
Ama suçluluk, utanç ve endişe çok kötü bir uzun dönem çözümüdür. Peki sinirbilimciler bu konuda ne yapmamızı öneriyorlar. Kendinize şu soruyu sorun:
Ne için şükran duyuyorum?
Şükran inanılmaz birşeydir. Gerçekten de beyninizi biyolojik seviyede dönüştürür. Wellbutrin gibi antidepresanların beyninizde ne yaptığınızı biliyor musunuz? Dopamin seviyenizi arttırıyorlar ve şükran da aynı şeyi yapıyor diyebiliriz.
Şükranın faydaları dopamin sisteminde başlıyor, çünkü şükran duyduğunuzda beyin kökünüz dopamin salgılamaya başlıyor. Buna ek olarak, başkalarına karşı şükran duyduğunuzda sosyal dopamin devreleri artmaya başlıyor ve bu da sizin insanlarla sosyal iletişiminizi daha keyifli kılıyor.(The Upward Spiral) 
Peki Prozac’ın ne yaptığını biliyor musunuz? Serotonin seviyelerinizi arttırıyor ve aslında şükran da aynı şeyi yapıyor.
Şükranın en güçlü özelliğinden biri de serotonin seviyelerini arttırması. Şükran duyduğunuz şeyler hakkında düşünmek, sizi hayatınızın pozitif tarafına doğru odaklanmaya sürüklüyor. Bu basit hareketle anterior cingulate cortex’iniz de serotonin salgılamaya başlıyor. (The Upward Spiral)
Bazen hayatınız gerçekten çok fena bir çamura saplanmış ve kesinlikle şükran duyacak bir şey bulamıyor olabilirsiniz. Önemli değil, çünkü sadece bunu aramak bile çalışıyor:
“Şükran duyduğunuz şeyi bulmak aslında o kadar da önemli değil. Şükran duyacağınız şeyleri düşünmek ya da hatırlamak bile duygusal zekayı güçlendiriyor. Bir çalışmaya göre şükran arayışı ventromedial ve lateral prefrontal cortex’teki nöron yoğunluğunu etkiliyor. Bu yoğunluk değişimi duygusal zekanın artmasına neden oluyor ve bu bölgedeki nöronlar daha aktif çalışmaya başlıyor. Yüksek duygusal zekayla, şükran duymak çok daha kolaylaşıyor.”
Şükran yalnızca beyninizi mutlu etmekle kalmıyor, aynı zamanda ilişkilerinizde daha pozitif bir etki de yaratıyor. Bu yüzden önemsediğiniz kişilere şükran duygunuzu ifade etmekten kaçınmayın.
2. Negatif Duyguları Etiketlemek
Çok kötü hissediyorsunuz ve buna bir isim veriyorsunuz. Üzgün, kaygılı, kızgın?
İşte bu kadar basit. Aptalca geliyor değil mi?
“fMRI’da yapılan Duyguları Kelimelere Dökmek adında bir çalışmda, insanlar başkalarının duygusal yüz ifadelerini izlediler. Her katılımcının amygdalası ortalama olarak aktive oldu. Fakat onlara bu duyguların isimleri sorulduğunda ventrolateral cortex’leri aktive oldu ve bu da amygdala’daki aktiviteyi azalttı. Başka bir deyişle, duyguları bilinçli bir şekilde tanımlamak etkilerini azaltıyor.”
Duyguları bastırmak ise kesinlikle çalışan bir yöntem değil ve sonradan karşınıza bir düşman olarak çıkabilir.
“Duygularını bastıran insanlar çoğunlıkla daha büyük sorunlarla karşılaşıyor. Dışarıdan bakıldığında iyi gözükseler de, limbik sistemleri tetiklenmeye devam eder. Hatta bazı durumlarda, normalden daha fazla uyarılabilir. Columbia Üniversitesi’nden Kevin Ochsner, fMRI’da yaptığı çalışmalarda bu sonuçların tekrarlandığını ortaya çıkardı. Çalışmayan birşeyi yapmaya çalışmak, bazen sizi daha kötü duruma sokabilir.”
Your Brain at Work: Strategies for Overcoming Distraction, Regaining Focus, and Working Smarter All Day Long
Kadim yöntemlerden biri belki bu durumu değiştirebilir. Meditasyon yüzyıllar boyunca kullanılan bir yöntem oldu. Etkiletlemek, mindfulness için temel bir araç. Ayrıca, tanımlamak beyni o kadar güçlü etkiliyor ki, başka insanlar için de çalışıyor. Duyguları tanımlamak, FBI rehine müzkarelerinde de kullanılan bir yöntem.
3. Karar Verin
Karar verin ve beyniniz biraz dilensin. Çalışmalar gösteriyor ki, karar vermek problemleri çözmese bile endişe ve kaygıyı azaltıyor.
“Karar vermek, hedef belirlemek ya da niyetlenmek olsun, hepsi de benzer sinir devresini çalıştırıyor ve prefrontal cortex’i pozitif olarak etkiliyor, endişe ve kaygıyı azaltıyor. Karar vermek ayrıca sizi negatif rutinlere ve etkilere sürükleyen striatum etkisini de azaltıyor. Son olarak, karar vermek dünya algınızın değişmesini sağlıyor ve limbik sisteminizi sakinleştirerek problemlerinize çözüm bulmanızı kolaylaştırıyor.” (The Upward Spiral)
Ama karar vermek elbette ki kolay olmayabilir. Ne tür kararlar almalısınız? Sinirbilimin yine bir yanıtı var…
“Yeterince iyi” karar vermeniz yeterli. %100 en iyi kararı vermek için ter dökmenize gerek yok. Tüm kusursuzluk peşinde olanlar bu durumda strese girebilir. Ama beyin dersini bu konuda da çalışıyor. Kusursuz olmaya çalışmak beyninizi duygulara boğabilir ve sizi kontrolden çıkarabilir.
“Yeterince iyi yerine, en iyisini yapmaya çalışmak karar verme aşamsında ventromedial prefrontal aktivitesine çok fazla duygu yükleyebilir. Buna karşılık olarak, yeterince iyi olan birşeye karar vermek dorsolateral prefrontal cortex bölgesini aktive eer ki, bu da daha kontrollü olmanıza yardımcı olur. “
Bu yüzden en iyi kararı vermeye çalışmak yerine, “yeterince iyi” bir karar verip beyninizin kontrolünü kaybetmemek daha doğru bir yol gibi. Çünkü kotrollü hissetmek stresi azaltrır ve karar vermek zevki arttırır, çünkü ödül mekanizmanızı uyararak dopamin salgılamanıza neden olur.
Kanıt mı lazım? Hadi kokaine bakalım.
İki tane fareye kokain enjekte edilir. Farelerden biri levyeyi çeker. Diğeri ise hiçbirşey yapmaz. Farkı ne? Çünkü birinci farenin daha çok dopamin salgılayabiliyor. Bu kadar basit.
Peki buradaki ders nedir? Bir daha kokain satın alırken şunu dikkat edin, yok yok konumuz bu değildi.  Konu şu ki, bir hedef için karar verdiğinizde ve ona ulaştığınızda birşeyler şansa gerçekleşiyorsa kendinizi daha iyi hissediyorsunuz. Bu da aslında gym’de neden insanların bu kadar vakit geçirdiğini az çok açıklıyor. Gidiyorsunuz, çünkü gitmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz. İyi ama çok da gönüllü bir karara benzemiyor. Beyninizdeki zevk artmıyor. Sadece stres hissediyorsunuz. Bu da iyi bir egzersiz alışkanlığı değil. Yani aslında kendiniz için iyi birşey yapmaya çalışırken, suçluluk duyduğunuz için stres seviyeniz yükseliyor. Bu yüzden daha kararlı olun.
Sinircilimci Alex Korm, durumu şöyle özetlemiş:
“Sevdiğimiz şeyleri sadece seçmeyiz; ayrıca seçtiğimiz şeyleri de severiz.”
Şimdi, şükran duruyorsunuz, negatif duygularınızı tanımlıyorsunuz ve daha fazla karar alıyorsunuz. Harika! Ama yine de bu mutluluk tarifinde kendinizi bi çıt yalnız hissediyorsunuz.  Hadi buraya biraz insan getirelim.
4. İnsanlara Dokunun
Kabul edelim, sevgiye ve kabul görmeye dair kaçınılmaz  bir ihtiyacımız var. Yapmadığımız zaman, acı çekiyoruz. Garip ya da hayal kırıklığı yaratan birşey demiyorum. Gerçekten acı çekiyoruz. Sinirbilimciler bu konuda da tabi ki bir çalışma yapmışlar. Hatta bunun için top çarpıştırmaca video oyununu kullanmışlar. Diğer oyuncular topu sana attığında, sen de onlara atıyorsun. Açıkçası, başka oyuncu yok, hepsini bilgisayar yapıyor. Ama, deneklere oyuncuların gerçek insan olduğu söyleniyor. Peki bu durumda, “diğer oyuncular” düzgün oynamaz ve topu paylaşmazsa ne olur? Deneklerin beyninde, fiziksel acı bölgeleri tetikleniyor. Reddedilme sadece kalp kırıklığı gibi acıtmıyor, açıkçası daha çok ayağınız kırılmış gibi hissediyorsunuz.
Açıkçası fMRI’da yapılan deneye göre, sosyal dışlama beynin fiziksel acı bölgesini tetikliyor. Eğer bir şekilde paylaşma, topu atma eylemleri durur da, oyuncular bir kişiyi dışlar ve kendi aralarında oynamaya başlarsa, fiziksel acıya benzer bir his yaşanıyor. Küçücük bir sosyal dışlanma duygusu bile beynin fiziksel acı bölgesi olan anterior cingulate ve insula’yı uyarıyor.
İlişkiler beyniniz ve mutluluğu için çok önemli. Bunu bir sonraki seviyeye taşıyalım mı? İnsanlar dokunun.
Oksitosin salgılamanın yolu dokunmaktan geçiyor. Açıkçası, insanlara her zaman dokunmak uygun olmuyor ama el sıkışma ya da sırt sıvazlama gibi küçük dokunuşlar da yeterli. Yakın hissettiğiniz insanlara daha sık dokunmaya çalışın. Çünkü dokunmak inanılmaz güçlü. Sizi daha ikna edici kılar, takım performansınızı arttırır, flört yeteneğinizi güçlendirir ve hatta matematik yeteneklerinizi bile etkiler. Dokunma bunun yanısıra acıyı azaltır, hatta çalışmalar gösteriyor ki evli çiftlerin ilişkileri güçlüyse, dokunmanın gücü de doğru orantılı olarak artıyor.
Bugün birilerine sarılın. Ama küçük hızlı sarılmalardan bahsetmiyoruz. Onlara sinirbilimcilerin uzun sarılmaları önerdiğini söyleyebilirsiniz. Sarılmak, özellikle de uzun sarılmak oksitosin hormonunu açığa çıkarırken, amygdala’nın aktivitesini azaltıyor.  Araştırmalar gösteriyor ki, günde 5 sarılma 4 hafta içinde size inanılmaz bir mutluluk verebilir.
Toparlayacak Olursak
+ Şükran duyduğunuz şeyi sorun. Cevap yok mu? Önemli değil. SAdece aramak bile yeterli.
+ Negatif duygularınızı belirleyin. Onlara isim verin ki, beyniniz sizi daha fazla rahatsız etmesin.
+ Karar verin. Dünyanın en doğru kararını değil, yeterince iyi kararlar da uygun.
+ Sarılın, sarılın ve sarılın. Yazmayın, sms atmayın, aramayın, gidip dokunun.
Çünkü, herşey birbirine bağlıdır. Şükran, uykuyu düzenler. Uyku düzeni acıyı azaltır. Acının azalması modunuzu yükseltir. Modunuzun yükselmesi, endişenizi azaltır ve birşeylere odaklanıp plan yapmanıza imkan sağlar. Odaklanma ve plan yapma karar vermenizi kolaylaştırır. Karar vermek ensişeyi azaltır, keyfi yükseltir. Keyif, size daha fazla şükran duygusu verir ve böylece herşey tekrar başa dönüp birbirini tetikler. Keyifli olmak, sizi aynı zamanda daha sosyal yapar ve bu da mutluluk olarak size geri döner.

YAŞAMINIZDA NELERİ DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ


Yaşam döngüsü içinde değişim kaçınılmaz! Ancak kimi değişimler uzun zamana yayılırken bazıları 6 aylık zaman dilimi içinde gerçekleşebilir. İşte gelişmeye ve değişmeye her daim açık olanlar için 6 aydan kısa sürede öğrenilebilecek 8 şey…
 6 Aydan Kısa Bir Sürede Öğrenebileceğiniz 8 Basit Şey
 Herkesin hayatında boşluktan yakındığı bir süre vardır. İşsiz kaldıktan ve üniversiteden mezun olduktan sonrası gibi hayatımızda boşluk yaşadığımız birçok an vardır. Bu anları kaliteli bir şekilde değerlendirerek,bizi diğer insanlardan ayıran birkaç özellik elde edebiliriz.
Yeniliklere açık olmak, bizleri daha ilerilere taşır. İhtiyacım olmaz, bunu da bilmeme gerek yok gibi cümleler ile hiçbir şeyi atlamayın. Çünkü gün gelir ve o atladığınız şeyler en çok ihtiyacınız olan şeyler haline gelebilir. Siz boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz bilmiyorum; ama size kısa sürede öğrenebileceğiniz basit şeyler tavsiye edebilirim.
İşte, 6 aydan kısa bir sürede öğrenebileceğiniz 8 basit şey:

1.Hızlı Okuma ve Okuduğunu Anlama

Hızlı okumak ve okuduğumuzu anlamak aslında çok önemlidir. İnsanların birçoğu bunun ne kadar işe yarar olduğunu görmekte biraz zorlanıyor. “2+2=4” aslında bu kadar basit. Ne kadar hızlı okursanız o kadar çok anlarsanız, daha fazla şey okumaya vaktiniz kalır. Ne kadar çok okursanız da o kadar bilgi sahibi olursunuz.
Bill Gates bir özel güce sahip olabilse, bunun hızlı okuma yeteneği olduğunu söylemiştir. Bill ve onun gibi birçok başarılı insan; bilginin, başarının anahtarı olduğunu bilmektedir. Son zamanlarda insanların hızlı okumanın değerini anlamasıyla beraber, birçok kurs açılmıştır. Aynı zamanda internet üzerinden bedavaya, nasıl olduğunu öğrenebileceğiniz birçok site mevcuttur.

2.Topluluk Önünde Konuşmak

Araştırmalara göre insanların çoğu ölümden çok topluluk önünde konuşmaktan korkuyorlar. Yüzlerce, binlerce insanın önünde konuşmak cidden çok zordur. Karşınızda oturan her insanın dikkatini çekmeye çalışmak ve sıkılmamalarını sağlamak ise ayrı bir olay. Çünkü sizi dinleyen insanların her birini aynı anda memnun etmek, neredeyse imkansızdır.
Dünyanın en zenginleri listesinde başı çeken isimlerden bir tane olan Warren Buffett, üniversiteden mezun olan insanlara toplum önünde konuşma alıştırmalarına başlamalarını tavsiye ediyor. Hemen hemen her sektörde, insan ilişkilerinde başarılı olmanız gerekiyor. Nasıl konuşmanız gerektiğini, dikkatleri nasıl üstüne çekmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Çünkü hazırlıksız yakalandığınızda insanlar gözünüzün yaşına bakmaz.

3.İspanyolca/İngilizce Öğrenmek

Dünyanın en çok konuşulan dillerinden iki tanesidir. Eğer İngilizce biliyorsanız, bir sonraki düşünmeniz gereken dil İspanyolca olmalı arkadaşlar. Konumuz 6 aydan kısa süre dediği için Çinceyi dahil etmedim.Ancak daha fazla vakti olan arkadaşlar için de kesinlikle öneririm. İngilizce hakkında hepimizin az çok fikri var. O yüzden biraz İspanyolcadan bahsedeceğim. İspanyolca öğrenerek 500 milyondan fazla kişiye ulaşabilirsiniz. İspanyolcayı seçmenin tek nedeni yalnızca bu değil. Aynı zamanda dünyanın en kolay öğrenilebilen dillerinden birisidir.

4.Muhasebe

İş dünyasına girmek istiyorsanız, muhasebe hakkında kesinlikle bilginiz olmalıdır. Uzman olmanıza gerek yok ama temel şeyleri bilmek zorundasınız. Muhasebeyi ayrıca finansal hedeflerinize ulaşma ve finansal açıdan kontrolü elinize almak için kullanabilirsiniz. Eğer okulda dersini almadıysanız, kitaplardan veya belli başlı internet sitelerinden rahatlıkla öğrenebilirsiniz.

5.Microsoft Office Programları

Çoğu insan, Microsoft Office programlarını kullanmayı bildiğini iddia eder. Ancak yalnızca temel kavramlardan haberdarlardır.
Office programlarını öğrenmek, hayatta çok işinize yaracaktır. Çünkü birçok iş sektöründe Office programlarını kullanıp, kullanamadığınızı sorarlar. İş yerlerinde kullanılmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi; her şeyi inanılmaz derece de kolaylaştırmasıdır. Hepsini öğrenmeye vaktiniz yoksa en azından Excel’i tam olarak kullanmayı bilmelisiniz.

6.Blog Yazarlığı

Boş zamanınız ve paylaşacak çok şeyiniz mi var? Tek yapmanız gereken bir blog açmak ve aklınızdan geçen her ne olursa olsun paylaşmak. Sonuçta bu sizin siteniz, sizin blogunuz ne isterseniz yazar ve paylaşırsınız. Günümüzde 2 milyondan fazla blog yazısı yayınlandığını düşünürseniz, bloglara olan ilgi giderek artıyor demektir. Kim bilir, belki çok ilginç yazılar paylaşacak ve marka haline geleceksiniz. Şu an isteyen herkes bir blog açabilir. Tek ihtiyacınız olan; WordPress gibi tamamen bedava olan içerik yönetimi programı. Şahsen, blog yazarlığını öğrenmenin en iyi yolunun yazmaya başlamak olduğunu düşünüyorum. Sitenizi büyütmek için ise değişik yollar uygulayabilirsiniz; ancak harika içerikler paylaşarak büyümeniz çok daha iyi olacaktır.

7.Vücudunuzu Şekle Sokmak

Evet, 6 aydan kısa bir süre içinde vücudunuzu istediğiniz şekle rahatlıkla sokabilirsiniz. Dwayne Johnson gibi bir vücuda sahip olacağınızın sözünü veremem; ama en azından toparlanacağınızdan eminim. Önemli olan spor salonuna düzenli bir şekilde gitmek ve düzenli beslenmektir. Temelini bir kere kavrandığınızda olay daha kolay bir hale gelecektir. Vücudunuz şekle girmeye başladıkça, öz güveniniz de artacaktır. Hattayürüyüşünüz bile değişebilir.
Vücudunuzu istediğiniz şekle sokmaya istediğiniz an başlayabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan; biraz hırs. Evde veya spor salonunda yapabilirsiniz. Spor salonunda yapacak olursanız, size yardımcı olacak bir koç bulmak oldukça kolaydır. Evde yapacak olan arkadaşlar ise internetten rahat bir şekilde videolu anlatımları izleyerek istedikleri vücudu elde etmeye çalışabilirler.

8.Fotoğraf ve Video Düzenlemek

Teknoloji ve sosyal medya kullanımının hat safhalara ulaştığı günümüzde, fotoğraf ile videolardan kaçış yoktur. Yaptığınız işte bile karşınıza çıkabilir. Yani en kötü, sosyal medya da bir fotoğraf veya video paylaşacağınız zaman ihtiyaç duyabilirsiniz.
Peki, nereden öğrenebilirsiniz? İnternette bu konuyla alakalı binlerce site ve video bulabilirsiniz. Temel İngilizceye sahip olanlarınız ise CreativeLIVE ve Skillshare gibi öğretici sitelerden de yararlanabilirsiniz.
Boş vakitlerinizde kendinizi geliştirmeye ne kadar özen gösterirseniz, diğer insanlardan o derece öne geçersiniz. Yalnızca 6 aydan kısa bir sürede bile bunları yapabilecekken, neden hala boş durasınız ki? Kendiniz için bir şeyler yapmaya başlamalısınız. Günümüzde herkes, kendini olabildiğince geliştirmeye çalışıyor. Siz de artık başlamalısınız.

BAŞARISIZLIK


Saygın bilim insanlarının başarısız olduğu, geri çevrildiği ya da hayal kırıklıkları yaşadığı çoğu zaman kimsenin aklına gelmez. Oysa bilimsel kariyerlerinin başlarında defalarca başarısız olmuş pek çok bilim insanı var. Onlardan biri "başarısızlık özgeçmişini" yayınlayarak fark yarattı...

“Başarısızlık özgeçmişi” farklılık yaratabilir mi?


Oxford, Harvard, MIT ve Princeton: Alman psikolog Johannes Haushofer kariyerini bu saygın üniversitelerde yaptı. Bu bilim insanının başarısız olduğu, geri çevrildiği ya da hayal kırıklıkları yaşadığı hiç kimsenin aklına gelmez. Fakat Haushofer bir süre önce Twitter’de özgeçmişini paylaşınca gerçekte hepsini yaşadığını gördük.
Psikoloğun özgeçmişinde kendisini geri çeviren üniversitelerin, başarısız olan projelerin ve kazanamadığı bursların listesi var. Yüzlerce kez paylaşılan “Başarısızlık özgeçmişi” meslektaşları arasında tartışma yarattı. Sonuçta bilimde başarısızlıklar hala bir tabu gibi. Bunun yerine her yerde mükemmel özgeçmişler, uzun yayın listeleri ve çığır açan buluşlarla ilgili çok sayıda raporlar okuyoruz. Oysa başarısızlık her yerde bilimin bir parçasıdır. Yaratıcı bir çalışmada başka türlüsü beklenemez de. Örneğin bir ressam da her fırça darbesinden harika bir sanat eseri yaratamaz, başlanmış sanat eserlerinin birçoğu atılır ve yeniden başlanır.
“Başarısızlık özgeçmişi” yayınlama fikri aslında yeni değil. Avusturyalı Matematikçi ve nörobiyolog Melanie Stefan da 2000 yılında Nature dergisinde, başarısızlıkların listelenmesi gerektiğini ve bu şekilde olayların doğru bir perspektife yerleştirilmesini önermişti. Bilimsel dergiler için makaleler ve araştırma önerileri, istatistiksel açıdan bakıldığında sanılandan çok daha fazla geri çevrilmekte.
Örneğin Nature ve Science gibi uluslararası dergiler her hafta gönderilen iki yüz kadar çalışmanın sadece %7-8’ini kabul ediyor. Bu durum bilim sosyolojisi açısından sorunludur diyor uzmanlar.
Daha yeni ve özgün araştırmaları teşvik etmek daha fazla riski göze almak demek. Hep göreceli olarak basit bir şekilde iyi sonuçlar elde edilebilecek şeylerle uğraşırsak, hiçbir zaman yenilikçi sıçramalar yapamayız ve daha fazla risk almak aynı zamanda daha fazla başarısızlık demek diyor fizikçi Johann Kastner.
Başarısızlıklardan bir şeyler öğrenildiği takdirde başarısızlık da olumludur aslında. Fakat günümüzde bilimsel olarak çok az yararlanılmakta. İyi sonuçlanmayan deneyler ve hatalı araştırma tezleri bunun yerine halının altına süpürülüyor. Başarısızlıkların açıklanmasını isteyen bilim insanlarının ve negatif araştırma sonuçlarını yayımlayan bir derginin (Journal of Unsolved Questions-JunQ) varlığı belki bir şeyleri değiştirebilir. Ama birçok bilim insanı, çözülmemiş araştırmalar üzerinde çalışacak kadar büyük zahmetlere girmek istemiyor, sonuçta toplanacak pek meyve olmuyor.
Her ne kadar olumsuz sonuç almak bilimsel çalışmalarının bir parçası olsa da ve bazıları başarısızlık kültürünü kabul ettirmeye çalışsa da tersliklerle başa çıkmak kolay değildir. İnsan alçak gönüllülük göstererek, neyi yanlış yaptığını sormalı kendine. Ve özgüvenini koruyarak, terslikler yüzünden vazgeçmemeli. Bunun en güzel örneğine yakın bir zamanda tanık olduk. Nobel ödüllü Aziz Sancar çok çalışkan bir öğrenciydi ama laboratuvarda yaptığı deneylerden isteği sonuçları alamıyordu. Kendisini sorgulamaya başlamıştı. Hatta birlikte çalıştığı meslektaşları yetenekli olmadığını söylemiş ve doktorluk yapmasını önermişlerdi. Fakat o yılmadı hep daha fazla çalışarak başarısızlıkların ardından büyük başarıyı yakalamanın mümkün olduğunu dünyaya gösterdi.

3 Ocak 2018 Çarşamba

KİŞİLİK ANALİZİ


Hepimiz farklı kişilik özelliklerine sahibiz. Bazılarımız küçük bir  olay karşısında öfkenin dozunu kaçırır,  bazılarımız ise bunu büyük bir olgunlukla karşılar. Peki kişiliğin olumlu yönde değişmesi/gelişmesi ne kadar mümkündür? 
Yaşlandıkça daha tatlı oluyoruz
Brandon Green birkaç yıl önce kanepesinde oturmuş, o gün iş yerinde yaptığı küçük bir hata ve hatanın olası sonuçları üzerine kara kara düşünüyordu. Ev arkadaşı odaya girdi ve o gün başına gelen komik bir olayı anlattı. Green gülümsemedi bile. Sadece kaşlarını çattı ve hiçbir şey söylemedi.
Ev arkadaşı Green hakkında önemli bir analiz yaptı: "Boş ver. Sen mutlu bir insan değilsin."
"O an bana bir şey oldu," diyen 29 yaşındaki web analisti Green o günü, "O zamana kadar yaptığım gibi dünyayı suçlamaya devam edebileceğimi fark ettim ya da farklı bir şey deneyecektim," diye hatırlıyor.
Kişiliğinizi önemli ölçüde değiştirmeniz mümkün mü? Uzmanlar bunun mümkün olduğunu söylüyor-ama kolay değil.
Son yıllarda yapılan bazı geniş çaplı araştırmalar kişiliğin kendinizi daha adadığınız bir ilişkiye girmek ya da kariyerde yükselmek gibi olaylara cevaben olgunlaştıkça doğal olarak değiştiğini gösterdi.
İnsanlar 20-65 yaşları arasında insaflı olmak gibi pozitif özelliklerde artış, duygusal dengesizlik gibi nagatif özelliklerde ise azalma olduğunu söylüyor. Birçok insan daha uzlaşmacı, daha sorumluluk sahibi, duygusal açıdan daha dengeli olma eğilimi gösteriyor-başka bir deyişle kişilikleri iyileşiyor. Psikologlar bunu Olgunluk Prensibi olarak adlandırıyor.
Araştırmacılar arkadaş canlısı, dışa dönük ve sorumluluk sahibi insanların utangaç, sorumsuz ve asosyal insanlardan daha mutlu olduklarını uzun zamandır biliyor. Araştırmacılar yeni çalışmalarla ilk etapta mutlu olmanın kişiliğinizi değiştirmeye yardımcı olabileceğini tespit etti.
Ocak ayında Journal of Personality dergisinde 2005-2009 yılları arasında düzenli olarak ankete katılan 16 binden fazla Avustralyalının kişilik ve mutluluk verileri yayınlandı. Araştırmacılar 2005 yılında mutlu olduğunu söyleyen insanların sonraki dört yılda duygusal açıdan daha dengeli, daha işine bağlı, daha uzlaşmacı olma eğilimi gösterdiğini belirledi.
Mutluluk çalışmasının araştırmacılarından Waterville'deki Colby Üniversitesi Colby Kişilik Laboratuarı direktörü ve araştırma psikoloğu Christopher Soto konu hakkında, "Araştırmacılar 'kişilikten' bahsederken zamanla ve yaşanan durumlara göre düşünce, hissiyat ve davranış eğilimlerinin tutarlılığını kasteder," dedi. Soto, kişiliğin yüzde 50'sinin doğuştan geldiğini yüzde 50'sinin ise öğrenildiğini belirtti.
1940'larda başlayan ve farklı araştırmacıların yürüttüğü çalışmalara göre geliştirilen Big Five kişilik modeline göre insan kişiliği beş kategoriye ayrılabilir –açıklık, sorumluluk, uyumluluk, duygusal denge ve dışa dönüklük.
Her kategorinin kendine özgü özellikleri ve davranışları var. Örnek vermek gerekirse dışa dönüklük girişkenlik ve samimiyet gibi özellikleri kapsar. Duygusal dengesizlik ise öfke, anksiyete ve kırılganlığı içerir.
Uzmanlar, bazı kişilik tiplerinin diğerlerine göre daha başarılı olduğunu söylüyor. Psikolog Soto, işine bağlı kişilerin iş yerinde ve okulda daha başarılı olma eğilimi gösterdiklerini belirtti. Uzlaşmacılık puanı yüksek, nevrotiklik puanı ise düşük olan kişiler daha tatminkar ve istikrarlı ilişkiler yaşama eğiliminde. Benzer şekilde dışa dönük kişiler de sosyal ve girişimciliğe dayalı mesleklerde daha başarılı oluyor.
Dr. Soto, kişilikteki küçük değişimlerin dahi ilişkiler, kariyer, sağlık ve mutluluk üzerinde önemli etkileri olabileceğini belirtti. Ancak kişilik özellikleri tanım gereği görece durağan olduğundan değişim zaman alır.
"Önce davranışınızı değiştirerek başlarsınız. Yeni davranışınızı zaman içinde sürdürebilirseniz bu durum kodlarınıza işler," diyen Soto, bir terapistle çalışılması halinde aylar içinde kalıcı değişimler görülebildiğini söyledi. Kişilik özelliklerinizi yönetmeyi de öğrenebilirsiniz ama bu biraz daha uzun zaman alır.
Peki nereden başlamalı? "Öncelikle kişiliğimizin hangi bölümlerinin bizi etkilediğini belirlemeliyiz," diyen psikolog Richard Levak sözlerine, "Huysuz, kavgacı, biraz da şüpheci biriysem ve çalışma arkadaşlarımla tartışma yaşadığım için işimden atılıyor ve sürekli başkalarını suçluyorsam o zaman bir şeyleri değiştirmek zorunda olduğumu anlamalıyım," diye devam etti.
Aşırı yemek yemek gibi kötü bir alışkanlığı düşünün. Kilo vermek için önce ne zaman ve neden aşırı derecede yediğinizi fark etmeniz gerektiğini söyleyen Dr. Levak, "Savunmaya geçmek ve tartışmak gibi bir eğiliminiz olduğunu fark ederseniz kendinize 'Pekala, patronum benimle konuşmaya geldiğinde ve yargılandığımı hissedip kendimi korumak istediğimde aşırı tepki veriyorum' diyin. Kendinizi sakinleştirin ve tartışmaya girmeyin," dedi.
Beklentilerinizi yüksek tutmayın. Sabırlı olun. Dr. Soto, bilinçli şekilde yaptığınız bir davranışın doğal hale gelmesinin uzun zaman aldığını belirtti. Diğer insanların reaksiyonları hakkında çok endişelenmeyin çünkü muhtemelen onları memnun edecek bir yönde değişiyorsunuzdur.
Sydney'de yaşayan davranış stratejisti Warren Kennaugh, küçük adımlarla başlamanın önemli olduğunu söyledi. İlk adımın ne olacağını belirleyin ve ilk sonuçlarından endişe duymadan uygulayın: "Futbol topuna vurmayı öğrenmek gibi. Gol olup olmayacağına değil, adımlara odaklanın."
Brandon Green, ev arkadaşının kişiliği hakkında yaptığı değerlendirmeye katılmak zorunda kaldığını söyledi. Sıklıkla kıskançlık ve öfke gibi duygularla mücadele ettiğini belirten Green kendisini bu duygulardan korumak için romantik ilişkilerden de uzak durduğunu ifade etti. Green, içe dönük bir kişi olarak sosyal ortamlarda kendisini rahat hissetmiyordu.
Terapiye başladı. Yaklaşık 18 ay boyunca önce haftada iki kez sonra ise haftada bir kez bilişsel davranış terapisine gitti. Kişisel gelişim kitapları okudu. Fotoğraf çekmeye başlayarak dışarı çıkıp insanlarla konuştu. Diğer insanlara da yardım etme amacıyla verdiği çabalar hakkında blog yazdı.
Green en çok da dünyaya olan negatif bakış açısını sorgulamayı öğrenmenin faydalı olduğunu söyledi: "Daha olumsuz biriyseniz her an kötü bir şeyler yaşayabileceğiniz hissine kapılıyorsunuz. Kötü gözlerle baktığınız için mi kötü şeyler yaşayıp yaşamadığınızı sorgulamayı öğrenmek zorundasınız."
Kendisinde büyük değişimler gördüğünü söyleyen Green hala içe dönük biri olsa da diğer insanlarla etkileşime girmek, kendisi hakkında bilgi paylaşmak ve arkadaş edinmek konularında artık daha rahat hissettiğini söyledi.
"İç gözlemde bulunmak, hem kendime hem de diğer insanlara karşı dürüst olmak daha mutlu ve daha dışa dönük bir insan olmama yardım etti."

YÜKSEK ÖZGÜVEN


Melbourne Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre kendine güvenenler diğerlerinden daha hızlı terfi oluyor ve dolayısıyla da maaşları daha yüksek oluyor. Peki kendine güvenen insanlar nasıl davranır?
Kendine güvenen insanlar nasıl davranır?
Kendine güven, pek çok farklı şekilde kendini gösterebilir. Ancak bir şey kesindir. O da kendine güvenen insanların şüpheli ve ürkek kişilerden üstün olduğudur.
Melbourne Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre kendine güvenenler diğerlerinden daha hızlı terfi oluyor ve dolayısıyla maaşları daha yüksek oluyor. TalentSmart Yöneticisi Dr. Travis Bradberry, LinkedIn’de, kendine güvenen insanları diğerlerinden ayıran davranışları sıraladı.
Önce kendilerine bakarlar
Mutluluk kendine güven konusunda çok kritik bir element. Kendine güvenen kişiler, diğer insanların kendileri hakkında ne düşündüğünün aksine öncelikle kendi kendilerinden memnun oluyorlar. Şunu biliyorlar ki, hiçbir zaman diğer insanların dediği kadar iyi veya kötü olunmuyor.
Başkalarını yargılamazlar
Kendine güvenen insanlar diğer kişileri küçültmeye çalışmazlar. Çünkü iyi hissetmek için başkalarını küçümsemeye ihtiyaçları yoktur. Ayrıca kendilerini başkalarıyla karşılaştırmaya da ihtiyaç duymazlar.
Gerçekten istemeden ‘Evet’ demezler
Kendine güvenen kişiler ‘Hayır’ denmesi gereken bir durumda ‘Yapabileceğimi sanmıyorum’, ‘Emin değilim’ gibi cümleler yerine direk ‘Hayır’ derler. Bunun daha sağlıklı olduğunu bilirler. Kesin konuşurlar.
Konuşmaktan çok dinlerler
Diğer kişileri dinleyerek daha çok öğreneceklerini ve gelişeceklerini bilirler. Başkalarıyla iletişimi kendilerini bir kanıtlama aracı olarak görmezler.
 
Kendilerini sınarlar
Çabaları sadece küçük başarılar getirse bile, kendilerini sınamaktan geri durmazlar. Küçük zaferlerin motivasyon sağladığını bilirler.
İlgi beklemezler
Kendilerini önemli biriymiş gibi göstermeye çalışmaktansa, kendileri olurlar. 
Hata yapmaktan korkmazlar
Kendi fikirlerini açıklamaktan kaçınmazlar. Hata yapmanın doğru yolu bulmak için iyi bir ders olduğunu ve kendi doğrularının da diğer kişiler için yararlı olacağını bilirler.
 
Geri çekilmezler
Bir fırsat gördüklerinde nelerin yanlış gidebileceği hakkında endişe duymak yerine kendi kendilerine ‘Beni ne durdurabilir ki?’ diye sorarlar.
 
Diğer kişileri tebrik ederler
Kendine güvenen insanlar, diğer kişilerin yaptığı işleri eleştirerek onları küçültmeye çalışmazlar. Tam tersine farklı insanları çıkardıkları başarılı işlerden dolayı tebrik ederler.
 
Yardım istemekten çekinmezler
Kendine güvenen kişiler başkalarından yardım istemenin kendilerini zayıf veya akılsız göstermeyeceğini bilirler. Kendi güçlü ve zayıf noktalarını bilirler. Zayıf noktalarını güçlendirmek için yardım isterler.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

OTOMOBİL ARTIK LÜKS DEĞİL, CEZA

  Türkiye’de otomobil sahibi olmak artık bir ihtiyaç değil, adeta cezalandırılan bir tercih haline geldi. Çünkü bugün bir otomobil aldığınız...