26 Ocak 2025 Pazar

BAŞARI, TER VE GÖZYAŞININ KARIŞIMIDIR



Başarısızlık yapamamak değil, yapamayacağını sanmaktır.

Bizi düşüncelerimiz sınırlamazsa hiçbir yaratık sınırlayamaz.


1. Büyük Düşünmek:

Kaderimizin kanunu şudur: Düşünceler eylemlere yol açarlar. Eylemler alışkanlıkların nedenidir. Alışkanlıklarımız bizim karakterimizi, kişiliğimizi belirler. Karakterimiz ise kaderimizi örgüleyen en önemli nedendir. Yaratıcımız geleceğimizi belirleme gücünü bize vermiştir. Herkes yürüdüğü yolun sonunda var olana ulaşır. Tırmandığınız merdivene bakarak sonunda nereye yükseleceğinizi anlayabilirsiniz. Dolaysıyla büyük sonuca giden yol büyük düşünceden başlar.

Hayat nehri Kızılırmak'tan daha kıvrımlı, Niagara'dan daha akıntılı ve tehlikelidir. Niagara nehri boyunca ilerlerken, bazı akıntı kollarının sizi inanılmaz güzelliklerle dolu vadilere götürdüğünü görürsünüz. Ama bazı kolların ucunda sonu ölüm olan şelaleler vardır. Tehlikenin başına geldiğinizde artık her şey bitmiş olur. Sona gelmeden önce yolunuzu değiştirebilirsiniz. Çoğu zaman geç kalmış olmazsınız. Ama bir gün gelir her şey bitmiş olur. Tedbir almazsanız geleceğiniz öyle bir ölüm bataklığına saplanır ki yeniden dirilmek için ne bir çaba gösterebilirsiniz, ne de göstereceğiniz çaba geleceğinizi kurtarabilmek için yeterli olabilir.

Büyük olduğunu düşündüğümüz insanların çoğu çocukluk yıllarını bizden daha ağır şartlarda geçirdiler. Ağır hastalıklarla boğuştular, yetim kaldılar, çevreleri tarafından terk edildiler. Bazılarının geri zekalı olduğu düşünülüyordu. Açlığı, fakirliği çektiler. Onların isimlerini tarihe altın harflerle yazdıran sırrı biz neden kullanmayalım?

Anthony Robbins küçük düşündüğünde bir otel görevlisiydi. 21 yaşında bir genç olduğunda, aniden büyük düşündü ve on yıl içinde hayatı hayal edebileceği kadar hızlı bir yükselişe geçti. Şimdi milyonlarca insan onu örnek almaya çalışıyor.

"Büyük Düşünmenin Büyüsü" isimli kitabında Dr. David J. Schwartz ilginç bir tespiti aktarıyor. Amerika'da büyük bir şirketin işe alma bölümüne başvuranların durumu çok çarpıcıdır. Şirketin yılda 10 bin dolar ödediği işlere başvuranların sayısı, yılda 50 bin dolar ödenen işlere başvuranların sayısından 50 ile 250 kat fazlaymış. İnsanların çoğu daha ucuz işlere başvuruyorlar. Bunun anlamı açık: Yola yüksekten başlamaya cesaret edemiyoruz.

Siz işe girmeye karar verdiğinizde hangi görevler için başvurursunuz? Çoğu kimse "bir iş olsun da ne olursa olsun" anlayışındadır. Az istediğiniz için kaderiniz size az veriyorsa niçin ona küsüyorsunuz? İnsanların çoğu büyük işlere layık olmadıklarını düşünürler. Kendilerine güvenmezler. İnanılır gibi değil.

Vanlı bir çocuk tanırım. Öğrenim görmek için Ankara'ya geldiği zaman, şehir içi otobüs bileti alacak parası yoktu. Öyle ki eski Ankara terminalinden Demetevler semtindeki arkadaşlarının evine bir gece yarısı iki saat yürüyerek gitmek zorunda kalmıştı. O genç Anadolu'nun tertemiz ruhunu yansıtıyordu. Onun hakkında inanılmaz bir gelecek beklemiyordum. Küçük bir tezgahın başında ticarete başlayan Kayatürk şimdi her ay milyarları yönetiyor. Büyük düşünmeyi öğrenmeseydi, işini bu kadar büyütebilir miydi? Kader herkese istemeyi bildiği kadarını vermiştir. Düşünsenize, niçin kaderin sahibi: "Dua edin cevap vereyim." "Dua etmezseniz ne öneminiz var." Diyor?

“Mutluluk, güzelliklerin içinde doğanların değil, çirkinliklerin bile güzel yanlarını keşfedebilecek kadar güzellik kaşifi olanlarındır.”

2. Coşkunuzu Güçlendirin

Coşkunuzu güçlendirmek için önerdiğimiz yollardan sonuncusu konuşmalarınızda “güçlendirici” kelimeleri kullanmanızdır. Olumlu yük taşıyan güçlendirici kelimeleri her kullanışınızda ruhunuzun güçlendiğini görürsünüz. Dinleyen herkes güçlü kelimelerinizin etkisiyle sizde sihirli bir güç olduğunu sanır.

Güçlendirici kelimeleri kullandıkça manevi gücünüzün, özgüveninizin, coşkunuzun arttığını göreceksiniz. Bu kelimeler, onları her tekrar edişinizde sizi daha güçlü ve etkileyici gösterecek. Dahası mıknatıs gibi bir çekiciliğe sahip olacaksınız.(Güçlendirici kelimelerin altı çizilmiştir)

Başarı için dayanma gücüne, cesarete ve özgüvene ihtiyacımız var. Küçük bir engel karşısında hemen ümitsizliğe kapılan, kendini çaresiz hisseden bir insanın durumu çok acıdır. Oysa büyük kelimeler hayatımızı aniden değiştirebiliyor. Öyle ki en zayıf olduğunuz anda güçlendirici kelimeleri beş dakika tekrar ederseniz tüm duygularınızı değiştirebilirsiniz. Zihniniz, duruşunuz, yüz hatlarınız değişir(Zayıflatıcı kelimelerin altı çizilmiştir)

Büyük ve güçlendirici kelimeler arasından en önemlilerini size aktarmak istiyoruz. Bu kelimeleri ve bunların eş anlamlılarını sık sık kullanın. Kendinizi ve yaptıklarınızı bu kelimelerle tanımlayın. Çılgınca tanımlayın:

Enerji yükü en fazla olan güçlendirici kelimeler:

“Büyük, farklı, şimdi, hızlı, fırsat, harika, bedava, kazançlı, yeni, kolay, heyecan verici, kesin, canlı, güzel, temiz, ilginç, muhteşem”.

Diğer güçlendirici kelimelerden bazı örnekler:

Sır, başarı, zafer, yapmak, cesaret, önem, sevgi, saygı, barış, oyun, gülmek, yardım, vermek, yükselmek, eğlenmek, sevinmek, coşmak, kahramanlık, şeref, dürüstlük, tazelik...

Bu kelimelerin her birinin eş anlamlısı olan onlarca kelime bulabilirsiniz. Büyük kelimeleri diğerlerinden ayırmalı ve onları her fırsatta yüzlerce kez tekrar etmeliyiz.

Eş anlam açısından size bir örnek vermek istiyorum. "Büyük" kelimesinin yaklaşık eş anlamlıları arasında "Heybetli, kocaman, koskoca, çaplı, cesametli, devasa, muazzam, çarpıcı, azametli, ihtişamlı, muhteşem, şahane, haşmetli, görkemli, göz kamaştırıcı, göz alıcı, yüce..." gibi kelimeler yer alır.

Bu kelimeleri kullanarak kendinizi tanımladığınızda neler hissetmeye başladığınızı, gücünüzün nasıl devleştiğini göreceksiniz: İsterseniz bunu hemen şimdi yapın ve nasıl kudretli bir padişaha dönüştüğünüzü görün:

"Kendimi muhteşem hissediyorum. İnanılmaz harikalıkta işler başardım. Ben son derece güçlüyüm. Son derece başarılıyım. Harika bir insanım. Başarmak çok kolay. Ne kadar zevkli işler yapmışım! Şimdi mükemmelleşiyorum. Azamet ve heyecan kuşatıyor beni. Gücün ruhumda dolaştığını görüyorum."

Bu sözleri, bunlara benzer cümleleri kendiniz hakkında yüzlerce kez tekrar edin. Kanatlanıp uçmaya başladığınızı göreceksiniz. "Hayır yalan söylüyorsunuz" diyecek size çevreniz. Ruhunuzun derinlerine fısıldayan şeytandan aynı olumsuz telkinleri işiteceksiniz. İnsanlar kendi yalanlarının kurbanı oldular. Yıllarca kendimize yalanlar söyledik. Güçsüz olduğumuzu, bahtsız ve başarısız olduğumuzu söyledik. Şimdi söylediğimiz bu yalanların esareti altında inliyoruz. Ne olurdu birileri çocukken bize bizi uçuracak yalanları nasıl söyleyeceğimizi öğretseydi.

"Sevinçten coşuyorum" derseniz yalan mı söylemiş olursunuz? Eğer bu sözü söylemeye devam ederseniz idam sehpasında bile sevinçten coşarsınız. Eğer "sıkıntıdan içimi kemiriyorum" demekte ısrar ederseniz padişah koltuğunda ölüm acısı yaşarsınız. Tekrar ediyorum. Kendi yalanlarımızın kurbanıyız. İnandığınız tek doğru vardır. O da mutlak olan doğru değil, kendimize ısrarla söylediğimizdir. Hangi yalanı kendinize ısrarla söylerseniz tüm ruhunuz ona inanacaktır. Alt bilinciniz neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmez. Sadece ona en çok söylediğinizi doğru kabul eder. Bizim tek doğrumuz kendimize ısrarla söylemeye devam ettiğimizdir.

Kendinize kırk gün deli olduğunuzu söylerseniz gerçekten deli olursunuz. Kırk gün akıllı olduğunuzu söylerseniz gerçekten akıllı olursunuz. Ona ne olmak istediğinizi söyleyin. Beyniniz olmak istediğiniz gibi olmakta zorluk çekmeyecektir. Her renge girebiliriz, her farklılığı ustalıkla başarabiliriz.

Kullandığımız aktif kelimeler çevremizin kullandığı kelimelerden inanılmaz derecede etkilenir. Çoğumuz içinde yaşadığımız çevrenin kopyacısı oluruz. Trabzon’da “da”, Eskişehir’de “gali”, Diyarbakır’da “lo” seslerinden kurtulamadığımız gibi, çevremizdeki insanların kullandığı kelimelerden de kurtulamayız. İki kelimeden ibaret olan isminizin anlamının bile karakterinizi değiştirebildiğini bildiğiniz halde kullandığınız kelimeleri ayıklamayı ihmal eder misiniz?

Şurası gerçek: Sanatla ilgilenen insanlarla sanat konusunda, bilimle ilgilenenlerle bilimsel alanda konuşursunuz. Konuştuğunuz alan, üzerinde düşündüğünüz alana dönüşür. Öfkeli insanların yanında öfke kelimelerini duydukça onları kullanır hale gelirsiniz. Bu kelimeler kendilerine bağlanan anlamları bilincinize çağırır. Bu çağırma işlemi tekrar ettikçe, artık otomatikleşir ve öfkeyi bizzat yaşayan ve yaşatan insanlar oluruz.

Sözünü ettiğimiz gerçekten emin olmak istiyorsanız farklı kültürlerden insanların konuşmaları ve duyguları arasındaki ilişkileri inceleyebilirsiniz. Ortak dili kullananlar arasındaki duygu ve tutum benzerliğini fark edeceksiniz.

“Beyninize ne yapmak istediğinizi söylemezseniz,
nasıl yapabileceğinizi sizin için kendiliğinden araştırıp size söyleyemeyecektir.”

3. Hedef Belirlemek

Başarı aynı yönde sonuna kadar gitmektir. “Nereye gideceğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir.” Hangi yönde nereye kadar gidiyoruz? Tam olarak ne istediğinizi bilirseniz, çevrenizdeki güçler size nasıl yardımcı olacaklarını bilirler. Zihninize ne yapmak istediğinizi söylerseniz onu yapmak için çalışır.

“Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiç bir rüzgar fayda vermez.” sözü hedefsizliğin gerçek sonucunu ortaya koyuyor. Ne yapmak istediğinizi bilmiyorsunuz, ama çevrenizde binlerce fırsat rüzgarı uçuşmaya devam ediyor. Hedefiniz yoksa fırsatları nasıl kullanacağınızı, yelkenlerinizi ne şekilde ayarlayacağınızı bilemezsiniz.

Kendilerini başarısızlığa mahkum edenler hedefi, zihinde dolaşıp duran hayallerle karıştırırlar. İsteklerin, dileklerin hedef olduğunu sanırlar. Sonuçta hedefsizliklerini değil de talihsizliklerini suçlarlar. Onlara, isteseler neler yapabileceklerini söyleseniz, inandıramazsınız. Büyük işler başaranların, bunu sadece hedeflerine borçlu oldukları konusunda ikna olmazlar.

Her başarı, sahibinin bizzat kendisinin ürettiği bir şaheserdir. Başkasının ürettiği eseri satın alabilirsiniz, ancak kendi başarınızı satın alamazsınız. Uzun bir yolculuğa çıktığımızda mutlaka dikkate almamız gereken bir gerçek var: Öncesinde acı tattırmayan sonrasında zevk tattıramaz. Hamuruna alın teri damlamayan bir bina gösteremezsiniz. Ağlamamışsanız gülemeyeceksiniz. Uykularınız hiç kaçmamışsa, huzurlu uykulara kavuşamayacaksınız. Denizlerin derinlerindeki inciye ulaşmak istiyorsanız, derinliklerde dolaşmayı ve ahtapotla yüzleşmeyi göze almalısınız. Merak etmeyin, başaranlara zarar vermeyen acılar size de zarar vermeyecektir. Hedef belirleyebilmek için uykusuz kalmanız gerekiyorsa bunu göze alın.

Hedef sahibi olduğunuzda tüm duruşunuz ona hizmet edecektir. Geçen tüm saniyelerinizde zihniniz hedef üzerinde düşünecek, konuşmalarınızı, ilginizi ve öğreniminizi hedefiniz belirleyecektir. Böylece dikilen bir ağacın beslenerek büyümesi gibi, hedeflerle dolu bir zihinde yaşatılan arzular içten içe inşa olmaya ve yeşermeye devam edecektir. Hedefsiz insan kökleri kesilmiş ağaç gibidir, yeşermez. Kökleriniz canlı mı?
Her gece uyumadan önce, sulanmak isteyen büyük bir hedef kendisini size hatırlatıyor mu?

Hedef üzerinde çalışırken dikkat etmemiz gereken belli kurallar vardır. Bu kuralları sistemli şekilde uygulayabildiğimiz ölçüde hedefimiz elimize verilecektir.

“Hiç kimse bir şeyi elde edebileceğine inanmadığı sürece onu elde etmeye hazır değildir. Ne kadar hazır olduğunuzu ne kadar arzuladığınız belirler.”

4. Arzu Geliştirme

Başarmak üretmektir. Üretmiyorsanız başarılı olamazsınız. Her başarının içinde, var olmanın ayrı bir hikayesi yer alır. Tüm başarıların ortak bir özelliği, içlerinde güçlü arzu barındırmalarıdır. Başarı büyükse ona yol açan arzu da büyüktür. Ne kadar başarılıysanız o kadar arzulusunuz. Kainatı yaratan arzu en büyük arzuydu. Küçük arzuyla bir mektup, büyük arzuyla bir kitap yazarsınız.

Bugününüz geçmişteki arzularınızın eseridir, geleceğinizi de bugünkü arzularınız belirleyecek.Kaderinizi başka hiçbir şey değil arzularınız yani dualarınız belirler. Yaptıklarınız, yapmadıklarınız; yapacaklarınız ve yapmayacaklarınız yani her şeyiniz, yani tüm kendiniz arzularınıza bağlı. Üreteceğiniz her şey ne istediğinize, nasıl ve ne kadar istediğinize veya istemediğinize bağlıdır.

Herkeste var olan sıradan arzulardan söz etmiyorum. İstemekten, dilemekten, basitçe ümit etmekten söz etmiyorum. Üzgünüm: Sözünü ettiğim arzuyu ifade edecek başka bir kelime de bulamıyorum. Burada herkesin bildiği arzudan değil, çok az insanın bildiği arzudan söz ediyorum.

Kainattaki tüm güç ilişkileri arzu kanuna dayanır. Arzu, manevi gücün doğduğu kaynaktır. Ne kadar çok arzuya sahip olursanız o kadar güçlü olursunuz. Yani arzu ne kadar şiddetli ise sonuç o kadar güçlüdür. Bir Batılı düşünür şöyle der: "Duygularınızın şiddetini bilseydim gelecekte atacağınız adımların büyüklüğünü söyleyebilirdim." Arzu duygudur ve tüm duygular arzu duygusunda birleşirler. Arzu, yerine göre sevgi olur, yerine göre nefret olur. Tüm duygular arzulamakla arzulamamak arasındaki çizgi üzerinde dizilirler.

Edison çok istemeseydi elektriği bulmak uğrunda yüzlerce defa bıkmadan deney yapabilir miydi? Kolomb çok istemeseydi aylar süren Amerika yolculuğuna dayanabilir miydi? Gemisinde defalarca isyanlar çıktı. Tayfalarının çoğu öldü. Yıldırıcı okyanus dalgalarıyla boğuştu. Çok arzulamasaydı o zorluklara dayanmaya devam edebilir miydi? O insanların arzuları çok güçlüydü. Ne kadar güçlü olacağınızı ne kadar şiddetli istediğiniz belirler.

Zor sanılan başarı aslında ummadığımız derecede kolaydır. Başaranlarla başarmayanlar arasında harcadıkları çabalar açısından neredeyse hiç fark yoktur. Oysa onların dağlar ile taşlar kadar birbirlerinden farklı olduklarını sanırız. Bir cümleyi yazmakla, yazmamak arasındaki fark çok küçüktür. Bir sigarayı içmekle içmemek arasındaki fark çok küçüktür. Ama bu iki küçük eylemin sonuçları arasında korkunç farklar olduğunu görüyoruz. Cümleyi yazarsanız kitap yazarsınız. Sigarayı içerseniz ömrünüzü kısaltırsınız. Bu küçük fark bize büyük bir fırsat veriyor. Bu sayede biz de tüm başarılı insanlar gibi başarıyı yakalayabiliriz. Baş döndürücü bir başarıya imza atabilmek için baş döndürücü işler yapmak zorunda değiliz. Büyük iş yapmak çok iş yapmaktan ziyade farklı iş yapmaktır.

Bizi şurası yanıltıyor: İş yapmanın iki boyutu vardır: Biri miktar, diğeri içerik. Hiçbir milyarder iş adamı fakir köylü dede kadar yorucu çalışmaz. Çok çalıştığı halde fakir, az çalıştığı halde zengin olan insanların sırrını, ne kadar yaptıklarında değil ne yaptıklarında arayın. Başarı çok çalışmayı gerektirir belki ama farklı çalışmayı gerektirir.

Okyanusun yapısını bir damla suyun yapısından farklı görüyoruz. Oysa okyanus su damlalarının birikmesinin sonucudur. Bir damla suyu çok küçümsüyoruz. Oysa yumuşacık su ısrarla damladığında taşları deliyor; biriktiğinde gemileri yüzdürüyor; sel olduğunda şehirleri yerle bir ediyor. Mağaralardaki heyecan verici salkıt ve dikitler damlayan su zerreciklerinin birikiminin sonucudur. Tüm büyükler küçüklerin birleşmesiyle oluşmuştur.

Bütün çabalarınızı arzu ile ateşlersiniz. Arzu damlaları biriktikçe arzu okyanusunu oluşturur. Sistem şöyle işler: Ne kadar arzularsanız o kadar enerjiyi, o kadar gücü, o kadar emeği amacınız uğrunda feda etmeye hazır olursunuz. Hatta en üst düzeyde, her şeyinizi en çok istediğiniz hedefe feda edersiniz. Hedefinizi öylesine arzularsınız ki ona adanırsınız. Anthony Robbins bunu yapmıştı. Fakirlikten kurtulmaya ve başarılı olmaya adanmıştı. Şiddetli istek, basit bir ümit, basit bir dilek değildir. O kadar büyür ki yerine hiçbir şey geçemez. Onu öylesine arzularsınız ki onu elde etmeye çalışırken açlık hissetmezsiniz, aklınıza eğlence gelmez, uykularınız kaçar. Rüyalarınızda onu görürsünüz.

Endülüs Medeniyetinin ilk kahramanı Tarık Bin Ziyad, ordularıyla İspanya topraklarına ayak basmıştı. Karaya ayak bastıktan sonra okyanustaki tüm gemileri yaktı. Askerler tepelerden geriye baktıklarında yükselen dumanları gördüler. Ya mağlup olup öleceklerdi ya da galip geleceklerdi. Kendilerini geri götürecek gemileri yoktu artık; başka bir alternatifleri yoktu. Sonunda kazanan onlar oldular. Başarmak isteyen tüm gemilerini yakmalı ve girdiği yolu geriye dönüşü imkansız hale getirmelidir. O zaman alev alev yanan bir arzu doğar. Yakıcı arzularınız yoksa diğer gemileri yok edemezsiniz.

Eğer bir arzunuzu rüyalarınızda görmeye başlamışsanız kaderiniz yazılmıştır. Rüyalarınız gerçek olacaktır. Bu gerçeği defalarca yaşadım; pek çok insanın hayat hikayesinde gördüm. Elias Howe dikiş makinesinin eksik parçasını rüyasında keşfetmişti. Orhan Gencebay'ın nasıl 1000 besteyi hayatına sığdırdığına inanamazsınız. Onu 1998 yılının Aralık ayında Kanal 7'de Ahmet Hakan'ın sunduğu "İskele-Sancak" programında dinledim. Gencebay iki parçasını rüyasında bestelediğini söyledi. O doğru söylüyordu; çünkü beste yapmak onun en büyük arzusu haline gelmişti.

“Üzerinden koşarak geçtiğiniz vadide, güzel kokularını gizleyen çiçekler dikkatinizi ekmeyecektir.”

“Kanatlarınızı iyi bildiğiniz belli bir yönde çırpmıyorsanız, içine vücudunuzu terk ettiğiniz hayat rüzgarı sizi mutlu olacağınız bir vadiye taşıyamayacaktır.”

5. Yöntem Belirlemek

Nasıl yapılabileceğini bilseydiniz okuduğunuz kitabı yazabilirdiniz. "Nasıl?" sorusuna cevap verseydiniz
mevcut arzularınız sizi çoktan kendilerine kavuşturmuş olurdu. Yöntemini keşfetmediğiniz iş, alsa yapamayacağınız iştir.

Yöntem belirlerken üç farklı alan üzerinde çalışacaksınız: Yeterli bilgi toplamak, hedefi kesinleştirmek ve hedefi planlamak. Yeterince bilginiz yoksa nasıl yapacağınızı bilmeyeceksiniz. Hedefiniz kesin değilse tam olarak onu yapamayacaksınız. Belirsiz hedefler arasında dolaşıp duracaksınız. Hedefinizi planlamamışsanız merdiveni adım adım çıkamazsınız. Gittiğiniz yolu kontrol edemezsiniz. Bir adımı ihmal etmek tüm adımların boşa çıkmasına neden olur. Binanızın direkleri ne kadar güçlü olursa olsun, temel zayıfsa binanız çökmeye mahkumdur.

Şu sorulara cevap arayın: Niçin berber dükkanında çalışan çıraklar bir süre sonra kendi berber dükkanlarını açıyorlar? Niçin lokantacıların hemen hepsi daha önce başka bir lokantada çırak olarak çalışmışlardı? Niçin tüm ustalar yanlarında çalıştıkları ustaların mesleklerini seçtiler? Çünkü çıraklar nasıl yapacaklarını ustalardan görerek, onları izleyerek öğrendiler.

Şimdi farklı fırsatlarımız var. Artık nasıl yapılacağını öğrenmenin çıraklıktan başka yolları vardır. Ben bu kitabı yazabilmek için bir yazarın yanında on yıl boyunca çıraklık yapmak zorunda kalmadım. Evimde elektrikli aletler bozulduğunda onları tamir etmeyi bana özel bir kurs öğretmedi. Hatta çok iyi kullandığıma inandığım bilgisayarı başkalarının sözlü anlatımından veya uygulamalarından öğrenmedim.

Tam olarak gerçekleştirmek istediğiniz hedef üzerinde bilgi toplamayı alışkanlık haline getirmelisiniz. Hedefinizi ne kadar arzuluyorsanız, onunla ilgili bilgileri de o kadar zevkle öğreneceksiniz. Öğrenmeyi zevkli kılan öğrendiklerinizin arzularınızla ilişkili olmasıdır. İstemediğiniz konularda öğrenmeye çabalamak canınızı sıkacaktır. Size sevmediğiniz konuları yettiği kadar, ama hedefinizle ilgili konuları amansız bir çabayla öğrenmenizi öneriyorum.

Bir kitapta neyi öğrenmek istiyorsanız onu öğreneceksiniz. Elinizdeki kitapta yazarın dikkatinizi çekmek için kelimeler üzerinde ne gibi oyunlar oynadığını araştırmamışsanız bunu öğrenmeyeceksiniz.

Kesin hedefin gerçekleşme ihtimali bulanık hedefe göre en az yüz defa daha fazladır. Kesin olmayan hedef, uğrundaki binlerce saatlik emeği boşa çıkarır. Çoğumuzun başaramama nedeni hedefsizliğimiz değil, ama hedefimizin bulanıklığıdır. Kesinlik: Tam olarak neyi, tam olarak nasıl, tam olarak nerede, tam olarak ne zaman ve tam olarak ne kadar yapmak istiyorsunuz? İçlerinde bu sorulara cevap bulmadığınız hedefler uğrunda boşuna ömrünüzü tüketir misiniz?

Bir insan zengin olmak ister. Basitçe "zengin veya milyarder olmak istiyorum" der. Zihninizde rasgele dolaşan bir hedefin çocukça bir hayalden hiç farkı yoktur. İnsanın, nasıl yapılabileceğini araştırmadığı bir hedefi istemeye devam etmesi, onu hedeflemesi anlamına gelmez.

“Başarısızlık yapamamak değil, yapamayacağını sanmaktır.
Bizi düşüncelerimiz sınırlamazsa hiçbir yaratık sınırlayamaz.”

6. Cesur Olmak

İnsanlar kendilerini uydurma korkuların esaretine terk ettiklerini kabul etmek istemiyorlar.Kendimize güvenimizi kendi ellerimizle kaybediyoruz. İnanılmaz derecede utangaç kişilikler geliştiriyoruz. Yapılan bir araştırma Amerikan toplumunun %40'ının açık veya gizli utangaç olduğunu ortaya koymuştur. Biz ne yazık ki onlardan çok daha utangaç yaşıyoruz.

Eğer cesaretli olduğunuzu düşünüyorsanız şu sorulara cevap vermeye çalışın: Hemen şimdi elinize telefonu alıp cumhurbaşkanına telefon edebilir misiniz? Ona "Sayın cumhurbaşkanı, millete daha fazla saygı istiyoruz." diyebilir misiniz? Diyebilirseniz bunu hemen deneyin. Kendisinin ev telefonu, 1989 yılına kadar benim ajandamda vardı. Ama bir defa cesaret ederek ona telefon edemedim. Kalabalık bir gurupla 1987 yılında onu evinde ziyaret ettik. Sohbet sırasında telefonu çaldı, ahizeyi kaldırdı, birkaç defa "Gözlerinden öperim" dedi, ahizeyi kapattı ve bize şöyle dedi: "Bir vatandaş... Benim sesimi özlemiş, duymak için aramış." Sıradan bir vatandaşın gösterdiği cesareti anlayabiliyor musunuz?

Amerikanın New York, Washington D.C., Bostan gibi şehirlerinde dolaştım. Sokaklarda en çok duyduğum iki söz hala kulaklarımda çınlıyor: "Özür dilerim-excuse me" ve "merhaba-hi." Otobüste birisi yanınıza oturmak durumunda kaldığında önce mutlaka "merhaba" diyor. Durakta bekliyorsanız, yanınıza gelen "merhaba" diyor. Asansörde iseniz, çıktığınız bir başka katta asansöre binen herhangi birisi size "merhaba" diyor. Yolda yürürken bir şekilde göz göze geldiğiniz herkes size sıcak bir tebessümle "hi" diyor. İnsanların kendilerine bu denli güvenmelerinin beni çok etkilediğini söylemeliyim. Bu cesarete ihtiyacımız var.

İzmir'in Ödemiş ilçesinde yaşayan son derece saygın bir eski milletvekili tanırım: Mehmet Özkan. Her gün akşama kadar yüzlerce insanın kişisel sorununu çözmeye çalışırdı. Bir gün bana bir mektup gösterdi. Anadolu'nun bir köyünden ilkokul eğitimi almış köylü bir vatandaş yazmıştı mektubu ve ona milletin derdini dile getirdiği için teşekkür ediyor, daha fazla hizmet için teşvik ediyordu. "İşte bana gelen en büyük mektup bu oldu." Dedi. Söylenmeye sıra geldiğinde en iyisini biz biliyoruz: Ama niçin bu köylü amcanın cesaretiyle söylemiyoruz? Söylenmek korkuyu, söylemek cesareti arttırır.

19 uncu Yasama Döneminde T.B.M.M. Adalet komisyonu başkanına Avusturyalı bir diş hekiminden İngilizce bir mektup gelmişti. Mektupta başkandan -özür dilerim- "Türkiye'deki homoseksüellerin haklarını düzenleyen bir kanunu ne zaman çıkarmayı düşündükleri soruluyordu. Bu konuda daha sonra Meclis Araştırma Servisinde yapılan incelemenin nedeni belki de bu mektuptu. Cesaretiniz varsa izlerinizi uzaklara taşırsınız.

Var olmamız cesaretimize bağlı. Cesaretiniz varsa herkes sizin var olduğunuzu bilir. Sizi insanların dünyasına sadece cesaretiniz taşır. Cesaretiniz yoksa kendi iç dünyanıza hapis olmaya mahkumsunuz.

Katıldığınız bir toplantıda aklınızda kimlerin kalacağına dikkat edin: Kürsüde konuşanlar. Sonra da kalabalık arasında ayağa kalkıp yüksek sesle soru soranlar. Üzerinden koşarak geçtiğiniz vadide, kokularını gizleyen çiçekler dikkatinizi çekmeyecektir. Korku içinizdeki güzellikleri karadelikler gibi yutar, yok eder.

Cesaret gösterebilenler risk üstlenmeye hazır olanlardır. Şurası kesin: Risk ve sorumluluk üstlenmeyen hiç kimse başarılı olamamıştır. Alışkın olduğunuz hayat size risksiz gelebilir. Aslında rahatlık içerisinde daha büyük riskler vardır. Çoğu insan sineğin ısırmasından kaçarken akreplere yem olur. Bizde "yağmurdan kaçarken doluya tutulmak" sözüyle kast edilen budur. Değişmekten korkuyorsanız riskten kaçıyorsunuz. Değişmezseniz gelişmezsiniz. Yanlış yapma riskini göze alamazsanız doğru yapma cesaretini gösteremezsiniz.

Kabul edelim: Gerektiği gibi bir cesarete sahip değiliz. Kolaylıkla kendimizi kürsüye taşıyamıyoruz. İnanmıyorsanız kendinizi test edin: Bir televizyonda veya radyoda canlı yayına telefonla katılmayı deneyin. Şiddetli heyecan duyduğunuzu göreceksiniz. Çoğu insan yaşayacağı sinir gerginliği nedeniyle telefon edemez. Cumhurbaşkanına telefon etmeyi deneyin. Katıldığınız bir seminerde ayağa kalkıp soru sormayı deneyin. Kalabalık bir insan topluluğu karşısına geçip mesaj vermeye kalkışın. İçinizdeki kalıpların sizi nasıl engellediğini göreceksiniz. Cesaretli insanlara her zaman hayran kaldım. Cesurların cesaretine ben sahip olsaydım, cesaretin önemini hayatımda çok daha erken kavrasaydım, elinizdeki bu kitabı yıllar önce okuyacaktınız.

“Boynunuzu vurmak için kılıç kaldırılmasından yarım saat sonra kendinizi savunmak ne ise, şimdi yapılması gereken işi yarım saat ertelemek odur.”

7. Hemen Yapmak

Bir işi, karşınıza çıktığı anda yapmaya başlamak, onun %90’ını yapmış olmaktır.Çünkü hemen yapmaya başlamadığınız iş uzun süre ertelendiğinde en az on kat büyümüş olacaktır.

Hemen yapan, bulunduğu an içinde yapılabilecek olan bir iş arar. Bu sayede güçlü birer gözlemci olur. Ankara'da bir ay boyunca Hızlı ve Etkin Okuma seminerlerine katılan öğrenci arkadaşlara, bulundukları salonun duvarlarında kaç tane tablo asılı olduğunu sordum. Altı tane tablodan kimi üçünü, kimi dördünü fark edebilmişti. Bir ay boyunca oturduğumuz salonun duvarlarındaki resimleri fark edememek ne demektir? Kaderimiz harika fırsatları her gün çevremizde uçuşturuyor. Onlardan hiç olmazsa birini keşfedebilmek dikkatli olmamız sayesinde mümkün. Dikkatli olan insan yapacak hiçbir işi kalmadığında, Barış Manço gibi duvarlarındaki tabloların tozlarını alır, resimlerin yerlerini değiştirir. Zihnimiz kuşların bedenleri gibi hareketli olmalıdır.

Bir Batılı ne güzel söylemiş “Değişmek istiyorsan niçin hemen şimdi başlamıyorsun?” Sevgili bir dostuma geleceğiyle ilgili projelerini sordum. Büyük düşünceleri, planları vardı; yazmayı düşündüğü kitabın harika bir konusu vardı. Ne zaman başlayacağını sordum, dört yıl sonra, yani mastır çalışmasını bitirdikten sonra başlayacağını söyledi. “Niçin hemen şimdi başlamıyorsun?” dedim. Hiç bir haklı gerekçesi yoktu. Rahat olmayı mı bekliyordu? Mastır bittikten sonra doktora çıkacaktı karşısına. Doktora bittikten sonra kaderi yeni bir iş çıkaracaktı. “Kitabını niçin hemen şimdi yazmaya başlamıyorsun?” Üniversiteyi bitirirsen askerlikle, o bitince iş arayışıyla, ardından evlilikle, ardından çocuklarla meşgul olacaksın. Hemen yapmayanın müsait bir zaman bulması imkansızdır.

İniş çıkışlarla dolu bir hayatta yaşadığımızı biliyoruz. Boğuştuğumuz sorunların biteceği bir günü bekleyerek ömrümüzü tüketirsek hiçbir sorunu çözemeyiz. Çok ilginç: Acılarımızdan kurtulacağımız günü bekliyoruz, ama beklemekle hiçbir şeyin değişmeyeceğini de biliyoruz.

Canınıza kast eden bir tehlike geldiğinde sinir sisteminiz hemen harekete geçer ve anında vücudunuzu savunur. Eliniz yanlışlıkta ateşe temas etse, ayağınıza diken batsa otonom sinir sisteminiz hemen tedbirini alacaktır. Vücudunuz üşüdüğünde hemen titremeye ve ısı üreterek sisteminizi korumaya çalışır. Aşırı sıcakta dışarıya verdiği ter sıvısıyla ısıyı dışarıya vermeye çalışır. Tabiattaki tüm sistemler bir görevi tam yapılması gerektiği anda yaparken biz niçin erteliyoruz?

Geciken iş maddi kayıplara uğramanıza neden olur. Şu örneğe bakın: Evimin su faturasını ödemeyi geciktirdim. Son ödeme gününe gelmiştim ki önemli bir başka işim çıktı, ödeyemedim. Bazen da son gün geldiğini unutursunuz. Nasıl olsa cezalı konuma girmiştim. Ne zaman olsa öderim dedim. Aylar geçti, borcumu unuttum.

Bir akşam evime geldiğimde su sayacım sökülmüştü. Yeniden bağlanması için Ulus semtindeki ASKİ Genel Müdürlüğüne gidip borcumu ödemem gerekiyordu. Borcun kendisini, onun beş katına ulaşan ceza faizini ve bu arada açma-kapama parasını ödemek zorunda kaldım. On liralık borç 50 liraya çıkmıştı. Eğer ertelemeseydim yaptığım büyük masraflardan kurtulacaktım. Uğradığım zarar bir yana, susuz kalmıştım. Ertelenenin yükü artmıyor mu?

Mutfağımdaki musluklar bozulmuştu. Sadece iki tane conta alıp yeniden takmam gerekiyordu. En fazla yarım saatimi alacak bu işi geciktirdim. Bir yıl içinde bu ihmalim yüzünden yaptığım hesaplamaya göre 20 ton suyu gereksiz yere kaybettim. Bu hikayeler sizin başınızdan da geçmedi mi?

İşlerini, gündemlerine girer girmez yapanlar ömürlerini kazanırlar. Ertelenen iş daha uzun zaman işgal eder. Yarım saatte bitirebileceğiniz işi ertelediğinizde ona yarım gününüzü vermeye mahkum olursunuz. Ödenmeyen borcun faizle büyümesi gibi, yapılmayan iş de büyür, altında ezilirsiniz. Zamanında yapıldığında ise kazanılan kocaman bir ömürdür.

SEVDİĞİN İŞİ YAP BAŞARILI OL



"Sevdiğiniz işi yaparsanız, bir gün bile çalışmış sayılmazsınız"
İşte o sesi yine duyuyorsunuz, size yapmak için doğduğunuz işi yapmadığınızı söyleyen sesi. Bu ses gerçeği söylüyor olabilir, peki ya gerçekten ne yapmanız gerektiğini nasıl bulacaksınız?

Şu andaki kariyerinizin ilgilerinizi, inançlarınızı, değerlerinizi, yeteneklerinizi ve ihtiyaçlarını karşılayıp karşılayamadığını anlayabilmek için aşağıdaki soruları cevaplayarak yola koyulabilirsiniz. Profesyonel kariyer danışmanları, müşterilerine uygun kariyeri bulabilmek için genellikle bu yöntemden faydalanır.

İşte kendinize sormanız ve cevaplarınızı kaydetmeniz gereken sorular:

1.En çok hangi konularla ilgili kitap okumaktan hoşlanıyorsun?

2. En çok hangi televizyon ve radyo programları ilgini çekiyor?

3. En sevdiği film türleri nelerdir?

4. Hobilerin nelerdir?

5. Ne çeşit gönüllülük aktivitelerini tercih edersin?

6. Arkadaşlarınla en çok hangi konularda tartışmayı seversin?

7. Gündüz hayal kurarken aklına gelen konular nelerdir?

8. Favori işlerin hangileri?

9. Okulda en çok sevdiğin ders hangisiydi?

10. En nefret ettiğin şeyler nelerdir?

11. Bir şeyler çizdiğiniz zaman en çok neler hakkında çizersin?

12. Eğer dünyayı yönetseydin, ne gibi değişiklikler yapardın?

13. Eğer bir milyon dolar kazansaydın, bu parayla neler yapardın?

14. En sevdiğin insan tipleri hangileridir?

15. Ölümünden sonra nasıl anılmak isterdin?

16. En sevdiğin oyuncaklar nelerdir?

17. Politik görüşlerini nasıl tanımlarsın?

18. Hayatta en çok kime ve niçin saygı duyarsın?

19. Ne gibi görevlerde daha başarılı olursun?

20. Henüz yapmadığın ama başarılı olacağına inandığın görevler hangileridir?

Cevaplarınızı değerlendirin. Hayatınızın birden çok alanında size hitap eden belli davranışlar ve inançlar var mı? Belli bir davranışın yansıması olabilecek tekrar eden bilgiler görüyor musunuz? En kalıcı ilgi alanlarınız nelerdir?

Bu bilgileri kullanarak ve aşağıdaki boşlukları doldurarak bireysel bir portrenizi çizin:

Genel olarak ilgilendiğim konular…

En çok inandığım şeyler…

En çok değer verdiğim şeyler…

İyi bir hayat için ihtiyaç duyduğum şeyler…

Çok iyi yapabileceğim şeyler…

Şimdi kendinize şu anki işinizin yukarıda doldurduğunuz beş boşluğu kapsayıp kapsamadığını sorun. Eğer kapsıyorsa, büyük bir ihtimalle doğru kariyer alanındasınızdır. Ancak sahip olduğunuz iş , sizin için en önemli olan şeyleri karşılayamıyorsa, size daha uygun bir iş bulmanın zamanı geldi demektir.

SABIR GÜÇLÜLERİN İŞİDİR


  • Yaşam boyunca zamanı doğru kullandığımız sürece her zaman her şeyi yapabilecek zamana sahibiz demektir.


''ZAMAN değişti” derdi babam…


Oysa ağarmış saçlarına, eğilmiş omuzlarına, derinleşmiş gözlerine bakardım da, babam daha çok değişmişti zamandan…

Zaman yelkovanla-akrep arasında ya da takvim yapraklarında değildir…

Zaman iki nefes arasında, iki lokma arasında, iki uyanış arasında, iki gece, iki sabah arasında, iki mevsim arasındadır…

Biri doğarken biri ölürken, iki ağlayış arasındadır zaman…

“Zaman ne kadar çabuk geçiyor” derdi babam…

Oysa geçen babamdı.

Günleri boş geçmişti, haftalar, aylar, mevsimleri boş…

Bağlarındaki üzümden şarap basıp tadına bakmadan…

Aşkları doyasıya yaşamadan…

İçinden geldiği gibi kahkahalar atmadan…

En sevdiği şeydi; taşlarla küçük küçük havuzlar yapıp, çamurdan kanallarla su getirmek havuzlara, çocuklar gibi…

Kısacası…

Birçok şeyi yaşamadığını anlardım babamın; eski şarkılar çalınca ağlamasından…

Ve ne babam zamanı doldurdu, ne de babamı bekledi zaman...

“Zamanı gelir” derdi babam…

Kimi zaman ben de boynumu büker “Zamanı gelir” derim…

Bu iki kelimelik sabır ve avunma sözcüğü demek ki miras kaldı bana babamdan…

Doğrusunu isterseniz çok şey de istemez bizim gibi insanlar; hani sadece bomboş geçen bir yaşama yanmadan…

Karanlıklarda gizli gizli ağlamadan…

Diyelim ki dizlerimize vurmadan…

Ne yapacaksınız…

Keşke o en son gün söylediğini en başta söyleseydi babam:

“O kötü bir yol arkadaşıdır…

Durup da kimseyi beklemez zaman…''
  • “Zaman, biz ona nasıl baktığımıza bağlı olarak ya bir düşman ya da bir dost olur.” – Gloria Steinem

  • “Zamanın geçmesini istemiyorsan, hiçbir şey yapma. Ama zamanın nasıl geçtiğini fark etmek istiyorsan, bir şeyler yap.” – Alice Morse Earle

  • “Zaman, insanın kendisi gibi gizemli bir yolculuktur.” – Lao Tzu

  • “Zaman; her şeyi iyileştirir, değiştirir ve dönüştürür.” – Catherine Pulsifer

  • “Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark etmek için, sadece mutlu anları say.” – Albert Einstein

  • “Zaman, sadece bir an değil, bir yaşam tarzıdır.” – Stephen Covey

  • “Zaman, geçmişi unutmak ve geleceği umut etmek için bir fırsattır.” – Anonim

  • “Zamanın geçişi, her şeyin değiştiğini ve hiçbir şeyin sabit olmadığını hatırlatır.” – Heraclitus

  • “Zaman, insanların gerçek değerlerini ortaya çıkarır.” – Charles Darwin

  • “Zaman, bize hayatın değerini anlamamız için bir şans verir.” – Leo Tolstoy

İYİ İNSAN OL, DÜNYA SENİNLE GÜZELLEŞSİN

  • “İnsanlık öldü diyorlar,
    oysa biz onu içimizde yaşatmak için ne yaptık?”
    Bir insanın gerçek değeri, başkalarına karşı gösterdiği
    sevgi ve saygıyla ölçülür.

Bir adam ölür ...

Öldüğünü fark ettiğinde, Tanrı'nın elinde bir çanta ile kendisine yaklaştığını farkeder.
Tanrı ile adam arasında şöyle bir konuşma geçer.
Tanrı: Haydi oğlum gitme zamanı.
Adam: Bu kadar mı erken? Bir sürü planım vardı... 
Tanrı: Üzgünüm ama gitme zamanı.
Adam: O çantada ne var?
Tanrı: Sahip oldukların!
Adam: Sahip olduklarım mı? Yani eşyalarım mı? Elbiselerim... Param...
Tanrı: Onlar asla sana ait değildi, onlar dünyaya aitti.
Adam: Anılarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar zamana ait.
Adam: Yeteneklerim mi?
Tanrı: Hayır. Onlar koşullara ait
Adam: Arkadaşlarım ve ailem mi?
Tanrı: Hayır oğlum. Onlar yürüdüğün yola ait.
Adam: Karım ve çocuklarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar kalbine ait.
Adam: O zaman bedenim olmalı?
Tanrı: Hayır hayır. O toprağa ait.
Adam: O zaman kesinlikle ruhum olmalı!
Tanrı: Üzücü bir hata yapıyorsun oğlum. Ruhun bana ait.
Adam gözlerinde yaşlar ve kalbinde korkuyla çantayı Tanrı'nın elinden alıp açtı...
BOŞTU! Kalbi kırık, göz yaşları yanaklarından akarak Tanrı'ya sordu...
Adam: Hiçbir şeye sahip değil miyim?
Tanrı: Doğru. Asla bir şeye sahip değildin. Adam: O halde, benim olan ne vardı?
Tanrı: ANLAR. Yaşadığın anlar senindi. Hayat sadece bir andır.

HER ANI YAŞAYIN. HER ANI SEVİN. HER ANIN TADINI ÇIKARIN.
  • “İnsan olmanın en güzel yanı, birbirimize yardım edebilme gücümüzdür.”
  • “Merhamet ve empati, insan olmanın en derin anlamlarını barındırır.”
  • “İnsanlık, birlikte daha güçlü ve daha mutlu olabileceğimizi anladığımızda başlar.”
  • “Küçük iyilikler, büyük insanlık hikayelerinin başlangıcıdır.”
  • “Birbirimize karşı anlayışlı ve hoşgörülü olmak, insanlığımızın en önemli parçasıdır.”
  • “Gerçek insanlık, zor zamanlarda bile birbirimize destek olabilmektir.”
  • “İnsanlık, sadece kendimizi düşünmekle değil, başkalarının da iyiliğini gözetmekle anlam kazanır.”
  • “Dünyayı daha yaşanabilir kılmak için her birimizin içindeki insanlığı ortaya çıkarması gerekir.”
  • “Mükemmel insan, başkalarının kusurlarını aramak yerine kendi eksiklerini tamamlayan kişidir.”
  • “Mükemmel insan, başkalarına ışık tutarak kendi yolunu da aydınlatan kişidir.”
  • “Mükemmel insan; sevgi dolu kalbi, açık zihni ve saf niyetleriyle tanınır.”
  • “Hayatımıza giren her insan, bize bir şeyler öğretmek için gelir. Kimi sevgiyi, kimi sabrı, kimi ise vazgeçmeyi öğretir.”
  • “Bazı insanlar hayatımıza geçici olarak girer ama etkileri kalıcı olur. Onlar, hayatımızdaki küçük mucizelerdir.”
  • “Hayatımıza giren her yeni insan, bizim için yeni bir hikaye ve yeni bir başlangıçtır.”
  • “Hayatımıza giren insanlar, kalbimizde izler bırakır. Kimi güzel anılar, kimi değerli dersler.”
  • “Büyük insan, başkalarının çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde tutandır.”
  • “Büyüklük, güç ve zenginlikte değil; kalbin ve ruhun büyüklüğündedir.”
  • “Gerçek büyüklük, alçakgönüllülük ve sadelikle birlikte gelir.”
  • “Büyük insan, herkesin küçümsediği işlerde bile mükemmeliyet arar.”
  • “Başkalarına yardım ederek büyüklüğe ulaşan, en büyük insandır.”
  • “İnsanları iyi tanıyın, her insani fena bilip kötülemeyin, her insanı da iyi bilip övmeyin.”
  • “İnsan yalnızca söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur.”

MUTLU OLMAK ZOR DEĞİL


MUTLU OLMAK HASTALIKLARI ÖNLÜYOR.

 M
utlu olmak için zengin olma hayalleri kurmanıza gerek yok.


Çok paranız, pırlantalarınız olmadan da mutlu olabilirsiniz.
İşte büyük mutluluk verecek küçük tavsiyeler.

Son zamanlarda mutluluk konusunda yeni yaklaşımlar görüyoruz. Yapılan son araştırmalarda, sanılanın aksine, insanları asıl mutlu edenin pahalı bir hayat tarzı olmadığı ortaya çıkmış. "Fazla çaba harcanmamış şeyler hem sizi daha çok mutlu eder, hem de hayatınızın kontrolünü elinizde kılmanıza yardıma olur" diyor Colorado Üniversitesi´nden Profesör Leaf Van Boven. Psikoloji uzmanlarına kulak verdik ve onlardan bu küçük zevklerin neler olabileceğini öğrendik. Hepsi oldukça etkili ve aynı zamanda da hem basit hem de ucuz.

Çiçeğin etkisi

Masanıza koyacağınız bir adet ayçiçeğinin birçok faydası olacaktır, insan yüzüne benzeyen bu çiçek, güneşi simgeler ve neşeli rengi olumlu düşünceler uyandırır. Ayrıca, HortScience dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre işyerinde çiçek yetiştiren kişiler, işlerinde daha mutlu oluyorlarmış.

Bir köpeği sevin

Hayvan sahiplerinin daha az stresli ve tansiyonlarının daha düşük olduğu görülmüş. Eğer köpeğiniz biraz sinirliyse, boynundan başlayarak bütün vücuduna, dairesel hareketlerle yumuşak bir masaj yapabilirsiniz. Böylece, çok rahatlayacak ve size olan karşılıksız sevgisini daha çok gösterecektir. Ayrıca başka bir canlıyı mutlu etmiş olmak, sizi de çok mutlu edecektir.

Eve uzun yoldan gidin

Rutin, insanları rahatlatır, ancak öte yandan bunlardan ara sıra vazgeçmek sizi alışılmışın dışına çıkartarak pozitif duygular yaşamanızı sağlar. Haftada bir gün, yolunuzu biraz değiştirin ve örneğin eve dönerken parkın yanından geçin ya da güzel manzaralı başka bir yolu tercih edip bu görüntünün keyfini çıkarın.

Sevgi dolu mesajlar

"Sevgilinize veya yakın bir arkadaşınıza atacağınız bir mesaj, sizi mutlu edecektir" diyor. It´s Not About Money (Önemli Olan Sadece Para Değil) adlı kitabın yazarı ve mali danışman Brent Kessel. iTunes´da en çok satılan romantik şarkıların söz yazarı Ingrid Michaelson da doğru mesajı nasıl yazacağınıza dair şunları söylüyor:

1. Mesaj yazacağınız konuyu belirleyin. Mesaj yollayacağınız kişi herhangi bir yemeği, rengi, sözü veya hayvanı çok seviyorsa, onun hakkında yazın.

2. Kalp, ruh, gül, sonsuzluk ve ölüm gibi kelimeler kullanmayın. Bunları hepsi çok kullanılan kelimelerdir ve sizi sıradan gösterir.

3. Asla kafiyeli yazmayın.

4. Örnekler vermeye çalışın.

5. Onu güldürün. Gülümsemek en iyi afrodizyaktır.

"Hayır" demeyi öğrenin

"En mutlu insanlar, kendi vakitlerini kontrol edebilenlerdir" diyor The Pursuit of Happiness (Mutluluk Peşinde) kitabının yazan David G. Meyers. Gereksiz bir iş yemeğine veya kuzeninizin partisine gitmek istemediğiniz zaman, "Üzgünüm ama başka işim var" deyin.

Güzel yemekler yiyin

Yemek yemeyi sevmeyen var mıdır? Ruh halinizi canlandırmak için, bunları deneyebilirsiniz.

Beyaz tabaklarda yemek yiyin. Bu rengin saflığı, içindeki renkli gıdaları daha güzel gösterecek, sizi olumlu düşüncelere sokacak ve yemeklerin tadını daha iyi almanızı sağlayacaktır.

Öğünleri renklendirin. Değişik renklerde yiyecekler sizi mutlu eder. Kırmızı daha çok yemenize neden olacağı için tercihiniz sarı mısır, yeşil biber, mor patlıcan ile naneden yana olabilir.

Restoranda, ilk siparişi siz verin. "Sonrakiler değişik şeyler seçer ve genellikle seçtiklerini beğenmezler" diyor Predictabifity Irrational (Yanlış Seçimler) kitabının yazarı Dan Ariely.

Mutlu saatler

Kendinizi mutlu hissetmek için 60 dakikanız mı var sadece? Bunları deneyin ve gününüz değişsin.

10 DAKiKA Pahalı olmayan kokulu bir banyo köpüğüyle duş yapın.

4 DAKİKA işe gitmek için hazırlanırken, en sevdiğiniz şarkıyı koyun ve eşlik edin.

5 DAKiKA öğle arasında, bir rüya yorumları web sitesine girin ve dün gece gördüğünüz rüyanın anlamını araştırın.

10 DAKİKA Kuaföre gidin ve ellerinize bir masaj yaptırın.

1 DAKiKA Tanımadığınız birinin kıyafetlerini beğendiğiniz zaman, bunu ona söyleyin.

Hem size psikolojik olarak iyi gelecek hem de yeni bir moda kaynağı bulmuş olacaksınız.

5 DAKİKA Ağzınızı sulandıracak yemek tarifleri için dergilere veya internete bakın.

20 DAKİKA Sevgilinize vakit ayırın. Çok hızlı bile olsa, seks sırasında salgılanan hormonlar, ruh halinizi kesinlikle iyileştirecektir.

5 DAKİKA Yeni yıkanmış çarşaflarınızı serin.

Hiçbir neden yokken kokulu mum yakın

Güzel yastıklarınızı özel günler için saklamaktan vazgeçin. Onları yalnızken de kullanmak güzeldir!

Lavanta veya yeşil elma gibi ruh haliniz üzerinde etkisi olduğu bilinen mumlarınızı kendiniz için yakın.

Koşuya çıkın

Bilim adamları koşmanın endorfin hormonu salgılamaya yardımcı olduğunu söylüyorlar. Dışarı çıkın ve yorulana kadar koşun. İster bir kilometre koşun, isterseniz 10. Ne kadar iyi hissediyorsunuz, değil mi?

Plansız şeyler yapın

Sepetin içinde bekleyen çamaşırları kafanızdan atın ve güzel bir kitap okuyun veya yürüyüşe çıkın. Eğer evde yapmanız gerekenleri yapmadan oturamıyor ve suçluluk hissediyorsanız, bir arkadaşınızı arayın ve ona gidin. "Birçoğumuz işlerimizi zamanında yapmaktan mutlu oluruz. Ama planlanmamış şeyler ayrı bir mutluluk verir insana" diyor Kessel.

Kendinize kolay bir hedef belirleyin

"Zaten yapmanız gereken bir işi zamanında bitirmek, çantanızı temizlemek veya yemek yapmak gibi kolay hedefler koymak, kontrolün elinizde olduğu hissini uyandırır. Kontrol elinizde olduğu zaman da, otomatik olarak mutlu olursunuz" diyor psikolog Dr. John Reich.

Eskiden yediğiniz abur cuburlardan yiyin

Elma sekeri veya pamuk helva yediğinizi hatırlıyor musunuz? Herhalde bunları yemeyeli yıllar olmuştur.

Tekrar yediğiniz zaman eski anlarınızın kafanızda canlandığını hissedeceksiniz.

En sevdiğiniz renge karar verin

"Evinizdeki bir duvarı başka bir renge boyamak, ruh haliniz üzerinde etkili olur" diyor renklerin etkileri üzerine araştırma yapan Dr. Nancy J. Stone. Mavinin sakinleştirici (yatak odaları için doğru bir seçim) ve yeşilin de rahatlatıcı (salon için doğru bir seçim) bir etkisi olduğu bilinmektedir. Sarının ise mutlu edici bir etkisi vardır ve mutfakta kullanmak için son derece uygundur.

Yorulduktan sonra soğuk bir şeyler için

Akşamüstü plajda voleybol oynadıktan sonra, soğuk bir bira için. "Hem susuzluğunuza iyi gelir hem de kas ağrılarınızın önüne geçer" diyor araştırma grubu.

25 Ocak 2025 Cumartesi

İNSANLIK PAYLAŞMAKTIR



Önce İnsan Olmak

Hepimiz zaman zaman “ben kimim?”, “yaşamın anlamı ve amacı nedir?”, “ben ne için yaşıyorum?” gibi soruları sormuşuzdur.
“Ben kimim?” sorusuna farkındalığında olarak cevap verebilen sağlıklı insandır.
Birçoğumuz bize yaşamın ve başkalarının verdiği rolleri oynamaktayız. İyi ana baba olma, iyi eş olma, iyi öğrenci olma, iyi meslek sahibi olma, ahlaklı olma, dindar olma gibi. Bu rollerin birçoğu da hep başkalarını mutlu etmeye yöneliktir.İnsanlık özümüz geri plana itildiğinde de, sevgi, insanlık, ilke ve değerler, adalet duygusu ve hakkaniyet, gerçek vicdan kaybolmakta, oynadığımız roller yaşantımıza hakim olmaktadır. Kendine biçilen rolleri oynayan insan kendi var olma gerçeğinden uzaklaşmakta, gerçek kendiliğini yaşayamamakta, rolü ile özü arasında sıkışıp kalmaktadır.
Sağlıklı insan kimdir?
1-Sağlıklı insan duygularını, yeteneklerini, değerlerini, arzularını, limitlerini, farkındalıklarını bilir. Aristo’nun kendini bil, haddini bil mantığı budur.
2-Psikolojik yönden sağlıklı insan kendini olduğu gibi kabul eder, kendi değerini bilir, kendiyle barışıktır.
3-Sağlıklı insan kendine güvenir, diğer insanlara da güvenmeyi bilir. Özgüven eksikliğine dayalı kuşkuculuk, güvensizlik, duygularını yenmiştir.
4-Sağlıklı insan sosyaldir.
5-Sağlıklı insanın yaşamındaki odak noktası sevgi ve saygıdır.
6-Sağlıklı insan bedensel, ruhsal ve manevi yaşam arasındaki dengeyi kurmuş, çatışmalardan arınmıştır.
7-Sağlıklı insan duygularını bastırmaz. Heyecan, korku, hüzün, sevinç gibi duyguları gerektiği gibi yaşar.
8-Sağlıklı insan sen, ben değil biz olabilmeyi özümsemiştir.
9-Sağlıklı insan komplekslerinden arınmıştır.
10-Sağlıklı insan kötü alışkanlıkların tutsağı olmaz, herhangi bir bağımlılık, tutkunluk geliştirmez.
11-Sağlıklı insan bitmişlik, tükenmişlik duygularına girmez. Kızgınlık, gerginlik, küskünlükte ısrar etmez.
12-Sağlıklı insan ben merkezli değil, ilke merkezlidir. Para, ün, mevki için her yol mübahtır yerine dürüstlük, iyilik, bilinçli çalışma, sabır, hakkaniyet, koşulsuz sevgi, onura saygı felsefesine sahiptir.
13-Sağlıklı insan tutarlı ve kişisel bütünlük içindedir. Gerçeğe saygılı olup, ilke ve değerleriyle uyumlu bir yaşamı vardır. Yani özü sözü birdir.
14-Sağlıklı insan kaderci değildir, yaşamının sorumluluğunu alabilen insandır.
15- Sağlıklı insan sorun çözebilen insandır, kendisi sorunun kaynağı değildir.
16- Sağlıklı insan karamsar değil, umut ve iyimserlik doludur.
17- Sağlıklı insan çözüm için uygarca tartışmasını bilir.
Tüm bu kriterlere sahip olmak için sağlıklı bir ailede yetişmek ana faktördür. Peki, sağlıklı ailenin özellikleri nelerdir?
1-Sağlıklı ailede, aile içi iletişim ve etkileşime önem verilir.
2-Sağlıklı aile koşulsuz sevgi esastır. Kişi davranışının ötesinde insan olarak sevilir.
3-Sağlıklı ailede herkes herkese güvenir. Bu güven kaynağını özgüvenden alır. Ne yazık ki “babana bile güvenmeyeceksin” sözü atasözümüz haline gelmiştir.
4-Sağlıklı ailede, çocuğun yeteneğine, kapasitesine, doğal eğilimlerine, fikir ve duygularına saygı duyulur.
5-Sağlıklı ailede bireyleri bir kalıba sokmaya zorlama yoktur.
6-Sağlıklı ailede katı kurallara yerine esneklik esastır. Bunu yapacaksın, bunu yapmak zorundasın yerine böyle yapsan daha iyi olur anlayışı hakimdir.
7-Sağlıklı ailede bireyler birbirini empatiyle dinler.
8-Sağlıklı ailede herkesin psiko-sosyal ve mekânsal olarak yeri vardır.
9-Sağlıklı ailede kuşaklararası çatışmalar doğal karşılanır.
10-Sağlıklı ailede birey bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğüne sahiptir.
11- Psikolojik yönden sağlıklı aile bireyleri yaşamaktan sevinç duyarlar ve yaşamın her anından zevk almayı bilirler.

SEVGİ KALPLERİN IŞIĞIDIR


SEVGİYLE BAKMAK HERKESE …


Birini yeterince seviyorsan, her şeyi affedebilirsin...Hatta göz her şeyi görmez olur. Gözün sevmek konusunda çok büyük taraf tuttuğunu herkes bilir. Sevdiğimiz birinin hiçbir eksiğini, hatasını görmeyiz. Ama sevmediğimiz, nefret ettiğimiz birinin her bir hareketini göz yakın takibe alır ve hiç aman vermez. En küçük bir hatayı bile abartır, büyütür ve olay haline getirip önümüze koyar.

Aslında göz , kulak, burun gibi duyu organları beynimizdeki merkeze bağlı oldukları için bir aracı olmaktan öteye gitmezler. Bütün iş beyinde bitiyor. Bu nedenle gözün getirdiği görüntüyü gören de görmeyen de beyindir. Ya da kulağın duyup duymaması…Kafamız başka yerde ise, karşımızda konuşanı hiç duymayız bile.Kulak sesleri almakta ama akıl başka yerde olduğundan dolayı merkeze gelmemektedir sesler.Bir kitabı okuduğumuzda da, göz yazıyı okur ama kafa dalgın olunca okunan yazıların hiç biri beyine gelmez ve algılama söz konusu olamaz.

Kafanın başka yerde olması en çok sevme durumlarında olur. Kafa sevgilide olunca ne gözün, ne kulağın ne de diğer duyu organlarının yapacağı bir şey vardır. “Aşkın gözü kördür” derler ya, doğrudur, üstelik eksiktir de. Aşkın kulağı da sağırdır. Seven insan hep burnunun doğrultusuna giderek kimseyi görmez, duymaz, dinlemez.

Aslına bakılırsa , abartıya kaçmamak koşuluyla bu her şeyi görmeme, duymama durumu fena bir şey değil. İnsanların yaptığı işlerde hata aramak yerine iyi yanlarını görmek güzel bir şey. Aşık olma halinden söz etmiyorum. O tam bir hastalık… Ama insanlara sevgi ile bakarak, çok ince detayları görmek yerine, onların yaptığı güzellikleri görmek en iyisi. Zaten insanları sevince, göz ister istemez güzelliklerden yana tavır alarak, bize sadece insanların güzel yönlerini gösteriyor. Toplumsal yaşamanın ve mutlu olmanın gereğidir de bu.

İnsan sevince mutlu oluyor ve diğerlerini de mutlu ediyor. Yaydığı pozitif enerji herkese olumlu etki ettiği gibi, dönüp kendini de mutlu ediyor.

Bir de tam tersi insanlar vardır. Her gördüğünde kusur arayan… Her an bir hata yapmanızı bekleyen… Sürekli tetikte olan insanlar vardır…Bütün besin kaynakları dostlarının yapacağı hatalardır. Mutluluktan uçarlar neredeyse, birinin küçük bir eksiğini, hatasını gördüklerinde. Böyle insanların yaydığı negatif enerjiden öyle sanırım ki şeytan bile olumsuz etkilenip, morali bozuluyordur. Şeytan, kendisinden bile beter olan bu insanlar yüzünden aşağılık duygusuna kapılıyordur belki de…

İnsanları sevmekle başlıyor her şey. Sevince detaylarla uğraşmaz ve bir bütün olarak o insanların yaptıklarına bakarız. Ve de hatalarını mümkün olduğu dikkate almadan, yaptıkları güzel işlerle değerlendiririz onları. İnsanları seviyorsak zaten bütün duyu organlarımız dünden hazırdır hataları ört bas etmeye.. En başta da göz... Sevince gözümüz güzellikten başka bir şey görmez olur. Aman öyle olsun. Hiç sakıncası yok bence..
  • Sevginin gücü, her fırtınayı aşar ve her karanlığı aydınlatır.”
  • “Gerçek sevgi, mesafeleri ve zorlukları aşar; kalpten kalbe köprüler kurar.”
  • “Sevginin gücü, en zayıf anlarımızda bile bizi ayağa kaldırır ve yolumuza ışık tutar.”
  • “Sevgi, her şeyin üstesinden gelebilecek kadar güçlü bir bağdır.”
  • “Sevgi, ne kadar derin olursa o kadar güçlenir ve büyür.”
  • “Gerçek sevgi, zamanın ve mekanın ötesinde var olan en güçlü duygudur.”
  • “Sevginin gücü, kalplerimizi birleştirir ve bizi bütün kılar.”
  • “Sevgi, tüm acıları dindiren ve tüm yaraları iyileştiren en güçlü ilaçtır.”
  • “Sevgi, iki ruhun birleşmesiyle ortaya çıkan muazzam bir enerjidir.”
  • “Gerçek sevgi, tüm engellere rağmen ayakta kalabilen en güçlü bağdır.”

İYİLİK, HİÇBİR ZAMAN BOŞA GİTMEYEN BİR YATIRIMDIR

 

Bir kere şu ortaya çıktı: Para, mutluluk getirmiyor kardeşim!


Modern dünya, sadece ''daha zenginlerin'', ''daha az zenginlerden'' biraz daha mesut olduğunu, bu saadetin de ''üstünlük'' hissinden kaynaklandığını ve uzun sürmediğini keşfetti! Psikologlar ''mutluluk'' konusuna takmış durumdalar. Temel ihtiyaçları karşılandığı sürece, daha fazla para ekstra bir mutluluk getirmiyor. Peki kim, niye mutlu oluyor? Time dergisinin son sayısı, birçok bilim adamının bu konuda yaptığı araştırmalardan çıkan ilginç sonuçları konu alıyor. Mutluluk, bizim sandığımız etkenlerden çoğuyla hiç bağlantılı değil! Para? Hiç alakası yok! Eğitim? Hiç etkisi yok! Zekâ? Aynı şekilde! Gençlik? Bilakis! Yaşlıların hayattan gençlere göre daha çok zevk aldıkları ve depresyona daha az meyilli oldukları kanıtlanmış! Evlilik? Araştırmalara göre, evli insanlar bekârlara göre biraz daha mutlu olsa da, bunun sebebi zaten mutlu olmaya meyilli insanların evlilikleri daha kolay yürütmesiyle ilgili olabilir! Güneşli havalar? Hayır! Amerika''nın bol yağmurlu bölgelerinde yaşayanların Kaliforniyalılara göre daha depresif olmadığı kanıtlanmış!

ARKADAŞLAR EN İYİ İLAÇ

O zaman insanları mutlu eden ne? Bulgulara göre dini inanç insanların mutluluğunu artıran önemli bir etkenmiş. İnanan insanlar zorluklara karşı daha kolay göğüs geriyor ve daha iyimser oluyorlarmış. Arkadaşlar, mutsuzluğa karşı müthiş bir ilaçmış! Ahbapları, dostları, aileleri ve çevreleriyle daha yakın ve sık ilişki kuran insanlar karamsarlıktan uzak kalmak için en etkili formülü bulmuşlar. Bu arada, mutlu olmak için bir grup psikoloğun kullandığı ''gün inşa etme'' metodundan bahsetmek lazım. Denekler bir gün önce dakika dakika ne yaptıklarını hatırlayıp, bu aktivitenin onların açısından mutluluk düzeyini birden yediye kadar işaretliyorlar. Bu test 900 Teksaslı kadında uygulanıyor. Sonuçlar ilginç... Bu hanımlar için en çok mutluluk veren ilk beş aktivite, seks, arkadaşlarla sosyalleşme, evde yatıp gevşeme, dua etme ve yemek yeme! Bunları spor yapma ve televizyon seyretme takip ediyor! Tuhaf ama ''çocuklarla ilgilenmek'' listenin en altlarında, ev işinin bir sıra üstünde yer alıyor! 

Çoğu insanın hayatında mutluluğunun kaynağı olarak gördüğü çocukların, günlük hayatın mutsuzluk sebeplerinden biri olması ilginç! Demek ki, mutlu ettiğini sandığınız her şey mutlu etmiyor! Ancak, günlük hayatta insanı sinirlendiren, geren, mutsuz eden ufak tefek olaylar, hayatın genelinde mutluluk kaynağı olabilirmiş! Sürekli şikayet ettiğiniz stresli işiniz, hayatınızın en önemli rengi olabilir örneğin. Psikologların bu konuyla ilgili edindiği farklı bir bulgu da: "Sonların gücü"! Sözgelimi, sizi çok mutlu eden bir ilişki, son bir haftasında berbat kavgalar ve gözyaşı dolu bir ayrılıkla sonlanıyorsa, bütün hayatınız boyunca o ilişkiyi kötü hatırlıyorsunuz! Bu konu, kolonoskopi yaptıran bir grup insan üzerinde test edilmiş. Biliyorsunuz kolonoskopi, bağırsaklarla ilgili rahatsız edici, biraz acılı bir muayene metodu. Bir grup hastaya standard kolonoskopi yapılmış. Diğer grupta ise kolonoskopi aleti, muayeneden sonra 60 saniye hareketsiz bırakılmış. Hastalara acı veren bölüm aletin hareketleri olduğu için, uygulama 60 saniye daha uzun sürdüğü halde, muayenenin sonu 60 saniyelik acısız bir zaman dilimiyle bittiği için, ikinci gruptaki hastalar, uygulamayı, ilk gruba göre daha az rahatsız edici bulmuşlar! Peki, herkes mutlu olabilir mi? 1996''da yapılan bir araştırmaya göre, bir insanın hayatından memnun olması, yüzde 50 oranında genetik yapısına bağlı! Genler neşeli, rahat bir kişilik yapısını, stresle başa çıkma kapasitesini, depresyon ve endişeye meyili yönlendiriyor! Eğer bir insan genetik olarak mutluluğa meyilliyse, başına berbat şeyler de gelse, hatta kaza sonucu bir uzvunu bile kaybetse, zaman içinde, eski mutluluk seviyesine ya da ona yakın bir noktaya dönebiliyor!

ÇALIŞ, ŞÜKRET SENİN DE OLSUN

Bütün psikologların üzerinde fikir birliğine vardıkları üç mutluluk formülü var: Şükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha çok konsantre olmak! Şükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek, hatta bunu düzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece insanın keyfini yerine getirmekle kalmıyor. Kalifornia Üniversitesi''nin araştırmasına göre fiziksel sağlığı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor, acı ve yorgunluğu azaltıyor! İyilik yapmak, sözgelimi düzenli olarak bir huzurevini ziyaret etmek, bir komşuya yardım etmek, babaanneye mektup yazmak, mutluluk derecesini ani ve dramatik biçimde artırıyor! Ne para, ne aşk, ne güneş, ne gençlik. Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri. Marangoz olsanız da, doktor olsanız da böyle. O kadar araştırma, kolonoskopide ekstra 60 saniyeye katlanan denekler (!), yazışmalar, toplantılar, istatistikler... Psikologlar yine bize ana okulunda öğretilenlerle kutsal kitaplarda yazılanları bulmuşlar:

Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, şükret !

  • Yaptığın iyiliği hatırlama, gördüğünü unutma. 
  • İyilik, hiçbir zaman boşa gitmeyen bir yatırımdır. 
  • Başa kakılan bir iyilik daima hakaret yerini tutar. 
  • Sıcak bir gülümseme evrensel iyilik dilidir. 
  • Aşağılık insanlara iyilik etmek, denize su taşımaya benzer. 
  • İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız, ondan hiç söz etmeyin. 
  • Nerede bir insan varsa, iyilik için bir fırsat vardır. 
  • Bir rolü oynamanın en iyi yolu, karakterin kendisi olmaktır. 
  • İyi bir şeyler yapmak için, önce iyilere inanmak gerekir. 
  • Bir insana yapılan iyiliğin hatırlatılması, onu suçlamakla ayni şeydir.
  • Suçluyu bulmak istiyorsanız, önce işlenen suçun kime yaradığını araştırın.

DOYUMSUZLUK DEPRESYONA NEDEN OLUYOR


Hep daha fazlasını istemek...


Bulunduğumuz noktadan daha ileriye gidebilmemiz, bunu önce hayal etmemize,
daha sonra da bu hayali hedefleyerek çaba gösterip, emek vermemize bağlıdır.

Daha fazlasını istemek bir yandan bizim gelişimimizin temelini oluştururken,
diğer yandan bizim yaşamımızı baltalayabilir. İki tip insanın hayatında daha fazlasını istemesi onun yararına değil zararına olacaktır. Elindekilerin kıymetini bilmek veya yetinmek yerine, neye sahip olamadığını soruşturarak yaşayanlar: Huzursuz, kaygılı tiplerdir genelde. Daha çok yakın çevreleriyle ilgilenirler. Konu ne olursa olsun, yakın çevreleriyle gizli bir rekabetleri vardır. Bu yüzden de hiçbir zaman tam huzur bulamazlar. 

Evlerini komşularının eviyle kıyaslar, kendi evlerinin nasıl daha iyi döşenmiş veya daha iyi manzaralı veya daha büyük olduğuyla uğraşırlar. Arabalarını, iş arkadaşlarının arabasıyla kıyaslarlar. Diyorum ya konu önemli değildir, işlerini, eşlerini, hatta kilolarını mukayese ederler. Kendi sahip olduklarını daha iyi veya daha kıymetli algıladıkları sürece problemleri yoktur. Ama huzur bulamazlar, bu noktadan itibaren mutlaka kendilerini kıyaslayacak başka bir çevre bulur ve gene orada yetememelerinin getirdiği sıkıntıyı kendilerine yaşatırlar. Arabasıyla keyifle dolaşacağına, daha hızlısına veya daha üst modeline sahip olamamanın sıkıntısını dillendirir. Evinde camının kenarında sevdikleriyle kahve içeceğine, manzarasının ne tarafa baktığına kafa yorar. Eşinin kendisine sunduklarına şükran hissedeceğine, başka kadınların veya erkeklerin peşinde kendisini harcar.Neyi elde ederse etsin nafiledir. Hiçbir zaman doyumu kalıcı olamaz.

Neye sahip olursa olsun yetinmeyip, her şeye sahip olabilmek adına hırs yapanlar:

Dışarıdan ilk bakıldığında bu gruptaki insanları, hedefleri olan ve kendilerine çizdikleri yolda kararlılıkla ilerleyen insanlar olarak değerlendirebilirsiniz. Gayet karizmatik ve başarılı görünebilirler. Onları, gerçekten başarılı, ilerlemeye açık ve aynı zamanda mutlu olan kişilerden ayıran fark içlerinde bir yerlerde gizli kalmış ve çözülememiş bir öfke duygusunun varlığıdır. İçlerinde taşıdıkları yoğun öfke, doyumlarının katilidir. Öfkeleri, köklerini geçmişlerinden alır. Kimilerinde ki öfke, geçmişte çektikleri acının, itilmişliğin yükü ile gelir, kimilerinde ise beklediği ve arzuladığı sevgiyi görememenin sıkıntısı ile.. Sahip olma eyleminin, içindeki boşluğu dolduracağını (yani aslında yaşadığı öfkeyi dindireceğini) zannederek, müthiş bir hırsa kapılırlar. Sahip olmaya çaba verdikleri ama sahip olduktan sonra eskisi kadar değerli görmedikleri hedeflerin peşinde yaşamlarını geçirirler. Sahip olunmaya çalışılan şey; para, güç, kadın, şöhret, güzellik, aşk, iktidar olabilir. Hangisinin peşinden gidiyorsa; hep daha fazlasını isteyerek, sahip olabilmenin kendisine mutluluk getireceği yanılgısının içinde geçen bir yaşam sahibi olurlar. Sonuçta ne kendileri mutluluk ve doyum yaşayabilmişlerdir, ne de sevenlerine mutlu olma iznini tanımışlardır Yaşam, her iki gruptaki bu kişilere çok önemli bir ders verir. Bu dersi alıp sindirene kadar yaşamlarında bir şeyi değiştirebilmeleri zordur ve o ders ancak yaşamın bir sonu olduğunu ve her zaman varolamayacağımızı anlamaktan geçecektir. Pek çokları için bunu anlamanın belki de tek yolu ölümle yüzleşmek olacaktır. Ne gariptir ki, bunu anlayabilen ve değerlendirebilen insanların önünde ki zaman çok kısıtlıdır.

İşte bu yüzdendir ki; sizler şimdiden hemen bugünden; sahip olma arzunuzun, öfke ve hırslarınızın, doyumsuzluklarınızın üzerinde düşüneceğiniz ve çalışacağınız birkaç saati kendinize ayırınız.

Emin olun ileride hiç pişman olmayacaksınız.

Size içten bir şekilde güzel olduğunuzu söyleyen ,
Suratına kapadığınızda sizi geri arayan ,
Sizin uykuya dalmanızı seyretmek için uyumayan ,
Sizi alnınızdan öpen ,
Size en zor anlarınızda bulutların üstüne çıkarmak isteyen ,
Arkadaşlarının önünde elinizi tutan...

  • “Doyumsuzluk, aç gözlülük ve hırs, mutsuzluğun ana kaynaklarıdır.” – Dalai Lama
  • “Doyumsuz insanlar, mutluluğu hep daha fazlasında ararlar ama hiçbir zaman tam olarak bulamazlar.” – Anthony J. D’Angelo
  • “Doyumsuzluk insanı açgözlülüğe iter, açgözlülükse huzursuzluğa.” – Benjamin Franklin
  • “Doyumsuzluk insanı daha fazlasını aramaya iter, fakat mutluluğu da o kadar uzaklaştırır.” – Peter Hedges
  • “Doyumsuzluk, tatmin edilmez arzuların sınır tanımamasıdır.” – Confucius
  • “Doyumsuz insanlar, huzurun değil, tatmin edilemeyen arzularının peşinde koşarlar.” – Unknown
  • “Doyumsuzluk, sahip olunanlar değil, sahip olunmayanların özlemini çekmektir.” – Aristotle
  • “Doyumsuzluk, insanı sahip olduğu her şeyi kaybetmeye iter.” – John Steinbeck
  • “Doyumsuz insanlar, arzularının peşinde koşarken, sahip olduklarına şükretmeyi unuturlar.” – Unknown

24 Ocak 2025 Cuma

HAYATINIZI RENKLENDİRİN


HAYATINIZI RENKLENDİRİN


1. Düzenli ve tutkulu bir ilişki yürütmenin en iyi yolu dönem dönem hiçbir şey yapmamaktır. Kimse birbirine acı vermeden, biraz ilişkiden uzaklaşın.

2. Uzmanların "paradoksal problem çözümü" adını verdiği yöntemi uygulayın. Örneğin, cinsel sorunlarınızı gidip bir danışmanla görüşmek yerine önce yatağınızın yerini değiştirin.

3. Evli çiftler konusunda uzman John Gottman'a kulak verin. Araştırmasına katılan çiftlerden hangilerinin üç yıl içinde boşanacağını yüzde 94'lük doğruluk payıyla bilen Gottman'a göre, kadınlar kocalarının söylediği sözlere 15 dakikalık periyotlar içinde dört ya da beş kez sinirleniyorsa, bu çiftin en geç dört yıl içinde boşanacağı anlamına geliyor.

4. Yine Gottman'a göre, eğer sevgilinizle tartışarak geçirdiğiniz vakit, onunla sorunsuz, mutlu geçirdiğiniz vaktin sadece yedide biri kadar ise, ilişkiniz iyi gidiyor demektir. Eğer sorunlarınızın yüzde altmışı "çözülemez" türdense meraklanmayın, normalsiniz.

Kültür

5. Televizyonunuzu atın! Saçma gelebilir ama eğer ömrünüzün bir yılını televizyondan uzak geçirirseniz, kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz. Böylece sinemaya, tiyatroya gitmek için de bol vakit bulabilirsiniz.

6. Hayatta olup bitenleri takip etmek için dünyanın dört bir yanında çıkan gazeteleri, dergileri İnternetten okuyun.

7. En az beş tane caz albümü alın. İste size küçük öneriler: Miler Davis'in "Kine of Blum," John Coltrane'in "A Lome Suareme" ya da Duke Ellington'in bir albümü.

8. Bestseller'lardan nefret etseniz de, en kısa zamanda Tolkien ile tanışın. "Yüzüklerin Efendisi" filmi geldiğinde, en azından bu konuda söyleyecek sözünüz olur.

İş

9. Kariyer seçiminizi yaparken "kapasite"niz kadar sizin için "uygun" olup olmadığını göz önünde bulundurun. En önemli 10 kişisel özelliğinizin listesini yapın ve sizin için neyin önemli olduğuna karar verin.

10. Zeki bir çalışkan olun. Önemli olan nasıl "çok çalıştığınız" değil, nasıl "çalıştığınız"dır. Temel ipucu: Her ne kadar güç patronunuzda olsa da, ofisteki diğer çalışanları da etkilemeye çalısın.

11. Değişikliklerden korkmayın. İş yaşamındaki değişiklikler bir dönem her şeyin yerli yerine oturması için kendinize vakit tanımanız anlamına gelir.

12. "Esnek" olun. Günümüz iş dünyası çok yönlü hizmet verebilen, birçok konuda uzmanlaşmış elemana ihtiyaç duyuyor.

Oyun

13. Arada bir de olsa spontane davranın. Eğer bir ünlüye çok uzun zamandır hayransanız, hemen ona bir e-mail gönderin. Hoşlandığınız kişiyi ilk gördüğünüz anda ona duygularınızdan bahsedin. İçinizden mırıldandığınız şarkıyı yüksek sesle söylemeye başlayın.

14. Güzel bir şey yapın. Zahmetli ama lezzetli bir yemek, sevdiğiniz biri için bir kartpostal, kişisel İnternet sitesi...
Bunlar kendinizi iyi hissettirecektir.

15. Tutkularınızı paylaşabileceğiniz insanlar bulun. Beraber saatlerce bilgisayar oyunu oynayacağınız, spor yapacağınız, satranç oynayacağınız birileri hayatınızı renklendirecektir.

Sağlık

16. Gülün. Gülmek sadece stresinizi yenmenizi sağlamakla kalmaz, kalbinizi de korur. Amerikalı ilim adamları çok gülen insanların kalp hastalıklarına karşı daha dayanıklı olduğunu söylüyor.

17. Sigarayı bırakın. Herhangi bir sağlık sorunundan muzdaripseniz, öncelikle yapmanız gereken yine sigarayı bırakmaktır. Kararlı olun.

18. Yanınızda her zaman aspirin bulundurun. Sadece baş ağrısını geçirmez, zamanı gelince hayatınızı da kurtarır. İngiliz Kalp Vakfı’nın Araştırmasına göre, kalp krizi geçiren birine verilen aspirin ölüm riskini büyük ölçüde azaltıyor.

19 Korunun. Cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklar gün geçtikçe artıyor.

Mutluluk

20. Yeni yılda olumlu düşünme gücünüzü devreye sokun. Her gün, sizi neyin rahatsız ettiğini düşünün ve o konuda çözüm üretmeye çalısın.

21. Üstünüzdeki giysiye şöyle bir bakın: Çevrenize nasıl bir mesaj veriyorsunuz? Giysilerinizde ne kadar açık renkler tercih ederseniz başkalarının enerjisini de o kadar itersiniz. Bu yüzden doktorlar beyaz giyer. Koyu renkleri tercih ederseniz, daha fazla enerji çekersiniz üstünüze ve otoriter bir havanız olur; bu yüzden polis üniformaları koyu renktir. Toplum içindeki konumunuza uygun renkte elbiseler giyin; aralara ruhunuzu ortaya çıkaracak renkler katmaktan çekinmeyin.

22. Kalp egzersizi yapın: İnsanları sevin!

23. Bütün konsantrasyonunuzu beyninizin merkezine, yani gözlerinizin tam ortasına yoğunlaştırın: Ruhun gerçek yuvasına. Bu egzersiz yoga felsefesine göre ruhsal ölümsüzlük anlamına gelen, "üçüncü öz"ünümü açacak.

Beslenme

24. Kalori hesaplarını bir kenara bırakın. Eğer kilonuzun fazla olduğuna inanıyorsanız, aşırıya kaçtığınız noktalarda kendinizi tutmaya çalısın.

25. Bir meyve sıkma makinesi alın ve uzmanlara kulak vererek haftada üç kez "kullanın!"

26. Saat başı bir bardak su için. Bu sık sık tuvalete gitme ihtiyacına yol açacak olsa da, yarım litre su enerjinize yüzde 20 enerji katar.

27. Bu seneyi "iyi uyuma yılı" seçin: Gün ortasından sonra kafeinli içeceklerden uzak durun, alkol almayın, bedeniniz iflas etmeden yatağa girin.

Zayıflama

28. Spor yaparken bulunduğunuz ortamın aromalı olmasına özen gösterin. Şaka değil; New York'ta yapılan bir araştırmaya göre, spor yaptığınız ortam nane kokuyorsa enerjiniz artıyor ve daha az zorlanıyorsunuz.

29 "48 saat kuralı"nı aklınızdan çıkarmayın. Her gün spor yapmak çok da doğru değil bazı uzmanlara göre. Ama eğer her spor seansı arasında 48 saatten fazla vakit bırakırsanız da zorlanma ihtimaliniz var.

30. Egzersiz yapmak istiyorsanız, açık havayı tercih edin diyor uzmanlar. Amerikan Egzersiz Merkezi (ACE) bu yılın en büyük spor trendinin açık havada verilecek egzersiz dersleri olacağını açıkladı.

Para

31. Ailenizi "finans gurksu" olarak görmeyin. Son araştırmalar, insanların yüzde 40'ının parayla ilgili sorunu olduğunda ailelerine danıştığını ortaya çıkardı. Ama uzmanlar bu yaklaşımın yanlış olduğu görüsünde; tabii eğer 20 yıl öncesinin önerilerini dinleme arzusunda değilseniz.

32. Eğer para konusunda eşinizle ortak hareket ediyorsanız, görüşmelere mutlaka birlikte gidin. Çünkü kadınlar can alıcı sorular sorma konusunda erkeklerden daha yetenekli.

33. İyi para kazanmak istiyorsanız, kariyerinizi seçerken özen gösterin. Warwick Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre hukuk ve politika eğitimi görenler ziraat fakültelerinden mezun olanlardan yüzde 50 daha az kazanıyor.

Hiçbir şey için "BENİMDİR" deme! Sadece deki: "YANIMDADIR!"
Çünkü ne "ALTIN" ne "TOPRAK" ne "YAŞAM" ne "ÖLÜM" ne "SEVGİLİ" ne de "KEDER" daima SENİN KALMAZ.

ÖNE ÇIKAN YAYINLAR

OTOMOBİL ARTIK LÜKS DEĞİL, CEZA

  Türkiye’de otomobil sahibi olmak artık bir ihtiyaç değil, adeta cezalandırılan bir tercih haline geldi. Çünkü bugün bir otomobil aldığınız...