Bu Blogda Ara

4 Ocak 2017 Çarşamba

STRES


STRESTEN KURTULUN
Hayat gerçekte suçlar, acılar, günlük hastalıklar, ayrılıklar ve kurtulamadığımız borçlarla dolu. Birçoğumuz kronik stresle yaşamak zorundayız ve bir tehlike anında kaçış şansımız yok. İşte mikro travmalarla savaşmanın yolu...
Günlük travmalarla savaşırken kendinizi daha iyi hissettirecek 8 yol
Travma günlük hayatımızın içinde yer alıyor. Belki savaş veya tecavüz travması kadar olmasa bile yine de canımızı acıtıyor. Aslında bu iyi bir haber çünkü bu yaşamımızda az stres ve çok canlılık anlamına geliyor; ancak yine de tam olarak neyle başa çıkmanız gerektiğini bilmeniz gerekiyor.
1.Mikro travmalar
Hayat gerçekte suçlar, acılar, günlük hastalıklar, ayrılıklar ve kurtulamadığımız borçlarla dolu. Birçoğumuz kronik stresle yaşamak zorundayız ve bir tehlike anında kaçış şansımız yok. Yine de bununla savaşabilecek savunma mekanizmasını geliştirebiliyoruz. Hayattan zevk almak, aşık olmak ve iyi bir şeyler için mücadele etmek bunlardan bazıları; ancak yine de kaçamadığımız, her şeyin çok üstümüze geldiği zamanlar oluyor. Hiç kendinizi hayatınız hakkında endişelenirken buldunuz mu? Gerçekte birçok yaşam stresleri çocukluk acılarını tetikleyerek yetişkinlik dönemindeki acıların olduğundan büyük gözükmesine neden oluyor. Çocukluk döneminizi burnunuz bile kanamadan geçirseniz bile, aralıksız stres ve birden fazla mikro travma sizi sevseniz de sevmeseniz de esir alıyor. Stresle yüzleştiğimiz zaman yapılan eylemlerin çoğu tekrar mutlu olmamız için yapılıyor. Şimdi bizi rahatsız eden durumlara göz atalım:
2. Suç
Anlamadığımız suçlar hakkında bile endişe duyuyoruz. Önceleri suç cüzdan veya bisikletinizi çalmaya çalışan bir yabancıyken şimdi internet suçları, Wall Street suçları, organize suçlar, kimlik hırsızlığı, çocuk kaçırma ve rastgele adam vurma gibi suçlar mevcut. Bu yüzden insanın kendisini güvende hissetmesi kolay olmuyor ve kafamızda şu soru beliriyor. Tüm bunlar ne zaman bitecek?
3. Hayat tarzından ötürü oluşan hastalıklar
İnsüline bağımlı olmayan diyabet, obezite, yüksek tansiyon yüzünden hayatları kötüye giden ve bu sebeplerden dolayı yaşamını yitiren gençler var. Doğadaki toksik atıklar nedeniyle kanser olan kaç insan vardır? Sigaranın akciğer kanserini neden olduğunu biliyoruz peki ya göğüs kanseri? Göğsümüzdeki bir kitleden şüphelendiğimiz zaman anlayabiliyoruz. Belki de 10 yıl sonra göğüs kanseri hayatımız için bir tehdit olmaktan çıkacak.
4. İlişkiler ve evlilikler
İlişkiler bittiği zaman yaşanılan acı da büyük oluyor. 
Birbirimize ihtiyacımız var. Bu yüzden kişiler birbirini iyi tanımalı, karşı cinsle ilişkide yakınlık kurma konusunu iyi anlamalılar; ancak bu konu hakkında kapsamlı olarak yazdığımız üzere, yakınlık stresi kendiliğinden doğuruyor. Aşk kısa bir sürede biçim değiştirerek acıya ve hayal kırıklığına dönüşebiliyor. Bazı birliktelikler boşanma ile sonuçlanabiliyor. Bu aşamada anlaşmalar sanıldığı kadar kolay olmuyor.Eve geldiğiniz zaman kendinizi değersiz hissediyorsunuz ve bu oldukça stresli bir dönem oluyor. Eğer bu birliktelikte bir de problem yaşayan bir çocuğunuz varsa kronik stres yaşama ihtimaliniz oldukça yüksek. Karşınızdaki insana aşıksanız bu durum problem yaşamanızı mümkün kılıyor; ancak duygularınız kaybolmuşsa işiniz hiç olmadığı kadar zorlaşıyor.
5. Borçlar
Borçlar maalesef sadece devletlere özgü bir olgu değil günümüzde. Günümüzde birçok insan borçlarla yaşıyor ve bu borçlar sadece bir önceki tatil harcamalarımızdan meydana gelmiyor. Geniş orta sınıfı barındıran ülkemizde orta sınıfın çalıştığı işler hayatını borçlanmadan sürdürmesine yetmiyor. Her sabah uyandığımız zaman masrafların giderek arttığını görmek bireyler için kolayca aşılacak bir problemden öteye gidiyor ve ancak ekonomimiz düzelince refah seviyemizin artıp borçlarımızdan kurtulmayı başarabileceğiz.
6. Liderlik
Bugün hepimiz liderlerden bize yol göstermesini bekliyoruz; çünkü bu insanın doğasında var. Papazlar, İmamlar, Hahamlar ve ruhani liderler ruhsal desteği almamıza yardımcı oluyor. Hatta kurumsal dev şirketler etik değerlere ve topluma bağlılık sözleri veriyorlar. Biz ise şirketlerin birer birer devrilişini kral çıplak masalındaki gibi sadece seyrediyoruz. Yaşanan skandallar kendimizi çaresiz ve güvensiz hissetmemize neden oluyor. Liderlik sıfatını hakeden insanlar olduğu gibi o sıfatı haketmeyen çürük elmalar da bulunuyor.
7. Travmayı anlamak
Travmaları anlamak en az travmalarla başa çıkmak kadar önemli
Tarihsel olarak travmalar fiziksel acı olarak görülmekteydi. Bir düşünün; savaştasınız, kazaya uğradınız ya da yaralandınız; fakat insan psikolojik olarak da yaralanabilir. 1.Dünya Savaşı’ndan askerler savaş şoku tedavisi görmüşlerdir. Hatta Vietnam Savaşı’ndan sonra bile askerler savaş sonrası Post Travmatik Stres Bozukluğu nedeniyle tedavi görmüşlerdir. Bu rahatsızlık beyin fonksiyonlarına hasar vermektedir ve bu rahatsızlık geriye dönük canlandırmalarla, kişiyi psikolojik olarak zayıflatan kaygı ile, aşırı uyarılma ve kabuslar görme gibi belirtilere sahiptir. Ani ve korkunç bir travma nöbetinde beyin tecavüz veya araba kazasındaki gibi nöropsikolojik tepkiler vermektedir.
Travma rahatsızlığı bugün tüm dünyada biliniyor. Post Travmatik Stres Bozukluğu yaşayan hastalar klasik bozukluk belirtiler taşıyorlar ancak travma yaşama ihtimalleri oldukça fazladır. Kompleks Travma ise genellikle ailede ensest ilişkiler nedeniyle suistimale uğramış, aşağılanmış, tehdit edilmiş kişiler olup kendilerini güvensiz hissetmektedirler.
Babanız tarafından çocukken tehdit edilmiş, dövülmüş, anneniz tarafından sürekli azarlanılmış veya okul arkadaşlarınız tarafından alay edilmiş olabilirsiniz. Travmatik deneyimlerle bir kez karşılaşmış olsanız bile onlar devamlı peşinizden geleceklerdir. Burada korkutucu kısım travmalardan kaçamıyor oluşunuzdur. Travma geçirmiş insanların ciddi bir şekilde tedavi edilmesi gerekir; çünkü travmalar ruhumuzda psikolojik olarak giderilemez yaralar açmaktadırlar ve travma geçiren bireylerin gelecekte diğer insanlara karşı davranışı yaşadığı travma nedeniyle değişmektedir.
Travma nedeniyle oluşan bu değişim birçok farklı seviyede olabilir. Travma psikolojik ve bilişsel olarak kişiyi etkilemekte, içinde yaşadığı dünyayı farklı olarak görmesine neden olmaktadır. Ayrıca korkularını kolayca tetikleyerek tekrar tekrar ortaya çıkarabilir. Travmanın psikolojik etkisi ise beyin fonksiyonlarında değişiklik yapmasıdır. Travmatik deneyimden sonra beyin ‘dövüş ya da kaç’ tepkisi vererek rastgele uyarılır ve kişiyi aşırı stres ve aşırı uyarılmış şekilde bırakır.
Eğer çocukluğunuzda kompleks travma geçirdiyseniz, yetişkinlik yaşamında birçok stres etkeni tetikleyici olacaktır. Kendinizi bir anda maddi durumunuz yüzünden aşırı endişelenmiş bulabilirsiniz. Boşanma durumu kişiyi tehlikeli bir durumda bırakırken siz kendinizi aşırı derecede kaygılı bulabilirsiniz ve bu endişe karınız veya çocuğunuz yüzünden değil geçmiş travma deneyimlerinden meydana gelecektir.
Aşk aynı zamanda acı da getirmektedir. Kimse size eşiniz kadar derin acı veremez. Kimse sizi daha fazla yaralanmış, mutsuz, kaygılı ve sinirli yapamaz. Eğer çocukluğunuzda kompleks travma yaşamışsanız uzmanların ‘dövüş ya da kaç’ tepkisi dediği dönemde stresle ne dövüşebiliyor ne kaçabiliyor ne de yönetebiliyoruz. Bu durum ister istemez ilişkinize de zarar verecektir.
Çocukluğunuzda her şey yolunda gitmiş olup şimdi stres dolu da olabilirsiniz. Ülkenin gidişatına kızabilir, maddi durumunuz hakkında endişelenebilirsiniz. Kocanız sizi sürekli muhtaç durumda bırakır ve o hep iş toplantılarındadır. Kısaca her şey sizi bunaltarak bu duruma getirebilir.
Bu noktada başvurabileceğiniz 2 yöntem var. İlki endişe bozukluğu konusunda uzman birisinden yardım alabilirsiniz. Genel Endişe Bozukluğu adındaki bu rahatsızlık ‘yürür-gezer kaygı’ olarak hayatın her alanında bulunur. Bu rahatsızlığın tedavisi psikoterapi, bazen de ilaç tedavisidir.
İkincisi ise daha radikal bir karardır. Bu noktada önemli olan günümüzde gündelik yaşamdaki stresin kompleks travmanın bir boyutu olup olmadığıdır. Biz bunlara hasarlı mikro travmalar diyoruz; çünkü karşımıza sürekli çıkarlar ve kronik olarak korkular ve kaygılara neden olurlar. Dahası kaçıp kurtulma şansınız yoktur.
8. Günlük mikro travmaların üstesinden gelmek için:
Geçmiş hayatınız strese nasıl tepki verdiğinizi etkiler. Eğer çocukluğunuzda kompleks travma yaşadıysanız terapi görmeniz gerekir. Bu kaygılarınızı bir kaynağa almanızı sağlar
Genel Endişe Bozukluğu konusunda tedavi olun. Bu bozukluk acı vericidir ancak tedavisi mümkündür.
Stres arındırıcı programları deneyimleyebilirsiniz. Yoga, dua etmek, günlük egzersiz, küçük uykular, sıcak banyo, iyi arkadaşlar ve düzenli uyku gibi aktiviteler faydalıdır.
Travmanın etkisini azaltacak tedavi yöntemleri mevcut. Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) Psikoterapisi, DBT ve daha niceleri. Son zamanlarda travma tedavi yöntemleri psikoterapi tedavilerinde ön sıralarda yer alıyor.
Sakınmaktan sakının: Travma geçirmiş kişiler genelde kendilerini kapatırlar, dona kalmış gibi olurlar. Korkularınızla veya sizi endişeye sürükleyen konuların üzerine giderek onların etkisini azaltabilirsiniz.
 Değiştirebildiğiniz her şeyi değiştirin ve üzerinizdeki baskıyı kabullenin. Bir şeyler hakkında endişe duymak ve bu konuda hiçbir şey yapamamak sizi sadece daha zor bir duruma sokacaktır.
Kabullenmek, affetmek veya savaşmak? Birçok ruhani lider veya terapist affetme duygunuzu kişi hazır olmadan ön plana çıkarmaya çalışıyor ve siniriniz de hareketleniyor. Burada dikkatli olun çünkü siniriniz sizi zehirleyebilir. Ne yazık ki travmatik kişiler bazen kendi acıları yüzünden başka insanlara da acı verebiliyorlar. Destek bulmaktan korkmayın ve sinirinizi kontrol altında tutup yapıcı olarak kullanın.
Eğer mümkünse sizi kıran kişileri affedin. İnsanlar sizi aşağıya kırarlar. Bu doğanın kanunu. Unutmayın ama takılmayın da. Yoksa sonunda kaybeden siz olursunuz.

MUTLU YAŞAMAK İÇİN


MUTLULUK
"Tüm zamanların en büyük buluşu şu bilgidir: Bir insan hareketlerini ve tutumunu değiştirerek hayatını değiştirebilir." William James’e ait bu tespit aslında hayata dair bildiğimiz klişeleri şöyle bir silkelemeye davet ediyor bizi. İnsanlığın ortak birikimi ile yolumuzu aydınlatabiliriz, ama unutmayın yolu siz çizmek zorundasınız! İşte size bilimsel mutluluk reçetesi…
Mutluluğun sırrı çözüldü!
İşte bilimsel araştırmalara göre mutluluğun sekiz yolu...Psikoloji araştırmaları gösteriyor ki mutluluğun bir donma noktası var. Bu donma noktası kişinin bütünsel varlığını ve karakterini belirliyor.Ruh halimiz, bu donma noktası çevresinde geziniyor. Pozitif bir olay olduğunda mutlu oluyoruz, negatif bir durumla karşılaşınca üzülüyoruz ama zamanla o dengedeki noktaya tekrar ulaşıyoruz.
Buna göre mutluluk herkesin seçebileceği bir seçenek. Psikoterapist William James şöyle diyor: "Tüm zamanların en büyük buluşu şu bilgidir: Bir insan hareketlerini ve tutumunu değiştirerek hayatını değiştirebilir."İşte kendi mutluluğunuzu kontrol edebilmenizin sekiz yolu…
1. Sadece deneyin. Küçük bir çaba bile işe yarayacaktır.
Pozitif Psikoloji dergisinde yayımlanmış deneysel bir araştırma sadece mutlu olmayı denemenin bile işe yaradığını gösterdi.Deneyde iki grup öğrencinin bir bölümüne neşeli müzikler dinletildi ve iyi hissetmeleri söylendi. Diğer gruptan ise daha duygusal müzikler eşliğinde hüzünlü anılarını düşünmeleri istendi.Deneyin sonucunda mutlu hissetmeye çalışan grup deneyden moralleri yüksek olarak ayrıldı.İletişim ve kişisel becerilerinizi yükseltecek eğitimlere katılın. Çevrenizde pozitif enerjisi yüksek, sizi iyi hissettiren insanları tutun.
2. Mutluluğu amacınız haline getirin Mutlu insanların hayattaki bir numaralı amacı mutlu olmaktır.Bunun için gerekiyorsa inançlarınızı ve değer sisteminizi yeniden gözden geçirin.İletişim ve kişisel becerilerinizi yükseltecek eğitimlere katılın.Çevrenizde pozitif enerjisi yüksek, sizi iyi hissettiren insanları tutun.
3. Farkındalığı seçin Nöropsikolog Rick Hanson’a göre beyinlerimiz her şeyin kötü olanını keşfetmeye çalışırlar.
Negatif tecrübelere sımsıkı sarılırken, pozitif olanlara karşı teflon (geçirgen olmayan tabaka) gibidirler.Bu negatif önyargı beynin kötü haberlere iyi haberlere göre şiddetli bir biçimde tepki vermesine neden olur.Bu negatif, bizi kötü anılara karşı tetikleyen önyargıya, ufak pozitif anlarımıza tutunarak, onların değerini bilerek karşı gelebiliriz.
4.Pozitif alanların içinde kalın Mutluluğun sırrı farkındalığa önem verdikçe çözülür.Zihnini susturmayı denemek için yeterli süre oturup herkesin herhangi bir yerde yapabileceği meditasyon mutluluk takviyesi bunun için bire birdir.Wisconsin Üniversitesi psikoloji profesörü Richard Davidson araştırmalarında şöyle bulgulara rastladı:Beyin faaliyetleri, meditasyon egzersizleriyle, endişe ve kaygı odaklı sağ beyinden mutluluk, heyecan ve keyif odaklı sol beyin tarafına geçebilir.
5. Mutluluğun yolu gülümsemekten geçer Keyfinizi yerine getirmenin sırrı, en basit haliyle kendinizi gülümsetebilmek.
2011 yılında Michigan Devlet Üniversite’sindeki bir araştırmada, gülümseyerek çalışan işçilerin sonunda pozitif düşüncelere sahip olduğu, bununla birlikte ruh hallerinin de olumlu yönde geliştiği gözlemlendi.
6. Minnet duyun Şükran ve minnet duygusunun mutluluk üzerindeki pozitif etkisi de bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Bir araştırmaya göre, ‘Dünyada herkesin kolaylıkla ulaşabileceği zevklerden’ keyif alan insanlar, basit şeylerle bile mutlu olmayı başarabilen mutlu insanlardır.
7. Mutluluğu takip et, onu bul ve başar.
Geleneksel düşünce başarıyı takip etmenin kişiyi mutluluğa götüreceğine inanır.Oysa araştırmalar bunun tersini gösteriyor. Mutluluğu takip etmek, kişiyi mutlulukla birlikte başarıya da götürüyor.Pozitif duygularla çalışanların performanslarının, yaratıcılıktan, odaklanmaya ve işi sahiplenmeye kadar birkaç alanda birden arttığını gözlemledi.
8-Kendinize izin verin!
Yıllarca vaktini ölüm döşeğinde olan yaşlı insanlarla geçiren, Palyatif bakım hemşiresi Bronnie Ware, hastalarının sık sık, kendi kendilerine mutlu olmaya “izin vermedikleri” için pişman olduklarını fark etti.Birçok insan mutluluğun bir tercih olduğunu sona gelmeden fark etmiyor.İnsanlar, eski alışkanlıklarından ve yaşam şekillerinden kopamıyor.Tanıdık olanın sözde “rahatlatıcı“ etkisi fiziksel yaşam kadar, duygularına da taşımış durumda.Değişimin korkusu, insanları kendine ve başkalarına karşı durumundan hoşnutmuş gibi davranmaya itiyor.Aslında derinlerde içten bir kahkahaya ve uçuk şeyler yapmayı arzuluyorlar...Hayat bir seçimdir ve bu senin yaşamın!

BEYNİNİ GÜÇLENDİR


BEYİN NASIL GÜÇLENİR
ABD’de yayımlanan Men’s Health dergisi beyni güçlendirmenin yollarını açıkladı
Duke Üniversitesi’nin Beyin Bilimleri Enstitüsü’nde görev yapan P. Murali Doraiswamy’e danışan dergi herkesin uygulayabileceği yöntemlerle daha sağlıklı bir beyne sahip olunabileceğini yazdı. Doraiswamy konuyla ilgili, “Belki korkutucu olabilir ama bir sınava yoğun çalışmak, kilo almak veya parti yapmak bile beyin devrelerine zarar verebilir.
Beyni güçlendirerek tüm bunları engelleyebilirsiniz” dedi. İşte beyni güçlendirmenin basit ama etkili yolları:
SIKI ANTRENMAN HAFIZAYA YARARLI
-Egzersiz yapmak beyin hücrelerinin gelişimini sağlayan proteinlerin salgılanmasını artırır. Doktor John J. Ratey, “Bu kalbinizin de beyninize daha fazla kan pompalamasını sağlar. Beyne çıkan glükoz ve oksijen de nöronların en uygun şekilde çalışmasına yardımcı olur” diyor. Birçok araştırma ayrıca egzersizin hafızayı güçlendirdiğini ve depresyonu engellediğini gösteriyor.
-Haftada 3 kez 40 dakikalık aerobik egzersiz 1 yıl boyunca yapıldığında yetişkin birinin beyinde hafıza ve bilgi depolamadan sorumlu sistem olan hipokampüsünü yüzde 2 oranında büyütür. Araştırma Illinois Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Arthur F. Kramer tarafından yapıldı.
-Brezilya’da yapılan bir araştırmaya göre, 6 ay boyunca haftada 3 kez yapılan 60’ar dakikalık dayanıklılık egzersizi hafızayı geliştiriyor.
-Yetişkinlerin hafıza testleri 6 ay boyunca haftada 3 kez yapılan egzersizler sonucunda yüzde 14 oranında daha iyi çıkıyor.
SU YUDUMLAMAK YORGUNLUĞU ALIR
-Beynin sağlıklı olması için kalbe iyi gelen yiyeceklerle aynıları tüketilmelidir. Bunlar protein, iyi yağlar, tam tahıllılar ve antioksidan açısından yüksek yiyeceklerdir. Meyve ve sebze de tüketilmelidir.
-Kahvaltıda yumurta ve yulaf yenmelidir. Yumurtadaki kolin adlı madde beyin fonksiyonunu güçlendirir. Yulaf da lif açısından zengindir. Bu da kan şekerini düzenler.
-Kahvaltı sonrası atıştırmalıkta 8 badem ve 1 avuç yabanmersini tercih edilmelidir. Yabanmersini kan akışını artırır, bademde lif ve protein bulunur.
-Öğle yemeğinde somon ve fasülye salatası tercih edilmelidir. Somon omega 3 yağı, fasülye ise lif kaynağıdır.
-Öğle yemeği sonrasındaki atıştırmalık için bitter çikolata tüketilebilir. Antioksidan açısından zengindir, kafein de konsantrasyonu güçlendirir.
-Akşam vog içerisinde pişirilmiş 5 sebzeli körili - kahverengi pirinç tercih edilebilir. Sebzeler için patlıcan, soğan ve brokoli kullanılabilir.
-Akşam yemeği sonrasındaki atıştırmalık içinse bir avuç kiraz ve yoğurt yenebilir. Kirazdaki melatonin uykuyu düzenler. Yoğurttaki protein ve amino asitler sinir sistemini düzenler.
-15 dakikada bir su yudumlamak yorgunluğu alır.
-Kahve hafızayı güçlendirir ve dikkati toplar. Etkisi 6 saat sürer.
-Kahve tercih etmediğiniz durumlarda yeşil çay tüketin. Kafein oranı kahvedekinin üçte biridir.
-B12 vitamini yararlıdır.
MÜZİK ALETİ ÇALMAK FAYDALI
-Kavrama performansı 20’li yaşların ortalarından itibaren düşmeye başlar. Teksas Üniversitesi’nden Doktor Denise Park, bunu geliştirmek için zihinsel olarak karmaşık yeni şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu söylüyor.
-Beyindeki dil, hafıza ve dikkat alanlarının gelişmesini sağlayan gri maddeyi artırmak için de egzersizler bulunuyor. Bunlar, dans dersi almak, yoga ve meditasyon yapmak, müzik aleti çalmayı öğrenmek, yabancı dil öğrenmek, kavrama geliştirici oyunlar oynamak ve satranç oynamak olarak açıklanıyor.
-Beyni geliştirmek için bir diğer yöntem, kitapların özetini çıkarmaktır.
-Problem çözmekten oluşan akışkan zeka testlerine giren kişilerin sonuçları, 1 ay boyunca haftada 5 kez 25’er dakikalık hafıza egzersizleri yaptıklarında yüzde 44 oranında iyileşiyor.

BAŞARI


BAŞARILI İNSANLAR
Hayat, stres üretme konusunda oldukça verimlidir, hemen hemen herkes bu streslerin yarattığı baskıdan payını alıyor. Ancak başarılı insanlar diğerlerinden farklı olarak baskı altında sakin kalmayı başarabiliyor. Peki başarılı insanlar stresi nasıl yönetiyor? İşte cevabı…
Başarılı İnsanların Baskı Altında Sakin Kalması
Duygularınızı yönetme kabiliyeti ve baskı altında sakin kalmak performansınızı direk etkiliyor. TalentSmart kuruluşu'nun bir milyondan fazla insan üzerinde yaptığı araştırmalar sonucunda, en yüksek performansı gösterenlerin %90'ı stres anlarında sakin ve kontrollü kalmak için duygularını yönetebilme becerisine sahip olan kişiler olduğunu keşfettik.
Bültenimizi takip ederseniz stresin insanın fiziksel ve mental sağlığı üzerinde nasıl bir tahribat oluşturduğunu gösteren şaşırtıcı araştırma sonuçlarını okuyacaksınız. (Uzun süreli stresin beynin öz kontrol mekanizmasını nasıl dejenerasyona uğrattığını gösteren Yale'in araştırması gibi). Stres ve Stres'in beraberinde getirdiği endişe ile ilgili püf nokta Stres'in tamamen gerekli bir duygu olduğudur. Beynimiz nörolojik yapısı gereği harekete geçmek için stres duygusunun belli bir seviyeye ulaşmasını bekler. Doğrusu makul stres seviyelerinde artan dikkat ve ilgi sonucu oluşan performans zirveleri (En iyi performans). Yani aslında stres uzun sürmediği sürece zararsızdır.
Kaliforniya Üniversitesi ve Berkeley de yapılan araştırmalar makul stres düzeylerindeki artışı ortaya çıkartmıştır. Fakat aynı zamanda stres'in kontrol altında tutulmasının önemini göstermiştir. Çalışma, doktora öğrencisi Elizabeth Kirby liderliğinde yapılmıştır. Kirby stres başlangıcının beyni hafıza gelişimine katkıda bulunan yeni hücrelere bölünmeye yönlendirdiğini ortaya çıkarmıştır. Yani uzun sürmeyen başlangıç seviyesinde stres beynin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Fakat bu etki sadece aralıklı stres durumunda söz konusudur. Stres bir kaç dakikanın ötesine geçip uzun süreli duruma geçtiği zaman beynin yeni hücre geliştirme kabiliyetini bastırmaya başlıyor.
Sanırım kısa süreli stresli olaylar beyni alarmda tutuyor. Alarm durumunda iken insan daha iyi performans sergiliyor. Kirby'ye göre, Hayvanlar için kısa süreli stres, sadece bulundukları an içerisinde etraflarında bulunan fiziksel tehdit unsurlarının toplamıdır. Bu durum bulundukları anla sınırlı daha fazla devam etmiyor. Uzun zaman önce bu durum insanlar için de aynıydı. İnsan beyni değişip daha karmaşık hale geldikten sonra tekrar eden olaylar üzerinde daha fazla durma ve endişelenme kabiliyetlerimiz de arttı. Bu da uzun süren stres deneyimlerini arttırdı.
Stres, kalp krizi riski, depresyon ve obeziteyi arttırmasından öte bir de zihinsel performansınızı da düşürüyor. Allah'tan bir aslanın sizi kovalaması sonucu yaşadığınız stres dışında yaşanan stresin tamamı sübjektiftir ve kontrol edilebilir. Stresli durumlarda en iyi performans gösterenlerin stres ile başa çıkma konusunda iyi geliştirilmiş stratejileri vardır. Bu onların stres seviyelerini çevrelerinde gelişen olaylardan bağımsız olarak düşürüyor ve yaşadıkları stresin uzun süreli değil kısa süreli stres olduğuna onları ikna ediyor.
Başarılı insanların başvurduğu çok sayıda etkili stratejiler üzerinde çalışırken 10 tane en iyisini aşağıda sayacağım.Bu stratejilerden bazıları bilinen şeylerdir. Fakat asıl zorluk stresli durum anında onlara ihtiyacınız olduğunda onları hatırlamak ve stres olmak yerine onları kullanırken nerede kullanacağımızı bilmektir.
1. Onlar elindekilere değer verirler, minnet duygusuna sahiptirler.
Zamanınızı minnettar olduğunuz şeyleri düşünmeye ayırmak iyi bir şeydir ama sadece o kadar değil. Bunu yapmak aynı zamanda sizi iyi bir moda sokar çünkü minnettarlık duygusu stres hormonu kortizolünü %23 azaltıyor. Kaliforniya Üniversitesinde yapılan araştırmalar minnettarlık duygusuna kendini adayarak çalışan kişilerin iş yerinde her zaman iyi mod da olduklarını, enerjik olduklarını ve fiziksel olarak da kendilerini iyi hissettiklerini kanıtlamıştır. Bu olumlu durumun oluşmasında düşük seviyedeki kortizolün çok önemli bir rol oynadığı muhtemeldir.
2. "Ya...ise?" gibi sorular sormaktan kaçınırlar.
"Ya...ise?" ifadeleri stres ve endişe ateşine benzin dökmek anlamına gelir. İhtimaller üzerinde durduğunuzda bir şeyler milyonlarca değişik yöne kayabilir ve ne kadar fazla ihtimalleri düşünmekle zaman kaybederseniz o kadar stresi kontrol altına almak için odaklanabileceğiniz vaktinizden gider. Sakin insanlar "Ya...ise?" sorularının kendilerini nereye götüreceğinin farkındadır ve orası hiç de gitmek isteyecekleri veya ihtiyaçları olan bir yer değildir.
3. Pozitif kalıyorlar
Pozitif düşünceler beyninizin dikkatini tamamen stresten arındırılmış şeylere odaklayarak korkuyu ve irrasyonel düşünceleri susturur. İki kutup arasında gidip gelen beyninize pozitif şeyler düşünmek için biraz yardım etmelisiniz. Herhangi bir pozitif düşünce yeniden odaklanmanızı sağlar. Bir şeyler iyi gittiğinde ve iyi bir mod da olduğunuz zaman bu nispeten kolaydır. Zor kararlar üzerinde çabalıyor ve beyninize negatif düşünceler akın ediyorken bu durum biraz mücadeleci olabilir. O anda o gününüzü düşünün ve ne kadar uzun sürdüğü önemli değil, olumlu bir anınızı hatırlamaya çalışın. O gün herhangi olumlu bir şey bulamıyorsanız önceki günü düşünün hatta önceki haftayı düşünün ya da belki heyecan verici bir olayı hatırlayabilirsiniz. Buradaki önemli nokta stresi azaltmak için dikkatinizi mantıklı düşünmeye kaydıracak olumlu şeyler bulmaktır.
4. Dış Dünya ile bağlantılarını keserler
Stresi kısa aralıklarda tutmanın önemi göz önüne alındığında süreğen zamanı belli aralıklarda dış etkenlerden bağımsız hale getirmek stresi kontrol altında tutmak için size yardımcı olacaktır. 7/24 çalışmaya elverişli olduğunuzda kendinizi sabit stres faktörlerine maruz bırakıyorsunuz. Kendinizi çok kısa bir anlık bile olsa offline duruma getirip telefonlarınızı kapatın, bu vücudunuzun dinlenmesi için bir mola olacaktır. Çalışmalar bir mail gelmesi gibi anlık bir aranın bile stres seviyesini düşüreceğini gösteriyor.
Konu e mailden açılmışken, günümüz teknolojisi sürekli iletişime ve  7/24 müsait olma beklentilerine olanak tanıyor. İş yerinde değilken bile bir e posta telefonunuza düştüğünde stresten uzak anlarınızın tadını çıkarmak son derece zor hale getiriyor ve sizi iş ile ilgili düşünmeye zorlayıp stres ortamına geri çekiyor. İş ile ilgili iletişiminizi zaman zaman koparmanız gerekiyor. Eğer ki çalışma günlerinde kendinizi iş ile ilgili iletişimden koparmak çok sıkıntılı oluyorsa peki çalışmadığınız günlerde bunu yapsanız nasıl olur. Bağlantınızı koparıp offline olacağınız zaman bloklarını seçin. Bu molaların ne kadar ferahlatıcı olduğunu ve haftalık programınıza konulan bu mental şarjlar sayesinde stres seviyesini ne kadar düştüğüne şaşıracaksınız. Eğer bu durumun olumsuz yan etkilerinden endişe duyuyorsanız öncelikle bunu sizinle bağlantıya geçilmesi imkansız olan zamanlarda deneyin_ Bu Pazar Sabahı olabilir veya hafta sonu çalışıyorsanız izin gününüzün sabahı olabilir. Bu şekilde ilerleme kaydettiğinizi gördüğünüzde ve iş arkadaşlarınız da sizinle bağlantıya geçmekten vazgeçip bu durumu anlamaya başladıklarında kademeli olarak teknoloji ile olan bağlarınızı koparabilirsiniz.
5. Kafeini Kısarlar
Kafein içmek adrenalin açığa çıkmasını tetikler. Adrenalin "Savaş ya da kaç Tepkisi" nin kaynağıdır. Hayatta kalma mekanizması size şunu anlatır. Tehdit varsa panik halde kaç ya da ayağa kalk ve dövüş. "Savaş ya da kaç" mekanizması hemen tepki verme uğruna rasyonel düşünceden kaçınır. Bir ayı sizi kovalıyorsa bunu yapmanız harika bir seçim olur ama kısa ve kaba bir email'e cevap yazarken o kadar da harika bir seçim sayılmaz. Kafein zihninizi ve bedeninizi aşırı uyanık stres durumuna soktuğunda duygularınız davranışlarınızın üzerinde hareket eder. Kafeinle birlikte oluşan stres kısa aralıklarla oluşan normal stres düzeyinden çok ilerdedir.
6. Düzenli Uyurlar
Yıllardır bunun kavgasını veriyorum fakat uykunun duygusal zekayı arttırıcı etkisini ve stres düzeyini yönetme konusundaki önemini yeterince anlatamadım. Uyuduğunuz zaman beyniniz kelimesi kelimesine kendini yeniden şarj eder. Uyuduğunuzda beyniniz gün içinde yaşanan şeylerin arasında dolanır ve yararlı bulduğunu kaydedip yararsız olanlarından kurtuluyor. (Bunlar rüyalarınıza yansıyor.) Böylecene zinde ve boş bir kafa ile uyanıyorsunuz. Yeterince uyumadığınız ya da doğru bir uyku şekli ile uyumadığınız zaman dikkatiniz, self kontrolünüz ve hafızanız bundan olumsuz etkilenir. Uykusuzluk hali, stres faktörlerinden hiç birisi yokken bile kendi kendine stres hormonu seviyesini yükseltir. Stresli projeler sizi uyumak için vaktiniz olmadığı duygusuna yöneltir. Fakat tüm gece alınan uyku sizin bazı şeyleri kontrol altına almanızı sağlar.
7. Olumsuz iç konuşmaları bastırırlar
Stresi yönetmede en önemli adımlardan bir tanesi de kendi kendine olumsuz şeyleri düşünmeyi durdurmaktır. Ne kadar kendi kendinize olumsuz konuşmalar yaparsanız o kadar değerli vaktinizi ve enerjinizi onlara boşa harcarsınız. Çoğu olumsuz düşüncelerimiz düşünce olmaktan öteye gitmez, gerçeklik payı yoktur. İçinizden geçen olumsuz konuşmalara inandığınızı gördüğünüz anda durun ve içinizden geçen o şeyleri not edin. Elinizdeki işi bırakın ve düşündüklerinizi not edin. Bir kere olumsuz düşüncelerinizin gidişatını yavaşlattığınız zaman daha rasyonel ve zihni açık bir şekilde onların geçerliliğini değerlendirebilirsiniz.
"Asla", "Hiç Bir zaman", "En Kötü", gibi ifadeleri kullandığınız zaman, ifadelerinizin doğru olmadığını iddia edebilirsiniz. Hala yazmış olduğunuz ifadelerin doğru olduğuna inanıyorsanız onları bir de güvendiğiniz bir arkadaşınıza gösterin o da sizinle aynı fikirde mi. Sonra gerçek ortaya çıkacaktır. Size hiç olmayan bir şey izlenimi vermeye başladığında belli ki bu olumsuz düşünceler beynin olumsuzluk eğiliminden kaynaklanıyor. Beyin olayların şiddetini frekansını ve şiddetini abartmaya eğilimlidir. Bu tarz düşünceleri ortaya çıkarıp onları etiketleyip gerçeklerden ayırdığınız zaman sizi negatif düşünce sarmalından kurtaracak ve yepyeni bir pozitif görünüme kavuşturacaktır.
8. Perspektiflerini yeniden şekillendirirler
Stres ve endişe hepsi bizim olayları çarpık algılamamız ile alakalıdır. Gerçekçi olmayan sınırlarımız, affetmeyen patronlar ve sinir bozucu trafiğin strese sebep olduğunu düşünmek kolaydır. Koşullarınızı kontrol altında tutamazsınız ama onlara nasıl cevap vereceğinizi kontrolünüz altında tutabilirsiniz. Bir durum üzerinde uzun uzun durmadan önce durumu derinliğine anlamak için bir dakikanızı ayırın. Bunu ne zaman yapacağınızdan emin değilseniz stresi oluşturan faktörlerin yaşanan stres ile orantısına bakabilirsiniz. "Her şey ters gidiyor", "Hiç bir şey yoluna girmeyecek" gibi çok geniş kapsamlı şeyler düşünüyorsanız o halde yaşadığınız tersliklerin kapsam alanını daraltın. Her şey yerine tek tek şeyler üzerinden gidin. Tam olarak nelerin ter gittiğini kendi kendinize sorun ve not edin. Büyük ihtimalle bir kaç şey bulacaksınız -her şey değil- ve bu stres faktörlerinin kapsamı içinizde yaşadığınız strese oranla çok daha azdır. 
9. Nefes Alıp Verirler
Stresin süresini azaltmanın en kolay yollarından bir tanesi de her gün yapmış olduğunuz bir şey: Nefes almak. Nefes alışınız ile beyniniz sadece elinizdeki işe odaklanmanızı ve stres maymununu arka plana atmanızı sağlar. Stresli hissettiğiniz zaman bir kaç dakika durun ve nefes alış verişinize odaklanın. Kapıyı kapatın diğer bütün dikkat dağıtıcı unsurları kendinizden uzaklaştırın ve oturup sadece nefes alıp verin. Buradaki amaç bütün vaktinizi nefes alış verişinize odaklamaya verip beyninizin mantıksız düşüncelere kaymasını önlemektir. Nefes içinize çekip vermenin tam olarak nasıl bir his olduğu üzerinde düşünün. Bu kulağa basit geliyor ama bunu bir iki dakikadan uzun yapmak çok zordur. Başka düşünceleriniz bunu yapmanızı engelleyebilir başlangıç için bu sorun değil. Siz tekrardan dikkatinizi nefesinize verin. Eğer nefes alış verişinize odaklanmak çok güç oluyorsa o halde 1 den 20 ye kadar nefes alış verişlerinizi saymaya başlayın, arada kaçırdığınız sayılar olursa o kadar önemsemeyin baştan alabilirsiniz.
Bu görev çok basit hatta saçma gelebilir. Fakat bunu yaptıktan sonra ne kadar sakinleştiğinize ve rahatsız edici düşüncelerin ne kadar hızlı dağıldığına şaşıracaksınız. Bunu yapmasaydınız o olumsuz düşünceler kalıcı olarak beyninizde yer edeceklerdi.
10. Destek Alırlar
Her şey ile kendi başınıza mücadele etmek size cazip gelebilir ama bu tamamen etkisizdir. Sakin ve verimli olabilmek için zayıf yanlarınızı hatırlamaya ihtiyacınız vardır ve bunu için de yardım almalısınız. Durum sizi bunaltacak kadar zorlu ise destek sisteminize başvurabilirsiniz. Herkes için iş yerinde veya iş dışında kendilerini zor durumdan çıkarmak için yardım etmeye hazır kişiler vardır. Hayatınızdaki bu kişileri tespit edin ve ihtiyacınız olduğunda onların düşüncelerine ve desteklerine başvurmak için çaba gösterin. Endişeleriniz hakkında konuşmak gibi basit görünen bir şey bile size stres ve endişeleriniz ile ilgili açılma şansı verecek ve duruma yeni bir bakış açısı ile bakma olanağı tanıyacak. Çoğu zaman diğer insanlar sizin göremediğiniz çözümleri görürler çünkü onlar sizin yaşadığınız durumun duygu halinde değildirler. Yardım istemek stresinizi azaltır ve desteğine başvurduğunuz insanlarla aranızda güven ilişkisi oluşturacaktır.
Yazar: Azmi Ulaş

KENDİNE GÜVEN


KENDİNE GÜVEN
Özgüven önemli bir kişisel özelliktir; yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlar ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştırır. Özgüven kazanma süreci, yaşamın önemli zorlukları ile başa çıkma gücüne sahip ve mutlu olmaya layık bir kişi olma deneyimidir.
Özgüven insana güç verir, enerjisini artırır ve daha fazla çaba göstermeye özendirir. Başarı için ilham kaynağıdır. Başarılarımızla gurur duymamızı ve onlardan keyif almamızı sağlar.
Bizim yaklaşımımıza bağlı olarak başka insanlar ve dışımızdaki olaylar özgüvenimizi yükseltebilir ya da bitirebilirler. Yaşama özgüvenli bir şekilde yaklaşmak ve bunu sürdürmek önemlidir. Ancak, aşırı bir güven duygusu ile hareket ederek kendimizi ve diğer insanları tedirgin etme riskini de almamak gerekir.
Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Birçok durumda, özellikle karar vermemiz, inisiyatif kullanmamız veya yeni insanları işin içine katmamız gereken durumlarda rahatsız ve huzursuz oluruz.
Buna karşın, aşırı bir güven duygusu içinde davrandığımızda; sınırlarımız olduğunu kabul etmek istemeyiz, yeteneklerimiz hakkında gerçekçi olmayan düşüncelere kapılırız. Üzerimize aşırı iş yükü alırız, böylece her zaman iyi iş yapamayız. En iyiyi bizim bildiğimizi düşünürüz, önerileri göz ardı ederiz, bize yardım etmek isteyenleri de genellikle reddederiz.
Olması gereken düzeyde bir özgüvene sahip bulunduğumuzda ise; en iyi için çaba göstereceğimizi ve kabul edilebilir bir sonuç ortaya koyacağımızı bilerek işleri ele alırız. Bir işi yapamadığımızda mazeret üretmek yerine yeniden denemeye başlarız. İlk seferinde tümüyle doğru olarak anlamadığımız ya da yapamadığımız bir işin dünyanın sonu anlamına gelmediğini biliriz. Hatalarımızı dert etmek yerine onlardan ders almasını becerebiliriz. Bir çok durumla ve sorunla daha iyi baş edebiliriz.
Özgüven hedeflerimizin peşinden giderken bize güç verir. Başarılarımızla doyum ve rahatlık hissetmemize izin verir. Özgüvenimizin güçlü olması durumunda başarı bize doğal ve doğru gelir.
Birçoğumuz, belirli zamanlarda, belirli insanlarla ve belirli durumlarda kendimizi güvenli hissederken bazı durumlarda, zamanlarda ve bazı insanların karşısında özgüvenimizi yitiririz. Kendimize olan güven duygumuzu nelerin etkilediğini doğru anlamamız gerekir.
Bunun için şu soruları kendimize sormalıyız ve dürüst cevaplar vermeliyiz.
Ø Kendimize en çok güvendiğimiz zamanlar hangileridir? Yeteneklerimizden emin olduğumuz ve kendimizi en rahat hissettiğimiz durumlar nelerdir?
Ø Karşısında özgüvenimizin en yüksek olduğunu düşündüğümüz insanlar kimlerdir? Niçin?
Ø Onlar, bize özgüvenimizi artıracak ne söylüyorlar veya ne yapıyorlar?
Ø Ne zaman kendimize olan güvenimizin en düşük olduğunu hissediyoruz?
Ø Özgüvenimizi azaltanlar nelerdir? Hangi insanlar ve hangi durumlar bizim kendimizi güvensiz hissetmemize neden oluyor? Söylenen ya da yapılanlar nelerdir?
Bu sorulara cevap verirken hazır olmadığınız yeni durumlardan ya da kıyafetinizin ve dış görünümünüzün iyi olduğu zamanlardan söz edebilirsiniz. Özgüven, çoğunlukla, kendimizi nasıl hazırladığımız ve kendimizi nasıl gördüğümüz ile ilgilidir. Özgüven gelip giden, azalıp artan bir duygudur. Bazı günler kendimizi diğer günlere göre daha güvenli ve güçlü hissederiz. Bazı günlerde de kendimizi arkadaşlarımızın yanında yetersiz hissederiz veya kendi yeteneklerimizi sürekli olarak onlarınki ile kıyasladığımız durumlar yaşarız.
Özgüvenimizin zayıfladığı durumlarda yapabileceğimiz ilk iş, hiç kimsenin mükemmel olmadığını kabul etmektir. Belki, başka insanların sizin sahip olmadığınız becerileri vardır. Ancak, siz de büyük olasılıkla onların yapamadığı bazı şeyleri yapabiliyorsunuz.
Özellikle, onlarla rekabet edebileceğiniz alanlarda kendi yeteneklerinizi geliştirmeye odaklanın. Tüm yapabileceklerinizi aklınıza getirin, yapamayacaklarınız için fazlaca endişelenmeyin, onlara takılıp kalmayın.
Özgüveni artırmanın iyi bir yolu, yaşamdaki başarılarımızı hatırlamaktır. Sahip olduğumuz tüm yeteneklerimizi, iyi kullandığımız becerilerimizi aklımıza getirelim ve güvenli davranarak kazançlı çıktığımız zamanları hatırlayalım.
Eğer, siz de özgüveninizi kazanmak ve geliştirmek istiyorsanız, yeteneklerinizi önemseyin ve kabuğunuzdan çıkın. Daha rahat ve girişken davranmayı öğrenin. Fikirlerinizi daha sesli ifade edin. Sorumluluklar alın. İş yaşamınızda karar alma süreçlerinde ve uygulamalarda daha aktif olarak kendinizi gösterin. Enerjik olmak için bu tür insanları kendinize örnek alın. Cesaretli olun, hata yapmaktan korkmayın. Başarısızlıkların birer ders olduğunu ya da başarı yolunda küçük molalar olduğunu düşünün. Elde ettiğiniz her başarıyla özgüveninizin arttığını göreceksiniz.
Yazar: İsmet Barutcugil

ÖZGÜVEN


ÖZGÜVEN NASIL KAZANILIR
Özgüven önemli bir kişisel özelliktir; yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlar ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştırır. Özgüven kazanma süreci, yaşamın önemli zorlukları ile başa çıkma gücüne sahip ve mutlu olmaya layık bir kişi olma deneyimidir.
Özgüven insana güç verir, enerjisini artırır ve daha fazla çaba göstermeye özendirir. Başarı için ilham kaynağıdır. Başarılarımızla gurur duymamızı ve onlardan keyif almamızı sağlar.
Bizim yaklaşımımıza bağlı olarak başka insanlar ve dışımızdaki olaylar özgüvenimizi yükseltebilir ya da bitirebilirler. Yaşama özgüvenli bir şekilde yaklaşmak ve bunu sürdürmek önemlidir. Ancak, aşırı bir güven duygusu ile hareket ederek kendimizi ve diğer insanları tedirgin etme riskini de almamak gerekir.
Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Birçok durumda, özellikle karar vermemiz, inisiyatif kullanmamız veya yeni insanları işin içine katmamız gereken durumlarda rahatsız ve huzursuz oluruz.
Buna karşın, aşırı bir güven duygusu içinde davrandığımızda; sınırlarımız olduğunu kabul etmek istemeyiz, yeteneklerimiz hakkında gerçekçi olmayan düşüncelere kapılırız. Üzerimize aşırı iş yükü alırız, böylece her zaman iyi iş yapamayız. En iyiyi bizim bildiğimizi düşünürüz, önerileri göz ardı ederiz, bize yardım etmek isteyenleri de genellikle reddederiz.
Olması gereken düzeyde bir özgüvene sahip bulunduğumuzda ise; en iyi için çaba göstereceğimizi ve kabul edilebilir bir sonuç ortaya koyacağımızı bilerek işleri ele alırız. Bir işi yapamadığımızda mazeret üretmek yerine yeniden denemeye başlarız. İlk seferinde tümüyle doğru olarak anlamadığımız ya da yapamadığımız bir işin dünyanın sonu anlamına gelmediğini biliriz. Hatalarımızı dert etmek yerine onlardan ders almasını becerebiliriz. Bir çok durumla ve sorunla daha iyi baş edebiliriz.
Özgüven hedeflerimizin peşinden giderken bize güç verir. Başarılarımızla doyum ve rahatlık hissetmemize izin verir. Özgüvenimizin güçlü olması durumunda başarı bize doğal ve doğru gelir.
Birçoğumuz, belirli zamanlarda, belirli insanlarla ve belirli durumlarda kendimizi güvenli hissederken bazı durumlarda, zamanlarda ve bazı insanların karşısında özgüvenimizi yitiririz. Kendimize olan güven duygumuzu nelerin etkilediğini doğru anlamamız gerekir.
Bunun için şu soruları kendimize sormalıyız ve dürüst cevaplar vermeliyiz.
Ø Kendimize en çok güvendiğimiz zamanlar hangileridir? Yeteneklerimizden emin olduğumuz ve kendimizi en rahat hissettiğimiz durumlar nelerdir?
Ø Karşısında özgüvenimizin en yüksek olduğunu düşündüğümüz insanlar kimlerdir? Niçin?
Ø Onlar, bize özgüvenimizi artıracak ne söylüyorlar veya ne yapıyorlar?
Ø Ne zaman kendimize olan güvenimizin en düşük olduğunu hissediyoruz?
Ø Özgüvenimizi azaltanlar nelerdir? Hangi insanlar ve hangi durumlar bizim kendimizi güvensiz hissetmemize neden oluyor? Söylenen ya da yapılanlar nelerdir?
Bu sorulara cevap verirken hazır olmadığınız yeni durumlardan ya da kıyafetinizin ve dış görünümünüzün iyi olduğu zamanlardan söz edebilirsiniz. Özgüven, çoğunlukla, kendimizi nasıl hazırladığımız ve kendimizi nasıl gördüğümüz ile ilgilidir. Özgüven gelip giden, azalıp artan bir duygudur. Bazı günler kendimizi diğer günlere göre daha güvenli ve güçlü hissederiz. Bazı günlerde de kendimizi arkadaşlarımızın yanında yetersiz hissederiz veya kendi yeteneklerimizi sürekli olarak onlarınki ile kıyasladığımız durumlar yaşarız.
Özgüvenimizin zayıfladığı durumlarda yapabileceğimiz ilk iş, hiç kimsenin mükemmel olmadığını kabul etmektir. Belki, başka insanların sizin sahip olmadığınız becerileri vardır. Ancak, siz de büyük olasılıkla onların yapamadığı bazı şeyleri yapabiliyorsunuz.
Özellikle, onlarla rekabet edebileceğiniz alanlarda kendi yeteneklerinizi geliştirmeye odaklanın. Tüm yapabileceklerinizi aklınıza getirin, yapamayacaklarınız için fazlaca endişelenmeyin, onlara takılıp kalmayın.
Özgüveni artırmanın iyi bir yolu, yaşamdaki başarılarımızı hatırlamaktır. Sahip olduğumuz tüm yeteneklerimizi, iyi kullandığımız becerilerimizi aklımıza getirelim ve güvenli davranarak kazançlı çıktığımız zamanları hatırlayalım.
Eğer, siz de özgüveninizi kazanmak ve geliştirmek istiyorsanız, yeteneklerinizi önemseyin ve kabuğunuzdan çıkın. Daha rahat ve girişken davranmayı öğrenin. Fikirlerinizi daha sesli ifade edin. Sorumluluklar alın. İş yaşamınızda karar alma süreçlerinde ve uygulamalarda daha aktif olarak kendinizi gösterin. Enerjik olmak için bu tür insanları kendinize örnek alın. Cesaretli olun, hata yapmaktan korkmayın. Başarısızlıkların birer ders olduğunu ya da başarı yolunda küçük molalar olduğunu düşünün. Elde ettiğiniz her başarıyla özgüveninizin arttığını göreceksiniz.
Yazar: İsmet Barutcugil

GELECEĞİN MESLEKLERİ


Gelecek hangi işlerde?
26 Temmuz-2 Ağustos arasında ise yüzbinlerce aday gelecekte çalışacakları işi belirleyecek tercihleri yapacak. İşte bu tercihleri yaparken gelecekte onları ne bekliyor, Hürriyet İK olarak onları araştırdık.
Makineler yüzyıllardır insanların istihdam ve iş geleceği konusunda belirleyici bir rol oynuyor. Geçen on yılda insanların yaptığı yüzlerce iş, çok daha az maliyet ve hata ile onlar tarafından yapılabiliyor. Üstelik makineler bırakın sahneden çekilmeyi, her geçen gün sektörlerdeki payını arttırıyor. Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı firmalarından McKinsey&Company, yeni yayınladığı raporda çeşitli sektörlerde hangi faaliyetlerin ne oranda makineleşebileceğini ortaya koydu. 
Raporda 19 sektörde 7 iş faaliyetinin ne oranda teknik olarak makineleşme potansiyeline sahip olduğu ABD İşgücü İstatistikleri Bürosu’nun verilerinden yola çıkılarak derlendi. Raporda üretim ve parekendecilik sektörlerinin makineleşmede en yüksek potansiyele sahip olduğu da vurgulandı. Sağlık ile eğitim ise otomasyon açısından en zayıf sektörler. Yani her iki alanda çalışanların da gelecekte önleri açık. Finans ve inşaat ise orta düzeyde potansiyel barındıran sektörler arasında yer aldı. 
Raporda 19 sektörde; yönetim, uzmanlık, insanlarla etkileşim, öngörülemez fiziksel işler, veri toplama, bilgi işlem, öngörülebilir fiziksel işler gibi 7 iş faaliyeti belirlendi. Sektörler bazında yapılan bu iş faaliyetlerinin ne oranda makineleşme potansiyeli taşıdığı araştırıldı. İşte sektörler ve otomasyon ile ilgili öne çıkan dikkat çekici veriler:
EN AZ MAKİNALAŞMA YÖNETİMDE
Çevresel koşullardan bağımsız olan ‘öngörülebilir fiziksel iş faaliyetleri’nde tüm sektörlerde yüzde 78 oranında otomasyona geçilebileceği öngörülüyor. Ele alınan 19 sektörün ortalamalarına göre veri toplamada yüzde 69, bilgi işlemde ise 69 oranında makineleşme potansiyeli mevcut. En az makineleşme şansı olan iş faaliyeti, yüzde 9 ile ‘yönetim’. Çünkü yönetim; insanlarla etkileşim gerektiriyor ve makineler bu konuda hâlâ insanlar kadar gelişmiş değil. 
Rapora göre sağlıkta ve eğitimde otomasyon potansiyeli çok düşük. Konaklama ve gıda sektörlerinde ise öngörülebilir fiziksel işlerde otomasyonlaşma oranı yüzde 48; inşaatta ise yüzde 41. 19 sektör içinde en yüksek otomasyon potansiyeli, yüzde 51 ile tarım sektöründe.
GELECEĞİN MESLEKLERİ TEKNOLOJİDE SAKLI
TÜRKİYE’DE fütürist denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Ufuk Tarhan iş ve yaşam koşullarımızdaki tüm değişimi şekillendirecek teknolojik belirleyiciler arasında büyük veri, bulut bilişimi, nesnelerin interneti (IoT) 3 boyutlu baskı, sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik, giyilebilir teknoloji, hologram teknolojisi, insansız araçlar, kısa kod uygulamalarını sayıyor. Tarhan, geleceğin mesleklerinin bu teknolojilere göre şekilleneceği belirterek şunları söylüyor:
5-10 YILA YAPAY ZEKA ÇAĞINDAYIZ
Şu an mobilizasyon ve dijitalleşme çağı içindeyiz. 5-10 yıl içinde robot, yapay zeka ve yenilenebilir enerji çağlarına geçmiş olacağız. Bugün var olan mesleklerin bazıları tamamen yok olacak, kalanların hepsi çok önemli değişiklikler geçirecek. Örneğin muhasebecilık, çağrı merkezi elemanı, perakende satış asistanı, emlakçılık, sekreterlik bunlar arasında sayılabilir. 
DİJİTAL HER ŞEY KAZANDIRACAK
2017-2018’de tüm internet trafiğinin yüzde 90’ı video olacağı için videolaştırma alanıyla ilgili tüm işler çok önem kazanacak. Bu da bu iş alanını büyütecek. Sosyal medya, dijital pazarlama, dijital reklamcılık, dijital iletişim kısacası dijital her şey kazandıracak.
VERİ ANALİSTLERİNİN GELECEĞİ PARLAK
Yapay zeka analiz görevini tamamen üstlenene kadar her sektörde büyük veri analistleri vazgeçilmez olacak. Büyük veri yığınları içerisinden gelecekle ilgili tahminde bulunabilmemizi sağlayabilecek bağıntıların bilgisayar programı kullanarak aranması anlamına gelen veri madenciliği içinse gelecek parlak. STEAM alanları (Fen bilimleri, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematik) temel bilimler arasına girecek. Her meslek uzmanı bunları iyi derecede anlar hale gelecek. Yani mühendis sanatçılar, teknolojist matematikçiler, sanatçı bilim insanları gibi yeni karma meslekler ortaya çıkacak.
MÜHENDİSLİK YENİDEN YÜKSELİŞTE
Mühendislik gelecekte de önemini koruyacak. Özellikle uçak, uzay, genetik, biyokimya, nano teknoloji, robot, çevre, doğa, iklim, materyal, hologram ile ilgili mühendislikler ön plana çıkacak. Teknoloji ile iç içe geçmiş yeni nesil hukukçular, regülatörler, denetçiler olacak. Yakın gelecekte, analistlik, görsel-metinsel editörlük, kurguculuk, küratörlük de yıldızı parlayacak işler arasında.
ROBOT PATRONLAR DÖNEMİ BAŞLAYACAK
RoboBoss’lar (Robot Patronlar) oluşacak. İnsanlar robotlarla çalışmaya, yaşamaya alışacak. Robot-insan karmasının yapacağı iş süreç ve modellerinin tasarımcıları, koordinatörleri epey revaçta olacak.  Giyilebilir teknolojiler nedeniyle tekstil, moda, deterjan, perakende, pazarlama, satış ve kimyasallarla ilgili sektörlerde çalışanlar, nano, genetik, kimya, biyoloji gibi teknolojilerden çok iyi anlayan bambaşka tasarımcılara, mühendislere dönüşecek.”
GELECEĞİN MESLEKLERİ
Yazılım mühendisleri Uçak, uzay, genetik, biyokimya, nano teknoloji, robot, çevre, doğa, iklim, materyal, hologram ile ilgili mühendislikler  Büyük veri analistleri Sosyal medya, dijital reklamcılık uzmanları Mekanik-montaj birinci derece süpervizörleri Acil durum yönetim müdürleri Odyologlar Meslek hastalıkları uzmanları Ortez/protez uzmanları Diyetisyenler ve beslenme uzmanları Satış mühendisleri Doktorlar ve cerrahlar Psikologlar.
ÜST DÜZEY YÖNETİCİLER GELECEĞİN MESLEKLERİNİ ANLATTI
YARATICILIK GEREKTİREN ALANLAR BİR ADIM ÖNDE
Albright Stonebridge Group Baş Danışmanı Hakan Akbaş: Gelecekte yönetimsel, düşünsel ve uzmanlık gerektiren meslekler revaçta olacak. Yaratıcılık, organizasyon becerisi, diploması gibi yetkinlikler önem kazanacak. Sağlık, eğitim, hukuk gibi sektörler öne çıkacak.
YAZILIM MÜHENDİSLİĞİNDE GELECEK VAR
Bosch Türkiye ve Orta Doğu Başkanı Steven Young: Bana göre, geleceğin trend mesleklerinden biri ‘yazılım mühendisliği’. Yaşamın her alanında otomasyonu görüyoruz. Kas gücü kullanımı azalacak, insanın karar verme yetisi daha fazla kullanılacak. Her an değişime, öğrenmeye açık, kendi kendine organize olan takımlar ve takım arkadaşlarına ihtiyaç artacak
ANA DİSİPLİNLER HER ZAMAN REVAÇTA OLACAK
Toyota Otomotiv Türkiye G.M. ve CEO’su Hiroshi Kato: Ana disiplinler ve temel mühendislik bilimleri her zaman revaçta olacak. Mekatronik, otomotiv, biyomedikal alanlarından türetilecek uzmanlık alanları gelecekte önem kazanacak. Mobilite ve insan hayatını kolaylaştırıcı unsurlara odaklı alanlar yükselişe geçme potansiyeline sahip. Örneğin insansız araçları veya enerji verimliliğini öne çıkaran ulaşım teknolojileri gibi. 
ENERJİ YÖNETİMİ ÖNE ÇIKIYOR
Schneider Elektrik Türkiye İK Müdür Yardımcısı Ayşe Özdemir: Geleceğin meslekleri dendiğinde yazılım, teknoloji, enerji yönetimi ve çözümleri gibi alanlar ön plana çıkıyor. Daha çok akıl gücü, yaratıcılık gerektiren, görsel ve tasarım yetkinlikleri olan bireylerin bunları kullanabileceği alanlar yükselişe geçecek.

Yazar: Önder Öndeş

YURT DIŞINDA İŞ NASIL ARANIR


YURT DIŞINDA İŞ NASIL BULUNUR ?

Hedefleriniz arasında yurt dışı deneyimi var, ama bunu nasıl gerçekleştireceğinizi bilmiyorsanız bu yazı tam size göre. İster eğitim, ister kariyer için yurt dışına çıkmanın ön koşulu bağlantı kurmak. Peki bu bağlantılara nasıl ulaşacaksınız? İşte size cevapları…
Yurt Dışında Çalışmak
Yazmayı, düşüncelerimi paylaşmayı oldum olası sevmişimdir. Bugüne kadar, LinkedIn'de çalıştığım dönem de dahil olmak üzere hiçbir şey paylaşmamış olduğumu fark edip, yeni yıl öncesinde, 2017'de daha çok yazmaya, aklıma gelenleri, bildiklerimi, gördüklerimi daha çok paylaşmaya karar verdim. Bunu yaparken İngilizceden ve İngilizce terimlerden olabildiğince kaçınıp; Türkiye'de yaşadığım dönemde de hep eleştirdiğim plaza dilinden de uzak durmaya özen göstereceğim. Alıntılar, fotoğraflar kullanırsam da kesinlikle Türkçesini de paylaşacağım. LinkedIn profilim İngilizce olsa da (yurt dışında çalışmamın getirdiği bir zorunluluk) LinkedIn'deki her yazının İngilizce yazılması gibi bir zorunluluk olmadığını, hatta platformun eksiklerinden birinin de Türkçe kullanmaktan kaçınan insanlar olduğunu hatırlatmak için aldığım bilinçli bir karar bu.
Konunun başlığı aslında bugünlerde daha da çok gündeme gelmeye başlamış, özellikle de beyaz yaka arkadaşlarım arasında daha da sık konuşulmaya başlanmış bir konu. Eminim ki bu konuyla ilgili onlarca, yüzlerce yazı yazılmıştır bugüne kadar. Başta Ekşisözlük olmak üzere "Türkiye'den gitmek", "Uruguay'a Yerleşmek", "Kanada göçmenlik şartları" gibi birçok "Like - Retweet" odaklı yazılar da mevcut. Fakat ben olaya biraz daha yapıcı ve 2 senelik süreçte öğrendiğim kadarıyla, nacizane, yol gösterici yaklaşmaya çalışacağım.
Yurt dışında çalışmak/ yaşamak kararını almak/ hayata geçirmek oldukça zor ve pat diye yapılacak bir şey değil. Geldiğinizde bulduğunuz dünya da tabii ki toz pembe değil. Etrafınızdaki insanlara baksanız hepsi her gün Türkiye'yi kötüleyip "Gitmek lazım buralardan", "En iyisini gidenler yapıyor" dese de, "Hadi sen de gel/git" dediğinizde, "Ama" , "Ya aslında..." ile başlayan cümleler duymanız çok olası.
Her türlü değişim için birinci şart, bunu yalnızca yurt dışında çalışmaya başlamak olarak değerlendirmek de yanlış, Türkiye'de çalıştığım dönemde de işinden, görüntüsünden, evinden, ilişkisinden sürekli mutsuz olan ama asla değiştirmek için adım atmayan onlarca insan tanıdım, SEÇİM YAPMAK. Alıntıladığım fotoğrafın net bir şekilde anlattığı gibi "Eğer bir seçim yapmazsanız, fırsatları yakalayamaz, hayatınızı da asla değiştiremezsiniz". Yerinizde oturup hayatınızdan sonsuza kadar mutsuz olabilirsiniz. Yaptığınız değişimler sizi mutlu da etmeyebilir fakat günün sonunda yapmadıklarınız için yaşayacağınız pişmanlık, yaptıklarınızdan yaşayacağınız pişmanlıktan her zaman daha fazla olacak. Özetle, kötü de olsa bir karar verin ve harekete geçin.
Kararı verdiğimizi varsayalım ve artık yurt dışında çalışma olanaklarını araştırıyoruz. Peki nereden başlayacağız? Benim gördüğüm iki seçenek var:
Master programları
LinkedIn'den doğru işi aramak/ bulmak
Master programları birçok kişi için kariyerini değiştirmek ve olduğu yerden çıkmak, sektör, hatta ülke değiştirmek için en hızlı ve kolay seçenek gibi duruyor. Tabii ki bildiğimiz gibi bir şey hızlı ve kolaysa malesef ucuz olamıyor çünkü bu üçünü bir arada bulabildiğimiz bir çözüm yok. Burada doğru seçim, master programınızdan sonra size ülkede çalışma imkanı veren ülkelerle ilerlemek. İrlanda yaşadığım ve bildiğim bir örnek, fakat bildiğim kadarıyla bunu ABD, İngiltere ve Kanada'da da yapmak mümkün, yanlışsa bilgi lütfen düzeltin. Bu seçeneğin en büyük eksisi, varsa elinizdeki birikmiş paranızı bir programa yatıracak olmanız. Bu sizi korkutabilir ve yapmak istemeyebilirsiniz ama uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacağınızı düşünürsek, tabii ki ilk koşulda olduğumuzu ve amacımızın yurt dışında çalışmak/ yaşamak olduğunu düşünerek konuşuyorum, bu seçenek kesinlikle denemeye değer. Araştırma kısmı sizde :)
Gelelim ikinci seçeneğe. Eski bir LinkedIn çalışanı olduğum için değil, Türkiye'de halen istenen seviyede olmasa da dünyanın gerçeği olduğu için, LinkedIn'de iş aramak ve doğru işi bulmak seçeneğine. Bu başlığı da aslında iki ayrı başlık halinde değerlendirmek lazım.
Bilgisayar Mühendisleri
Sosyal Bilimler (Finans, Satış, Pazarlama)
Bilgisayar mühendisleri için yurt dışında iş bulmak şu anda herkese göre daha kolay. İngilizceyi iyi bildiğinizi ve yeni teknolojileri yakından takip ettiğinizi varsayıyorum. Şu anda yalnız Türkiye'de değil, tüm dünyada yetenek yönünden en az bulunan ve TÜM ŞİRKETLERİN aradığı pozisyonlar yazılım, bilgisayar ve yeni teknolojiler odaklı. LinkedIn'den arama yöntemlerini birazdan iki başlık için birlikte anlatacağım ama bu kitabın adını burada çalışan birçok mühendis arkadaşımdan duydum. Mülakatlar öncesi edinmekte fayda var.
Sosyal Bilimler mezunları ya da şirketlerin ilgili bölümlerinde çalışanlar için işler biraz daha zor. Şirketler için ilk seçenek her zaman çalışma izni olan, o ülkede çalışabilecek birini işe almak olduğundan bir Türk olarak fark yaratabileceğiniz nokta tabii ki TÜRKÇE konuşuyor olmanız. Daha önce hiç fark ettiniz mi bilmiyorum ama dünyanın birçok ülkesinde anadili Türkçe olan insanlar arıyorlar. İlk aklıma gelen ülkeler İrlanda, İspanya, Çek Cumhuriyeti, Malta. Bu pozisyonlar genellikle müşteri hizmetleri & satış odaklı pozisyonlar. Bu ülkelerde yaşayan, yıllar önce bu ülkelere yerleşmiş ve çalışma izni olan insanlar ilk rakipleriniz. Fakat doğru adımlarla ilerlerseniz, size çalışma izni konusunda sponsor olacak şirketi kesinlikle bulabilirsiniz. Özellikle büyük şirketler (Google, Facebook, LinkedIn, Oracle vb.) bu konuda daha cömert ve yardımcılar.
LinkedIn'i nasıl etkin kullanabiliriz ve özellikle yurt dışındaki işlere nasıl başvurabiliriz kısmına geldik. Burada ilk önerim iş aradığınızı tüm İnsan Kaynakları çalışanlarına göstermeniz. Korkmayın, kendi şirketinizdeki insan kaynakları bunu görüp sizi işinizden etmeyecek çünkü birincisi, onlar bunu göremezler, LinkedIn bunu sizin yerinize düşünmüş, ikincisi hiçbir İK yöneticisinin tekliflere açıksınız diye size kapıyı gösteremeyeceğini de biliyoruz. Zaten hangimiz daha iyi iş tekliflerine açık değiliz ki? Türkiye'de ve dünyada yeteneklerin %80'inden fazlası aktif iş aramayan fakat daha iyi tekliflere her zaman açık adaylar. Bunu nasıl mı yapacağız?
1) Ana sayfanızdaki iş ilanlarına tıklıyorsunuz.
2) Karşınıza çıkan sayfada Preferences (Tercihler) sekmesine gidiyorsunuz. Bunu açmak artık bir tık uzağınızda. Artık iş aramasanız da, iş tekliflerine açık olduğunuzu her insan kaynakları çalışanı biliyor
3) Aynı bölümde yapacaklarımız bunlarla sınırlı değil. Aynı zamanda tercihlerinize uygun iş ilanlarından oluşan özel bir bölüm oluşturmanız da mümkün. Yapmamız gereken çalışmak istediğiniz ülkeleri, sektörleri ve şirket büyüklüklerini seçmeniz. Devamında iş ilanları sayfanızda tercihlerinize uygun ilanlar göreceksiniz.
Bütün bu adımlarla henüz aramaya geçmeden, LinkedIn'i daha etkin kullanmaya başladık bile.
Gelelim son adıma, doğru işi bulmaya. Burada önerim Bilgisayar mühendisleri için kullandıkları yazılım dilleri ile ya da mevcut iş tanımları ile "Java, .Net, C++ vb." sosyal bilimler için ise "Türkçe, Turkish, Turkey, Multilingual" kelimeleri ile iş ilanlarında arama yapmaları. Burada bir LinkedIn kısayolu paylaşayım. Aradığımız kelimelerin arasına büyük harfler ile OR koyduğumuzda (Java boşluk OR boşluk Turkish) LinkedIn tüm kelimeler için tek seferde arama yapıyor. Aşağıda iki örneğini hemen paylaşıyorum. Bu aramalarda lokasyon seçmezseniz tüm dünyada, seçtiğinizde ise o lokasyonda, ilanın başlığında/ içinde aradığınız kelimeler geçen tüm ilanları bulursunuz.
Bilgisayar mühendisleri daha şanslı demiş miydim? :) Yalnızca İrlanda'da, yalnızca bu 3 yazılım dili ile ilgili ilan sayısı 930.
Özellikle teknoloji şirketleriyle, aslında birçok şirkette benzer uygulamalar mevcut, ilgili bilmeniz gereken bir başka nokta da şirketlerin iç referans yöntemi ile işe alım yapma oranlarının oldukça yüksek olması. Şirket içinden biri size aradığınız ve uygun olduğunuzu düşündüğünüz pozisyon için referans olduğunda hem öncelikli değerlendiriliyorsunuz, bu tabii ki işi aldınız demek değil, hem de size referans olan kişi eğer işe alınırsanız güzel bir bonus alıyor şirketinden. Bunu niçin söyledim, önce her zaman o şirketten, mümkünse o pozisyonda çalışan birini bularak size referans olmasını isteyin. Burada üzerinizdeki çekingenliği atmanız ilk şart çünkü özellikle kendi deneyimimden, eşimin işe alım süreçlerindeki aktifliğinden ve insanlarla tanışmasından yola çıkarak söyleyebilirim ki, herkes size bir şekilde yardımcı oluyor. Kazan - Kazan. Dikkat etmeniz gereken şey önce referans yöntemini denemeniz çünkü önce başvuru yaparsanız şirketler genelde referansı kabul etmiyorlar, minik bir dipnot olsun.
Özetle:
Karar ver
Harekete geç
LinkedIn profilini düzenle
Uygun işleri bul
Şirket içinden yardım iste
Gerisi biraz da şans...

Yazar: Mehmet İlker Aktaş